Zamanların en iyisindeyiz ve zamanların en kötüsünde.
Eski düzenin kalıntıları içinden yükselenler bugün iktidardalar. Emperyalizmle iş birliği içinde büyüyen karşı devrim cephesi, Cumhuriyet'ten geriye ne kaldıysa amansızca saldırmaya devam ediyor.
Memleketimizin tüm kaynaklarına el koymuş asalak bir sınıf, doymak bilmeksizin semirirken emekçi halk ağır bir yoksullukla boğuşuyor. Geleceksizlik, bu ülkenin geleceğini inşa edecek gençlerini adeta bir kara delik gibi içine çekiyor, öğütüyor.
Koyu bir tarikat karanlığı hayatın her alanını esir almış durumda. Her şeyin alınıp satılır hâle geldiği, her alanda önceliğin piyasanın olduğu bu düzen çürüyor ve çürütüyor.
Dürüstlük, dayanışma, dostluk ve kardeşlik gibi değerler aşağılanırken emek vermek, alın teri dökmek değersizleştiriliyor. Birbirinin üzerine basarak yükselmenin, sömürerek zenginleşmenin yüceltildiği bir düzende yaşıyoruz. “Her koyun kendi bacağından asılır” masalları ise yalnızca sömürücülere güç katıyor.
Yeni Osmanlıcı, fetihçi hayallerle ülkemiz emperyalizmin uğursuz planlarının ortağı hâline getiriliyor. Emperyalistlerle yapılan her yeni anlaşma, her yeni iş birliği anadolu halkının büyük bedeller ödeyerek kazandığı bağımsızlığımız üzerindeki kara lekeyi büyütüyor. Ülkemiz büyük bir savaşın eşiğine doğru hızla sürükleniyor.
Yeni bir döneme kapı aralıyoruz...
Barış ve kardeşlik masallarının arkasında emperyalizmin bölgesel planları doğrultusunda ilerleyen ve Cumhuriyet'in tasfiyesine uzanan bir süreçle karşı karşıyayız.
Emperyalizmin bölgesel hesapları, sermayenin kâr hırsı, Yeni Osmanlıcı hevesler ve Cumhuriyet düşmanlığı aynı zeminde buluşuyor. Cumhuriyet'i yeni yüzyıla taşıdıklarını iddia edenler, ondan kurtulmak için bir hamle daha yapmaya hazırlanıyor!
Tüm bunların karşısında kafasını biraz olsun kaldırabilmiş olanlarımızı ise düzen siyasetinin sahte taraflaşmaları karşılıyor.
Ancak memleketimiz bu karanlıktan ibaret değil.
Seçeneksiz ve çıkışsız değiliz!
İyiyi ve güzeli, eşit ve özgür bir ülkeyi, laikliği ve aydınlanmayı, sermayenin değil emekçilerin gerçek barışını yaratmak için mücadele edenler de var.
Bu karanlığı dağıtmanın yolu, onu yaratanları sırtımızdan atmaktan ve gündelik tartışmalara hapsolmadan gerçek bir seçeneği, sosyalizmi örgütlemekten geçiyor.
Tarafsızlık, sömürünün, gericiliğin hüküm sürdüğü bir düzende tarafsız kalmak değildir. Tarafsızlık, bütün bunların devamına razı olmaktır.
Bugün taraf olmanın zamanıdır!
Emperyalizme karşı bağımsızlıktan, sömürüye karşı emeğin iktidarından, gericiliğe karşı aydınlanmadan ve Yeni Osmanlıcı karşı devrime karşı Sosyalist Cumhuriyet'ten yana taraf olmanın zamanı.
Kafasını kuma gömenlerden ya da kenara çekilip seyredenlerden olmayacağız. Karanlığı ancak mücadele ederek yırtıp atabilir, geleceği ancak örgütlü gücümüzle kazanabiliriz!
Türkiye Komünist Gençliği taraf olmaya çağırıyor!
Dışişleri Bakanı Fidan “Suudi Arabistan'a yönelik ciddi saldırılar var, askeri ihtiyaçları karşılamada sıkıntı olmaz” demiş. Meclis’e dahi getirilmeyen bir anlaşma sonucunda bir sıcak çatışmanın içine çekiliyoruz.
Peki şunun yanıtını isteyebilir miyiz? Düşmanlarımızı neye göre belirliyoruz?
Suudi’lere saldırılıyor deniyor ama Suudiler de Yemen’e saldırdı. Evet, Yemen’de bir iç savaş var ama o zaman bu iç savaşta iktidar tarafını neye göre saptadı?
“Biz Yemen’de BM tarafından tanınan meşru hükümetin yanındayız” yanıtı tatmin edici olmaktan uzak.
Suriye’de yıllarca bu kuralın dışına çıkıldı ve Suriye iç savaşında meşru iktidara karşı savaşan güçlere yardım edildi.
“Suriye’de iktidar halk nezdinde meşruiyetini kaybetmişti” gerekçesinden hareket edeceksek şu anda Aden merkezli ve Suudi destekli kukla yönetimle kıyaslandığında ülkenin büyük çoğunluğunun desteğini alan Husiler çok daha meşru.
Gerçekten sormak gerekiyor, AKP iktidarı bu ülkenin düşmanını dostunu neye göre belirliyor?
TKP ve YKP’den Ege'deki gerilim sonrası ortak çağrı: 'ABD ve NATO üsleri sökülsün, emperyalist ittifaklardan çıkılsın!'
💬"İki halkın burjuvazinin ve emperyalist ittifakların planlarına karşı ortak mücadelesini güçlendirmek zorunlu hale gelmiştir."
https://t.co/2Dago0tBUB
⚠️Trabzon'un Vakfıkebir ilçesinde TOKİ şantiyesinde Ali Eren İnşaat'a bağlı çalışan işçileriz
2 aydır maaşlarımız ödenmedi, verilen sözler tutulmadı. Yüzlerce kilometre uzaktan çalışmak için geldik; ailelerimize, çocuklarımıza para gönderemiyoruz.
📢Kamuoyuna duyuruyoruz: Hakkımızı almak için hem çatıda hem şantiye içinde eylemlere başladık.
Haklarımızı alana kadar mücadele etmeye devam edeceğiz.
🔴soL’dan okurlara: Bin yeni abone kampanyasını hep birlikte büyütelim
Bundan yaklaşık iki hafta önce, X hesabımız iktidar tarafından üçüncü kez kapatıldıktan hemen sonra bir çağrı yapmıştık.
Uyarıyoruz…
Ülkemizi İsrail, ABD ve Suudi Arabistan’ın yanında Yemen savaşına sokamazsınız!
“Suudi Arabistan aynaya baksın. Yemen'i bu hale kimler getirdi? Yemen şu anda ne durumda? On binlerce insan Yemen'de ölmedi mi? Ey Suudi Arabistan, siz önce bunların hesabını verin.”
2019’daki bu sözlerin sahibi Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP iktidarı, şimdi aynı Suudi Arabistan’ın yanında Yemen’e karşı bir savaşta yer almak üzere son derece hevesli açıklamalar yapıyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Yemen tarafından Suudi Arabistan'ın toprak bütünlüğüne, egemenliğine çok ciddi saldırılar olduğunu iddia ederken, “sözümüzün eriyiz” deyip, “Askeri ihtiyaçları özellikle belli teknik konularda olabilir. Bunu da karşılama yönünde sıkıntımız olmaz” ifadesini kullanıyor.
Öncelikle Hakan Fidan ve AKP iktidarına hatırlatıyoruz.
Meclis’e getirme zahmetinde dahi bulunmadığınız Mekke Anlaşması vesilesiyle, TBMM'den bir karar çıkarmadan Yemen’e karşı saldırıların parçası olamazsınız.
Eğer cesaretiniz varsa anlaşma ve savaş kararını Meclis’e getirin ve halkımızın gözünün içine bakarak “evet” oyu kullanın da görelim.
Ülkemizi Suudi Arabistan’ın Yemen’deki insanlık dışı, işgalci ve baştan aşağı hukuksuz saldırılarının parçası yapamayacaksınız.
Yeni Osmanlıcı iktidarın, Osmanlı’nın “Yemen hafızasını” diriltmeye çalışmasına asla izin vermeyeceğiz. Türkiye'yi Suudi Arabistan, İsrail ve ABD'nin Yemen'de işlediği suçun ortağı yapamayacaksınız..
Halkımız, İsrail ve ABD saldırganlığına karşı direnen Yemen halkını katledecek bir onursuzluğun parçası olmayacak, bunu sakın aklınızdan çıkarmayın!
OKULLAR AÇILIYOR…
Bugün milyonlarca çocuk okula dönüyor. Ancak Türkiye’de çocuklar yalnızca derslerine değil, yoksulluğun, eşitsizliğin ve şiddetin damga vurduğu piyasalaştırılmış bir eğitim sistemine de dönüyor.
AKP iktidarı devlet okullarını kendi kaderine terk etmiş durumda. Okulların en temel ihtiyaçları için dahi yeterli kaynak ayrılmıyor; sabun, tuvalet kâğıdı, temizlik malzemesi ve kırtasiye gibi ihtiyaçlar velilerin ellerine tutuşturulan listelerle karşılanmaya çalışılıyor.
Devletin sorumluluğu velilerin omuzlarına yükleniyor. Oysa çocuğun temiz bir tuvalete gidebilmesi, sağlıklı koşullarda eğitim görebilmesi ve ihtiyaçlarının karşılanması bir lütuf değil, haktır.
AKP iktidarı eğitimin kamusal niteliğini büyük bir hızla ortadan kaldırdı. AKP’li yıllarda devlet okullarındaki öğrenci sayısı yüzde 12 artarken özel okullardaki öğrenci sayısı yüzde 560 arttı.
Devlet okulları kaynak yetersizliğiyle baş başa bırakılırken eğitim sermaye için büyüyen bir pazar haline getirildi.
Eğitimdeki eşitsizlik, okul kapısından içeri giren yoksullukla daha da derinleşiyor. Çocuklar okula aç geliyor, beslenme çantaları boş kalıyor. Ailesinin gelir durumu, çocuğun eğitim olanaklarını belirliyor.
Hiçbir çocuk açlıkla ve yoksullukla mücadele ederek eğitim görmek zorunda değildir.
Okullarda yaşanan şiddet de bu tablodan bağımsız düşünülemez. Yoksulluğun, geleceksizliğin, eşitsizliğin ve toplumsal çürümenin büyüdüğü bir ülkede okulları bu gerçekliğin dışında tutamazsınız. Çocukları rekabetin ve sınav baskısının içine atıp şiddeti yalnızca güvenlik önlemleriyle çözemezsiniz.
Türkiye Komünist Partisi'nin çağrısı açıktır:
Eğitim piyasaya bırakılamaz.
Çocuklarımızın geleceği ailelerinin cüzdanına göre belirlenemez.
Devlet okullarının tüm ihtiyaçları kamu kaynaklarıyla karşılanmalı, velilerden bağış adı altında para toplanmasına son verilmelidir.
Her çocuğa ücretsiz ve sağlıklı okul yemeği sağlanmalıdır. Hiçbir çocuk okula aç gitmemelidir.
Okulların temizlik, güvenlik, bakım ve personel ihtiyaçları kamu tarafından karşılanmalı; eğitim yeniden parasız, bilimsel, laik ve nitelikli bir kamusal hak olarak örgütlenmelidir. Biz çocuklarımızın yüzünün güldüğü bir ülke istiyoruz. Karnının tok, geleceğinin güvence altında olduğu; korkunun, endişenin ve yoksulluğun çocuklardan uzak olduğu bir ülke.
Böyle bir ülke mümkün ve biz böyle bir ülkeyi mutlaka kuracağız.
Bu düzende kimse güvende değil
AKP iktidarı yine kendi siyasi ajandasını merkeze alan bir dizi saldırıyı aynı anda sahneye koymuş durumda.
“Ailem güvende” adı altında yapılan operasyonlar bu saldırı halkasının bir parçasıdır.
Bir gece yarısı LGBT dernekleri, aile dayanışma dernekleri ve gazetecilere yapılan operasyonun ardından basına servis edilenlerle gerçekte yapılmak istenenler arasında hiçbir bağlantı bulunmamaktadır.
AKP’nin asıl derdi “ailelerin güvenliği” değil, baştan aşağı çürümüş bu düzeninin güvenliğidir. Bunun için yurttaşlar açık şekilde hedef gösterilmektedir.
Amaçları iddia edildiği gibi emperyalist merkezlerin fon ağlarıyla mücadele etmek de değildir. Fonlar iktidarın yandaş derneklerine milyon avrolar düzeyinde akmaya devam etmektedir.
Ayrıca bu operasyonlar, bir "muhalefet" milletvekilinin öne sürdüğü gibi çözüm süreci ve iktidara karşı bir provokasyon değil; aksine Yeni Osmanlıcı, cumhuriyet ve laiklik düşmanı stratejinin doğrudan parçasıdır.
Dün yaşanan tutuklamalar, eylemlere yönelik saldırılar ve aralarında gazetecilerin de bulunduğu yüzden fazla kişinin gözaltına alınması tam da bu stratejinin sonucudur.
Bu tabloya karşı yapılacak tek şey, bu düzene karşı yürütülecek mücadelenin büyütülmesi ve karanlığa bir an önce son vermek için ayağa kalkmaktır!
İnsanlığa savaş, açlık ve karanlıktan başka bir şey sunmayan bu çürük düzen miadını çoktan doldurdu. Peki eskinin yerini ne ve nasıl alacak?
Gazeteci-Yazar Barış Terkoğlu’nun hazırladığı “Kemal Okuyan ile Söyleşi: Komünistliğin Ne Lüzumu Var?” başlıklı kitabı konuşmak için bir araya geliyoruz.
🗓️13 Eylül Pazar
🕖18.00
📍Bağlarbaşı Kültür ve Sanat Merkezi
Bu düzenle bir kavgası olan, kendisine bir çıkış arayan herkesi bekliyoruz.
#komünistliğinnelüzumuvar
@istanbul_tkp Eskiyen, çürüyen ve sürekli sorun üreten bu düzen herkesin kafasında sorular oluşturuyor ve insanlık bir arayış içinde. Eskiyen bu düzenin yerini ne alacak?
#komünistliğinnelüzumuvar
Gazeteci-yazar Barış Terkoğlu'nun hazırladığı "Kemal Okuyan ile Söyleşi: Komünistliğin Ne Lüzumu Var?" başlıklı kitabı konuşmak için 13 Eylül Pazar günü saat 18.00'da Bağlarbaşı Kültür ve Sanat Merkezi'nde biraraya geliyoruz.
#komünistliğinnelüzumuvar
📢Ortaklaşa'nın Eylül sayısı 'Kim istiyor kim itiraz ediyor? Türkiye'nin yeni düzeni' başlığıyla çıktı
📍Yeni sayımızda yeni çözüm sürecinden Yeni Parti'nin kuruluşuna, tarikatlara yönelik operasyonlardan Mekke Anlaşması'na dünyanın ve Türkiye'nin kritik gündemlerini masaya yatırıyoruz
106. yaşına giren Türkiye Komünist Partisi'nin dünü, bugünü ve yarını da dergimizin sayfalarında yerini alıyor
Ortaklaşa’ya;
🏙️kent meydanlarında kurulan stantlardan,
🏠 @tkpninsesi semt evlerinden,
📚 @NHKMKitabevi şubelerinden, çeşitli kitabevleri ve satış noktalarından,
🗞️@soLHaber2026 'in abonelik sisteminden,
🖇️ @YazilamaYayin 'nin internet sitesinden ulaşabilir ya da
💬sayfamıza mesaj atabilirsiniz!
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan’la yapılan bu söyleşi, basmakalıp yaklaşımlara ve yerleşik kabullere meydan okuyan, “insanlığın eşitlik şarkısına” inanç tazeleyen bir içerikten oluşuyor.
Barış Terkoğlu’nun hazırladığı “Kemal Okuyan ile Söyleşi: Komünistliğin Ne Lüzumu Var?” yakında raflarda!
📢soL Haber’i hep birlikte güçlendirme çağrısı: Hedef eylül ayında bin yeni abone
Sözümüzün arkasındayız.
Okurlarımızın da abone olarak bu mücadeleye omuz vermelerini istiyoruz.👇
https://t.co/T4mHqZJjPu
Yeni Yüzyılda Cumhuriyet Olacaksa;
TKP İLE GÖREV BAŞINA!
Türkiye Komünist Partisi tam 106 yaşında, ülkemizi esir alan karanlığı defetmek için mücadele ediyor!
Sesimizin ulaştığı her emekçiyi, yurtseveri ve cumhuriyetçiyi safları sıklaştırmaya, Türkiye Komünist Partisi'nde örgütlenmeye davet ediyoruz.
Yaşasın TKP!
Yaşasın Sosyalist Cumhuriyet!
Sendika hakkı ve toplu iş sözleşmesi için, haksız ve hukuksuzca işten çıkartılan 22 işçinin hakları için mücadele eden Bursagaz İşçileri’nin, direnişlerinin 85. gününde AKSA Genel Merkezi önünde gerçekleştirdiği açıklamaya destek olmak için yanlarındaydık.
Hakları gaspedilen Bursagaz İşçileri’nin seslerini duymamak için kapıları, pencereleri kapatan AKSA Yönetimi’ni uyarıyoruz, hukuksuz işten çıkartmalara, taşeron dayatmalarına karşı mücadeleyi büyüteceğiz.
#BursagazİşçisiKazanacak
Çözüm sürecinin Alevilerle ilişkisi tartışılıyor. Tartışılması normal. Çözüm sürecine meşruiyet sağlamak için gündeme getirilen tarihsel referansların Alevi yurttaşlarımızı rahatsız etmemesi mümkün değil.
Peki neden süreç bu kadar tarihsel referansa ihtiyaç duyuyor
Cumhuriyet ile derdi olan bir masa var karşımızda. Ama bir yandan da “biz”i kanıtlamak zorundalar. Masada “Türk”ün ve “Kürt”ün oturduğu iddiasından hareket ederek…
“Kavga ettik, bizi kavgaya sürüklediler ama aslında öteki yok, biz varız” demek için, tarihsel figürler, olaylar yardıma çağrılıyor. Hatırlayalım, ilk başta Çanakkale Savaşı’na gönderme yapılırdı, “hep birlikte savaştık” diye. Gerisi geldi, Malazgirt filan derken Yavuz Sultan Selim’e ulaştık.
Cumhuriyet’in “kapanması gereken bir parantez” olduğunu göstermek için daha eskilere gitmenin kaçınılmaz sonucudur bu. Konu sadece Alevilik değildir. Tarihsel ilerleme diye bir olgu vardır ve daha yeniyi daha eski ile zaten asla düzeltemezsin.
Öte yandan konu bayağı güncel bir boyuta da sahip. Gazze merkezli Hamas’ın yediği darbe sonrasında bölgedeki ABD ittifak sistemi kendisini mezhepsel olarak ifade edebiliyor. İran merkezli “direniş ekseni”nin karşısında bir Sunni blok şekillendi. Çözüm sürecinin bölgesel gelişmelerle bağı olduğunu hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla dönüp dolaşıp “biz”i oluşturmak için Sunni referansları bulup çıkarmanın güncel bir karşılığı da var: İran’ın kuşatılması.
Bütün bunların karşısına “bu sefer de bizi dışarıda bırakıyorsunuz”a varacak kimlikçi itirazlardan uzak durmak gerekir. Bugünkü sürecin sorunu bazı kimlikleri dışarıda bırakması ya da onlara karşı olması değildir. Sürecin hedefleri vardır, bu hedefler sorunludur, sorunlu hedeflere yönelen bir sürecin yeni sorunlar yaratması kaçınılmazdır.
Yani, yeni süreçle ilgili tartışmaların Alevilik meselesine sıkıştırılmamasında yarar var. Kuşkusuz konuyla ilgili ısrarlı ve provokatif tutum, güçlü bir tepkiyi hak ediyor. Ancak bu tepkiler daha bütünlüklü bir çerçeveye yerleşmeli.
Bugünkü çözüm süreci, kim ne dersen desin, bir Türkiye tasarımı ile ilişkilidir. Bu tasarımın sınıfsal ve ideolojik karakteri ile bağlandığı uluslararası dinamikler veri alınmadan yürütülecek bir tartışmanın hiçbir anlamı yok.
Türkiye’de etnik kimlikler üzerinden bir “biz”in ya da “birlik”in yaratılamayacağını defalarca vurguladık. Bu türden “birlik”ler her zaman yeni “öteki”ler yaratır, yaratmak zorundadır.
Öte yandan evet, bir “biz” yaratabiliriz. Bugün yurttaş kavramının içine dahi sokamayacağımız, para neredeyse oralı olan, sömürücü-asalak-hırsız çok küçük bir azınlığı dışarıda tutarak oluşturulacak bir “biz”, yani sınıfsal temellerde oluşacak bir “biz”, en kapsayıcı ve en az sorunlu “birlik” inşasını sağlayacaktır. Sanıldığının tersine etnik, kültürel zenginliklerimizi koruyup geliştirecek olan da böylesi bir “birlik”tir.
Ama işe etnik ve mezhepsel kimliklerle başlayınca, sorunlar derinleşmektedir. Buradan “biz” filan çıkmaz, çıkmayacak.
Bugünkü süreç Yeni-Osmanlıcıdır. Ademi-merkeziyetçi bir demokrasi deniyor. Bunun sermayeye ve tarikatlara mutlak özgürlük anlamına geldiğini 20 yıldır anlatıyoruz. Sınır geçişkenliklerinin artmasının “demokrasi” değil, kuralsızlık anlamına geleceğini ısrarla vurguluyoruz. Şu artık anlaşılmalıdır: “Yerel demokrasi” diye kodlanan şey sermaye diktatörlüğünün en sert ve acımasız biçimlerinden biridir.
Bunlar tartışılmalıdır. Bunlar tartışıldığında “biz” diye yaratılmak istenen şeyin Kürt, Arap ya da Türk çoğunluğun çıkarlarını da kapsamadığı görülecektir. Yani dışarıda kalan sadece Aleviler değildir.
Bu tartışmanın sol içi bir tartışma olarak ele alınmaya kalkılması ise tam anlamıyla abestir. Öcalan’ın bir yandan bu sürece dönük itirazları gidermek diğer yandan masadan çıkacak Türkiye tasarımında “kurucu fikir babası” olmak için yaptığı konuşmaları “şurası iyi” “şurası sorunlu” türünden bir sol içi eleştiriye tabi tutmak ancak sürecin ne anlama geldiğini kavramayan ya da kavramak istemeyenlerin işi olabilir.
📍soL’un özel haberlerine anında ulaşmak için WhatsApp kanalımızı ve Telegram kanalımızı takip edin:
📌WhatsApp: https://t.co/NsqWWEQqTR
📌Telegram: https://t.co/VZ1PmOWQLt