Türkiye Komünist Gençliği milyarlarca liralık bütçesi, 108 ülkede 100 bin öğrenciyi kapsayan ağıyla Maarif Vakfı'nı anlatıyor.
Bu ülkenin gençlerini koyu bir gericilikle kuşatan, memleketimizin dört bir yanını saran karanlık yapıları teşhir etmeye devam edeceğiz.
Her yeni adımlarında karşılarına dikilecek, kirli oyunlarını pervasızca sürdürlemelerine izin vermeyeceğiz!
Velilere Kayıt Parası, Tarikatlara Milyarlar
Okullar açılırken velilerden kayıt parası isteyen AKP iktidarı, gerici yapılara milyarlarca lira aktarmaya devam ediyor.
Resmî Gazete'de bugün yayımlanan kararla Maarif Vakfı'nın bütçesi 7 milyar 513 milyon 889 bin TL olarak belirlendi.
15 Temmuz'dan sonra "yurt dışındaki FETÖ okullarını devralmak" misyonuyla hareket eden bu gerici yapı, kurulduğu günden bu yana iktidarın göz bebeklerinden.
108 ülkedeki temaslarıyla 100 bine yakın öğrenciyi kapsayan bir ağa sahip olan vakıf, her geçen yıl daha da geniş bir bütçeyle çalışıyor. Tarikatlara ve sermayeye hizmette sınır tanımayan Yusuf Tekin göreve geldiğinden bu yana vakfın bütçesi 4 milyar 500 milyon TL artmış durumda.
Ülkemizde öğrenciler okullarda karnını doyuramaz, binlerce öğrenci eğitimini tamamlamak için çalışmak zorunda kalırken vakıf kılıfıyla gizlenen onlarca karanlık ve gerici yapı her geçen gün büyüyor.
Eğitimin kamusal niteliği tasfiye edilirken tüm bu adımlarla birlikte eğitim alanı bir bütün olarak Yeni Osmanlıcı projelere alet ediliyor.
Müfredatlar yenileniyor, Osmanlı'ya dönüş masalları anlatılırken karma eğitim bizzat iktidarın kalemşörleri tarafından hedef alınıyor.
Tüm bunlar, eğitim alanının tarikatların, gerici yapıların ve sermayenin çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirdiğini açıkça gösteriyor.
Geleceğimizi holdinglerin ve tarikatların çıkarlarına teslim etmeyeceğiz!
Tam da bugün, hayatın yeni bir evresinde, ileriye doğru bir adım daha atmaya hazırlanırken geleceğe umutla bakmak mümkün mü?
Üniversitenin kapısından adım attığımız anda etrafımızı saran onca sorun varken, barınma ve beslenme gibi temel ihtiyaçlar artık neredeyse bir kriz haline gelmişken, çoğumuz eğitimimizi tamamlamak için ekonomik yetersizlikler dolayısıyla ağır koşullarda çalışmak zorundayken hayatın bu yeni dönemini heyecanla karşılamak mümkün mü?
Akademik kadrolar, müfredatlar, okulun sosyal ve kültürel tüm alanları piyasacı bir zihniyetle kuşatılmış, her köşe başı başka bir tarikat tarafından istila edilmişken uğruna onlarca saat emek verdiğimiz bölümlerimizde ülkemizin geleceği, halkımızın refahı için üretmeye hazırlanmak, bunun hayalini kurmak ve bunun için heyecanlanmak?
Toplumsal çürümenin üniversitelerdeki yansıması her gün daha ağır şekilde kendini gösterirken bencilliğe, kolay kolay zengin olma masallarına, birbirinin üzerine basarak yükselmeye yükselme yollarına karşı bu rüzgara kapılmadan yürümek?
Peki tüm bunlara karşı omuzlarımızı dik tutmak?
Evet, yeter ki başka bir dünya için büyük akıl ve cesaretle, birbirimizden aldığımız güçle kol kola yürüyelim.
Unutma, Genç olmak demek, boyun eğmemek demek. Hayata dört kolla sarılmak, iyi ve güzel olanı olanca heyecan ve gücümüzle aramak.
Teslim olmamak paranın saltanatına, yobazın karanlığına ve daha nicesine…
Biz, ülkemizin aydınlık geleceği için mücadele ediyoruz.
Piyasanın çıkarları için değil, halkımızın refahı için üretmeye hazırlanıyoruz.
Daha bugünden ülkemizin tüm zenginliğini üreten işçi sınıfının safında olmaktan gurur duyuyoruz!
Tüm bu karanlığa inat aydınlık bir geleceğe emin adımlarla yürüyoruz!
Sen de gel, birlikte yürüyelim!
#yks2026
Harun Karadeniz 51 yıl önce bugün aramızdan ayrıldı.
Harun'un adı sosyalizm mücadelesine silinmez şekilde kazındı. Okumuş insan halkına karşı sorumludur diyerek mücadele etti. Hayatı boyunca bir başka genç kimliğini yaratmak için hareket etti. Ülkesinin geleceği hakkında söz söyleyen, dürüstlüğü, çalışkanlığı ve dayanışmayı ne olursa olsun elden bırakmayan bir kimlik.
Bir gençlik öncüsüydü ama hiçbir zaman gençlik mücadelesini işçi sınıfının mücadelesinden ayrı görmedi. Safı belliydi, o her zaman sınıfının yanındaydı. Klavuzu ise sosyalizm.
Bugün Harun'u anmak, onun uğruna mücadele ettiği değerleri amasız ve fakatsız şekilde savunmakla mümkün.
Tarihimizden aldığımız bu güçlü mirasla; emperyalizmle iş birliği yapmadan, gericiliğe teslim olmadan, ne olursa olsun umutsuzluğa düşmeden, ülkemizin geleceği için elimizi taşın altına koyarak ve bir kez daha sosyalizm hedefini güçlü şekilde sahiplenerek kol kola mücadele etme zamanı!
İyi ki doğdun Fidel!
Bizler, sosyalizm mücadelesinin bu topraklardaki genç neferleri, bu büyük devrimciyi tanımaktan ve aynı safları paylaşmaktan gurur duyuyoruz!
Türkiye Gençlik Vakfı'nın (TÜGVA), 31 Temmuz'da İstanbul RAMS Park Stadyumu'nda düzenlediği yaz okulları final buluşması çokça tartışıldı.
AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan dahil olmak üzere iktidar çevresinden pek çok ismin katıldığı, devletin imkânları —yani kamu kaynakları— seferber edilerek doldurulan stadyumdaki etkinlik; iktidarın eğitim ve gençlik alanında yürüttüğü politikalar başta olmak üzere Türkiye’nin geleceğine biçtiği gömleğe ilişkin de geniş ve alabildiğine karanlık bir panorama sundu.
Buluşmanın en akılda kalıcı ve sembolik karelerinden bazıları, etkinlik sırasında tribünlerde açılan ve Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim, II. Abdülhamid ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görsellerini içeren koreografi olsa gerek.
Basit bir tören görseli olmanın ötesine geçerek tarihsel ve ideolojik bir hesaplaşmayı adeta tek karede somutlayan bu tablo; Cumhuriyet Devrimi’ni temsil ettiği tüm ilerici değerler ile tasfiye ederek yerine sermaye ve tarikatların çağ dışı karanlığını koymak için on yıllardır çabalayan karşı devrimcilerin gövde gösterisinin fotoğrafıdır. Orada yer verilenler ve verilmeyenler ile… İstibdat rejimiyle, saltanat özlemiyle, fetih hevesleriyle… AKP’nin hayallerini süsleyen Türkiye tasavvurunun parolası ortada: Yeni Osmanlıcılık!
"Türkiye’nin en büyük gençlik örgütü” olduğu iddia edilen, AKP gençlik kolları açısından adeta biçilmez bir kaftana dönüşmüş olan ve her gerici vakıf gibi adı skandallarla anılan TÜGVA'nın dünü ve bugününü geçtiğimiz günlerde anlatmıştık.
Milli Eğitim Bakanlığı son yıllarda pek çok kılıf kullanarak gerici yapılara okulların kapılarını açtıkça, o kapılardan içeri en çok girenlerden biri —belki de birincisi— TÜGVA oldu. Kamu kaynakları bu gerici vakfın hizmetine sunuldu. Yapılan protokolleri; din istismarcılığında sınır tanımayan dua buluşmaları ve siyer dersli yaz okulu programları izledi.
Bilal Erdoğan başta olmak üzere AKP kadrolarının sevk ve idare ettiği, "Değerler Eğitimi" ve "Medeniyet" gibi kavramlara sırtını yaslayıp ahlak dersleri vermekle övünen bu karanlık yapının sicili; devlet kurumlarına personel alımı için torpil listeleri hazırlamaktan, kız öğrencilere yönelik tehdit ve şantaj vakasının üstünü kapatmaya, geleneksel değerler adı altında halkın dini duygularını istismar etmekten, emekçi halkın alın terinin ve kamu kaynaklarının üzerine çökmeye kadar her türlü ahlaksızlığı barındırıyor.
RAMS Park'ta yapılan buluşma, Türkiye'ye biçtikleri geleceği de gözler önüne seriyor. Ağızlarından salyalar akarak fetih masalları anlatanlar ne kadar çabalasalar nafile. Gövde gösterisi yapan cumhuriyet düşmanları çok heyecanlanmasın!
Cumhuriyet’i ayak bağı olarak görenler, yeniden Osmanlı’ya dönüş isteyenler, saltanat sevdalıları, hilafet özlemcileri… Bu koyu karanlığın gölgesi, ülkemizin aydınlık geleceğinin üzerini örtmeye yetmez.
Türkiye'nin geleceği bu fotoğrafa sığmaz!
Üniversite yolculuğuna hoş geldin!
Uzun ve zorlu bir hazırlık sürecinin ardından üniversite sınavı sonuçları açıklandı ve tercih süreci başladı.
Şimdi ise tüm zorlukları ve güzellikleri ile yeni ve heyecanlı ve bir dönem seni bekliyor.
Gelecek kaygılarıyla boğuştuğun bu süreçte yalnız değilsin.
Tercih sürecine, üniversitelere ve bölümlere dair tüm soruların için bize ulaşabilirsin.
Hepimizin ortaklaştığı sorunlara karşı, memleketimizin ve üniversitelerimizin üzerine çöken karanlığı dağıtmak ve dayanışmayı büyütmek için yan yanayız.
Eşit ve özgür bir ülke için üniversitelerde verdiğimiz mücadelede seni de yanımızda görmeyi heyecanla bekliyoruz!
Bize Ulaş!
0501 156 1917
Eğitim Sermaye Sınıfının İnsafına Bırakılamaz!
Bilgi Üniversitesinde eğitim alan binlerce öğrencinin geleceği , iktidar çevresinde süren gerilimlerin gölgesinde büyük bir belirsizliğe sürüklenmiş, süreç üniversitenin kapatılması ile sonuçlanmıştı. Bu kararı takip eden 3 gün boyunca boyun eğmeyen, eğitim hakkı için mücadele eden "Bilgili" sıra arkadaşlarımızı selamlıyoruz.
Ancak sorulması gereken soru açıktır: İktidar nasıl oldu da binlerce öğrencinin geleceğini hiçe sayan böylesi bir karara imza atabildi? Ardından neden geri adım attı?
Yaşananlar yalnızca bir “beceriksizlik” örneği değildir. Ortada, sermaye grupları arasındaki çıkar çatışmalarının, kara para düzeninin ve iktidar içi hesaplaşmaların üniversitelere kadar taşması vardır. Öyle ki girişilen kirli hesaplaşmalar, on binlerce öğrencinin eğitim hakkını tehdit edecek bir noktaya ulaşmıştır.
Bilgi Üniversitesi öğrencileri, özel üniversitelerin nasıl bir sermaye zihniyetiyle yönetildiğini çeşitli mecralarda defalarca dile getirmiş ve buna karşı mücadele etmiştir. Yemekhane sorunları, kaldırılan ring seferleri, fahiş zamlar ve öğrencilerin temel ihtiyaçlarının maliyet hesabına indirgenmesi… Tüm bunlar, üniversitelerin birer ticarethane gibi yönetilmesinin sonucudur.
Sermaye sınıfının kendi içindeki kirli para savaşları, öğrencilerin eğitim hakkını gasp edecek ölçüde büyümüştür. Bu tablo bir kez daha göstermiştir ki “özel üniversite” uygulaması, toplum yararına bir eğitim sistemiyle bağdaşmamaktadır.
Eğitim bir haksa patronların insafına bırakılamaz.
Sermaye sınıfı girdiği her alanı çürütmekte; sağlığı, barınmayı ve eğitimi birer rant kapısına dönüştürmektedir. Her yıl farklı biçimlerde karşımıza çıkan krizlerin temelinde yatan şey budur.
Biz kara para düzenine karşı mücadele ediyoruz. Ancak AKP iktidarının yaptığı gibi sermaye grupları arasındaki paylaşım kavgasında taraf olarak değil; bu düzenin kaynağı olan sermaye egemenliğine karşı mücadele ederek.
Binlerce öğrencinin eğitim hakkının kirli para ilişkilerine, holding savaşlarına ve iktidar içi pazarlıklara bağlı hâle getirilmesine; eğitimin piyasanın ihtiyaçlarınca düzenlenmesine ve bir kâr alanına dönüştürülmesine izin vermeyeceğiz!
Bugün iktidar içerisinden bazı çevreler “fazla ileri gidildiğini” söylüyor. Doğrudur, fazla ileri gittiniz.
Bu ülkenin bütün temel haklarını sermayeye peşkeş çektiniz. Eğitimi bir kâr kapısı hâline getirdiniz, gençliği geleceksizliğe mahkûm ettiniz, üniversiteleri holdinglerin arka bahçesine çevirdiniz.
Kararnamenin geri çekilmesi yetmez. Eğitiminin üzerindeki sermaye vesayeti kaldırılmalı, bilimsel, laik ve kamusal niteliği tesis edilmelidir.
Türkiye'nin üzerine çöken bir avuç asalağın iktidarı ortadan kaldırılmadıkça, bu ülkenin gençlerinin geleceği sermayeye peşkeş çekilmeye ve tüm kaynakları holdinglere teslim edilmeye devam edilecektir.
Biz bu düzeni değiştireceğiz!
Direnen, mücadele eden ve kazanan arkadaşlarımızı bir kez daha selamlıyor; bu mücadeleyi büyütmeye, sermaye düzenine karşı sosyalizm mücadelesine katılmaya çağırıyoruz!
Eğitim Hakları İçin Mücadele Eden Bilgi Üniversiteli Arkadaşlarımızın Yanındayız!
Bilgi Üniversitesi öğrencileri üç gündür eğitim hakları için direniyor. Okullarının hiçbir gerekçe göstermeden keyfi bir kararname ile kapatılmasının ardından mücadeleye başlayan öğrencilere iktidarın yanıtı polis saldırıları oldu.
Sabah itibariyle polis ablukasına ve müdahalesine maruz kalan öğrenciler okulun içerisinden çıkartıldı.
Bilgi Üniversitesi öğrencilerinin hakları için verdikleri mücadele meşrudur. Gayrimeşru olan memleketi yerli ve yabancı holdinglere peşkeş çeken, geleceğimizi tarikat ve cemaatlere teslim eden siyasi iktidardır!
Dün akşam yayınlanan alelacele bir cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle, İstanbul Bilgi Üniversitesinin kapatıldığı duyuruldu.
Üniversitenin yönetici şirketi Can Holding'e kayyım atanmasından bugüne gittikçe artan gerilimler, eğitim hakkının açıkça gasp edilmesine varmıştır.
Eğitim hakkı, AKP'nin keyfi kararlarına ve patronların çıkar çatışmalarına teslim edilemez. Bu kararın bütün sonuçlarının öğrencilerin ve emekçilerin sırtına bineceğini biliyoruz. Gerekli tedbirlerin alındığına dair açıklamaların hiçbir karşılığı yoktur.
Öte yandan bizim için mesele, Can Holding'e uygulanan yaptırımlar değil, bu yaptırımların arkasına saklanarak eğitim hakkının gasp edilmesidir.
Eğitim hakkına sahip çıkmak için mücadele eden Bilgi Üniversitesi öğrencilerinin yanındayız. Laik, bilimsel ve parasız bir eğitim için tarikat ve holdinglerin bu çürümüş düzenine karşı mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz!
Dünyanın en büyük terör örgütü NATO’ya ve yerli işbirlikçilerine karşı Adana’da yürüdük.
Memleketimizi emperyalizmin ileri karakolu haline getirenlere geçit vermeyeceğiz. 19 Mayıs'ın anti-emperyalist birikimiyle haykırıyoruz: NATO’yu da yerli işbirlikçilerini de bu memleketten söküp atacağız!
19 Mayıs’ta, dünyanın en büyük terör örgütü NATO’yu ve ülkemizdeki uğursuz üslerini kovmak için Ankara’da bir araya geliyoruz.
Sermaye sınıfının çıkarları uğruna memleketimizi NATO’nun jandarması haline getirenlerin karşısına dikiliyoruz. Bağımsızlığımız bir Türkiye'yi kurmak, NATO’yu bu topraklardan kovmak için meydan okuyoruz!
19 Mayıs’ın anti-emperyalist birikimiyle, bağımsızlığımız üzerindeki kara leke olan NATO’ya karşı İstanbul sokaklarında yürüyoruz. Holdinglerin ve tarikatların çıkarları için memleketimizi emperyalizmin ileri karakolu hâline getiren bu düzene meydan okuyoruz!
19 Mayıs’ın ruhuyla, ülkemizin bağımsızlığı üzerindeki kara leke olan NATO’yu kovmak için bugün ODTÜ’de sesimizi yükselttik.
Holdinglerin ve tarikatların bekçiliğini yapan bu sömürü düzenine ve emperyalizmin kanlı terör örgütü NATO’ya meydan okuyoruz. Memleketimizi emperyalistlerin ileri karakolu yaptırmayacak, NATO’yu da yerli işbirlikçilerini de bu topraklardan söküp atacağız!
19 MAYIS RUHU NATO’YU KOVACAK
19 Mayıs 1919, emperyalist işgale ve çürümüş saltanata karşı mücadelenin başlangıcıydı. Cumhuriyet’e uzanan yolun da başlangıcı oldu. Ekim Devrimi’yle birlikte açılan devrim cephesinden yayılan rüzgârın bu topraklarda esmeye başladığı anın ve bir halkın kaderini eline almak için ayağa kalkışının da en önemli simgelerinden biri hâline geldi.
Yoksul Anadolu halkı, yıllar süren ve binbir zorlukla kazandığı savaşların sonucunda bağımsızlığını ve egemenliğini de kazandı. Çürümüş ve çökmek üzere olan bir saltanattan kurtuluş fikri, işgale ve işbirlikçilere karşı ayağa kalkışla ve yeni bir ülke kurma iradesiyle birleşince zorluklarla kazanılan savaşlar Cumhuriyet ile taçlandı.
Aradan geçen zamanda eski düzenin kalıntıları içinden yükselenler yeniden iktidara geldiler. Holdinglerin ve tarikatların kıskacında Cumhuriyet’in tüm ilerici ve devrimci değerlerini teker teker tasfiye ettiler. Osmanlı’ya dönüş hayalleriyle yanıp tutuştular.
Binbir emekle kazandığımız bağımsızlık ve egemenliğimiz sermaye sınıfının çıkarları uğruna hiçe sayıldı. Ülkemiz emperyalist projelere ortak edildi, kapılarımız NATO’ya açıldı. İşbirlikçilikte sınır tanımayanlar emperyalizmin uğursuz üslerini millî mücadeleyi simgeleyen bayrağımızın arkasına gizleyecek kadar korkaktılar. 19 Mayısları, 29 Ekimleri birer PR çalışmasına dönüştürecek kadar da cesur ve ikiyüzlü…
Tüm bu suçları işleyenler şimdi bir adım daha atmak için kollarını sıvadılar. Emperyalizmin en kullanışlı aparatlarından birini, dünyanın en büyük terör örgütü NATO’yu ülkemizde ağırlamak için büyük bir hevesle hazırlıklara başladılar.
NATO, ülkemizin bağımsızlığı ve egemenliğinin üzerindeki kara lekedir. Ülkemizin kaynaklarının holdinglerin ve uluslararası tekellerin çıkarları uğruna yağmalandığı, patronlar servetlerine servet katarken emekçi halkın ağr bir sömürü ve yoksullukla boğuştuğu, gericilikle kuşatıldığı bu kara düzenin bekçisidir.
NATO, “stratejik ortaklık” adı altında sermaye sınıfının çıkarları için bu vatanın evlatlarının göz göre göre ölüme yollanmasıdır. Memleketimizin emperyalist projelerin ileri karakoluna dönüştürülmesidir.
Ancak bu kirli hesapların peşinde koşanların unuttuğu bir şey var. Bu memleket NATO generallerinin, holdinglerin ve tarikatların, emperyalizmin örtülü veya açık işbirlikçiliğine soyunanların değil; “Ya istiklal ya ölüm” diyerek binbir emekle onu kuran ve alın teriyle onu yaşatanlarındır.
19 Mayıs ruhu bu topraklarda yaşamaya devam ediyor. 107 yıl önce “Geldikleri gibi giderler” diyerek yola çıkan anti-emperyalist birikimi yeniden ayağa kaldıracağız. Emperyalistleri de NATO’yu da onların yerli işbirlikçilerini de ülkemizden söküp atacağız.
Bu inanç ve iradeyle işgale karşı direnişten kurtuluş çıkartan Anadolu halkının mücadelesini, onun öncüsü Mustafa Kemal Atatürk’ü ve millî mücadelenin tüm neferlerini saygıyla selamlıyoruz.
İşbirlikçilikte sınır tanımayanlar, ülkemizi emperyalizmin ileri karakoluna dönüştürenler, şimdi de NATO'yu ağırlamak için hazırlanıyorlar. Ancak unuttukları bir şey var, 19 Mayıs ruhu bu topraklarda esmeye devam ediyor. Geldikleri gibi giderler diyenler, ülkemizde emperyalizme geçit yok diyenler güçlenecek, 19 Mayıs ruhu NATO'yu kovacak!
18 Mayıs Pazartesi
📍ODTÜ - 5. Yurt Önü, 18.00
19 Mayıs Salı
📍İstanbul - Boğa Heykeli, 14.00
📍Ankara - Sakarya Caddesi, 15.00
📍Adana - Baraj Yolu Adana Koleji Kavşağı, 15.00
📍İzmir - Lozan Meydanı, 19.00
📍Eskişehir - Köprübaşı, 20.00
Ve şimdi bir adım daha atmaya hazırlanıyorlar. NATO'yu ve emperyalistleri ülkemizde ağırlamaya, uğursuz planlarını yaymaya, başka kanlı projelere imza atmaya ve ülkemizi işledikleri suçlara ortak etmeye hazırlanıyorlar.
Ancak unuttukları bir şey var; biz de hazırlanıyoruz. Bu toprakları emperyalistlere dar eden birikimi yeniden ayağa kaldıracağız. Tıpkı bir asır önce olduğu gibi, geldikleri gibi gidecekler! 19 Mayıs ruhu, emperyalistleri ve NATO'yu bu ülkeden kovacak.
18 Mayıs Pazartesi
📍ODTÜ - 5. Yurt Önü, 18.00
19 Mayıs Salı
📍İstanbul - Boğa Heykeli, 14.00
📍Ankara - Sakarya Caddesi, 15.00
📍Adana - Baraj Yolu Adana Koleji Kavşağı, 15.00
📍İzmir - Lozan Meydanı, 19.00
📍Eskişehir - Köprübaşı, 20.00
19 Mayıs 1919'da Samsun'da tutuşan ateş, emperyalist işgale karşı tam bağımsızlık mücadelesinin meşalesiydi. O meşale, bu toprakların evlatlarının boyunduruk kabul etmeyeceğinin, sömürüye ve köleliğe başkaldırısının simgesi oldu.
Ancak bugün 19 Mayıs’lar emperyalizmin yerli iş birlikçilerinin sahte bayram törenlerine hapsedilmeye çalışılıyor. Emperyalizmin bu sadık hizmetkarları, 19 Mayıs'ı kendi iktidarlarını meşrulaştırmak için bir vitrin süsü gibi kullanırken bu ülkenin bağımsızlığını, zenginliklerini ve geleceğini NATO'ya ve emperyalist tekellere peşkeş çekiyorlar. Biz, Türkiye'nin yurtsever gençliği olarak bu sahtekarlığa boyun eğmiyoruz!
Bu yıl 18 ve 19 Mayıs tarihlerinde, 19 Mayıs'ın gerçek ruhuyla, Türkiye'nin dört bir yanında, NATO'yu bu topraklardan kovacak devrimci iradeyi meydanlara taşıyoruz! Samsun'dan başlayan o ateş, Türkiye'nin her sokak ve meydanında gençlikle harlanacak!
18 Mayıs Pazartesi
📍ODTÜ - 5. Yurt Önü, 18.00
19 Mayıs Salı
📍İstanbul - Boğa Heykeli, 14.00
📍Ankara - Sakarya Caddesi, 15.00
📍Adana - Baraj Yolu Adana Koleji Kavşağı, 15.00
📍İzmir - Lozan Meydanı, 19.00
📍Eskişehir - Köprübaşı, 20.00
Soma Maden Faciası'nın 12. yıl dönümünde tüm sorumlulardan hesap sormak, madenlerin devletleştirilmesi talebimizi güçlendirmek için ODTÜ ve İTÜ’de basın açıklamaları düzenledik.
Bizler ve bizden önce bu sıralardan geçenler; bugün bu ülkenin tüm zenginliklerini yaratan emekçiler olarak halkımızın zenginliği, ülkemizin gelişmesi için çalışırız ve bununla gurur duyarız. Bu ülkeye üç kuruş faydası olmayan asalak bir sınıfın emeğimizin üzerine çökmesine izin vermeyeceğiz! Ülkemizin kaynaklarının üzerine çökmesine izin vermeyeceğiz!
Soma Maden Katliam'ının yıl dönümünde bir kez daha tekrarlıyoruz: Ülkemiz de halkımız da satılık değil, madenler devletleştirilmelidir!