"İntihar eden bir insanı zayıf veya korkak diye açıklamak yerine, onun dayanma sınırını anlamaya çalışmak… Yaranın büyüklüğünü dışarıdan ölçemezsin. Her insan kendi yarasının içinden konuşur çünkü."
@KulturLibre@kilcikszjo08
https://t.co/jQ3V94iJTN
"... Kafka’yı yorumlamak çoğu zaman kesinlikten oldukça uzak, kararsız, belirsiz kalıyor. İnanıyorsun, ama asla tam olarak anladığından kesin emin olamıyorsun." #Kafka
— Pierre Dumayet
@birartibirorg
https://t.co/jslKSpO6QH
"Sessizlik belki de insanın kendisiyle karşılaşmasının en sade biçimidir. Sözün dağıttığını toplar, kalabalığın örttüğünü açığa çıkarır. Bazen yalnızca bir nefes kadar süren o aralıkta, insan en çok kendini duyar." #sessizlik@KulturLibre@suleymaanakin
https://t.co/f731h9g4vE
“Yazmak, bastırılmış bir sesin yankısıysa eğer, bu yankı çoğu zaman kelimelere değil, kelimelerle susmaya, susarken düşündürmeye dayanır. Bazen anlatmak, bir mesafe kurmaktır. O mesafede ne tam bir yakınlık ne de mutlak bir uzaklık vardır.”
— Nurdan Gürbilek
@KulturLibre
"Ruhun sınırlarına ulaşamayacaksın,
Her yolu kat etsen bile:
Ruhun böylesine bir derinliği vardır..."
✍️Heraklitos
📚Emmy van Deurzen-Claire Arnold Baker / İnsan Meselelerine Varoluşçu Bakışlar / Aletheia / 2017
🎨by Ton Dubbeldam (Dutch, b. 1957)
"Bayan Palm: Gelecekten korkuyor musunuz?
Johan: Geleceği düşünüyor olsam korkudan felç geçirirdim. En azından ben öyle düşünüyorum. Bu yüzden geleceği kafama takmıyorum."
📚Ingmar Bergman / Bir Evlilikten Sahneler / YKY / 2024
📷Story of a Drama 4, 1970 by Mario Lasalandra
Saçı başı dağınık, üstüne bir şeyler
dökülmüş yeni silmiş, yürüyüp gidiyor,
nasıl göründüğünü önemsemiyor.
Ne büyük özgürlük! Nasıl göründüğünü
düşünmeden yürümek..
Birinin zihnindeki sen imajını
düşünmemek..
Muazzam bir özgürlük...
Bir ilişkinin ya da işin gösterisi
ne kadar abartılı yapılıyorsa
içi o denli boş demektir.
Dış dünyaya idealize edilerek
yansıtılan pek çok ilişki ya da iş
çoğunlukla içerideki boşluk ve
anlamsızlığı kamufle etme çabasıdır..
Yalnızca mutsuz insanlar ahlâkçı olur
diyordu Proust da. Başkasının
hayatına tebelleş olmanın altında
kendi hayatıyla baş edememek yatıyor
biraz da. Korku kaygıyı, kaygı
denetlemeyi, denetim kemirmeyi
doğuruyor. İnsan, kurum, devlet kim
olursa olsun altında hep korku yatıyor.
Birinin kendiyle kurduğu ilişki,
bizimle kurmak istediği ilişki adına
bir referanstır. Kendine bir şey
veremeyen insan bize hiçbir şey
veremez. Önce o insanın kendine
neler verdiği, kattığı, öğrettiği, kendini
nasıl beslediğini görmek lazım..
“Evlenmeyin ya da çocuk sahibi olmayın demiyorum. Şunu söylüyorum: Belirli bir özgürlük, yalnızlık alanını mutlaka koruyun. Hayal kurmak için, okumak için, müzik dinlemek için, düşünmek için, ne için olursa olsun.”
—Simone de Beauvoir
"Depresyonlar, burjuvalar içindir. Geri kalanlarımız, sabah erkenden kalkıp işe koyuluruz." günaydın ☕
🎬 Riff-Raff (1991), Directed by Ken Loach / via. ütopikfilmler
İnsanlardan yana şikâyetlerine bir de şu açıdan bakalım: Kendini başkalarının verebileceği zarardan korumak, sağlıklı yetişkinin ulaşabileceği bir aşama. Ancak, bunun bir aşama ötesi var; başkalarını kendisinin onlara verebileceği zarardan korumak. Bu ikinci aşamaya erişebilmek için üst düzey dürtü kontrolü ve bilişsel kapasite gerek (ki birey gerçeklik testi, muhakeme gibi karmaşık zihinsel işlevleri yapabilsin ve davranışlarının muhtemel sonuçlarını öngörebilsin). Artı; yüksek öz farkındalık, içgörü ve gelişkin duygusal zekâ gerek (ki hem neyi neden yaptığını hem de haddini bilsin). Ve tabii insanı kinle, hınçla, hasetle güdülemeyecek, acılaştırmayacak denli yolunda gitmiş bir yaşam gerek (ki kendi boğulurken seni de dibe çekmesin)… Evet ve maalesef, insanların büyük çoğunluğu bu aşamaya kadar gelişemez. Şimdi yeniden düşün; çok az insanda olan bir yetiyi herkesten bekliyor olabilir misin?