🇷🇸 “Bosna Kasabı” Ratko Mladiç, bugün Sırbistan’da defnedildi! Ama mesele sadece onun toprağa ya da tarihin karanlık sayfalarına gömülmesi değil, ölümünden sonra yaşanan utanç verici olaylar dizisi…
📍Bosna Hersek’te Sırp nüfusun yoğun yaşadığı birçok şehirde anma yürüyüşleri yapılması;
📍Kızılyıldız-Partizan derbisinden tribünlerde resimleri açılması ve anısına saygı duruşunda bulunulması;
📍Sırbistan hükümetinin cenazeyi getirmek için devletin resmi uçağını tahsis etmesi;
📍Sırbistan bayrağına sarılı tabutun, Belgrad’da askeri törenle karşılanması;
📍Cumhurbaşkanı Aleksandar Vuçiç’in cenaze töreninin layıkıyla düzenlenmesi için elinden geleni yaptığını söylemesi ve cenazeye oğlunu göndermesi;
📍Kilisedeki ayini bizzat Sırp Ortodoks Kilisesi Patriğinin yönetmesi;
📍Devlete ait Sırbistan Orduevi’nde bu resmi anma programı bile düzenlenmesi…
📌 Bu ölüm aslında, Sırbistan devleti ve bölgedeki Sırplar için soykırım kurbanlarına saygı duymak ile soykırım faillerini yüceltmek arasında bir çizgi çekmek adına belki de son şanstı! Ama yaşanan bu utanç zinciri gösterdi ki aradan geçen 30 kusur yılda değişen hiçbir şey olmamış!
Mladiç bugün toprağa girdi belki ama, Sırbistan’ın ve Sırpların alkışlarla yaşatmaya çalıştığı o barbar ideoloji ne yazık ki hala kapkara bir tehdit olarak aramızda dolaşıyor!
“Türklerden, yani bölgedeki Müslümanlardan intikam alma vakti geldi” diyen o kanlı zihniyet, bugün statlarda, sokaklarda, siyasetin birçok kademesinde ve devletin tam merkezinde varlığını yüzsüzce sürdürmeye devam ediyor.
🎙️ @Gul_Kayhan anlattı.
Ege ve özellikle Akdeniz'de denizlerimizde mikroplastik kirliliği yaşandığı aktarılıyor. Girdiğiniz denizde ince mikroplastik maddelere rastladınız mı?
Disgusting behaviour by the Argentinians at the end, especially Paredes.
Just a bunch of nasty violent thugs, and a disgrace to football. Never been so happy to see a team lose.
este domingo no se juega solo una final del mundial: se enfrentan dos formas opuestas de entender la vida
por un lado, Argentina representa la materialización una low trust society. la exaltación de la trampa, el marrullerismo con la excusa de la pasión
un equipo que ha llegado a la final arrastrándose entre ayudas arbitrales y juego sucio, porque en su modelo del mundo el que respeta las reglas es un pardillo
se aprecia en la estética: tíos hiper-tatuados que parecen sacados del patio de una carcel panameña, sin clase, sin saber estar y con un comportamiento visceral sin respeto por el rival
por el otro lado, España representa el orden, la estructura, la táctica. el respeto por el rival y por las normas del juego. La representación de una high trust society y de los valores europeos llevados al césped: un sistema donde cada individuo cumple su función sin hacer trampas, porque confía en que el sistema y el esfuerzo colectivo le van a recompensar
no es solo fútbol, este domingo se enfrenta la civilización contra la barbarie
Macaristan sınırındayım . Gümrüğe tabi bir şey var mı dediler. Çıkarıp sigaralarımı gösterdim. 6 paket fazlaymış. 6 paket sigara için ailemi ve beni rehin aldılar sanki. Yasak olan 6 paket sigara değil Türk sigarası olmasıymış. Polis çocuk Sırp , Bulgar sigarası olur ama Türk sigarası olmaz dedi.
Saklamadigim gibi kendi elimle bagajdan çıkarıp verdim .
Bizi bir salona aldılar. Klima yok . İçerideki herkes Türk. 2 paket sigara için saatlerce bekleyenler var. Türk sigarası yasak olunca içerideki herkes Türk doğal olarak .
İmha etmiyorlar halbuki el koyup bizi gönderebilirlerdi ama ceza yazıp ödemenizi istiyorlar. Birisi sabah 9 'dan veri bekliyormuş. 2500 euro ceza yazmışlar . Adam itiraz edince bekletiyorlarmiş. Ödeme yapmazsan beklersin diyorlar.
Bi görevli bana da öde dedi. Arabamı arayan polisi çağırdım." Saklamadan kendim verdim." Dedim . Çocuk biraz mahcup oldu ama kime anlatıyorsun. Eşim ve cocuklarm yanımda olduğu için uzatmadım odemeyi yapacağım dedim.
Bana bir kağıt imzalattilar. Macarca. Asla itiraz etmeyeceğine , parayı kendi rizamla ödediğime dair . Aşağıya resmini ve tercümesi ekleyeceğim
Budapeste rezervasyonlarımı iptal ettim , lanet olsun dedim .
Aptallık bende. Bizi bu kadar sevmeyen , sıcak bir salona hayvan yığar gibi yığan bir ülkeye neden gidiyoruz ?
Ya da bizim bürokratlarımız neden ses çıkarmıyor
Ya da Macar halkı da bu şekilde bize düşman mı ?
@TC_BudapesteBE@TC_Disisleri@MacaristanBE
Türk futbolunun en büyük başarısı nedir diye sorsalar, sanırım artık sahadaki sonuçları değil, sonuçlardan bağımsız olarak umut satabilme becerisini söylerim.
Çünkü biz dünyada belki de başarısızlığı bu kadar uzun süre başarı gibi pazarlayabilen ender milletlerden biriyiz.
Her turnuva öncesi aynı filmi izliyoruz. Bu kez farklıyız, bu kez hazırız, çok iyi bir jenerasyon geliyor. Sonra turnuva başlıyor ve birkaç hafta sonra eve dönüyoruz.
Eskiden milli takım kaybettiğinde insanlar gerçekten üzülürdü. Çünkü ortada kaçırılmış bir fırsat vardı. Şimdi ise kaybetmek bile kurumsallaştı. Maç bitiyor, teşekkür mesajları yayınlanıyor, videolar hazırlanıyor. Sanki Dünya Kupası’ndan elenmedik de yeni sezon ürün lansmanını tamamladık. Hatta bazen futbolun kendisi, reklam kampanyalarının arasına sıkışmış küçük bir ayrıntı gibi duruyor. Bir oyuncunun hangi arabaya bindiğini, hangi saat markasıyla çalıştığını, hangi şampuanı kullanıp hangi krakeri yediğini biliyoruz. Ama son üç beş maçta kaç ikili mücadele kazandığını bilmiyoruz. Eskiden başarı para getirirdi, şimdi bazen para başarıdan önce geliyor. Henüz büyük bir şey kazanmadan yıldız gibi yaşamak, kupaya dokunmadan efsane muamelesi görmek mümkün.
Belki de Türk futbolunun en büyük rakibi Almanya, İspanya ya da Arjantin değildir. Belki de en büyük rakibi kendi anlattığı hikâyedir. Çünkü biz futbol oynamaktan çok futbol hikâyesi anlatmayı seviyoruz. Daha ilk düdük çalmadan destan yazıyor, grup aşaması başlamadan yarı final hesapları yapıyoruz. Sonra sahadaki gerçeklik gelip suratımıza tokat gibi çarpıyor. O zaman da dönüp hakemi, çimi, fikstürü, havayı, şansı konuşuyoruz. Bir tek futbolu konuşmuyoruz.
Oysa dünyanın büyük futbol ülkeleri kendilerini olduklarından büyük göstermeye çalışmıyorlar. Çünkü gerçekten büyükler. Biz ise bazen büyük görünmeye çalışırken büyümeyi unutuyoruz. İşin acıklı tarafı şu, Bu ülkede yetenek de var, potansiyel de. Ama bir noktadan sonra formanın ağırlığı yerine reklam sözleşmelerinin ağırlığı hissedilmeye başlanıyor. Futbolun en acımasız tarafı budur. Sahaya çıktığında herkes eşitlenir. Takipçi sayısı, reklam anlaşmaları, mavi tikler, photoshop pozlar, bolca hamaset, bol sıfırlı primler anlamını yitirir. Geriye yalnızca karakter, mücadele, cesaret ve istek kalır. Dünya Kupası da biraz bunun turnuvasıdır. Kim daha çok isterse onun hikâyesi büyür, kim daha çok konuşursa değil. “Vatandaşlarımızdan özür dileriz…” cümlesini yeteri kadar duyduk. Yıllardır hikâyeyi sahada yazmak yerine mikrofonun önünde anlatmaya çalışıyoruz. Belki de sorun budur. Belki de bu yüzden her turnuva sonunda aynı cümleyi duyuyoruz, “Önümüze bakacağız...” Biz yıllardır önümüze bakıyoruz zaten. Belki de artık biraz aynaya bakmanın zamanı gelmiştir.
#BizimÇocuklar
#DünyaKupası2026
#WorldCup
#FifaDünyaKupası
Kaş Belediyesinin antik tiyatrodaki milli maç organizasyonu tüm dünyada en çok paylaşılan görüntüler arasına girdi.
Milyarlık bütçe ayırsanız turizm için daha iyi reklam yapamazsınız.
Rakamlara, ppda’lara falan fazla kulak asmayın bakın Klinsmann’a ne diyor:
“O meşhur ‘Life is Life’ çalarken ısınmaya başladı. Stuttgart’ta 70 bin kişi vardı. O top sektiriyordu. Hepimiz sadece onu izliyorduk. Maç zaten zihinsel olarak o an bitmişti; maçı çoktan kaybetmiştik”