@Orsatramola “Temiz Türkiye istiyorum” diyen her partiliyi -hangi partiden olursa olsun- bu taahhütleri, hem de yaptırımları ile birlikte açıkça ilan etmelerini bekliyoruz.
YENİ PARTİ, PM ÜYELERİ TAAHHÜTLERİ;
Türkiye'de siyaset çok ama çok kirli. Madem yeni parti kurdunuz, başlangıç aşamasında başta Genel Başkan ve Parti Meclisi Üyeleri olarak aşağıda belirtilen bireysel taahhütlerin altını imzalayın ve millete ilan edin.
1.Siyasetin öznesi olarak tüm canlı ve cansızlardan oluşan bağlantılı bütünü görüp tüm karar ve eylemlerimi buna göre yapacağımı,
2.Erdemli davranışların önündeki engel olabilen “bir daha seçilmemek” açmazını dikkate almayacağımı,
3.Her yıl akçalı işlerimi bağımsız bir denetleme kurumuna denetletip, sonuçlarını yaygın biçimde ilan edeceğimi,
4.Kirli Çıkar Çatışması’na neden olabilecek ikinci bir iş yapmayacağımı,
5.Şahsıma da avantaj sağlayabilecek özlük hakları değişikliklerinin bir dönem sonra yürürlüğe girmesi yönünde teklif getirip oy vereceğimi,
6.Hakkımda yapılabilecek araştırmaları etkileyebilecek konumda bulunduğum takdirde yürütme görevimden istifa edeceğimi,
7.Herhangi (yerel ya da genel) ölçekli siyasi gruplarda yapılan oylamalarda, grup kararına göre değil, vicdani kanaatime göre oy vereceğimi; bu bağlamda tüm yolsuzluk araştırmalarına kategorik olarak kabul oyu vereceğimi,
8.Siyasi faaliyetler dışında dokunulmazlık olanaklarından yararlanmayacağımı, kendimle ilgili böyle bir talep olması halinde bu yönde oy kullanacağımı,
9.Cumhurbaşkanlığı, başbakanlık, bakanlık gibi görevlere seçilmem ya da atanmam hallerinde, tüm ülke için kullanımı gereken makam imkânlarını tekrar seçilme şansımı artırma amacıyla belirli yörelere veya halk kesimlerine ayrıcalık sağlayacak şekilde kullanmayacağımı,
10.Anayasa ya da yasalarda herhangi bir nedenle doğmuş olabilecek boşluklardan veya kavram ve terimlerdeki tanım eksiklerinden yararlanarak açık kamu yararı dışındaki amaçlar doğrultusunda hareket etmeyeceğimi,
11.Milletvekili seçilmiş olduğum siyasi partiden -o partide kalmamı haklı kılabilecek neden(ler)in kalmadığına ait somut gösterge(ler)bulunmadığı halde- istifa edersem milletvekilliğinden de istifa edeceğimi,
12.Yönetimim altındaki kurum ve kişilerin olası yolsuzluk iddiaları nedeniyle soruştulmaları gerektiğinde kategorik olarak izin vereceğimi,
13.Partizanlık olarak adlandırılan ayrımcılığı en ağır suçlardan sayacağımı,
14.Dini, siyasi, ideolojik olası tercihlerimi hiçbir şekilde ve hiçbir yerde, Anayasa hükümleriyle çevrelenmiş görevlerime karıştırmayacağımı,
15.Örtülü ödenek kaynaklarını kişisel amaçlarım için kullanmayacağımı; harcamaların kayıtlarını ana muhalefet partisi liderine peryodik olarak açıklayacağımı,
16.Yetki alanımda iş gören yükleniciler yoluyla kişisel harcamalarım olmayacağını,
17.İhale yasasında yapılabilecek değişikliklerin nitelikli çoğunlukla yapılmasını sağlayacağımı,
18.Yerel yönetimler ve siyasi partiler arasındaki “arka bahçe” ilişkilerine izin vermeyeceğimi, (bkz.https://t.co/H4bOYQ21vV)
19.Yerel yönetimlerin halka adil hizmet yapmalarını; siyasi, dini, ideolojik ayrım yapmadan hizmet üretmelerini gözeteceğimi,
20.Olası yolsuzlukların soruşturulması önündeki engellerden birisi olan Cumhuriyet Savcılarının soruşturma yapabilmeleri için baş savcılık izni engelini kaldıracağımı,
21.Korunmam için asgari ölçekte koruma görevlisi kullanıp, esas koruyucum olarak halka güveneceğimi,
22.İdarem altındaki tüm kurumlarda önemli bir yönetim aracının Etik Taahhütler olacağını,
https://t.co/l0syti3UCMçim çalışmalarım nedeniyle:
A.Kampanya giderlerinde kullanılacak nakdi veya aynî bağışların, yetki alanımda iş gören yüklenicilerden temininin, Kirli Çıkar Çatışması kapsamına gireceğini göz ardı etmeyeceğimi,
B.Bir defada yapılabilecek kampanya bağışının en çok 10,000 TL ile sınırlı olacağını,
C.Kampanya çalışmalarımda görevim amacıyla sahip olduğum hiçbir araç ve gereci kullanmayacağımı,
D.Kampanyam sırasındaki tüm vaatlerimin kişisel taahhütlerim olacağını,
taahhüt ediyor, bu taahhüdümün herhangi bir yolla denetlenmesine hiçbir şekilde karşı çıkmamaya namusum ve şerefim üzerine söz veriyorum.
https://t.co/SiQVA8Ae4r
@eczozgurozel@yeniparti@ozgurozeliletsm@yepyenigenclik
(...dir.) ve (...mi?); Çatışma ve Barış’ın Anahtarları!
(...dir.) ile -adlandırmalar hariç- yargı ifadelerini, (...mi?) ileyse soru ifadelerini kast ediyorum.
“Suyun donma sıcaklığı 0o’dir”, “demokrasi vazgeçilemez bir rejimdir”, “hayvanların buluş yapma yetenekleri yoktur” ve benzeri ifadeler birer yargı örneğidir.
“Adım Deniz’dir”, “Cumhuriyeti kuran Türkiye halkına Türk denir” vb ifadeler ise yine (...dir.) anlamlı eklerle sonlansa da birer adlandırmadan ibarettir.
Bir kısa adım daha..
Açıkça belirtilmemiş olsa da her yargı ifadesinin başında aslında (eğer ... ise) şeklinde bir koşul bulunmakta; böylece, “koşulsuz yargıların doğru olmayabileceğini” ilân etmektedir.
Örneğin, eğer basınç deniz seviyesindeki kadar isesuyun donma sıcaklığı 0o, daha düşük basınç altında (meselâ dağ tepesinde) ise bu defa az da olsa daha yüksek bir sıcaklıktadır.
Demokrasi açısından genelde ihmal edilen koşul ise “eğer halkın eğitim düzeyi düşük ise”dir. (Düşük eğitim düzeyi demokrasiyi sorun üreten bir rejim haline dönüştürebilir.)
Bu ve benzer örneklerin de gösterdiği gibi, başlarındaki koşul(lar)ın ihmal edilmesi halinde her (...dir.) bir çatışma nedeni’ne dönüşür. Hattâ o koşullar ihmal edilmese dahi, her yargı, üzerine oturacağı sağlam (kanıtlanabilir, yanlışlanabilir) bir başka yargıya, o da başka koşullu yargılara ihtiyaç gösterecektir.
Böylece, herhangi bir yargı giderek en temeldeki prima-causa’ya gelip dayanır. O ilk-neden içinse -en azından şimdilik- söylenebilecek tek şey “bilmiyorum”dan ibarettir. (devamı) https://t.co/13BsPLDbwi
İçinden geçmekte olduğumuz karmaşık günlerde, sıklıkla gündeme gelen kurtuluş reçetelerinden birisi -belki de en iyisi- Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’dr.
Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi (AGH), olabilecek en kötü durum senaryosu dikkate alınarak düşünülüp yazılmış. Yani Türkiyenin her iline birer nükleer bomba atılmış durumda dahi yol gösterici.
Fakat küçük(!) bir sorun var: AGH’nin, içinde bulunulan koşullara göre deşifre (tercüme de denilebilir) edilmesi gerekiyor. Tercümeye gerek olmayan tek cümle, Amasya bildirgesinin “….. milletin azim ve kararlılığı” ifadesidir.
AGHnin durum tespiti dışında ne yapılacağını söyleyen bir cümlesi de var: “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur”
Bu cümle sabah akşam Atatürk’ten başka söz etmeyen kişilerce bile bir sorgulamaya konu edilmemiş, “damarlarınızda Türkün asil kanı var, o sizi kurtarır” gibi -geleneksel ezber ve meraksızlıkla- anlaşılması gerektiği propaganda edilmiş ve halen de edilmektedir.
“Dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, hayat için, muvaffakiyet (başarı) için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir”
Bu deyişini dahi eksik söyleyen, “en hakiki” gibi dilbilgisi açısından yanlış bir ifadeyi, dil konusundaki vukufiyeti belli olan Atatürk’ün niçin kullandığı merak edilmemiştir. Akıl ve bilimi her şeyin temeli gören bir kişi, kimyasal bileşim açısından doğaüstü elementler içermeyen Türk ya da İngiliz kanlarından, bu denli ağır bir görevi yapabilmeyi ummuş olabilir mi? Olamaz. Yazının devamı: https://t.co/NKtV47ObA9
“Göz atmak” ve “anlayarak okumak” arasındaki ahlâkî fark!
Hemen baştan belirtilmesi gerekir ki “anlayarak okuma” da dahil tüm okumalar “göz atarak” başlar. Başlıktaki “ahlâkî” vurgusu ise anlayarak okunması gereken bir metnin -zamansızlık, zatencilik, önem vermeyiş vb nedenlerle- miş gibi yaparak okunmayıp, ama olası bir sınanmadan da sıyrılabilme üstünkörülüğünün ayırt edilebilmesi içindir.
Miş gibiciliğe yol açan başka -belki de önemli- bir neden de “anlayarak okuma”nın tanımındaki olası belirsizliktir.
“Anlayarak” ne demek?
Wikipedia anlama terimini şöyle tanımlıyor[1]: “Anlama, bir kişi, durum veya mesaj gibi soyut ya da fiziksel bir nesneyle ilgili, kişinin kavramları kullanarak o nesneyi modelleyebildiği bir bilişsel süreçtir. Anlama, bilen kişi ile anlaşılan nesne arasındaki bir ilişkidir. Anlama, akıllı davranışları desteklemeye yetecek düzeyde, bir bilgi nesnesine ilişkin yetenek ve eğilimleri içerir.”
Bu tanımın kritik bölümü son cümlesidir. Eğer, anlama işi sonuçta akıllı davranışları destekleyebilecek yetenek ve eğilimler içeriyor ise gerçekleşmiş sayılır. O halde okuma eyleminden beklenen, davranışları destekleyecek nitelikte olup olmadığı; daha da açıkçası, nihai amaç olan davranışa (yani eyleme) katkısı olup olmadığıdır.
(devamı için tıklayınız: https://t.co/UfBvcqV6JN)
“Karşılıksız Lâf” ya da “Somut Karşılıklı Söz” Temelli Alanlar
Birey ya da toplum yaşamımızda istatistiklerin önemli bir yeri var. Farkında olmadan çoğu kararları bu yolla alıyoruz; böylece istatistikler yaşamlarımızın doğal parçalarından biri haline geliyor.
Bu tür kararları bazen başkalarıyla da paylaşıyor, geçerlikleri konusunda onları ikna etmeye çalışıyoruz. İkna amacıyla kullandığımız araçlar çeşitli: Çevremizde “sözü dinlenir” olarak ünlenmişsek sözümüz tek başına ikna aracı olabiliyor. Bu nadir özellik oluşmamışsa sesimiz, beden dilimiz, örnek olaylara ait bilgimizle; bunlar işe yaramayacak gibiyse şeref, namus, din, ahlȃk gibi daha soyut alan araçlar; daha da olmazsa en etkili iknȃ silâhı olan “yalan”a başvurulabiliyor.
İknȃ’ya en çok gerek duyulan alanların başında (iktidarı-muhalefeti, yereli-geneli, TBMM içi-dışı) siyaset geliyor. Genelleştirmeye gitmeden, Türkiye’deki siyaset alanında en çok, hattȃ daima kullanılan iknȃ aracının “yerine getirilmediği takdirde somut bir karşılığı olan söz değil, herhangi bir yaptırımı olmayan, kanıtı sadece söyleyene duyulabilecek güvenle sınırlı olan lâf[1]” olduğu söylenebilir. (devamı https://t.co/GiT2LFelhK)
Muhalefet etkisizlik sarmalında nasıl çıkabilir?
Etkisizlik sarmalından çıkış önerileri; ben dahil çok sayıda farklı uzmanlık alanlarından gelen insanın Birleşik Akıl Ağı çatısı altında yaptığı çalışmanın sonuçlarıdır. Çalışma sonuçları yapay zeka yardımıyla seslendirilmiş ve video haline getirilmiştir.