Azra Erhat yıllar önce net söylemişti:
“Mitoloji deyince aklınıza sadece Yunan-Roma geliyorsa yanılıyorsunuz. Bu bir Akdeniz efsaneler ailesidir. Kökleri Anadolu’da, Girit’te, Mezopotamya’da, Mısır’dadır. Homeros yurttaşımızdır ve burcu burcu Anadolu kokar.”Gelin artık “Yunan mitolojisi” demeyi bırakalım.
Bunun adı Anadolu Mitolojisi’dir. Çünkü:
• Homeros’un destanları Anadolu kıyılarında doğdu.
• Apollon’un adı bile Grekçe değil, Anadolu dillerinden geliyor.
• Dionysos kültü Frigya ve Lidya’da filizlendi.
• Kybele, Anadolu’nun Ana Tanrıçası olarak tüm Akdeniz’i etkiledi.
• Hitit ve Luwi uygarlıkları, sonradan “Yunan” diye pazarlanan anlatıların gerçek kültürel zeminiydi.Martin Bernal Kara Athena’da bunu açıkça yazdı: Antik Yunan, Mısır ve Yakın Doğu’nun çocuğudur.
Ama 19. yüzyılda uydurulan “Yunan Mucizesi” yalanı hâlâ yaşıyor. Avrupa merkezli bakış, Anadolu’nun binlerce yıllık mirasını gölgede bırakmaya devam ediyor.
Soru çok basit:
Mitolojiyi hâlâ Atina’dan mı okuyoruz, yoksa artık Troya’dan, Frigya’dan, Hitit’ten mi okuyacağız?
Sizce zamanı gelmedi mi?
Yorumlara yazın: “Yunan mitolojisi” mi, “Anadolu mitolojisi” mi? Beğeni + RT ile bu tartışmayı büyütelim.
Mavi tikli bir hesap olarak bu konuyu gündeme taşıyorum. #AnadoluMitolojisi #Homeros #Troya #Mitoloji #theodyssey #troy #myth #homer
Bu söze bir arkadaşımın Whatsapp’ta yazdığı cevabı aşağıya alıyorum.
“Bir siyasetçinin görevi, insanların evini sattıracak kadar pahalı bir eğitim sistemini normalleştirmek değil, insanların evini satmadan çocuklarını okutabileceği bir sistem kurmak olmalı.
Dairenizi satın tavsiyesi, vatandaşın fedakârlığını devletin sorumluluğunun yerine koyuyor. Eğitim kişilerin servetini tüketmesini gerektirecek bir lüks yatırım aracı değildir. Eğitimin paralı olması onun kamu hizmeti olduğu gerçeğini değiştirmez.
Bu kişinin söylediği ülkenin sosyal ve ekonomik gerçeklikten kopuk pestenkerani sözleri kabul etmek mümkün değil.
Mezuniyet, askerlik, iş bulma sürelerini hesaplandığında bu yatırımın geri dönüşü yok. Eğitim bitince o ev geri gelmez yani.
Ayrıca gelir adaletsizliğini de meşrulaştırıyor. “İmkânı olan satsın.” Peki tek evi olan ama başka güvencesi olmayan aile ne yapacak? Ya ikinci çocuğu varsa? Ya anne-baba yaşlıysa? Kamu politikası bu tür fedakârlıkları zorunlu kılmamalıdır.
Böyle bir tavsiye olur mu, sözümü tekrarlıyorum, bunu söyleyen siyasetçi…”
Halikarnas Balıkçısı 70 yıl önce yazmıştı:
“Grek mucizesi yok, Anadolu mucizesi var.” Homeros İzmirli, Thales Miletli, Herakleitos Efesli…
Batı’nın “klasik miras” diye sahiplenip kendi üzerine yazdığı her şey aslında bu toprakların fışkırttığı şey. Nolan’ın Odyssey’i vesilesiyle bir kez daha hatırlayalım:
Bu mirası sahiplenmek, “ulus inşası”nın eksik kalan parçasıydı. Kim hâlâ “Yunan” diye ezber yapıyorsa, Halikarnas Balıkçısı’nı okusun.
Demek ki "AK Parti'ye geçecek" dedikoduları durduk yere çıkmıyormuş. CHP'den seçilen 4 kadın belediye başkanı için de aynı iddia dile getirildi, süreçler farklı işledi...
İktidara yakın bazı hesaplar, daha Ekim ayında Sinem Dedetaş için de "AK Parti'ye geçecek" diye yazdı...
Bugün tabloya bakınca dikkat çekici bir durum var... Partisinde kalan Fatma Kaplan Hürriyet ve Sinem Dedetaş hakkında adli süreçler yaşandı. AK Parti'ye geçen Burcu Köksal ve Özlem Çerçioğlu ise görevlerinin başında.
CHP'den seçilen 4 kadın belediye başkanının bugün bulunduğu nokta, tabloyu tek başına anlatmaya yetiyor.
Partisinde kalan Fatma Hürriyet ve Sinem Dedetaş hakkında adli süreçler yaşandı. AK Parti'ye geçen Burcu Köksal ve Özlem Çerçioğlu ise görevlerinin başında.
Tesadüf mü, değil mi? Buna da millet notunu veriyor.
Dedetaş'ın içeriye alınmasının bir sebebi de bu, ayrıca İstanbul'da yaşayan bilir, Üsküdar, İBB ve ilçe belediyesi AKP'den kurtarılana kadar sahiline inilemezdi, mafya egemenliği vardı, yürüyüş yolları yoktu, olan da işgal altındaydı, rezil bir atmosfer... hepsi temizlendi, mafya saldırırken polisi belediye çalışanlarının önünden çektiler, Ramazan Gülten'i dövdüler, dövdükleri için yargılanmadılar, Gülten hem yasayı, mahkeme kararını uyguladığı için dava edildi, hem de tutuklandı... Yağmur yağdığında Marmara evimizin içine gelirdi, tarikat-mafya-rant üzerine kurulu, insanın sahile inemediği bir ilçeden, birkaç sene içinde mis gibi bir ilçeye dönüştü Üsküdar!
Özgür Özel 31 Mart seçimlerinde partiyi birinci yaptı, 19 Mart operasyonları yapıldı, 15,5 milyon oyla seçilmiş CB adayı tutuklandı, 40'dan fazla belediyesine operasyon düzenlendi, hâlâ 28 belediye başkanı tutuklu, yakın dostları Ferdi Zeyrek ve Gülşah Durbay'ı kaybetti, 4 kez genel başkan seçildi, en sonunda partiye butlan atandı, Genel Merkez binasına polisle girdiler, Yeni Parti'yi kurdu kasada para yok, hakkında 61 fezleke var. Halinden şikayet etmiyor, şunun çeyreği iktidara yapılsa 100 yıl mağduriyet anlatırlardı.
Şampiyonluk keyfini bozmak istemedim;
Şimdi yazalım
TRT sipikeri, insaf
“İlkin Galatasaray ın oyuncusu”söyledin.
“Hande, Vargas, Gizem, jack Kısal, Saliha ; Fenerbahçe nin oyusudur” diyemedin.
Ana Cristina sahanın ikinci skoreriydi.
Onun da hangi takımda oynadığını söyleyemedin
24 yılda yaptığı hiçbir işten hayır gelmeyenlerden, bundan sonra hayır bekleyenlerin çok ciddi akıl sorunları var demektir.
Bir tane olmaz mı yahu? Ulan bozuk saat bile olamadınız, yuh!
Yeni Parti'nin programı ne olacak? Halkımıza ne sunacak?
Kardeşim, normal günleri getirsin yeter. Devasa maaş zammı falan istemiyorum. Yine yoksul kalayım ama bileyim ki ileride rahat edecek nesiller için hep birlikte idare ediyoruz, çakallar için değil.
Her sabah bir gazeteci tutuklanmasın.
Seçilmiş biri, atanmış biri tarafından iftiraya uğramasın,
TÜİK yalan enflasyon rakamı açıklamasın,
Bakanlar hesap versin,
Mülakat kalksın
Komedyenleri seyredebileyim,
Yanmış ormana hotel yapılmasın,
Hırsıza hırsız, soysuza soysuz, şerefsize şerefsiz dedim diye savcılık çağırmasın,
...
@yazparov Yıllardır değişim, dip dalga gibi söylemleriniz var. Ve tam da o dediğinizi yaşıyoruz şu an. Siz bu oluşumun içinde değilsiniz diye mi bu olumsuz yorumlar? Kaldı ki şu liste için dediğinizi doğru saysak bile güncel iktidar milletvekilleri için durum farklı mı sizce?
İsmail Kartal'ın iletişim sorunu diye saçççma sapan, somut karşılığı olmayan bir zırvalık konuşuluyor.
Benim mesleğim iletişim yönetimi en başından söyleyeyim. Dünya kadar insana konuşma yazdım, bireysel iletişim yönetimi hizmeti verdim. Bu işin Türkiye'de en iyi öğretildiği fakülteden 23 sene önce mezun oldum. Boş yapmıyorum yani.
Senede maksimum dört ya da beş defa medya karşısına çıkan üst düzey yöneticilere medya eğitimi, kitle önünde konuşma eğitimi verirsiniz. Nasıl konuşacağına çalıştırırsınız. Çerçeveyi belirlersiniz. Basın bültenleri çıkarırsınız. Son derece kontrollü bir iletişim süreci yürütebilirsiniz.
Ama bunu her hafta maç önü ve maç sonu açıklaması yapan, adrenalinin çok yükseldiği maçların sonunda medya önüne çıkan, anlık reaksiyonların açıklamalara yansıdığı süreçlerde öyle "her şey yönetilir" kafasıyla iletişim yönetemezsiniz.
Ha ne yaparsınız? Kriz senaryoları hazırlarsınız. İletişim krizleri ortaya çıktığında, krizi derecelendirir, ölçümlenebilir hale getirirsiniz. İşte o noktada, krizlerin ölçülerine göre nasıl hamleler yapacağınızın senaryolarına göre aksiyonlar devreye girer.
İsmail Hoca, 65 yaşında. Kariyerinin başında bir teknik direktör değil. Konuşmasını, reaksiyonlarını öyle ona yapacağınız iki saatlik iletişim sunumlarıyla değiştiremezsiniz. Bu adamın bu kulüpte hocalık yaptığı dönemleri gördük. İsmail Hoca'nın iletişim değerleri belli.
Öncelikli olarak taraftarın geneli tarafından kendi haliyle sevilen biri. Kulübe duyduğu aidiyet seviyesi üst düzeyde. Teknik adamlık becerileri çok sorgulanmış biri. Adamın geçmişinde iki şampiyonluk yarışı var ki birinde Trabzon'da otobüsü kurşunlanmış, diğerinde sahaya inilmiş, takımı saldırıya uğramış, bunları yapanlar cezalandırılmamış ama kariyer sürekliliğini sağlayamamış. Eksiklikleri öne çıkarılmış.
Ve bu adam yeni bir sezona başlıyor, tek maç oynamadan oyuncusuyla arasında sorun çıkarmak üzerine kumpas gibi sorular soruluyor ve arkasından Fenerbahçe taraftarlarının bir bölümü adamı hedef tahtasına oturtmaya çalışıyor.
İletişim guruları diyor ki, İsmail Hoca'nın buraya çalışması lazım. Çok iletişimciyseniz önce süreci bir tanımlayın, durumu tespit edin, sorun ya da kriz kaynaklarını tespit edin. Ondan sonra iş gelsin İsmail Hoca'nın iletişim eğitimine.
Yalan konuşmasın kimse. 65 yaşındaki bir adamın iletişim becerileri, eğitimle, telkinle değişmez. Onun içinde bulunduğu koşullar altında, onun aldığı görevle, Fenerbahçe'yi temsilen medyanın karşısına bir çıkın da görün dünyanın kaç bucak olduğunu.
Ben demiyorum ki İsmail Kartal çok iyi basın toplantıları düzenliyor, harika medya iletişimi var. Ama şunu söylemiyorsunuz hiç. Medya harika değil. Ne söylesen sağa sola yatırıyor.
Tedesco'yla işler iyi giderken basın toplantıları övülüyordu. Üç maç üst üste kaybedince o sempatik Tedesco'dan eser kalmadı. Artık bu iletişim işini dünya üzerinde Mourinho'dan daha iyi bilen teknik direktör yok. Guardiolası, Klopp'u dahil. Adam "We Are Clean", "This Shirt is My Skin"leriyle geldi. Ne yaptınız? İblis diye lakap taktınız. Başka bir stil, Jorge Jesus. Kalecisine bir daha tepki gösterilirse üstüne alınıp, istifa edeceğini söyledi artık adam. Böyle bir yerde çalışmam dedi.
Ama kabahat hocanın iletişim eksikliğinde. Hadi oradan! Niyetinizin üzüm yemek değil, bağcı dövmek olduğu, bu kaotik ortama henüz bir maç bile oynanmadan zemin hazırlama çabanızdan belli.
Özgür Özel hattı CHP'den ayrılacağını açıkladı. CHP'nin fiilen kapatılması böylece tamamlandı. Yeni Rejim, eski rejimin kurucu partisini yok ederken eski rejimin seçme-seçimle hakkına dayalı sistemini de yok etmek için önemli mesafe kat etti. AKP rejiminin bir sonraki adımı, seçimsizliğin kanıksanması olacak, şu an toplumun AKP-MHP ve uzantısı oluşumları destekleyen %30 civarı kısmı, seçme-seçilme de dahil yurttaşlık haklarından vazgeçmiş durumda. Yeni rejimin dayandığı ABD-İsrail bloğunun yönetiminde devam etmeye ikna, bunların küçük bir kısmı belki destekledikleri rejimi ABD-İsrail hattının koruduğunu fark etmiyor ama çoğunluk bunun farkında ve buna karşılık İsrail'e hizmet etmeleri gerektiğini de reddetmiyor. Söylem bazında da eskiden reddederlerdi bunu ama son yıllarda ikili görüşmelerde AKP-MHP hattının önemli kısmı varlıklarını İsrail'e borçlu olduklarını kabul ediyorlar.
@eminagaoglu Parti içi bütün yollar denendikten sonra ayrılmaktan başka çare kalmadı. Bu saatten sonra siyasi gerçeklikten uzak olan butlancılarla aynı çatı altında olmaktır
Anketler hazırlayacaklar keyfe göre,
Post bulamayanlar Kapıkulu CHP'ye yanlayacak,
Böyle programla olmaz diyecekler,
Çok sevdiğiniz, güvenliğiniz tiplerden "ama" dolu cümleler duyacaksınız,
Her şey hikâye, halk istedi Yeni Parti kuruldu.
Halk ne derse o olur!
Türkiye'de artık yeni bir yargı düzeni oluşturuldu. Sabah kişilere yeni operasyon yapıldığında, o kişi daha emniyet yolundayken aleyhinde hazırlanan bilgi notları aynı merkez tarafından yandaş gazetecilere servis ediliyor. Yetmiyor, polis kamerasıyla çekilen gözaltı anları dağıtılıyor. Masumiyet karinesi, lekelenmeme hakkı hiçe sayılıyor. Kamuoyunda o kişiyle ilgili yaratılan kanaatler, algılar üzerinden bir kampanya yürütülüyor. Kişi, halkın gözünde peşinen suçlu ilan edilip resmen infaz ediliyor. Normal hukukta kural olarak tutuklama istisnayken, artık tutuklama esas, serbest bırakma istisna haline getirildi. Kimsenin hukuki güvencesi kalmadı. Oğuzhan Uğur olayında yaşadığımız tam da budur.
Prof.Dr.İlber Ortaylı'nın en keyifle güldüğü espiri:
Harf İnkilabı yapmışız, onu yaptığımız için de eski mirasımız gitmiş, bir gecede cahil kalmışız!
Asıl bunu söyleyenler cahil...
Siz hiç Türk Tarihini anlatan Osmanlı Kroniği gördünüz mü? Hattileri, Frigleri, Urartuları, veya Sakaları/İskitleri, Hunları, Etrüskleri, Çoban kralları, Medleri yahut Hazarları Göktürkleri, Türgişleri, Büyük Selçukluları anlatan Osmanlı kroniği gördünüz mü? Osmanlı tarihini bile Avrupalılar yazmıştı, sonradan da Cumhuriyet müverrihleri yazmıştır.
Dil Devrimiyle Türkler eğitime katıldı, okudu yazdı, meslek sahibi oldu, işi gücü oldu, Osmanlı'daki gibi cahil kalmaktan kurtuldu. Dertleri milleti tekrar cahil yapmak ve Araplaştırmak .
Esta es una foto de Messi a sus 20 años en 2007 alzando a un niño recién nacido: Lamine Yamal.
La foto ocurrió en 2007. La UNICEF hizo una rifa para tomarse una foto con un jugador del Barcelona en el barrio Roca Fonda, en Mataró, y se la ganó la familia de Lamine.
Y por eso Messi, llegó hace 19 años al Camp Nou a tomarse fotos con un niño dentro de una bañera.
La foto la tomó Joan Monfort, un fotógrafo freelance de la Agencia AP. Dijo en una entrevista con The Athletic que el momento fue díficil: Messi era muy tímido y no sabía como alzar a Lamine.
Este momento es simbólico: es ver al mejor jugador de la historia, todavía sin serlo, bautizando al que sería su relevo generacional 20 años despues. Y en el Camp Nou.
¿Qué probabilidad había?
La misma de que el último partido de Messi en un Mundial fuera en una final contra ese bebe inofensivo.
No solo en la vida, sino en el fútbol, tiene que haber algo más.
Yürütülen Kürt açılımı süreci de bununla bağlantılı. Çünkü iktidarın gözünde bu adımlar farklı aktörleri kullanışlı hale getirip rejime eklemleme amacı taşıyor. Bir tür otoriter kooptasyon stratejisi yani. Muhalefete mutlak butlan da böyle. Hepsi paralel yürüyor ondan dolayı.