İnsan para kazanmaya başladığında, işleri yoluna girmeye başladığında fark etmeden en tehlikeli tuzaklardan birine düşebilir: Başkalarına yukarıdan bakmak.
Özellikle bir dönem zorlanmış, maddi sıkıntı yaşamış, uykusuz geceler geçirmiş biri için başarı geldikten sonra “Ben yaptıysam herkes yapabilir” düşüncesi çok hızlı oluşur. Çünkü insan kendi yaşadığı süreci sadece sonucuyla hatırlamaya başlar. Oysa çoğu zaman unutulan şey şudur: Her insan aynı noktadan başlamıyor. Herkes aynı psikolojiye, aynı çevreye, aynı aileye, aynı şansa, aynı zamana sahip değil.
Bugün para kazanıyor olman, bir dönem hiçbir şeyin ters gitmediği anlamına gelmez. Sadece şu an bazı şeylerin denk geldiği bir dönemin içinde olabilirsin. Belki doğru zamanda doğru insanla tanıştın. Belki yıllarca görünmeyen emeğinin karşılığı geç geldi. Belki onlarca başarısız denemeden sonra biri tuttu. Dışarıdan insanlar sadece sonucu görüyor ama sen bile çoğu zaman sürecin ne kadar kırılgan olduğunu unutuyorsun.
Bu yüzden işleri yolunda gitmeyen insanlara akıl verirken dikkatli olmak gerekir. Çünkü bazen insanlar tembel olduğu için değil, gerçekten yorulduğu için ilerleyemez. Bazen biri çalışmıyormuş gibi görünür ama zihinsel olarak tükenmiştir. Bazen biri sürekli yanlış karar vermez; sadece hayat onun önüne sürekli yanlış şartlar koyuyordur. Ve bazen insan her şeyi doğru yapmasına rağmen yine de kaybedebilir.
Hayat sadece emek matematiği değildir. Her çalışan kazanmaz. Her doğru hamle sonuç vermez. Her disiplinli insan zengin olmaz. Bunu kabul etmek insanı daha gerçekçi yapar. Çünkü başarı hikâyeleri anlatılırken genelde kontrol edilemeyen faktörler gizlenir. Şans, zamanlama, çevre, sağlık, psikoloji, aile yapısı, ekonomik dönemler… Bunların hepsi sonucu etkiler.
Kibir tam burada başlar. İnsan kendi başarısını tamamen zekâsına bağlamaya başladığında, başkasının başarısızlığını da tamamen karakter eksikliği sanır. Halbuki hayat bundan çok daha karmaşık.
Gerçek olgunluk, başarılı olduktan sonra sessizleşebilmektir. Sürekli öğüt veren birine dönüşmemektir. Karşındaki insanın görünmeyen savaşlarını hesaba katabilmektir. Çünkü bazı insanlar sadece bir fırsat eksikliği yüzünden oldukları yerde kalır. Bazıları ise hayatı boyunca kendisini toparlayacak bir çevre bile bulamaz.
İnsan para kazandığında daha anlayışlı olmalı, daha sert değil. Çünkü yokluğu gerçekten yaşamış biri bilir: En ağır şey parasızlık değil, kimsenin seni anlamıyormuş hissidir. Sürekli nasihat duymaktır. Sürekli “sen de yaparsın” cümlesini işitmektir. Oysa bazen insanın ihtiyacı olan şey akıl değil, biraz zaman ve biraz nefestir.
Bu yüzden hayatta en değerli şeylerden biri, kendi başarına rağmen mütevazı kalabilmektir. İçten içe şunu unutmamaktır:
“Bugün iyi gidiyor olabilir. Ama hayat herkesi farklı zamanlarda sınar.”
Kimse tamamen çözmüş değil. Kimse tamamen garanti bir yerde değil. Hepimiz bir şeyleri deniyoruz. Bazılarının denemeleri tutuyor, bazılarınınki henüz tutmuyor. Aradaki fark her zaman karakter farkı değil.
Bunu anlayan insan hem daha sakin olur hem de insanlara karşı daha adil davranır. Çünkü gerçek güç, yükseldikten sonra insanlara tepeden bakmamakta saklıdır.
Ertesi gün:
Özgüveni o kadar yüksekti ki,
otel sahibi teklifi kabul etti.
İflas eden milyarder,
otelin en üst düzey 5 yöneticisini çağırdı.
Teklifi şuydu:
“Her birinize %8 ortaklık vereceğim.
• Ama bugün 100 bin dolar yatırım yapın.
• Paranızı 1 yıl sonra geri alacaksınız.”
Yöneticiler ona güvendi.
Ve pat…
500 bin dolar toplandı.
İlk ödeme yapıldı.
Ardından sadece zenginlere özel bir davet düzenledi.
Sahneye çıkıp şunu söyledi:
“Bugün 25 bin dolar yatırım yapın.
Karşılığında:
• Restoran kredileri
• Premium ayrıcalıklar
• Ve ileride paranızı geri alma hakkı kazanacaksınız.
Ne kadar uzun beklerseniz,
getiri o kadar büyük olacak.”
Gecenin sonunda:
200’den fazla kişi katıldı.
4.5 milyon dolar toplandı.
Oteli satın aldı.
Sonra aynı sistemi tekrar tekrar uyguladı.
Birkaç hafta içinde:
100 milyon dolar topladı.
Birden fazla otelin sahibi oldu.
Ders:
İnsanlar her zaman paraya yatırım yapmaz.
Bazen özgüvene, erişime
ve yükselen bir hikâyeye yatırım yaparlar.
Alıntı
Yıldız Kenter şöyle demiş;
Görmezden gelmek saflik değil, zekadır.
Her şeye karşılık verirsen, tükenirsin.
Her sesi dikkate alırsan, aklını kaybedersin.
Bazı şeyleri bilerek yok saymak
"Ruhunu Korumaktır."