Trump dünyaya "Erdoğan bana hayran, gücün simgesisin dedi" diye tweet atıyor. İktidar kanadı ise resmi tek bir yalanlama yapamayıp İletişim Başkanlığı’nın fısıltı kalemleriyle "Ankara öyle olmadığını iletti" diye tweet attırıyor, silinmesi için telefonlar açılıyor.
İçeride halkın iradesine karşı 19 Mart ve "Mutlak Butlan" darbeleriyle yargı tiyatrosu kuranlar, kaybettikleri meşruiyeti Trump’ın kapısında arıyor.
Kendi halkına karşı aslan kesilip, koltuk diyetini Trump’a Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığıyla ödeyenlerin ezikliği budur. Meşruiyet Beyaz Saray'dan değil, milletten alınır!
Selçuk Kozağaçlı, Ulucanlar katliamını anlatıyor
"Kimyasal malzemeler kullanılmış, el testereleri kullanılmış, çiviler çakılmış insanların vücuduna. Hayatımızın sonuna kadar dostlarımız olan, müvekkillerimiz olan bu insanların öldürülme biçimini unutmayacağız!"
Gülçin abla gideli 13 yıl olmuş…
Çağdaş Hukukçuların Yüz akı ve devrimci avukatlığın 60 yıllık hafızası
artık bizimle değil
Gülçin Çaylıgil, “İsyankar olun, muhalif olun. Kuzu kuzu oturmayın.” derdi Stajyerlerine ve kendisinin de müdürlük yaptığı staj eğitim merkezinde ders verdiği yeni avukatlara.
12 Mart ve 12 Eylül faşist darbelerine karşı hep başı dik ve haklının yanında oldu. Deniz Gezmiş’lerin , pek çok aydın ve devrimcinin savunmanlığını yaptı.
12 Eylül’den sonra açılan davalara yine korkusuzca katıldı. Meşru olan cuntacılar değil halktı, devrimcilerdi bunun bilincinde hareket etti. Cuntacıların talimatıyla açılan davaların cuntacıların emriyle karara bağlanacağını bildiği halde o savunmanlık koltuğunda adalet mücadelesi verdi. Son zamanlarına kadar adalet mücadelesini hep sürdürdü. O hep kendini devrimci olarak gördü ve öyle son nefesini verdi.
Derneğimizin onuru ve gururu olarak hep anılacaktır.
Yakın zamanda Noyan Özkan ve Şimdi Gülçin Çaylıgil…
Ama sizlere sözümüz olsun, and olsun ve şart olsun ki bıraktığınız mirasa kıskançlıkla sahip çıkacağız. Bu ülkede devrimci avukatlar var dedirten geleneğin bayrak koşucuları olacak ve sizden aldığımız bayrağı bizden sonrakilere özenle teslim edeceğiz.
Gözünüz arkada kalmasın…
Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi
10 Nisan 2013
Yurdumun hasbelkader lisans diploması edinmiş, bildiği yanıldığına yetmeyen, yetersiz bakiye ortalama beyaz yakalısı ve egemenlerin komplonun ta kendisi olan anlatılarını sahiplenerek kendince kamucu mücadele biçimi öneren Kadıköylülükle malül vasat solcusu komplonun ne olduğunu dahi bilmeden sadece yaygara yaptı. Bu da yetmezmiş gibi hiçbir şeyi tartıştırmadı, tartıştırmıyor.
Her şeye komplo diyor, her şeyi komplo zannediyor. Oysa ayrıntıya, sapmaya, istisnaya ya da gözün gördüğünün ötesine odaklanabilmek bilinen anlamda komploculuk demek değildir. Komploculuk insan faktörünü ve sosyal bilimleri hiçleştirerek olayları ve olguları, paranoya ile ulaşılmaz/dokunulmaz adreslere havale eder. Bizimkiler komplonun ne olduğunu da bilmiyorlar ama olsun, kavrayamadıkları her şeye komplo diye kara çalıyorlar. Atarlı bir ergen zihin vasatlıkla buluşup üstümüzde tahakküm kuruyor. Ve her geçen gün daha da katmerleniyor.
Komplocu sınıf demez, dangalak!
Komplocu ulus demez, insan demez, egemenlik demez. Her dediği çıkan, tüm öngörüleri kısacık bir zaman diliminde doğrulanan komplocu olmaz!
The Conspiracy Theory filminde Mel Gibson'un oynadığı güdümlü katil Jerry Fletcher, "İyi bir komplo asla ispatlanamayandır" diyordu. Bizlerse komployu ispatlayıp göstermemize rağmen komploculukla suçlanıyoruz. Tam bir çocuklaşma, aptallaşma hali
Oysa kavrayamadığına komplo diye kara çalmaktır komplonun ta kendisi. Bir komplonun aparatı haline gelmiş, sümsükleşmiş, sünepeleşmişsin demektir. Farkına varacak zekadan da kavrayıştan da yoksunsundur. Çünkü aşının insanları 3 bacaklı 5 memeli yapacağını iddia edenlerin komplo bile denemeyecek zırvalarını, medikal vatandaşlık tehlikesine ve egemenliğine saldırıya dikkat çekenlerin itirazlarıyla bir tuttuğunda güvenli alanında kalabiliyor ve bilim kilisesinden aforoz edilmemiş oluyorsun. Konforludur. Güvende hissettirir. Sırtını duvara yasladığını zannedersin ama duvarın çürük olup olmadığından bihabersindir.
Komployu sorguladığımızda komplonun yanında saf tutan komplocular tarafından komplocu ilan edildiğimiz komployu da gördük. Olacakların hepsini yazdık. Mesela henüz Türkiye'de ''vaka'' dahi görülmezken ya da henüz görülmüşken, beyaz yaka ankastre sınıfımız virüs korkusundan gardroba saklanırken, o salgın mizanseninin nereye varacağını bir avuç insan anlattık. Yemediğimiz hakaret, yafta, saldırı kalmadı. Ve bütün yazdıklarımız bir bir doğrulandı, doğrulanmaya da devam ediyor.
Mesele asla biz demiştikçilik değil. Mesele o dönem biz bunları anlatırken, kaypak küçük burjuvanın bilim kilisesinin müritliğine soyunması ve rezil rüsva olmuşken halen hiçbir özeleştiri vermemesidir
Bakın,"Feodal dönemde komplo olur. Tekeller döneminde komplo olur" diyor, delilikle dahilik arasında gidip gelen adam
Bunu söylerken de komplo teorilerini dışlayarak/küçümseyerek konuşmuyor. Konu o değil zaten. Neo-feodalizmde, tekelsi düzende komplonun düzene içkin olduğunu ifade ediyor ve komplo bizatihi tekelsi düzenin işidir diyor.
İlk okuduğumda Yalçın Küçük'ün bir polisiye yazarı olduğunu, daha doğrusu büyük bir polisiye yazarı olabileceğini düşünmüştüm. Meğerse üniversitede doktora derslerinde bile Sherlock Holmes okuturmuş.
"Aşk, bilim ve devrim ayrıntıdadır" derken 'sapma'lara bakıyor ve esasen tek bir soruyu çalıştırıyordu: "Bayram değil seyran değil, eniştem beni neden öptü?"
Kafası az biraz çalışan bir insan, insanlık tarihinin gördüğü en vahşi, en adi, en aşağılık operasyonu olan pandemi kumpasından sonra komplo denen şeye bakış açısını kökten değiştirirdi. Lakin olmadı, olmuyor.
Münevverimiz, solcumuz, beyaz yaka ankastre sınıfımız kavrayamadığına komplo diye kara çalarak konforlu alanına çekiliyor ve makineli tüfeği eline alıp başlıyor taramaya
Kalpaklı Bir Aklın İzinde: Yalçın Küçük
Bizler için bazı vedalar, sadece bir ismin kaybı değil; bir hafızanın, bir itirazın ve bir kürsünün boşalmasıdır. Türkiye solunun en nev-i şahsına münhasır isimlerinden, ömrünü statükonun kimyasına çomak sokmakla geçiren Yalçın Küçük, aramızdan ayrıldı.
Devrimci Fenerbahçeliler olarak; onun teoriyi sokakla, kalemi eylemle birleştiren o sarsılmaz iradesini selamlıyoruz. Yalçın Küçük, bu toprakların aydınlanma mücadelesinde kimsenin bakmaya cesaret edemediği kör noktalara ışık tutan, konforlu alanları yıkan ve "planlı" bir geleceğin manifestosunu yazan bir pusulaydı.
O, kalpağının altında taşıdığı o keskin zekayı hiçbir zaman egemenlerin hizmetine sunmadı. Aksine, her cümlesinde düzenin kodlarını deşifre etti, her kitabında bir başkaldırının tohumlarını serpti. Bizim için Yalçın Küçük demek; teslim olmayan bir akıl, geri adım atmayan bir estetik ve bitmek bilmeyen bir merak demektir.
Bugün onun fiziken aramızdan ayrılışı, savunduğu o büyük "insanlık davasının" bittiği anlamına gelmiyor. Aksine, onun o aykırı ve boyun eğmeyen ruhu, bugün adalet arayanların, sömürüye karşı duranların ve "başka bir dünya mümkün" diyenlerin safında yaşamaya devam ediyor.
Selam olsun Türkiye’nin o en "aykırı" aydınına... Bıraktığın o devasa külliyat, sarsıcı fikirlerin ve o tavizsiz duruşun, bizim devrimci irademizde kök salmaya devam edecek.
Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz. Kavgan kavgamızdır.
Devrimci Fenerbahçeliler
#YalçınKüçük #DevrimciFenerbahçeliler
"EPSTEİN DOSYASI VE GERÇEKLER"
🔸 Halk Sineması, "Emperyalizmin işlediği hiçbir suç gizli kalmaz - 1" başlığıyla yayınladığı videoda Epstein dosyası ve gerçekler konusunu ele aldı.
#Epstein#EpsteinFiles#Epsteindosyalari
Devrimci Fenerbahçeliler olarak;
Alın teriyle yaşayan, emeğiyle ayakta duran Migros depo işçilerinin haklı grevini selamlıyoruz.
İnsanca çalışma koşulları, güvenceli iş ve adil ücret talebi hiçbir şekilde “aşırı” ya da “kabul edilemez” değildir. Asıl kabul edilemez olan; emeğin yok sayılması, işçilerin baskı ve tehditlerle susturulmaya çalışılmasıdır.
Migros depo işçilerinin mücadelesi yalnızca kendi hakları için değil, bu ülkede emeği sömürülen herkes içindir.
Bu nedenle grevdeki tüm işçilerin yanındayız.
Haklı talepleri karşılanana, baskılar son bulana kadar dayanışmayı büyütmeye devam edeceğiz.
Yaşasın işçilerin birliği!
Yaşasın örgütlü mücadele!
Devrimci Fenerbahçeliler
#MigrostaSefaleteHayır #GaspçıMigros #migrosboykot #DevrimciFenerbahçeliler @DGDSEN
"Siz 28 bin lirayla geçinebilirsiniz" diyorlar.
Kimsiniz ulan siz? Bu haddi nereden alıyorsunuz?"
Gözaltına alınan DGD Sen Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu (@Basaranaksu_):
"Karşılarındaki kadın bir işçi değil de zengin bir patron olsaydı, Neslihan’la masaya otururlardı.
İşbirlikçi bir sendikacı olsaydı, Neslihan’ı baş tacı ederlerdi.
Ama Neslihan; Tokatlı, Ortadağ’da yoksul bir evde yaşayan, annesi tekstil işçisi, babası hastalıkla boğuşan onurlu bir işçi kadın!
Sırf işçi olduğu için, sırf emekçi bir kadın olduğu için onunla masaya oturmuyorlar.
Holdinglerin, patronların, burjuvazinin kibri işte budur:
"Onların masasına oturamazsın, hastalık kaparlar!"
Sanıyorlar ki biz virüs taşıyoruz.
Hayır! Biz vicdan taşıyoruz, biz emek taşıyoruz!
Bizi böyle görüyorlar ve sonra yüzümüze baka baka,
"Siz 28 bin lirayla geçinebilirsiniz" diyorlar.
Kimsiniz ulan siz? Bu haddi nereden alıyorsunuz?
Siz yurttaşsanız, buradaki işçi de yurttaş! Türkiye Cumhuriyeti’nde size özel bir imtiyaz mı var?
Ayrı bir kanuna mı tabisiniz? Siz bu dünyanın sahibi, Rabbimizin "sevgili kulları" mısınız?
Size bu soygun yetkisini kim veriyor?
Sizin Lüksünüz İşçinin Kanıdır!
Parayı nereye harcayacağınızı şaşırdınız. İsviçre’deki o şatafatlı tatillerinizin parası, bu depolardaki binlerce işçinin derdine derman olur!
Temizlik işçilerini kadroya geçirmediniz; hâlâ o sarı sendikacı patronlarınızla iş birliği yapıp marketlerde, depolarda sömürüyü sürdürüyorsunuz.
Bu alavere dalavere düzenini, bu taşeron oyununu devam ettireceğinizi mi sanıyorsunuz?
Sizi terbiye edeceğiz! Bu halka, bu işçiye "böcek" muamelesi yapmanıza, onları aşağılamanıza izin vermeyeceğiz!
Bu servet nasıl bu kadar büyüyor? Milyonlarca insan açken siz nasıl bu kadar semirebiliyorsunuz?
Söyleyeyim: Bu açlık sayesinde!
Sonra da beyefendiler çıkıp, "Bunlar çok agresif" diyorlar. Hadi oradan!
Sen aşağıda işçiyi tahtakurularının içinde, farelerin arasında, 28 bin liraya mahkûm edeceksin; sonra sen "beyefendi" kalacaksın, biz "agresif" olacağız öyle mi?
Sizinki beyefendilik değil, siz resmen insan öldürüyorsunuz! İnsanları yavaş yavaş, ömürlerini çalarak katlediyorsunuz.
Sömürü Düzeni Yıkılsın!
Biz çalışacağız, didineceğiz ama yarınımızın ne olacağı belli olmayacak. Fani dünya; bir kalp kriziyle göçüp gideceğiz. Ve bu düzende bizden istenen tek şey; diz çökmek, sömürüyü kabul etmek!
Eğer bu sömürüyü sorgularsan, onların nezdinde "tehlikeli" olursun. Seni "yasa dışı" ilan ederler. Siyasi polisleri üzerimize salarlar; "Düzeni değiştirmeye çalışıyor" derler.
Evet, bu düzen değişsin! Bu sömürü düzeni yıkılsın! Her ay yüzlerce işçiyi iş cinayetlerinde katleden bu düzen yerle bir olsun! "Yıkılmasın" diyenler, bu sömürücülerin önünde diz çöken korkaklardır!"
Migros Depo İşçileri, Migros patronu Tuncay Özilhan'ın villasının önünde TERS KELEPÇEYLE GÖZALTINA ALINDI
Migros’ta binlerce depo işçisi, sendikaları (@DGDSEN) öncülüğünde 14 gündür hakları için direniyor.
#MigrosİscisindenTarafım
TÜZÜK TADİLATI:
KONGRE ÜYELERİNE ÇAĞRIMIZDIR
1. Usulen yanlıştır. Haziran ayında kongre yapacağını söyleyen bir yönetimin Fenerbahçenin Anayasası demek olan bir belgeyi değiştirmeye kalkması doğru değildir.
2. Bu, Haziran ayında seçim yapacağını söyleyen bir iktidarın seçime üç dört ay kala Anayasayı değiştirmek istemesine benzer.
3. Yönetim görev süresinin sonuna kadar kalacağını açıklıyorsa "açıklayabiliyorsa" bunları tartışalım. Ama böyle bir açıklama yapılmıyorsa, eğer tahmin ettiğimiz değişikliklerse bu "benden sonra kıyamet" demektir.
4. Şu an ne tüzük değişikliği ne de kongre Fenerbahçe'nin ihtiyacı değildir. Bunlar baskı ile zorla yaptırılmaktadır.
5. Baskı ile kongreye gidecek olan bir yönetimin getireceği TÜZÜK DEĞİŞİKLİĞİNİN baskı altında yapılmadığına inanacak kadar da saf değiliz!
6. Yazılan çizilenler EĞER DOĞRU İSE yani istifa edip gidenlerin geri dönmesi ile ilgili değişiklikler düşünülüyorsan BİN DEFA HAYIR!
7. Bu tüzük tadilatına HAYIR!
8. İstifa edip gidenlerin Fenerbahçe aidiyeti tartışmalıdır. Fenerbahçe üyeliği gibi bir onurun hayatlarında çok da yer kaplamadığı ortadadır.
FENERBAHÇE HACI BABA TEKKESİ DEĞİLDİR!
9. EĞER konu CEKETSİZİN ÜYELİĞİ için getiriliyorsa buna hayır demek her Fenerbahçelinin görevidir.
10. Bu durumda Nihat Özdemir'in dostu olduğunu her zaman dile getiren ona toz kondurmayan bir eski başkanımız bunun müsebbibidir!
11. Konu tekrar söylüyoruz EĞER Nihat Özdemir'in geri getirilmesi ise buna ve bunu dayatıyorsa bir eski başkanımıza HAYIR DİYORUZ!
12. Bu durumda tüm kongre üyelerini buna HAYIR DEMEYE ÇAĞIRIYORUZ.
FENERSOL
Bankalar Birliği Sürecine İlişkin Bilgilendirme
Kulübümüz, Bankalar Birliği kapsamındaki borçlarını bugün itibarıyla tamamen kapatmış ve Bankalar Birliğinden çıkmış bulunmaktadır.
Bu adım, kulübümüzün mali bağımsızlığı ve sürdürülebilir geleceği adına önemli bir eşiğin geride bırakıldığını göstermektedir.
Sürecin tamamında emeği geçen, katkı koyan, herkese teşekkürlerimizle birlikte, camiamıza hayırlı olmasını diliyoruz.
Fenerbahçe Spor Kulübü