Geçtiğimiz Pazar günü Semt Evimizi açtık. İnsani tek toplum düzeni olan sosyalist cumhuriyeti kurmak için haritaya bir kızıl bayrak daha diktik. Açılışta yağmura rağmen bizimle olan tüm dostlarımıza teşekk��r ederiz. Yolumuz açık olsun. @tkpninsesi
100 yıllık hırsızlığın, Koç’un karşısına dikildik!
Halkımız büyük bir yoksulluk içindeyken Koç Holding’in 100. yılı dolayısıyla Ankara’da kutlama yapan sömürücüler, karşılarında bu ülkenin komünistlerini, yurtseverlerini buldular.
AKP, CHP ve MHP dahil tüm patron partilerinin liderleri, cumhuriyet ve emekçi düşmanı bu düzenin sahiplerinden Koç’un kutlamasında önlerini ilikleyerek yer aldı.
O "kutlamaların" önünden seslendik: Bu ülkede karşınızda önünü iliklemeyenler var. Sözümüz söz: Halktan çaldığınız her şeyi devletleştireceğiz!
CHP’nin AKP ile “normalleşme” sicili
Öncesini bir kenara bırakalım…
15 Temmuz-7 Ağustos 2016 Yenikapı Ruhu: Fethullahçı fesatı darbe yapacak noktaya getiren iktidar bunun sorumluluğuyla zayıf düşmüşken CHP ona can simidi oldu. Darbe tehdidi atlatılmıştı, şimdi muhalefet-hükümet ayrımı olmaksızın elbirliği ile demokrasi ve hukukun üstünlüğü tesis edilecekti. Bu “ruh” sırasında Kemal Kılıçdaroğlu Genel Başkan, Özgür Özel Meclis Grup Başkanvekili idi. Son derece uyumlu bir görüntü verdiler. AKP ilk haftaların sarsıntısını atlatıp kendi yolunda hamle üstüne hamle yapmaya başlayınca “kontrollü darbe” diye bir kavram keşfettiler. Ama ruh bir kez özgür kalmıştı!
2019-2021 arasında “kucaklama”, “birleştiricilik”, “helalleşme” vurgusu hakim oldu. Belki bunlar iktidarla değil toplumla yapılacaktı ama AKP’ye benzeme açısından epey yol aldı CHP bu yıllarda. Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel arasında CHP’nin bu politikalarına dair herhangi bir anlaşmazlık gözlenmedi.
AKP artıklarının da yer aldığı Altılı Masa kurulurken, yani 2023 seçimlerine gidilirken de CHP’de bugün gerilimde öne çıkan isimlerin hiçbirinin farklı bir yaklaşımı olmadı. CHP’yi AKP’nin alanına sokma, ona daha fazla benzetme konusunda kolektif bir çaba yürütüldü. Davutoğlu ve Babacan’ı Cumhuriyetçi kesimlere pazarlamak için elbirliği ile çalıştılar.
2023 Kasımı’nda CHP’de Kurultay gerçekleşti. Özgür Özel Genel Başkan seçildi. Kılıçdaroğlu ise Kurultay öncesinde Cumhurbaşkanı adayı olduğu, milletvekili seçimlerine girmediği için Meclis’in de dışında kaldı, ofisine çekildi.
CHP 2024 yerel seçimlerinde başarılı oldu, birinci parti konumuna geldi. Parti tabanında “derhal erken seçim” beklentisi ortaya çıktı. Özgür Özel ve arkadaşları, “halk seçim istemiyor, böyle bir talebimiz olmayacak” diyerek “normalleşme”den söz etmeye başladı. AKP ve Erdoğan ile ilişkilerde yumuşama arayışında olduğunu defalarca tekrarladı. Ekrem İmamoğlu da benzer açıklamalar yaptı. Kılıçdaroğlu tepki gösterdi, “Erdoğan ile normalleşilmez, nesiyle normalleşeceksiniz” dedi. Özgür Özel ısrarla “normalleşme” çizgisini savundu, hatta bu açılımı Kılıçdaroğlu’nun “hellalleşme” politikasına benzetenlere “normalleşme bana aittir” diye itiraz etti.
İktidarın yanıtı yerel yönetimlere operasyon oldu. Anlamı açıktı: “Seçme ve seçilme hakkını takmayız, siyasetin alanını daraltırız, bizim normalimiz budur.”
İktidarın normalinde son aşama Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına atanması oldu. Kendisi AKP medyasından kamuoyuna büyük bir rahatlık ve pişkinlikle seslenmeye devam ediyor. Normalleşti, hatta normalleşmenin de ötesine geçti. Özgür Özel ise “Saray rejimine hizmet” ile suçlamakta kendisini.
Yukarıdaki kısa özette sömürü düzeni yok, emperyalizm yok, Cumhuriyet yok, laiklik yok, NATO yok, “çözüm süreci” yok, hiçbir önemli konu yok. Sadece ve sadece CHP’nin AKP ile ilişkilerine dair çok genel bir fotoğraf var.
Yeterince açıklayıcı olmalı.
Doğal kaynaklarımıza, emeğimize ve madenlerimize sahip çıkmak için buluşuyoruz.
16 Mayıs Cumartesi
Saat: 17.00
Gazi Mustafa Kemal Atatürk K��ltür Merkezi Seminer Salonu
Orhaniye Zihni Derin caddesi, No: 45 Muğla Menteşe
İletişim için 0551 189 98 99 no'lu numarayı arayabilir ya da özel mesaj atabilirsiniz.
Ülkemiz de Halkımız da satılık değil!
Madenler Devletleştirilmelidir
Türkiye doğal zenginlikleri ve mineral çeşitliliği bakımından dünyanın önde gelen
ülkeleri arasında yer alıyor. Bu minerallerin üretimi ile sanayiden imara, tarımdan enerjiye ve sağlığa kadar birçok alanda kullanılan hammaddelerin arzı sağlanıyor. Doğal kaynaklarımız ve madencilik faaliyeti ülkemizin ekonomik bağımsızlığı, kalkınması ve halkımızın refahı açısından hayati önem taşıyor.
Bugün ülkemizde adına serbest piyasa ekonomisi denilen, sermayenin ihtiyaçlarını ve kârlılığını esas alan bir düzen hüküm sürmekte. Madenler ve madencilik de arama faaliyetlerinden çıkarma ve zenginleştirme aşamalarına kadar neredeyse tüm süreçleriyle piyasa düzeninin akılsızlık ve plansızlığı tarafından belirlenir durumda. Cumhuriyetin ilke edindiği devletçi ekonomi politikaları uyarınca Türkiye sanayi alt yapısının gelişiminde önemli etkileri olan Etibank, Türkiye Kömür İşletmeleri, Demir Çelik fabrikaları gibi devlet işletmeleri kurulmuştu. Bu işletmeler piyasacılığa kurban edildi. Ya tamamen özelleştirildi ya tasfiye edildi ya da küçültüldü; fiilen güçsüz ve işlevsiz hale getirildi. Türkiye’de maden işletmeleri insan hayatını hiçe sayan paragöz holdinglerin, çokuluslu tekellerin ve onların merdiven altı faaliyet yürüten taşeronlarının eline teslim edildi.
Geldiğimiz yer ortada: Doğası yıkıma uğratılmış, kaynakları yağmalanmış, çarçur edilmiş bir ülke; her tür bilimsel tanım ve teknik olanak mevcutken maliyet ve kâr hesaplarına kurban edilen, hiçe sayılan işçi hayatları, sefalete mahkum edilen madenciler…
Ülke topraklarının yarıdan fazlasını kapsayan maden arama ruhsatları ile binlerce işletme ruhsat ve izninin sermayeye devredildiği bir tabloyla karşı karşıyayız. Bu durum, doğal zenginliklerimizin fiilen ipotek altına alınması anlamına geliyor. Türkiye’de madencilik faaliyetinin milli gelir içersindeki payı ise hala %1’ler civarında. Belli ki maden arama ve işletme ruhsatları sermayedarlar için bir rant kapısı olarak kullanılıyor. Halka ait olan madenleri daha toprağın altındayken alıyorlar, satıyorlar, servetlerine servet katıyorlar. Yasaları, yönetmelikleri değiştiriyor, arkalarından dolanıyor, pek çok durumda ne yasa ne de kural tanıyorlar. Köy, tarım alanı, orman, zeytinlik, yerleşim çevreleri, tarihi veya doğal sit alanı demiyor talan ediyorlar.
Türkiye Komünist Partisi halkımızı bu arsızlığa dur demeye, doğal kaynaklarımıza, madenlerimize, emeğimize sahip çıkmaya çağırıyor!
Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığı, kalkınması ve halkımızın refahı için madenler derhal ve bedelsiz olarak devletleştirilmelidir!
1. Çokuluslu tekeller ve holdingler başta olmak üzere her tür özel sermayedar ve şirkete verilmiş olan tüm maden arama, işletme ve zenginleştirme ruhsat ve iznler bedelsiz olarak iptal edilmeli, tüm maden ve işletmelere el konmalıdır.
2. Bütün madencilik faaliyetleri devlet eliyle ve merkezi bir planlama doğrultusunda gerçekleştirilmelidir. Bu yapılırken tüm ilişkili sektörlerin ihtiyaçları dikkate alınmalı, kapsamlı bir planlama ile hammadde arz güvenliğinin sağlanması, dışa bağımlılığın azalması, yerli sanayiye düşük maliyetli ve kaliteli girdi sağlanabilmesi esasıyla hareket edilmelidir.
3. Doğal kaynakların halk sağlığı ve çevreyle uyumlu, verimli kullanımını esas alan; bilimsel verilere dayalı bir madencilik politikası oluşturulmalı ve etkin biçimde uygulanmalıdır. Bu kapsamda maden havzaları, faaliyet gösterdikleri bölgelerde tarımsal ve sınai üretim, su kaynakları, orman varlığı ve halk sağlığı gözetilerek bütüncül bir planlama anlayışıyla ele alınmalı ve işletilmelidir.
4. Madencilerin çalışma ve sendikal örgütlenme hakkı güvence altına alınmalı, eksiksiz mesleki eğitim alabilmeleri sağlanmalı, insanlık onuruna yakışan, sağlıklı ve güvenli çalışma şartları yaratılmalı ve korunmalıdır.
5. Değerli madenlerin sadece hammadde olarak çıkarılıp ihraç edilmesine son verilerek uç ürünlere dönüştürülmesi, yarı mamul ve mamul maddelerin üretimi için planlı bir sanayi hamlesi yapılmalıdır.
6. İnşaat sektörüne hammadde sağlamaya odaklı, plansız ve denetimsiz bir madencilik endüstrisi yerine mühendislik kalitesi yüksek, katma değerli üretim yapabilen bir madencilik endüstrisi kurulmalıdır.
7. İşletmesi tamamlanan maden sahalarında kapatma, rehabilitasyon ve rekültivasyon (toprak ıslahı ve yeniden bitkilendirme yoluyla alanın ekolojik dengeye uygun biçimde doğaya kazandırılması) faaliyetlerinin, gerekli çevresel önlemler çerçevesinde eksiksiz olarak gerçekleştirilmesi zorunlu kılınmalı ve etkin biçimde denetlenmelidir.
8. Madencilik faaliyetlerinde kullanılan makine ve ekipmanların yerlileştirilmesi sağlanmalı; verimli, halk sağlığına ve çevreye uyumlu ileri teknolojilerin geliştirilmesine yönelik araştırma ve geliştirme faaliyetleri yürütülmelidir.
9. Madenlerin ve madencilik faaliyetlerinin devletleştirilmesi sürecinin tamamı madenlerde örgütlü işçi sendikaları ve madencilik faaliyeti ile bağlantılı meslek odalarının aktif katılım ve denetimi ile gerçekleşmelidir.
@TKP Fethiye/Foça Semt Evi’nden sesleniyoruz:
Çocuklara sözümüz olsun; mahallelerimize dadanan devleri yemeği az ama cesareti ve inadı çok olanların yan yana gelişiyle kovacak;çocukların korkmadan, eşit ve özgür büyüdüğü aydınlık mahalleleri birlikte kuracağız.
TKP ile 1 Mayısa!
Bugün Fethiye/Foça Semt Evimizde çocuk şenliğimizde buluştuk.
Sözümüz söz: Semt evimizde dayanışmayla, sanatla ve müzikle büyüyen umudu çoğaltacak; tüm çocukların kırmızı elmalar gibi güldüğü günleri kurana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz!
Bugün Merkez Komite üyesi Berkay Kemal Önoğlu'nun da katılımıyla Ulalı emekçi halkımızla buluştuk ve memleketin geleceği hakkında sohbet ettik. Örgütlenmenin gerekliliği ve İzmir'de gerçekleşecek olan 1 Mayıs mitingimiz için çağrıda bulunduk.
Çocuklarımızı karanlığa teslim etmeyeceğiz!
26 Nisan Pazar günü 23 Nisan Çocuk Şenliği’nde Fethiye/Foça Semt Evi’nde buluşalım. Atölyeler, müzik ve dayanışmayla umudu birlikte büyütelim!
📅 26 Nisan Pazar | ⏰ 13.00 | 📍 Fethiye/Foça Semt Evi
Bugün Fethiye’de “Bu düzen değişmeli” diyenlere seslendik! Emeğiyle geçinen herkesin güvenceli bir geleceğe ve insan onuruna yakışır bir yaşam sürmeye hakkı var ve bunun için birlikte mücadele edeceğimiz bir parti de var. Bir gün daha bekleme,TKP’ye katıl! https://t.co/dwD4G4WGQQ
Bir Gün Daha Bekleme, TKP’ye Katıl!
Değerli yurttaşlar, emeğiyle geçinen kardeşlerimiz;
Hayatın karmaşası içinde çoğu zaman yorgunluk, kaygı ve umutsuzlukla savruluyor, durup düşünmeyi ihmal ediyoruz. Oysa sormamız gerek: Bu düzen kimin için işliyor, kimin sırtında yükseliyor? Biz bu hikâyenin neresindeyiz?
Düşündünüz mü? İktidarlar ve sermaye sahipleri, milyonlarca asgari ücretliye neden daha iyi bir yaşam sunsun? Çarklar tıkır tıkır işlerken, kârlarına kâr katarlarken hayat pahalılığını niye dert etsinler? Başımızdaki azınlık neden yıllarca emeğiyle yaşamış, bugün en düşük emekli aylığıyla geçinmeye çalışan yurttaşların derdiyle ilgilensin? Gençlerin işsizliği, umutsuzluğu kimin umurunda? İşsizlik yaygınken çalışanları daha kötü şartlara razı etmek kolay değil mi? Kadınların aynı işte daha az ücret alması umurlarında mı? “Beğenmiyorlarsa gitsinler” demek onlar için yeterli değil mi?
İşçiler, çiftçiler, öğrenciler, esnaf… Bütün ülke sabahın köründen gecenin yarısına kadar çalışıyor, üretiyor. Ama en zengin %10, zenginliğin %70’ine el koyuyor. Geri kalan için insanlar birbirine düşüyor. Söyleyin, niye son versinler bu kardeş kavgasına?
Şirketler büyürken, faizciler kazanırken; vitrindeki siyasetçiler zenginlere hizmet etmeyi sürdürüyor. Yoksullaşan emekçiler kimsenin umurunda değil.
Ayağa kalkana dek de kimsenin umrunda olmayacak!
Yalanlara, kirli propagandaya, demagojiye kulak asma. Tehditlere, göz boyamalara boyun eğme.
Emeğiyle yaşayanların mutlu, huzurlu ve güvende olmaya hakkı var. Bunun için birlikte mücadele edecekleri bir Parti de var.
Doğruyu savunuyorsa, emekçinin yanında duruyorsa, mücadeleden kaçmıyorsa; TKP’ye katılmak, komünist olmak gerek!
Aynı soruları soruyorsan, “Bu düzen değişmeli” diyorsan; Bir gün daha bekleme. Türkiye Komünist Partisi gönüllülerine katıl. Ülkemizi hak ettiği geleceğe birlikte taşıyalım.
Semt Evimizde devam eden ve sevgili hocamız Ferit Avcı tarafından yürütülen Karikatür Atölyesinde bu hafta bir konuğumuz vardı. Katkılarından dolayı sevgili Necmi Oğuzer ' teşekkür ediyoruz.
Bugün Ortaklaşa dergisinin Şubat sayısıyla Fethiye/Foça Pazarı’ndaydık.
Dergiyi bize mesaj atarak, Fethiye/Foça Semt Evimizden (@Fethiyesemtevi), Kitaphane ve Fethiye Sahaf Kitabevi’nden temin edebilir; ayrıca soL Haber Portalı’na abone olarak dijital ortamda da okuyabilirsiniz
Onbeşlere…
Dalgaları karşılayan gemiler gibiyiz!
Bugün Onbeşleri, partimizin kurucu kadrolarını kaybettiğimiz günün üzerinden tam 105 yıl geçti.
Aradan geçen bu 105 yıla çok şey sığdı.
Onlar göremedi ama memleketimiz kurtuldu işgalciden, Onbeşlerin de emeğiyle…
Ancak çok sürmedi, tam da onların öngördüğü gibi.
Mustafa Suphi ve yoldaşlarımız; ülkemiz paranın saltanatı, yabancının roketine teslim olmasın diye çıkmışlardı yola, o yolda alçakça katledildiler.
Ve bu düzenin sahipleri, ülkemizi, halkımızı, Cumhuriyet’i paranın saltanatı ve yabancının roketine elbirliğiyle teslim ettiler.
105 yılın ardından bugün ülkemiz çok ağır bir karanlık ve derin bir sömürünün pençesinde. Cumhuriyet yok edilmiş, topraklarımız işbirlikçiler eliyle emperyalistlerin yağmasına açılmış durumda.
Şimdi, tam da bu tabloda Mustafa Suphi ve Onbeşlerin emaneti olan kurtuluş kavgasını zafere taşımaktan, ülkemizi tüm yağmacı ve işgalcilerden ve onların işbirlikçilerinden kurtarmaktan başka bir çıkış yolumuz yok.
Kurdukları parti, partimiz, TKP bunun için var!
Yoldaşlarımızı, katledilişlerinin 105. yılında binlerce yurtseverin, komünistin “dalgaları karşılayan gemiler gibi” yan yana geleceği 1 Şubat’taki buluşmamızda, Ankara’da, tam da onlara yakışan şekilde, mücadeleyi büyüterek anacağız.
Onbeşlere de emekçi halkımıza da sözümüzü mutlaka tutacağız, ülkemizi bu karanlıktan hep birlikte kurtaracağız!