@ridvanaksu Kardeşim bu Sühely i iyi tanımazsınız.Bu adam DYP genel bşk olmak için kapımızın önünde yatıp yalvarmıştı.Ama biz destek vermeyince başka partiye gidip milletvekili oldu.Sahtekarın teki idi.
Bugün Bakanlar Kurulu toplanıyor ve iki ana gündem maddesinden biri ‘fon krizi’ denen ‘kravatlı soygun’ meselesi.
Birileri sistemi düzenleyen, denetlemesi gereken, ‘hakem’ vasfındaki kuruluşlardaki bağlantılarını kullanarak içeriden (inside) bilgi alıyor, vatandaşın rızkını kimi hisselerde topluyor, sonra içeriden aldığı bilgi ile bu hisseleri satıp (trade) vatandaşın helal rızkını kendine trasnfer ediyor.
Bakıyorsunuz işin içinde bir bakan yardımcısı, BDDK yetkilileri, SPK yetkilileri ile sıhri ilişkileri olan isimler, üst düzey bürokratlar var.
19 Ağustos'ta Cumhuriyet Başsavcılığının SPK'ya yazdıığı yazıdan haberdar olarak paraların çıktığı ortada.
Siyasi, bürokratik sistemde oluşan ahbap-çavuş ilişkilerinin sebebiyet verdiği bir yozlaşma ve güvenlik açığı çok net!!!
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan bugünkü Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası toplumsal vicdanda ve finansal piyasalardan başlayarak tüm ekonomide yapılan usulsüzlük ve Kravatlı Soygun ile ilgili topluma güven verilmesi için topyekun SPK, Borsa İstanbul, BDDK’dan başlayarak üst yönetimleri radikal bir karar ve tutumla yeni isimlerden oluşacağını kamuoyuna açıklamalıdır!!!
12 Eylül koca bir nesli, gençliği, hayalleri ayakta öldüren gündür. Yaşamları ölümle, sokakları terörle terbiye etmeye kalkan bir organize şebeke, koca bir milleti, milleti korumak için taşıdıkları silahlarla, tanklarla, coplarla, kelepçelerle terbiye etmeye kalkmış, yaşarken binlerin, yuzbinlerin canını almıştır.
12 Eylül'e giden günlerin planlayıcıları, darbenin icracıları, ülkenin hilafına her türlü işi çıkar bilenlerin piyonları bu memlekete kötülüğü sadece o gün değil o günden bugüne süren şekilde yapmıştır.
Nitekim Milletin huzuruna çıkmaya korkan, seçimle, er meydanında mücadele ederek fikrini iktidar edemeyeceğinden emin olan bir şebeke, devletin, kamu otoritesinin gücünü bugün benzerlerini, hatta daha beterini gördüğümüz biçimde kendi ikbali için kullanmış, milletin hakkını, hukukunu, iradesini gasp etmiştir.
O gün kendilerinin azdırdığı terörün bitmesini, bitecek olmasını gerekçe göstererek 'terörsüz' bir iklim için bir çok hakkı gasp eden, hukuku askıya çekenler, maalesef ki asıl kötülüğü bu anlayışı miras bırakarak yapmışlardır.
Türkiye, 27 Mayıs'ta yaşadığı acı tecrübe ile seçilmiş bir başbakanı ve bakanları idama yollamakla kalmamış, demokrasiden korkan, hürriyetlerden korkan, Türkiye'nin kalkınmasından korkanlara, 12 Eylülcülere darbenin bir seçenek olduğunu gostererek asıl ihaneti yaşatmıştır.
Daha da acısı, 12 Eylül’de darbeciler kamunun, silahlı kuvvetlerin gücünün arkasına sığınarak bir iktidar kurmuşken, ‘milli irade’yi yok sayan zihniyetlerini miras alanlar bu düzeni bir kazanım addedip iktidarlarını sağlamlaştırmıştır.
Darbecilerden, Milli Güvenlik Konseyini kuranlardan hiç biri yaşamazken maalesef kurdukları düzen, bu düzeni ‘yaşamsal’ görenlerin gayretiyle hayattadır.
Vesilesiyle birçok defa hatırlattığımız gibi darbelerin panzehri daha çok demokrasi, daha çok adalet, daha çok hürriyettir.
Türkiye’de darbelerin izlerini silecek olan yegane şey budur.
12 Eylül’ün bu ‘süregelen’ halini değiştirmek için evvela bu darbenin kurguladığı ekonomik, sosyal ve siyasi hayatı demokrasiyi içselleştirecek biçimde değiştirmek gerekmektedir.
Bu düşüncelerle bir kez daha darbecileri, Milletimize hizmet etmek için kendisine verilen yetkileri kötüye kullanan, kendisi ya da ait olduğu zümrenin faydasına kullananları lanetliyor, tüm askeri darbeleri ve demokrasi dışı her türlü yöntemi bir seçenek olarak gören zihniyetleri telin ediyor, “daha fazla hürriyet, daha güçlü demokrasi" dediği için darbelere muhatap olmuş, darbelerin mağduriyetini gerçekten yaşamış demokrat geleneğin temsilcilerini,12 Eylül'de seçilmiş hükümetin Başbakanı olarak darbecilerin ilk hedefi olmuş Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel'i ve ahirete intikal etmiş tüm demokrasi taraftarlarını rahmetle anıyorum.
Afyonkarahisar’da Zafer Haftası programı çerçevesinde Büyük Taarruz’un başladığı Kocatepe’deydik…
Türk Milletinin 300 yıllık gerileyişinin toprağa gömüldüğü yerde 100 yıl önce o ufka bakan,Kurtuluş Savaşı’na liderlik eden büyük komutan Mustafa Kemal Paşa ve mücadele arkadaşlarını, şehitlerimizi, gazilerimizi şükran ve rahmetle yaddettik.
#Afyonkarahisar
#Kocatepe
#MustafaKemalPaşa
Demokrat Parti zihniyetinin özü, Büyük Liderimiz Süleyman Demirel’in veciz sözlerinde vücut bulmuş ölçüdür!
Yeterince yazık ettiniz, daha fazla yazık etmeyin Memlekete!
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Milleti olarak sadece terör ve şiddete muhatap değiliz!
Terörü propaganda aracı olarak benimsemiş PKK’nın ETNİK BÖLÜCÜ SİYASETİ ile karşı karşıyayız!!!
Biz Milletimize söz veriyoruz; bu ihanetin 'kök' salmasına, o 'çerçeve'nin başka ihanet fotoğrafları ile dolmasına engel olacağız.
Adeta, Türkiye Cumhuriyeti Devleti PKK ile bir savaşa girmiş ve kaybetmiş gibi siyasi sonuçlara sebep olacak bu yasaya karşıyız.
Bugüne kadar siyasal olarak emellerinden taviz vermediklerini, vermeyeceklerini her aşamada beyan eden, üstüne işledikleri cinayet ve katliamlardan pişman olmadıklarını söyleyen, iktidarın verdiği cüretle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni mağlubiyete uğratmış gibi meydanlarda naralar atan bir örgütü muhatap almak devletimizin itibarına, Milletimizin onuruna, şehitlerimizin hatırasına hakarettir, ihanettir.
Tarih, bugün keyfi iktidarlarını sürdürmek hedefiyle ‘Yeni Anayasa’ ve ‘Seçime’ ayarlı yürütülen bu sürece ortak olanları, Türk Milleti ve Devleti'nin yanında duranları not edecek.
DEMOKRAT PARTİ OLARAK BİZİM DE ÇERÇEVEMİZ BUDUR
“PKK Terör Örgütünün, ülkemizin Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde yaşayanlar başta olmak üzere Kürt kökenli vatandaşlarımızın üzerindeki vesayetini kaldıracağımıza, bu gibi vesayeti kurumsallaştıracak her teşebbüse karşıyız”
Aziz Milletimiz,
Bugün Türkiye, demokrasi ve hukuk tarihine kara bir leke olarak geçecek bir süreçle karşı karşıyadır.
İçeriği milletvekillerinden ve Aziz Türk Milletinden gizlenen bir ‘çerçeve yasa’, henüz Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin iradesine sunulmadan İmralı’nın onayına 'arz edilmiştir.' Bu tablo, millî egemenlik ilkesini zedeleyen, Gazi Meclis’i devre dışı bırakan ve millet iradesini gölgeleyen vahim bir anlayışın göstergesidir.
AKP-MHP ortaklığının alışık olduğu düzene uygun biçimde Milletimizin vicdanında ve Cumhuriyetin ruhunda kabul bulamayacak her mesele önce tartışmaya açılmakta, sonra yaratılan fiili durum torbalara doldurularak yasalaşmaktadır.
Bugün de böyle olmuştur. Bebek Katili'ne 'statü' arayışı 'Çerçeve Yasa' meclise gelmeden kendisine sunulması ile nihayete ermiş, Milletvekilleri dahi içeriğine vakıf olmamışken Bebek Katili vakıf olmuş, onay vermiş bu hali ile Bebek Katili Öcalan Yasama erkinin bir üyesi haline getirilmiş, hatta bu uygulama ile yasamanın da üzerine çıkarılmıştır.
Bu, bir terör hükümlüsünün, elebaşının Gazi Meclis’in iradesi üzerinde etkili bir siyasi özne hâline getirmeye çalışmaktır. Bu, sadece hukuka değil, şehitlerimizin aziz hatırasına ve millet vicdanına da ağır bir saygısızlık, hatta Milletimize ihanettir.
PKK terör örgütünün kırk yıldır silahla, bombayla ve kanla başaramadığı siyasi sonuçlar, bugün AKP-MHP ortaklığının yürüttüğü süreçle fiilen hayata geçirilmektedir.
Her şeyden önce ifade etmek gerekir ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti, terörle mücadelesini hukuk devleti ilkesi çerçevesinde, insan haklarına saygılı fakat kamu düzeninden asla taviz vermeyen bir anlayışla sürdürmüştür ve sürdürmektedir. Bu mücadele yalnızca bir güvenlik meselesi değil; aynı zamanda anayasal düzenin, toplumsal barışın ve Türk Milleti'nin ortak geleceğinin korunması meselesidir.
Buna en başından itibaren itiraz ettiğimizi, 'komisyon' toplantılarında, öncesinde ve sonrasında yaptığımız açıklamalarla belirtmiştik, yine üstüne basa basa belirtiyoruz.
Milli birlik ve kardeşlik kavramları, silahlı yapıların gölgesinde değil; ortak vatandaşlık bilinci, eşit hak ve sorumluluk anlayışı ve hukukun üstünlüğü zemininde inşa edilir. Devlet ile terör örgütünü aynı düzlemde gösteren ya da dolaylı biçimde muhataplaştıran yaklaşımlar, toplumsal barışa hizmet etmez.
Terör örgütü PKK’yı Kürt kökenli vatandaşlarımızın hamisi vasisi yapacak her teşebbüsün karşısındayız.
Demokrat Parti olarak;
•Terörle mücadelede kararlılığın zayıflatılmasına,
•Terör örgütlerinin herhangi bir toplumsal kesimin temsilcisi gibi gösterilmesine,
•İnfaz düzenlemesi adı ve perdesi arkasında binlerce insanımızın katline, ülkemizin güvenliğine, mücadele için harcanan büyük bütçeler nedeniyle garibin lokmasına sebep olmuş teröristlerin salıverilmesine karşı olduğumuzu açıkça ifade ediyoruz.
Türkiye’nin demokrasiyi işler kılmak, bir terör örgütüne imtiyaz sağlayarak, katilleri serbest bırakmaya kalkarak, etnik bölücülüğü ‘eşitlik’ olarak satmaya çalışarak değil, eşit vatandaşlık hukukunu tüm siyasi ve itikadi aidiyetlerden ari biçimde işleterek mümkündür.
Terör demokrasi için değil beka için bir risktir ve bu risk teröristle pazarlık edilerek ortadan kaldırılamaz. Terörün ve teröriste destek veren her bir kimsenin, etnik bölücüğü destekleyen kim varsa her biri için demokrasi sadece bir söylemsel araçtır. Bir taraftan tedhiş eylemlerine , teröre, demokrasinin ruhunu meydana getiren insana ve insanın en temel hakkı olan yaşamaya hakkının hilafına iş görüp, diğer taraftan da bunu savunurken ‘demokrasi’ demek sahtekarlıktır, yalancılıktır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi tezlerine, kurucu ilke ve değerlere karşı olmanın kıymet görmek için geçer akçe olduğunu gören bu aykırı tavırla ekmeğini tuttukları köşelerden, kürsülerden kazanan fonlanmış kimselerin PKK terör örgütü ve siyasi bağlantıları lehine yaptığı PR, etnik bölücülüğü ıkına ıkına demokrasi ile yan yana getiren zihniyet demokrasiden de itibardan da haysiyetten de uzaktır.
1984’ten beri başta Kürt kökenli vatandaşlarımız olmak üzere binlerce insanımızın hayatına mal olan, bölücülük üzerine kurulu siyasi anlayışın temsilcileri bir yandan “demokratik cumhuriyeti biz kuracağız” gibi aldatıcı söylemlerle halkı oyalarken; öte yandan şiddet ve terörle milyonların özgürlüğünü, huzurunu gasp etmiş ve iktidardan aldıkları yüzle “pişman değiliz” naraları atmışlardır. Bu çarpık demagojinin arkasındaki gerçek niyet; etnik temelli hakimiyet ve ülke bütünlüğümüzün parçalanmasıdır.
Demokrat Parti olarak temel itirazımız nettir: PKK terör örgütünü, iktidar eliyle herhangi bir etnik grubun “hamisi” veya temsili konumuna yerleştirmek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ve Milletimize karşı işlenmiş en büyük ihanettir. Devletin kurumları ve milletin iradesi, terör örgütlerinin kuklası haline getirilemez. Hiçbir siyasi hesap, şehitlerimizin kanını, gazilerimizin fedakârlığını ve milletimizin birliğini pazarlık konusu yapma hakkı vermez.
İktidarın iki ortağının, AKP ve MHP’nin teklifi ve siyasi hesaplarla ilgili yasaya ‘evet’ diyen muhalefet partileri PKK’yı veya liderini toplumsal muhatap haline getirmiş, Türkiye'de temelde etnik ayrıma maruz kalmaksızın her bir vatandaş bir demokrasi ve insan hakları sorunu ile mücadele ederken bunu bir etnik grubun sorunu olarak idrak etmiş, bu hali ile bölücülüğe paye vermiştir.
Biz; Türkiye Cumhuriyeti’nin birliğini, bütünlüğünü, laik ve demokratik esaslarını savunuyoruz. Etnik kimlikleri; vatandaşlarımızın onuru, kültürü ve zenginliği olarak korur, saygı duyarız, fakat hiçbir etnik kimliği, terör örgütlerinin siyasi amaçlarına alet etmeyeceğiz. Türkiye’yi parçalanmış, parçalı yönetimlere mahkûm etme peşindeki her girişimin karşısında dimdik duracağız.
Türkiye’nin ihtiyacı, terörle arasına net bir mesafe koymuş, demokratik siyaseti güçlendiren, hukuk devletini tahkim eden ve milletimizin birliğini esas alan bir yaklaşımdır. Devletin otoritesini zayıflatan değil, demokratik meşruiyetini güçlendiren adımlar atılmalıdır.
Bu açıklama sadece bir itiraz değildir.
Bu açıklama, Gazi Meclis’in iradesini, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini ve Türk Milleti’nin ortak geleceğini savunma kararlılığımızın ilanıdır.
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Bu hükmün karşısında hiçbir örgüt, hiçbir pazarlık ve hiçbir siyasi hesap duramaz.
Çözüm demokrasidir, adalettir, hukukun işletilmesidir.
Demokrat Parti olarak bizim 'çerçeve'miz budur!
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Dünyanın dört bir yanında aynı sevdaya gönül vermiş, sarı ve laciverti yan yana görünce kalbi heyecanla atan milyonların günü…
19 Temmuz Dünya Fenerbahçeliler Günümüz kutlu olsun. 💛💙