15 Temmuz hain darbe teşebbüsünün 10’uncu yılında, vatanı, bayrağı, ezanı ve millî iradeyi müdafaa ederken şehadet şerbeti içen 253 kahramanımızı rahmetle, minnetle yâd ediyorum.
Darbecilerin ölüm kusan silahlarına göğsünü siper eden gazilerimize Cenab-ı Allah’tan sağlık, afiyet ve hayırlı ömürler diliyorum.
15 Temmuz destanını iftiharla selamladığımız bu önemli yıl dönümünde, kahraman şehitlerimizin aziz ruhlarını hatmişeriflerle, dualarla, Kur’an-ı Kerim tilavetleriyle şad eyleyen tüm vatandaşlarıma teşekkür ediyorum.
Rabb’im cümle şühedanın mekânını inşallah cennet eylesin.
O karanlık gece boyunca istiklal ve istikbaline sahip çıkan…
Okunan salaları manevi bir zırh gibi kuşanıp şanlı bir direnişe imza atan…
Esarete boyun eğmeyeceğini, zulme rıza göstermeyeceğini dünyaya ilan eden her bir vatandaşıma, her bir kardeşime şükranlarımı sunuyorum.
Milletimizin istiklali, devletimizin bekası, demokrasimizin geleceği uğruna baş verse dahi baş eğmeyen yiğitleri daima şükranla anacak, destanlaşan mücadelelerini her zaman gururla hatırlayacağız.
15 Temmuz gecesi “hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir” düsturuna sahip çıkarak millî irade düşmanlarını püskürten Gazi Meclisimizle ve onun vatanperver üyeleriyle iftihar ediyoruz.
Meclisimizin necip mensuplarının, bundan sonra da inşallah aynı azim ve kararlılıkla millî irade ve millî egemenliğe yönelik tehditlere karşı tam bir dayanışma içinde hareket edeceğine yürekten inanıyorum.
📍 İrade Bizim Zafer Bizim
#15Temmuz destanının 10. yılında aynı kararlılıkla, aynı coşkuyla bir kez daha haykırıyoruz: #ZaferBizim 🇹🇷
Bir olduk biz bu vatanda,
Tek yürek aynı meydanda.
Ay yıldızla her zamanda,
Türkiyem hep daim olsun.
Gök kubbede yankı sesim,
Sönmez benim ateşim.
Sarsılmazdır direnişim,
Bu sevdamız daim olsun.
İrade bizim, zafer bizim!
Yarın bizim, sefer bizim!
Tek bayrakta tek yüreğiz,
Bu vatanın neferiyiz!
İrade bizim, zafer bizim!
Türkiye'nin eseri biziz!
Yüksel Türkiye, durma yürü,
İrade bizim, zafer bizim!
Yıl 18 Ocak 1991.
Saddam Hüseyin İsrail’e birkaç Scud füzesi atmıştı.
Aslında hedefe bile isabet ettiremiyordu.
FETÖ lideri Gülen o zaman Süleymaniye Camii’nde “vaaz” veriyordu.
Diyordu ki;
“Rüyamda Peygamberi gördüm. Sarığının etrafında füzeler uçuşuyordu."
O zaman bile İsrail için ağlıyordu.
Arkadaşlarımız ise, Süleymaniye camii avlusunda toplanıp, FETÖ’yü ve Gülen’i protesto ediyordu.
1991’de bile FETÖ’ye karşı herkesi uyarıyorlardı.
Aradan 35 yıl geçti.
Türkiye, bizim daha o zamanlar uyarmaya çalıştığımız “tehlike” için çok ağır bedeller ödedi.
Çok geç uyandı. Ama uyandı.
Ve o gün;
Çıkardığımız Müslüman Genç dergisinin sayfası:
“Biz, Yurtta Sulh Cihanda Sulh” romantizmine dayanarak, müstekbirlerin dünya üzerinde at oynatmalarına asla müsaade etmeyiz.”
(Yurtta Sulh Konseyi'ni hatırlatalım)
Ve 15 Temmuz'da buna müsaade edilmedi işte.
Daha o zaman bile, Türkiye’nin yıllarca sonrasına atıf yapan bir düşüncenin ifadesiydi bu.
Tahir Gül, Sinan Aktaş, Muhittin Ağırman, Hanefi Tekin, Cemal Tellioğlu ve bir çok arkadaşımız, o dönemlerin kahramanları ve tanıklarıdır.
Bugün de öyle aslında.
Biz hep Türkiye’nin yarınlarını konuşuruz, bugününü değil.
Bu yüzden de hep bir adım önde yürüdük.
Anlayan olsa da olmasa da.
Çünkü bu yol Anadolu'da bin yıldır yürünüyor.
Yürüyenler biliyor.
AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak başta Terörsüz Türkiye sürecimiz olmak üzere dış politika, güvenlik, hak ve özgürlüklerin ilerletilmesi gibi millî meselelerde uzlaşıya, ortak noktalarımızı büyütmeye hazırız. #ÇeyrekAsırlıkDestan
Bugün idrak ettiğimiz Aşure Günü’nün ve Muharrem ayının hayırlara vesile olmasını Rabb’imden niyaz ediyorum.
Şehadetlerinin 1.387’nci yılında Serdar-ı Şehidan, Şah-ı Kerbela Hazreti Hüseyin Efendimizi ve 70’i aşkın yol arkadaşını rahmetle, hürmetle yâd ediyorum.
Bir yanda yaz sıcağı,
diğer yanda soykırımın acı yüzü…
Gazze’de çocuklar serinlemek için havuza değil, bombalarla yıkılan evlerin enkazından havuz yaparak serinliyor.
Dünyanın vicdanı bu manzaraya ne kadar daha sessiz kalacak?
#Gazze
Türkiye’yi dışarıda ve içeride vakarla temsil edecek, şartlar ne olursa olsun her platformda ülkemizin çıkarlarını cesaretle savunacağız.
Dikleşmeyeceğiz ama dik duruşumuzu da hiçbir zaman bozmayacağız.
İran krizi boyunca politikalarımıza köstek olmaya çalışanlar:
Siz dış politika gibi tecrübe, bilgi, birikim, omurga gerektiren alanlarda ahkâm kesmekten vazgeçin.
Gidin koltuk peşinde koşun, salon kapmaca oynayın, birbirinizin kuyusunu kazın.
Sizin en iyi bildiğiniz iş budur…
Binlerce kilometre uzakta olsanız da Türkiye’nin her hanesinde, her sokağında, her meydanında kalpler sizinle atacak.
Şimdi yeni bir destan yazma zamanı.
Yolunuz, bahtınız açık olsun. Vurduğunuz gol olsun #BizimÇocuklar
Hatırlatmak isterim ki bölgemizin ateş çemberinden geçtiği…
Gelişmiş ülkeler dâhil kimsenin önünü göremediği…
Küresel sistemde yeni bir denklemin kurulduğu bir dönemde muhalefet de en az bizim kadar duyarlı hareket etmek, yerli ve millî bir duruş sergilemek durumundadır.
Muhalefet, bölgemizi uçurumun kıyısına getiren İran savaşı ve sonrası dönemde yapıcı eleştirilerde bulunmak, Türkiye’yi önceleyen bir üslup benimsemek yerine maalesef süreci siyasi çıkarları için istismar aracına dönüştürmeyi tercih etmiş, kriz fırsatçılığına tevessül etmiştir.
Böyle bir dönemde dahi “iktidar yıpransın da gerekirse Türkiye kaybetsin” mantığıyla hareket etmekten kendilerini kurtaramadılar.
Üzülerek görüyoruz ki bu tavırlarını sürdürmekte ısrar ediyorlar.
“Doğruya doğru, yanlışa yanlış” diyerek siyaset kurumunun çözüm üretme kapasitesini güçlendirmek yerine hükûmetin “ak” dediğine “kara”, “doğru” dediğine “yanlış” demekten öteye maalesef geçemiyorlar.
Dünün önünü göremeyen Türkiye’sinden nasıl buralara geldiysek inşallah yarın çok daha iyi yerlere geleceğiz.
Yıllık yalnızca 248 milyon dolar savunma ihracatı yapan ülkesinden bugün 10 milyar doları aşkın ihracat gerçekleştiren Türkiye’sine nasıl ulaştıysak inşallah çok yakında bu alanda dünyanın ilk 10 ülkesi arasına da gireceğiz.
2002’nin 236 milyar dolarlık ekonomisinden günümüzün 1,6 trilyon dolarlık ekonomisine nasıl geldiysek 2 trilyon dolarlık ekonomik büyüklüğe de inşallah uzak olmayan bir tarihte erişeceğiz.
Nasıl 2026’nın Türkiye’si 2002’nin Türkiye’sine göre daha gelişmiş, daha büyümüş ve kalkınmış durumdaysa yarının Türkiye’si de bugünün Türkiye’sinden daha güçlü, daha ileri, daha müreffeh ve muktedir olacaktır.
Bilhassa yarım asırdır ülkemizin ayağına bağ olan terör prangasından kurtulmamızla birlikte Türkiye’nin önünde yepyeni bir yol açılacak; terörle mücadeleye ayrılan kaynaklar artık eğitime, sağlığa, üretime, ulaştırmaya harcanacak; Türkiye’nin kalkınma yolculuğu daha da hızlanacaktır.
Etrafımızı kuşatan istikrarsızlığa rağmen Türkiye, bölgesinin istikrar adası olarak temayüz etmiştir.
Her ne kadar savaş öncesi döneme dönüş biraz zaman alacak olsa da ülkemiz eskisinden çok daha güçlü bir şekilde yoluna devam edecektir.