#Antalya’da gericilere, rantçılara mahkum değiliz!
Antalya’yı zübüklerden kurtarmak için, #komünist belediyecilik için #OylarTKP’ye!
▶️ Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı adayımız Nazlı Ece Mutlu
▶️ #Kepez Belediye Başkanı adayımız Ozan Kapar #yerelseçim2024
7-8 Temmuz’da NATO zirvesi Ankara’da toplanıyor.
NATO, girdiği her yere kanı, kini, sömürüyü ve şiddeti taşıyan; sebep olduğu savaşlarda kadınlara en ağır karanlığı yaşatan bir savaş makinesidir.
NATO ölüm demektir.
Savaşla, sömürü ile tehdit ile kanlı elini üzerimize sürmek isteyenlere sözümüzdür;
Bizler kadınların ve çocukların yaşam hakkına gasp etmek isteyen Katil NATO’yu ülkemizde istemiyoruz.
Yaşamı ve emeği için mücadele eden tüm kadınları ülkemiz ve onurumuz için mücadeleye davet ediyoruz.
Türkiye'nin her yerinde olduğu gibi Antalya'da da NATO karşıtı sesin boğulmasına izin vermeyeceğiz. Ülkemizin üzerine yapıştırılmak istenen bu onursuzluğu asla kabul etmeyeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz!
NATO, onursuzluk ve ölümdür! Yaşasın yaşam, bağımsızlık ve sosyalizm!
🚩Bugün #NATO'ya karşı hazırladığımız resim sergisi ile Kapalıyol'daydık.
#Ortaklaşa dergisinin yeni sayısını okuyucuyla buluştururken, halkımızı 5 Temmuz'da Ankara'da düzenleyeceğimiz NATO karşıtı mitinge davet ettik. #Antalya
Öğretmenler açlık grevlerinin 5. Gününde @csgbakanligi önünde hala muhatap arıyor.
Belirli süreli sözleşmelerinin getirdiği baskılar, mobbing, düşük ücretler, sigorta primlerinin eksik yatırılması, özlük haklarının tırpanlanması, işsizlik baskısı…
Öğretmenler yaşadıkları sorunların çözülmesi ve kanunen korunması için daha önce @tcmeb aracılığıyla söz verilen görüşmenin yapılması için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde direnişlerini sürdürüyor.
Öğretmenlere verilen yanıt ise gözaltı.
Öğretmenlerin yanında, taleplerinin arkasındayız!
☀️ GÜÇLÜ BAŞLADIK, İNANÇLA YARILADIK
🌅 #Küba’daki hastanelerin ışığı sönmesin diye başlattığımız güneş paneli kampanyamız emin adımlarla hedefine ilerliyor. Dayanışma köprümüz sayesinde yolu yarıladık.
⚡ Hedefimiz, Kübalı kardeşlerimizin üç hastanesini kesintisiz enerjiyle aydınlatmak. Şimdi, elimizdeki imkanları daha da artırarak kalan yolu hızla tamamlama zamanı. Bu ışığı daha da büyüterek dayanışmayı hep birlikte çoğaltalım.
#Cuba
#CubaNoEstaSola #CubaVencera
#100AñosConFidel #Fidelle100Yıl
@siempreconcuba@Embacuba_Turqui@CubaMINREX@PresidenciaCuba
Emperyalizmin savaş ve yıkım örgütü olan NATO’nun işlediği suçları anlatacağımız serinin başlangıcını 1949-1962 yılları ile yapıyoruz.
Yurtseverler 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da zirve yapacak NATO’ya geçit yok demek için 5 Temmuz’da Büyük NATO Karşıtı Mitinge çağırıyor.
Bugün Muğla Menteşe'de TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan'ın katılımıyla "Madenden eğitime sağlıktan enerjiye derhal devletleştirme" toplantımızı gerçekleştirdik.
Çokuluslu tekellerin ve holdinglerin ülkemizin kaynaklarını yağmalamasına karşı #MadenlerDevletleştirilsin
ABD’nin saldırganlığı karşısında Küba’nın yanındayız!
Amerikan emperyalizmi Küba Devrimi’nden bugüne, 67 yıldır, Küba halkını teslim almak için akla gelebilecek her türlü kötülüğe başvurdu.
67 yıla, Domuzlar Körfezi işgalini, CIA operasyonlarını, sabotajları, tarım arazilerine dönük biyolojik saldırıları, Küba liderliğine yönelik yüzlerce suikast girişimini, paramiliter güçlerin terörist faaliyetlerini, diplomatik kuşatmayı, medya operasyonlarını, ticari, finansal ve ekonomik ablukayı, ülke içinde karşı devrim yaratma girişimlerini sığdırdı.
Hepsinde başarısız oldu. Amerikan egemenlerinin Küba’yı çökertmek için koparttıkları onca gürültü, tahsis ettikleri onca kaynak çöpe gitti. Çünkü karşılarında makbul bulmadıkları bir “rejim” değil, bağımsızlığını devrimle kazanmış örgütlü bir halk vardı.
Ancak yıkıcı politikalarından vazgeçmediler.
Çünkü burunlarının dibinde, uyduları olarak gördükleri bir adada egemen, kamucu, planlamacı ve sosyalist bir iktidarın altmış yılı aşkın süredir ayakta kalmasını tarihsel bir yenilgi olarak görüyorlar. Çünkü Küba Devrimi, Latin Amerika halklarına başka bir yolun mümkün olduğunu gösterdi; emperyalizmin “arka bahçe” düzenine meydan okudu. Vaşington’un bitmeyen öfkesi ve kuyruk acısı tam da buradan kaynaklanıyor.
ABD yönetimleri bu kuyruk acısıyla Küba karşısında başarısız oldukça vites yükseltti, saldırganlığın dozunu arttırdı. Sovyetler Birliği çözülürken de, Küba Devrimi’nin lideri Fidel Castro hayatını kaybettiğinde de Küba’yı boğabileceklerini düşündüler, ama olmadı.
Bugün ABD emperyalizmi zayıflayan uluslararası hegemonyasını tahkim etmek için başlattığı saldırganlık dalgasının parçası olarak bir kez daha Küba’yı teslim almayı deniyor. İnsan hakları ve demokrasi sosuyla süslenmiş eski diplomatik dili tamamen bir kenara bırakıp vahşi bir sömürgeci ağzıyla Küba’ya tehditler savuran Donald Trump 67 yıllık “Amerikan rüyasını” gerçekleştiren başkan olarak tarihe geçmek istiyor.
Trump yönetiminin Küba politikası kamuoyunca bilinmektedir. Son aylarda özellikle enerji alanına yoğunlaşan yaptırımlar, yakıt tedarik zincirlerini hedef alan müdahaleler, üçüncü ülkelere uygulanan baskılar ve finansal kuşatma araçlarının genişletilmesi; Küba’yı ekonomik felç noktasına sürüklemeyi amaçladı. Gerçekten de, uzun elektrik kesintileri, ulaşım krizleri, üretimde aksamalar ve temel ihtiyaç maddelerine erişimde yaşanan güçlükler Küba’da gündelik hayatı olağanüstü zorlaştırdı, ülke insanının sağlığını, geleceğini tehdit eder bir noktaya getirdi. ABD yönetiminin hesabı Kübalıların haklı olarak “soykırım” olarak nitelendirdiği bu politikalarla Küba halkına boyun eğdirmek, Küba’daki devrimci iktidarı bu şekilde yok etmektir.
Kübalı kardeşlerimizin bu saldırganlık karşısında havlu atmak yerine, ablukanın sebep olduğu karmaşık sorunlarla var güçleriyle mücadele ettiklerini, toplumsal seferberlik ve dayanışma içinde yaratıcı çözümler ürettiklerini, günü kurtarmanın ötesinde uzun vadeli planlar çerçevesinde ülke ekonomisini ve enerji güvenliğini Amerikan emperyalizminin cenderesinden kurtaracak stratejik adımlar attıklarını biliyoruz. Küba Komünist Partisi ablukaya rağmen kamusal sağlık sistemini, eğitimini ve sosyalizmin diğer kazanımlarını savunmaya devam ediyor. Emperyalizmin beklediği toplumsal çözülme gerçekleşmedi. Küba halkı diz çökmedi. Bunun en açık ifadesi milyonlarca Kübalının imzasını verdiği “İmzam Vatan İçin” kampanyası ve Adanın her yerinde halkın kararlı direnişini gösteren kitlesel 1 Mayıs mitingleri oldu.
İstediği sonucu elde edemeyen Trump yönetimi bu kez doğrudan askeri müdahale tehdidini daha şiddetli dile getirmeye başladı. Özellikle siyasi kariyerini Küba düşmanlığı ile şekillendirmiş Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve çevresinde kümelenen Küba düşmanı çevre, Amerikan devletinin zaten tarihsel olarak saldırgan olan Küba politikasını daha kontrolsüz, daha intikamcı ve daha savaşçı bir çizgiye itmektedir. Miami merkezli ilhakçı çevrelerle, Cumhuriyetçi Parti’nin aşırı sağ kanadıyla ve devlet bürokrasisi içindeki müdahaleci odaklarla iç içe geçmiş bu yapı; ekonomik soykırımın yetmediği yerde doğrudan askerî seçeneklerin tartışılmasını teşvik etmektedir.
Amerikan gericilerinin Küba’ya askeri bir saldırıya yeltenmesi durumunda, Küba halkı devrimin bütün tarihsel birikimiyle, örgütlülüğüyle ve anti-emperyalist bilinciyle ülkesini savunacaktır. Böyle bir saldırı durumunda, Amerikalılar karşılarında yalnızca Küba’nın silahlı kuvvetlerini değil, devrimci anavatanlarına sahip çıkan milyonları bulacaktır.
Biz Türkiye Komünist Partisi olarak bu konuda en küçük bir tereddüt taşımıyoruz.
Dün olduğu gibi bugün de Küba’nın yanındayız. ABD emperyalizminin her türlü saldırısına, kuşatmasına ve askeri müdahale tehdidine karşı Küba halkıyla dayanışmayı büyütmeyi tarihsel bir görev kabul ediyoruz.
Ve açıkça ilan ediyoruz:
Emperyalist bir saldırı durumunda, Küba’nın savunulması için elimizdeki tüm siyasal, örgütsel ve toplumsal imkanları seferber etmeye hazırız.
Küba’yı yalnız bırakmayacağız. Emperyalist zorbalık, insanlığın onurunu ve sosyalizmin bayrağını taşıyan Küba halkının direncini aşamayacak. TKP, dünyanın dört bir yanında bu direnci desteklemek için büyüyen enternasyonalist dayanışmanın öncü kuvvetlerinden olmaya devam edecek.
Yaşasın Küba! Kahrolsun emperyalizm!
Ülkemiz de Halkımız da satılık değil! Madenler Devletleştirilmelidir
Türkiye doğal zenginlikleri ve mineral çeşitliliği bakımından dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer alıyor. Bu minerallerin üretimi ile sanayiden imara, tarımdan enerjiye ve sağlığa kadar birçok alanda kullanılan hammaddelerin arzı sağlanıyor. Doğal kaynaklarımız ve madencilik faaliyeti ülkemizin ekonomik bağımsızlığı, kalkınması ve halkımızın refahı açısından hayati önem taşıyor.
Bugün ülkemizde adına serbest piyasa ekonomisi denilen, sermayenin ihtiyaçlarını ve kârlılığını esas alan bir düzen hüküm sürmekte. Madenler ve madencilik de arama faaliyetlerinden çıkarma ve zenginleştirme aşamalarına kadar neredeyse tüm süreçleriyle piyasa düzeninin akılsızlık ve plansızlığı tarafından belirlenir durumda. Cumhuriyetin ilke edindiği devletçi ekonomi politikaları uyarınca Türkiye sanayi alt yapısının gelişiminde önemli etkileri olan Etibank, Türkiye Kömür İşletmeleri, Demir Çelik fabrikaları gibi devlet işletmeleri kurulmuştu. Bu işletmeler piyasacılığa kurban edildi. Ya tamamen özelleştirildi ya tasfiye edildi ya da küçültüldü;
Geldiğimiz yer ortada: Doğası yıkıma uğratılmış, kaynakları yağmalanmış, çarçur edilmiş bir ülke; her tür bilimsel tanım ve teknik olanak mevcutken maliyet ve kâr hesaplarına kurban edilen, hiçe sayılan işçi hayatları, sefalete mahkum edilen madenciler…fiilen güçsüz ve işlevsiz hale getirildi. Türkiye’de maden işletmeleri insan hayatını hiçe sayan paragöz holdinglerin, çokuluslu tekellerin ve onların merdiven altı faaliyet yürüten taşeronlarının eline teslim edildi.
Ülke topraklarının yarıdan fazlasını kapsayan maden arama ruhsatları ile binlerce işletme ruhsat ve izninin sermayeye devredildiği bir tabloyla karşı karşıyayız. Bu durum, doğal zenginliklerimizin fiilen ipotek altına alınması anlamına geliyor. Türkiye’de madencilik faaliyetinin milli gelir içersindeki payı ise hala %1’ler civarında. Belli ki maden arama ve işletme ruhsatları sermayedarlar için bir rant kapısı olarak kullanılıyor. Halka ait olan madenleri daha toprağın altındayken alıyorlar, satıyorlar, servetlerine servet katıyorlar. Yasaları, yönetmelikleri değiştiriyor, arkalarından dolanıyor, pek çok durumda ne yasa ne de kural tanıyorlar. Köy, tarım alanı, orman, zeytinlik, yerleşim çevreleri, tarihi veya doğal sit alanı demiyor talan ediyorlar.
Türkiye Komünist Partisi halkımızı bu arsızlığa dur demeye, doğal kaynaklarımıza, madenlerimize, emeğimize sahip çıkmaya çağırıyor! Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığı, kalkınması ve halkımızın refahı için madenler derhal ve bedelsiz olarak devletleştirilmelidir!
1. Çokuluslu tekeller ve holdingler başta olmak üzere her tür özel sermayedar ve şirkete verilmiş olan tüm maden arama, işletme ve zenginleştirme ruhsat ve iznler bedelsiz olarak iptal edilmeli, tüm maden ve işletmelere el konmalıdır.
2. Bütün madencilik faaliyetleri devlet eliyle ve merkezi bir planlama doğrultusunda gerçekleştirilmelidir. Bu yapılırken tüm ilişkili sektörlerin ihtiyaçları dikkate alınmalı, kapsamlı bir planlama ile hammadde arz güvenliğinin sağlanması, dışa bağımlılığın azalması, yerli sanayiye düşük maliyetli ve kaliteli girdi sağlanabilmesi esasıyla hareket edilmelidir.
3. Doğal kaynakların halk sağlığı ve çevreyle uyumlu, verimli kullanımını esas alan; bilimsel verilere dayalı bir madencilik politikası oluşturulmalı ve etkin biçimde uygulanmalıdır. Bu kapsamda maden havzaları, faaliyet gösterdikleri bölgelerde tarımsal ve sınai üretim, su kaynakları, orman varlığı ve halk sağlığı gözetilerek bütüncül bir planlama anlayışıyla ele alınmalı ve işletilmelidir.
4. Madencilerin çalışma ve sendikal örgütlenme hakkı güvence altına alınmalı, eksiksiz mesleki eğitim alabilmeleri sağlanmalı, insanlık onuruna yakışan, sağlıklı ve güvenli çalışma şartları yaratılmalı ve korunmalıdır.
5. Değerli madenlerin sadece hammadde olarak çıkarılıp ihraç edilmesine son verilerek uç ürünlere dönüştürülmesi, yarı mamul ve mamul maddelerin üretimi için planlı bir sanayi hamlesi yapılmalıdır.
6. İnşaat sektörüne hammadde sağlamaya odaklı, plansız ve denetimsiz bir madencilik endüstrisi yerine mühendislik kalitesi yüksek, katma değerli üretim yapabilen bir madencilik endüstrisi kurulmalıdır.
7. İşletmesi tamamlanan maden sahalarında kapatma, rehabilitasyon ve rekültivasyon (toprak ıslahı ve yeniden bitkilendirme yoluyla alanın ekolojik dengeye uygun biçimde doğaya kazandırılması) faaliyetlerinin, gerekli çevresel önlemler çerçevesinde eksiksiz olarak gerçekleştirilmesi zorunlu kılınmalı ve etkin biçimde denetlenmelidir.
8. Madencilik faaliyetlerinde kullanılan makine ve ekipmanların yerlileştirilmesi sağlanmalı; verimli, halk sağlığına ve çevreye uyumlu ileri teknolojilerin geliştirilmesine yönelik araştırma ve geliştirme faaliyetleri yürütülmelidir.
9. Madenlerin ve madencilik faaliyetlerinin devletleştirilmesi sürecinin tamamı madenlerde örgütlü işçi sendikaları ve madencilik faaliyeti ile bağlantılı meslek odalarının aktif katılım ve denetimi ile gerçekleşmelidir.
Marksizm Atölyesi kayıtları başladı, QR kodu okutup kaydınızı yaptırabilir, ayrıntılar için bizle iletişime geçebilirsiniz.
"Dünyayı anlamak yetmez, onu değiştirmek gerekir."
Karl Marks 208 yıldır dünyayı değiştirenlere yol gösteriyor.
#akdenizüni#antalya#karlmarx
Doyran Deresi'nde özel bir şirket tarafından yapılması planlanan HES projesinin büyük bir doğa katliamı yaratacağı, su krizini büyüteceği ve bölgede yaşayan halkımızın yaşam koşullarını ağırlaştıracağı ortadadır.
HES projesi derhal geri çekilmelidir!
#Antalya
Tarikat ve cemaat düzeninin aramızdan aldığı Narin için Konyaaltı Kent Meydanı'ndaydık.
Söz veriyoruz: Narin'in ve yaşamı karartılan tüm çocukların hesabını soracağız. Bu düzeni yıkacak ve laik, aydınlık, eşit bir ülke kuracağız.
🚩Sendikalaştıkları için #KonyaaltıBelediyesince işten atılan ve hakları için mücadele eden #HayatPark işçilerine dayanışma ziyareti gerçekleştirdik.
🚩Haklı mücadelelerinde yanlarında olmaya devam edeceğiz. #Antalya
📍Rönesans Holding, #Antalya'nın en güzel yerlerinden olan #Konyaaltı Sahili’ndeki eski Minicity alanına AVM yapmak istiyor.
📍Parklarımız, kamusal alanlarımız sermayeye değil, doğal ve tarihi mirasımıza göz diken Rönesans Holding halkımıza feda olsun! 🔽