NATO onursuzluk ve ölümdür.
Yaşasın yaşam, bağımsızlık ve sosyalizm!
Halkımızı NATO zirvesi öncesinde NATO karşıtı büyük mitingde buluşmaya davet ediyoruz.
🚩5 Temmuz Pazar, Saat 16.00
📍Ankara Tandoğan Mitingi
NATO onursuzluk ve ölümdür. Yaşasın yaşam, bağımsızlık ve sosyalizm!
NATO'yu tanıyoruz, suçlarını biliyoruz. Ankara'da bu suçların hesabını soracağız.
🚩5 Temmuz Saat 16.00
📍Ankara Tandoğan Mitingi
Serimize, NATO’nun 2011’den bugüne olan sürede işlediği suçları anlatarak devam ediyoruz.
Sicili savaş, yıkım ve onursuzluk ile hayli kara ve uğursuz olan NATO’ya “Defol!” demek için, 5 Temmuz’da Ankara’da NATO Karşıtı Büyük Miting’e, Tandoğan Meydanı’na davet ediyoruz.
🚩Bugün #NATO'ya karşı hazırladığımız resim sergisi ile Kapalıyol'daydık.
#Ortaklaşa dergisinin yeni sayısını okuyucuyla buluştururken, halkımızı 5 Temmuz'da Ankara'da düzenleyeceğimiz NATO karşıtı mitinge davet ettik. #Antalya
NATO onursuzluk ve ölümdür.
Yaşasın yaşam, bağımsızlık ve sosyalizm!
Ülkemize göz diken emperyalist haydutlar: Ankara'da hoş karşılanmayacaksınız!
🚩5 Temmuz Saat 16.00
📍Ankara Tandoğan Mitingi
🚩Emekçi kadınlar NATO'ya karşı mücadeleyi büyütmeye kararlı!
#Antalya Bahçelievler Kadın Dayanışma Komitesi (KDK) #NATO'ya karşı mücadele gündemiyle bir araya geldi.
Hafta sonu düzenlenecek buluşmalara çağrı yapıldı.
#NATOdefol#Muratpaşa#kadındayanışması
Tüm arkadaşlarımıza bir kez daha başarılar diliyor, üniversitelerde verdiğimiz eşitlik ve özgürlük mücadelesinde aynı sıraları paylaşmak için sabırsızlanıyoruz.
AKP’de Erdoğan sonrasına ilişkin tartışmalar bir kez daha yoğunlaştı. Eski isimlere yenileri eklendi, hatta Akın Gürlek’in adını da görmeye başladık Hakan Fidanlı, Bilal Erdoğanlı, Berat Albayraklı listede.
Henüz Erdoğan’ın adaylığı ilan edilmiş değil. İktidarın iddia ettiği gibi seçimler 2028’de yapılacaksa, 2033 yılına kadar sürecek bir dönemden söz ediyoruz demektir. Zor.
Bu açıdan bakıldığında tartışma belli ki sadece bir sonraki dönemle ilgili değil. O yüzden iktidara yakın bazı gazeteciler Cumhurbaşkanlığının yeniden sembolik bir makama dönüştürüldüğü ve asıl ağırlığın AKP Genel Başkanı ve Başbakan’a kaydırılacağı bir modelden söz etmeye başladılar. Yani AKP’ye yeni bir Genel Başkan arıyorlar.
Peki iktidar cephesinde bu geçişi olanaklı kılacak ve toplumu ikna edecek bir heyecan, bir iddia var mı?
Anayasa deniyor. İçeriğe dair tık yok hâlâ; takırtı tukurtu var. Yeni Osmanlı’ya anayasal bir düzlemde meşruiyet sağlamak sanıldığı kadar kolay değil. Bekliyorlar.
Yeni çözüm süreci. Orada da bekliyorlar.
Tek yaptıkları, yerli ve yabancı sermayeyi AKP dışı arayışlardan uzak tutacak ve düzen içi seçenekleri seçenek olmaktan çıkaracak operasyonlar yapmak. Hedefleri CHP’yi yönetilemez hale getirmek demiştik, bu noktaya şimdiden gelmiş durumdayız.
CHP’yi yönetilemez hale getirdiler ama AKP’yi yönetebiliyorlar mı, bu gerçekten kuşkulu. CHP operasyonları bir açıdan AKP’yi rahatlatıyor ama diğer açıdan AKP’yi de krize sokuyor. Krizin nerede kontrol altına alınacağını, hatta kontrol altına alınıp alınmayacağını kimse bilemez.
İlginç bir döneme giriyoruz. Uluslararası sistem de son derece dağınık, sürekli yeni hamleler, yeni inisiyatifler, yeni bloklaşmalarla karşılaşıyoruz.
Açık olan bir şey var. “Devlet aklı” filan deniyor, geçiniz. AKP’nin 24 yıllık iktidarı düzen siyasetini çok ama çok hırpaladı. Siyasetin iç dinamikleri kuruma eğiliminde. Baksanıza hâlâ Abdullah Gül’lü aile fotoğraflarına bel bağlayanlar var!
Bu kadar ağır sorunlarla yüz yüzeyken toplum, siyaset alanına dönük hoyrat müdahalelerin sistemin inandırıcılık sorununu derinleştirmemesi mümkün değil.
Yaklaşmakta olan krizi iyi okumak ve ona uygun stratejiler geliştirmek zorundayız. Türkiye’nin kavşağı seçimli bir demokrasi ile, seçimsiz biri monarşi arasında olmayacak. Türkiye’nin kavşağı açgözlülüğün akılsızlaştırdığı bir sömürü düzeninde bilinmezlik ve yıkım içinde sürüklenmekle emekçi halkın temsil ettiği yeni bir kurucu irade arasında olacak.
NATO, ölüm ve onursuzluktur!
Yaşasın barış, bağımsızlık ve sosyalizm!
NATO'cu emperyalistlere Türkiye'nin de dünya halklarının da sahipsiz ve çaresiz olmadığını göstereceğiz.
🗓️27 Haziran Cumartesi
🕖19.30
📍İstanbul Kadıköy Caferağa Spor Salonu
Büyük Müjde: Hepinizi Yargılayacağız!
6 yaşındaki kızı H.K.G.’yi müridi Kadir İstekli ile evlendiren Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.
Bu utanç verici karar bir kez daha güzel ülkemize çöken karanlığı gösterdi. Ve de bir kez daha kendini ülkenin sahibi sanan bir avuç asalağın istedikleri gibi at koşturacakları yanılsamasıyla hareket ettiğini gözler önüne serdi.
Bu kararın sipariş üzerine alındığı açıktır. Cübbeli Ahmet’in kararı büyük müjde olarak duyurması da bundandır. Yandaş medyadan atılan manşetlerle, iktidar ile yapılan görüşmelerle tahliyenin yolunu hazırlayanlar varsın kendilerini bu ülkenin sahibi sansın. Yaslandıkları karanlık yerle bir edildiğinde ülkenin gerçek sahipleriyle tanışacaklar.
İstismar edenler, istismara göz yumanlar, istismarcıyı ve suç ortaklarını tahliye edenler, o tahliyeye coşkuyla eşlik edenler… Size de Büyük Müjde: Hepinizi Yargılayacağız!
Cumhuriyetçileri, yurtseverleri, NATO’ya karşı ses yükseltmeye çağırıyoruz!
Savaşa, yıkıma ve emperyalist planlara karşı sahipsiz ve çaresiz olmadığımızı göstermek için buluşuyoruz!
İstanbulluları 27 Haziran’da 19.30’da Kadıköy Caferağa Spor Salonu’nda gerçekleştirilecek “NATO onursuzluk ve ölümdür! Yaşasın Yaşam Bağımsızlık ve Sosyalizm” etkinliğine davet ediyoruz.
☀️ GÜÇLÜ BAŞLADIK, İNANÇLA YARILADIK
🌅 #Küba’daki hastanelerin ışığı sönmesin diye başlattığımız güneş paneli kampanyamız emin adımlarla hedefine ilerliyor. Dayanışma köprümüz sayesinde yolu yarıladık.
⚡ Hedefimiz, Kübalı kardeşlerimizin üç hastanesini kesintisiz enerjiyle aydınlatmak. Şimdi, elimizdeki imkanları daha da artırarak kalan yolu hızla tamamlama zamanı. Bu ışığı daha da büyüterek dayanışmayı hep birlikte çoğaltalım.
#Cuba
#CubaNoEstaSola #CubaVencera
#100AñosConFidel #Fidelle100Yıl
@siempreconcuba@Embacuba_Turqui@CubaMINREX@PresidenciaCuba
NATO, onursuzluk ve ölümdür!
Yaşasın yaşam, bağımsızlık ve sosyalizm!
Savaşa, yıkıma ve emperyalist planlara karşı; Türkiye’nin de dünya halklarının da sahipsiz ve çaresiz olmadığını göstermek için buluşuyoruz.
27 Haziran Cumartesi 19.30’da Kadıköy Caferağa Spor Salonu’nda bir araya geliyoruz.
Tavrımız ve çağrımızdır
Sol kimlikçi bir tartışmanın parçası olamaz. Yurttaşlarımızın etnik ya da mezhepsel kökeni Türkiye’yi aydınlığa, eşitliğe, özgürlüğe, bağımsızlığa, refaha taşıyacak bir mücadelenin doğrultusunu değiştiremez. Şu ya da bu makama gelecek kişinin dünya görüşü, çalışkanlığı, halka adanmışlığı, yurtseverliği, bilgi ve becerisi, dürüstlüğü dışında hiçbir kriterin önemi yoktur.
Bu ülkede etnik ve mezhepsel eşitsizliklerin, ayrımcılığın olduğu açık bir gerçektir. Önemli olan, bu gerçeğe nasıl yaklaşılacağı ve nasıl çözümler üretileceğidir. Kimliklerin birbirinin karşısına konduğu bir taraflaşmanın herhangi bir çözüme yardımcı olması mümkün değildir. Çözüm, bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu derin sömürü, ağır yoksulluk ve adaletsizliğin kaynaklarını kuruturken bu eşitsizlik ve ayrımcılığı da birleştirici bir perspektifle ortadan kaldırmaktadır.
Türkiye solu bu çok basit gerçeği unutmuş ve emekçi halkımızı bölen kimlikçi politikaların peşinden gitmiştir. “Alevi Cumhurbaşkanı seçilemez”, “anadili Kürtçe olan bir Cumhurbaşkanı adayını desteklemeyiz” gibi siyasal ve kamusal alanda hiçbir yeri olmaması gereken açıklamalara yol açan da solun kimlikçi siyasetin yarattığı sıkışmadan kurtulamamasıdır.
Bütün bu yalpalamaların ortasında bir kesim sola haksız ithamlarla, genellemelerle düşmanlık geliştirmekte, sosyalist hareketin milliyetçi hezeyanlarla hedef alınması ve günah keçisi ilan edilmesi için kampanyalar düzenlemektedir. Oysa sol, başından beri her tür milliyetçilik ve liberalizm karşısında başka hiçbir hesap gütmeden, yalnızca kendi ideolojik-siyasal ilkelerine ve devrimci hedeflerine sadık kalarak dik dursaydı, bağımsızlığını korusaydı, birlik ve müttefiklik ilişkilerini bu zeminde kursaydı, bugün tamamen farklı bir ülkede yaşıyor olurduk.
Solun tartışılamayacak ilkeleri vardır ve bu ilkeler korunarak çoğalmak, güç olmak mümkündür. Yıllardır söylediğimiz gibi, DEM Parti ve CHP gölgesindeki bir sol ilkelerini gözden çıkarmış bir soldur. Anti-emperyalizm, laiklik savunusu ve kapitalist sömürüye karşı olmak sekterlik ya da küçük düşünme değildir. Tersine, Türkiye’nin geleceği bu ilkelerden hareketle inşa edilecektir.
TKP, çok uzun bir süredir DEM Parti ve CHP gölgesinde sosyalist hareketin gelişemeyeceğini ve bu partilerin peşinden gidilmemesi gerektiğini yüksek sesle ifade etmektedir. Solun bir dönem CHP’ye, sonra DEM Parti’ye, sonra tekrar CHP’ye bel bağlayarak siyaset yapar hale gelmesi bugün toplumun umutsuzluk ve örgütsüzlüğünün en önemli nedenlerinden biridir. Bazı sol kesimlerin DEM Parti merkezli politikaları terk ederek CHP yörüngesinde siyaset yapmasını bir olumluluk olarak görenler, meselenin özünü kavrayamamaktadır. Kuşkusuz DEM Parti ve CHP farklı tarihsel ve ideolojik dinamiklerin ürünüdür. Ancak bu farklılıklar Türkiye’nin sömürüden, zorbalık ve adaletsizlikten arındırılması mücadelesinde sosyalist hareketin bağımsızlığı söz konusu olduğunda önemsizleşmektedir.
İşte bu koşullarda bir kez daha bütün samimiyetimizle çağrımızı yineliyoruz: Düzen siyasetinden bağımsız; devrimci, yurtsever, sermaye karşıtı, emperyalizmin bütün biçim ve kurumlarından kopmuş, Aydınlanmacı ve Cumhuriyetçi bir solun toplumsal ve siyasal bir güç haline gelmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur.
"Amalar" ve "fakatlar" bir köşeye bırakılabilirse, sol gerçek bir kimlik kazanacak ve başlı başına bir siyasal güç merkezi haline gelecektir. Solu ilkelerinden uzaklaştıran "en geniş güçlerin birliği" yaklaşımı derhal terk edilmelidir. AKP iktidarıyla mücadele o iktidarın kaynakları iyi teşhis edilerek başarıya ulaşabilir. Tarikatlarla, holdinglerle, NATO’yla, Avrupa Birliği ile hesaplaşmayı erteleyen bir solun “en geniş güçlerin birliği”ni kime ve neye karşı oluşturmak istediği emekçi halk açısından kocaman bir belirsizlik içermektedir. Oysa sol ancak açık, yalın ve tutarlı bir siyasal-ideolojik kimlikle çaresizlik içindeki yoksul halk kesimlerine umut verebilir, seçenek oluşturabilir.
Madem son gelişmelerle birlikte solun kendisine yabancı ideolojik-siyasal zeminlerde mevzi elde etmeye çalışmasının maliyetleri ve çıkışsızlığı açık bir biçimde görüldü, o zaman cesaretle ders çıkarmanın zamanı gelmiştir. TKP geriye dönük tartışma ve ayrım noktalarını bir kenara koyarak tamamen geleceğe odaklanmaya ve üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye hazırdır.
Türkiye Komünist Partisi
Merkez Komite
📌Ortaklaşa, bu kez 2 aylık çıkıyor; haziran-temmuz sayısında, NATO’nun Türkiye ve dünya halkları açısından taşıdığı tarihsel ve siyasal rolü tartışmaya açıyor.
Yeni sayımızda NATO’yu; Soğuk Savaş'tan bugüne emperyalist müdahalelerin aracı hâline gelen yapısı, Türkiye'nin bağımlılık ilişkilerindeki yeri ve ülkemize bıraktığı siyasal-toplumsal miras üzerinden ele alıyoruz.
🖇️7-8 Temmuz'da Ankara'da Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda düzenlenecek NATO Zirvesi yaklaşırken NATO'culuğun tarihini ve yarattığı sonuçları mercek altına alıyoruz. #Ortaklaşa'ya;
🏙️ kent meydanlarında kurulan stantlardan,
🏠 @tkpninsesi semt evlerinden,
📚 @NHKMKitabevi şubelerinden, çeşitli kitabevleri ve satış noktalarından,
🗞️ @solhaberportali'nın abonelik sisteminden,
🖇️ @YazilamaYayin'ın internet sitesinden ulaşabilir ya da
💬 sayfamıza mesaj atabilirsiniz!
15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişini selamlıyoruz!
Bundan 56 yıl önceydi, dönemin hükümeti işçi sınıfının 1960’ı yıllarda başlayan ayağa kalkışını bastırmak, örgütlü gücüne darbe indirmek için harekete geçti. Kısa süre önce kurulan DİSK’in kapanmasıyla aynı anlama gelecek bir yasayı meclisten geçirdiler. İşçi sınıfının buna tepkisi büyük oldu. Şalterler indi, işçiler kent merkezlerine aktı, kol kola girip, barikatları aşıp, yasayı çöpe attı.
Sermaye sınıfı 15-16 Haziran günleri yapamadığını on yıl sonra, 12 Eylül darbesiyle yaptı. ABD cuntacılar için “bizim çocuklar başardı” dedi. Koç, Evren’e yazdığı mektupta teşekkür etti, sakın ara vermeyin dedi. 12 Eylül anti-komünist bir darbeydi, NATO’cularla kol kola bize, yani işçi sınıfına karşı yapıldı.
Bugün işçi sınıfının örgütsüzlüğünün altında işte bu 12 Eylül rejimi var. Saldırdılar ve sınıfımızı gerilettiler.
Ama bu böyle sürmeyecek. İşçilerin memleket gündemine girmesi için mücadele ediyoruz. Yeniden ayağa kalkışımızı örgütleyeceğiz. 15-16 Haziran’da “biz buradayız” diyen işçi sınıfı Türkiye’nin gelecek güzel günleri için mutlaka öne çıkacak.
Ülkenin işçi sınıfına ihtiyacı var. İşçi sınıfının da patronlar tarafından sömürülmediği bir ülkeye.
Mutlaka kazanacağız.
TKP İşçi Temsilcileri Meclisi
Emperyalizm Yenilmez Değildir, Sıra NATO’yu Kovmakta!
Bugün, ABD ve İsrail’in aylardır bölgede sürdürdüğü askeri operasyonlarla, suikastlerle ve ablukayla İran’a dayattığı savaşın sona erdiği, İran tarafından ilan edildi.
Savaşın ilk gününden itibaren dile getirdiğimiz gerçek, bugün bir kez daha görünür hale geldi: Askeri ve teknolojik üstünlüğüne, NATO ateş gücüne ve desteğine rağmen emperyalizmin yenilmez olmadığı bu savaşla bir kez daha kanıtlandı.
Dünyanın ve bölgemizin kaderinin yalnızca uluslararası güç odaklarının masalarında ya da işbirlikçi iktidarların siyasi hesaplarında şekillendirilemeyeceği görülmüş oldu.
Emperyalizme boyun eğmeyen İran halkına selam olsun!
Bölgedeki emperyalist varlığa, İncirlik ve Kürecik başta olmak üzere ülkemizdeki üslere karşı durmaya ve NATO’yu kovana dek mücadeleye devam edeceğiz!
Bu vesileyle halkımızı bir kez daha, 5 Temmuz’da Tandoğan Meydanı’nda düzenlenecek NATO karşıtı mitingimize davet ediyoruz.
Antalya'da "Butlan krizi ve sonrası, Türkiye'de ne yaşıyoruz?" başlıklı halk buluşmamızı gerçekleştirdik.
🚩TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan'ın güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmeler yaptığı toplantının ardından aramıza katılan yoldaşlarımıza tekrar hoş geldiniz diyoruz!