Yarın #kriptodavergiyehayır diyen koca bir topluluğun sesine kulak verilecek mi yoksa bu işte de vatandaş yine mağdur mu olacak?
Ben olsam Kripto Türkiye topluluğunu karşıma almazdım…
Bu fotoğrafa kimse şaşırmasın...
AKMH/P eliyle uygulanan yanlış siyasetlerin, verilen tavizlerin, teröristbaşını adam yerine koyup muhatap almanın, ayağına gitmenin, İmralı'dan Kandil'e yol oluşturmanın, askerin elini kolunu bağlamanın ve nihayet sözde çözüm süreci diye dayatılan projelerin ülkeyi getirdiği noktadır bu...
Kimse şaşırmasın!
2022 • İranlı kadınların Atatürk heykeli önünde toplandığı protestoda, İranlı bir kadın şu konuşmayı yaptı: “Atatürk, iblisleri önceden gördü ve size haklarınızı verdi.”
Teşekkürler Atatürk!
Aşağıda gördüğünüz "Lider", Cumhurbaşkanı seçildikten 6 yıl sonra dünya çapında tarihin gördüğü en büyük ekonomik kriz yaşandı.
Yani (1929) Büyük Buhran.
Kriz Amerika ve Avrupa'da başladı...
Milyonlarca insan işsiz ve evsiz kaldı.
Almanlar bile ısınmak için karşılıksız bastıkları paraları yakmak zorunda kalmıştı. Sanayi ülkeleri, tarım ülkelerine muhtaç olmuştu...
Mustafa Kemal Atatürk ne mi yaptı?
682 nolu (1925) kanunla (682 Her Nevi Fidan ve Tohumların Meccanen Tevzi ve Devlet Uhdesinde Bulunan Arazinin Fidanlık İhdası İçin Ziraat Vekaletine ve İdarei Hususiyelere Bilabedel Teffizi Hakkında Kanun) vatanın, bir zamanlar padişahların kişisel malı olan tüm ekilebilr arazilerini, öküzüyle beraber çiftçiye bedava dağıttı.
Osmanlı döneminde ekenden ekmeyenden, evlenenden bekar kalandan ya da hayvanını kaybedenden bile vergi alınırdı...
Atatürk tüm bu lüzumsuz vergileri kaldırdı..
Ekildi, biçildi.
Verimli üretim için çağdaş tarım okulları açtı.
Okuma bilmeyeni millet mektebine çağırdı.
Bir an evvel okuma öğrenilsin diye yeni alfabeyi getirdi..
Sonunda Avrupa'ya döndü ve "Malımı alanın, malını alırım." dedi.
(Kliring Sistemi: Kliring, ülkeler arasındaki iki yanlı ticaret anlaşmalarının temelde malla ödemeyi öngören bir türü. Kliringde anlaşmalı ülkeler arasında ithalat ve ihracat işlemleri döviz kullanılmadan mahsup ve takas yoluyla ve kliring kurumları aracılığıyla gerçekleştirilir...)
Sanayi ülkelerine yüksek fiyattan tarım ürünü sattı.
Kazandığı her kuruş parayla da bir başka fabrika açtı.
Bir yandan da sanayiye yatırım yaptı.
"Atatürk hiç borç almadı." derler. Bu bilgi tam olarak gerçeği yansıtmıyor.
Doğrusu ise, Atatürk'e kimse borç vermek istememiştir.
Nitekim bulduğu parayla fabrika açıyordu.
Mesela Rusya'dan alınan borç ile Karabük Demir Çeliği açmıştır...
Bu "Yüce Adam"ın ülkesi, tarihin gördüğü en sert küresel buhrandan yara almadan çıktı.
Hem de iktisatçısı yokken !...
Okuma yazma bilmeyen çiftçisiyle yaptı bunu.
Bu başarıyı incelemek için İngiltere'den maliyeciler gelmiştir...
Çobandan pilot, kağnıdan uçak çıkaran " Adam"dır
GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK !...
Tarihçi Çiğdem Bayraktar Ör:
• Teröristbaşı politik muhatap alınmasın.
• Teröristbaşı bütün örgüt ağını deşifre etsin.
• Teröristbaşı hem kendisinin hem örgütün servetini, kaynaklarıyla açıklasın.
• Teröristbaşı ABD ve İsrail hakkında ne düşünüyor; onlarla olan geçmişini, bugününü adım adım aktarsın.
• Teröristbaşı affedilmesin.
• Teröriste “terörist” denilsin.
Unutmadan;
• Bizim gibi düşünenlere saygı duyulsun.
@BayraktarOr
Aktütün karakoluna 350 PKK’lı terörist saldırdı.
62 vatan evladı tam 9 saat aralıksız, sayıca beş katı olan düşmana karşı mücadele verdi, 17 kahraman şehit düştü ama Bayraktepe’yi teslim etmedi! — 3 Ekim 2008
Ben de Sincan 1 No'lu F Tipi Cezaevi'ne girdiğimde "Burası benim için 5 yıldızlı otel sayılır" demiştim.
Ömrün uzun olsun Orkun Özeller! 🤗
Yüce Tanrı akıl, beden ve ruh sağlığını korusun!
Hiç kuşkum yok ki oradan daha güçlü çıkacaksın!
Bütün haksız tutuklananlar gibi...
Atatürk tarafından 1929 yılında himaye altına alınıp okutulan Yalova'lı Sığırtmaç Mustafa, Mustafa Kemal Atatürk'le karşılaşmasını bir gazeteciye şöyle anlatmıştır:
"O zaman daha sekiz yaşında idim. 1929 yılının yaz ayları içinde (16 Eylül) bir gündü... Sığırları otlata otlata çiftliğe geliyordum. Derken, uzakta yirmi kadar atlı belirdi... En öndeki atlı bana doğru geliyordu. Yaklaşınca atından indi; çiftliğe nereden gidildiğini soruyordu. Elimle işaret ettim:
- "Siz, yanlış yoldan gelmişsiniz. Çiftliğin yolu, şuradadır!"
Bu atlı, benden adımı öğrenmek istedi:
- "Mustafa!" diye cevap verince gülümsedi:
- "Benim de adım Mustafa... Demek adaşız!"
Sonra birdenbire:
- "Gazi'yi tanır mısın?" diye sordu.
- "Tanımam!" dedim.
- "Onu sever misin?"
- "Severim!"
- "Niçin seversin?"
- "Paşa olduğu için severim!"
Tekrar gülmeye başladı.
Ben, cılız, çelimsiz, hasta bir çocuktum." Bu adam, benimle eğleniyor galiba..." dedim. Fakat O, sorgularının arkasını kesmiyordu; bir aralık sordu:
- "Sen, ne iş görürsün?"
- "İşte şu gördüğün sığırları güderim!"
- "Ne kazanırsın?"
- "Ayda üç lira..."
- "Peki, söyle bana, ayda üç lira, senede kaç lira eder?..." Kendisinin ve yanındakilerin yardımıyla, ayda üç liranın bir senede ne ettiğini hesaplayarak cevap verdim:
- "Otuz altı lira eder!"
- "Sana bu otuz altı lirayı versem, ne yaparsın?"
- "Hiç!...Almam ki..."
- "Neden almıyorsun?"
- "Otuz altı lira çok para..."
Sonra biraz düşünerek ekledim:
- "Neden aldın? diye sorarlar...
Tanımadığım yolcu, tekrar gülümseyerek:
- "Aferin oğlum, dedi, böyle olmalı... "
"Fakat, bu parayı yol gösterdiğin için veriyorum sana! Kimse bir şey demez!"
Hâlâ benimle alay edildiğini sanıyordum. Otuz altı lirayı kabul etmeye bir şartla razı oldum. Yolda yemek için getirdiğim yarım okka kadar ceviz vardı:
- "Bu cevizleri alırsan, ben de senin paranı alırım!" dedim. O, bana bir avuç para verdi, ben ona bir avuç ceviz verdim. Böylece ödeşmiş olduk. Ayrılacağı sırada, tekrar adımı sordu:
- "Mustafa, dedim."
- "Benimki de Mustafa, ama, dedi, yanında "Kemal"i var. Mustafa ile Kemal, bir araya gelirse ne olur?."
Küçük kafamın içi, birdenbire karıştı. İlk defa olarak kendime:
- "Sakın, dedim, bu atlı; Mustafa Kemal Paşa olmasın?..." Sonra etrafındakilerin ona karşı gösterdikleri saygılı hareketleri hatırlayarak; kararımı verdim:
- "O'dur!...O'dur!...Gazi Paşadır!"
Ama, kendisine onu tanıdığımı belli etmedim. Giderken sordu:
- "Beni, başka bir yerde görsen tanır mısın?..."
Başımı salladım:
- "Tanımaz mıyım ya... Sen Gazi Mustafa Kemal Paşasın!" Hayvanlarını dörtnala sürüp gittiler.
Ben de sığırlarımı alarak çiftliğe döndüm.
Şu rezaleti savunanları neden ciddiye alamam biliyor musunuz?
Bir insanı, attığı tiviti bahane edip, hukuken hiçbir yaptırımı olamamasına rağmen hapse atıyorsanız, hukuktan bahsedemezsiniz. Ederseniz ciddiye alamam.
Anayasaya göre serbest kalması gereken insanları tutsak edip Anayasayı çiğnerseniz, Anayasanın öneminden bahsedemezsiniz. Ciddiye alamam.
Kul hakkına girip, çalana çırpana, gasp edene, çökene “bizdendir” deyip susarsanız, dinden, imandan, ahlaktan bahsedemezsiniz. Ederseniz ciddiye alamam.
Sabah programlarında grup yapan dayılar, kayınvalidesine atlayan damatlar, eşini zehirleyip ele kaçanlar kol gezerken, eteğin boyundan, makyajın tonundan bahsedemezsiniz. Ciddiye alamam.
Cümle kuramayan yazarlar, bebek öldüren doktorlar, torpille atanan yeğenler, sahte diplomalı mühendisler varken yarını hedefleyemezsiniz . Ciddiye alamam.
Yazılı kuralları vardır hukukun. Kafanıza göre kural ekleyemez, işinize geldiği gibi şekillendirip, adına “adalet” diyemezsiniz. Derseniz ciddiye alamam.
Ardına saklandığınız tüm değerleri çıkarlarınız uğruna yok etmek üzeresiniz. Şeffaf duvarlar ardında, gizleniyoruz zannettiniz. Yanlışsınız! Elbette yanlışınıza “yanlış” diyeni susturur, sindirir, hapsedebilirsiniz! Ancak dünün tarihini nasıl değiştiremediyseniz, yarının kitaplarına da “haklı” geçmeyeceksiniz. Kendi yazdığınız kitaplara elbette geçersiniz, ama ciddiye alamam.
Sokakta dayak yiyen gençler, hakkını arayan ablalar, abiler, kardeşler, 70 yaşında ekmek derdine düşmüş dedeler, neneler! Halk işte. Değil derseniz, ciddiye alamam.
Her şey Türkiye için diyorsunuz. Biz Türkiye değil miyiz? Milletin refahı için diyorsunuz, biz millet değil miyiz? “Öyleyiz” derseniz, ciddiye alamam.
Yıkıldıysa Cumhuriyet bilelim. Geçersizse hukuk bilelim. Korkulmuyorsa Allah’tan bilelim. Aksi taktirde, her birini haksızca ağzınıza alıp, kimseden susmasını bekleyemezsiniz. Beklerseniz, ciddiye alamam.