Arkadaşlar Antakya'da maddi yetersizliği olan üniversitesi öğrencileri için soru bankaları alıyoruz. Birkaç öğrenciye ben aldım ama liste gün geçtikçe artıyor. Hadi hem paylaşalım gönderiyi hem de destek olabilirsek olalım 🙏🏼
En sevdiğim bayram gelmişken Atatürk'ün önderliğinde kurulan "Cumhuriyet"i konuşalım biraz.
Cumhuriyet, bir milletin diz çökmeyi reddetmesidir! Bir takvim yaprağına sığdırılacak kadar küçük, tören kürsülerinde birkaç süslü cümleyle anlatılacak kadar sıradan değildir.
Kökleri 1859 yılına uzanan Mekteb-i Mülkiye, genç Cumhuriyetin çağdaş idari yapısını ve aydınlık kadrolarını inşa etmek üzere 1936 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün vizyonuyla Ankara’ya taşındı. Tam 90 yıldır başkentin kalbinde kök salan bu ulu çınar, Türkiye’nin modernleşme yürüyüşüne öncülük etmeye, özgür düşüncenin ve liyakatin sarsılmaz kalesi olmaya devam ediyor. 1859’da yakılan aydınlanma meşalesi, Cumhuriyetin başkentindeki 90. yılımızda da aynı inançla yolumuzu aydınlatmayı sürdürüyor.
Geçmişin köklü mirasından aldığımız güçle,
Ankara’daki 90. yılımız kutlu olsun.
Çanakkale Bayramiç’te üretici arkadaşım Cansu, tedarikçinin talebiyle elmayı toplattı. Tam yükleme yapılacakken tedarikçi vazgeçti!
Soğuk hava depolarında yer yok, tonlarca elma dalından toplandığıyla kaldı.
Üreticinin emeği de çabası da havada kaldı. Tonajlı elma için acil alıcı/depo çözümü lazım! 🍎
Tonajlı satış yapabileceğimiz fabrika, tüccar veya yönlendirebileceğiniz bir kanal var mı?
Destek lütfen. 🙏🍎
@TarimGovTr@IbrahimYumakli@dilan_kutluuuu@ugurerdem__@migros@tarimyazari@TarimsalGundem@TabiplerTarim
Piyasalarda büyük bir yön değişiminin eşiğinde olabiliriz.
Nasdaq'da majör hisselerdeki satışları ve altına yönelen sermaye hareketlerini dikkatle izliyorum. Kripto para piyasasında da temkinli olmakta fayda var.
📌 13 Kasım itibarıyla 3. döneme giriyoruz.
Mevcut döngü analizime göre Nasdaq'da ve ABD endeklerinde önümüzdeki süreçte önemli bir düzeltme riski oluşabilir. Piyasa koşullarının bu yönde gelişmesi hâlinde, %30'a varan bir geri çekilme olasılığı var.
Ama çok net okunan teknik bir rasyo var ki oda bize ABD hisselerini satıp altın topluyorlar diyor.
Unutmayın: Piyasalarda asıl mesele yalnızca yükselişi yakalamak değil, büyük hareket başlamadan önce riskleri doğru okuyabilmektir.
📺 Hafta sonu (Cumartesi 21.00) youtube yayınında: Dünyayı bekleyen finansal depresyon riskini ve not aldığım sorularınızı konuşacağız.
Teknik analiz ve temel analiz perspektifinden, yaşanabilecekleri ve olası senaryoları herkesin anlayabileceği bir dille anlatacağım.
Bu yayın yalnızca piyasaları takip edenler için değil, birikimini korumak ve dünyada neler olup bittiğini anlamak isteyen herkes için önemli.
Varsa sorularınızı bu paylaşım altına yazın.
Yayında Görüşene dek Allah'a emanet olun 🌹
Çinli bir hesabın bizim tarihimizi bizden iyi bilmesi, yaşananları bizden daha iyi okuması hiç düşündürmüyor mu bizi?
Atalarımız tarih yazdı. Peki, biz bugün ne yapıyoruz? Geçmişin zaferlerini anlatırken geleceğin inşasını ihmal etmiyor muyuz?
Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u fethetti. Kanuni Sultan Süleyman, Osmanlı'yı gücünün zirvesine taşıdı. Atatürk, geçmişin ihtişamına sığınarak geleceğin inşa edilemeyeceğini gördü ve modern bir cumhuriyet kurmak için mücadele etti.
Onlar yalnızca savaşan insanlar değil, yaşadıkları çağın şartları içinde devletler kuran, düzenler inşa eden ve tarihin akışını değiştiren liderlerdi.
Bizim görevimiz, onların başarılarını kendimize mal ederek övünmek değil, bıraktıkları mirası daha ileriye taşımaktır.
Ancak bugün, başka milletlerden insanların tarihimizi bize karşı bir aşağılama malzemesine dönüştürmesine de sessiz kalmak zorunda değiliz. Geçmişimizle övünmek kadar, o geçmişin sorumluluğunu taşımak da hakkımızdır.
Uyan ey milletim!
Hâlâ ekmeğini yediğimiz, suyunu içtiğimiz bu memleketi bize emanet eden ecdadımızı onurlandırmanın vakti gelmedi mi?
Daha 15 yaşındaki evlatlarını vatan uğruna cepheye uğurlayan anaların, sırtında top mermisi taşıyan Seyit Onbaşı'nın, Çanakkale'de canı pahasına mücadele eden Mehmetçiğin torunlarıyız biz!
Peki, bize bu vatanı emanet edenlerin mirasına sahip çıkmak yerine, başkalarının diline düşmeyi ne zaman kabullendik?
“Ben ne yapabilirim?” deme!
Son model araba peşinde koşup ömrünü tüketme. Her yıl telefonunu yenileme yarışını bırak. Moda saçmalığından kurtul, Emeğini, aklını ve zamanını senden çalanların dayattığı sahte hayatları sorgula.
Sosyal medyada saatlerini tüketmek yerine kendine şu soruyu sor: Ben bu topluma ne katıyorum?
Din, vatan ve millet söylemleriyle seni kandıranları sorgula. Eser diye önüne konulan kalitesizliği, müzik diye sunulan gürültüyü, gıda diye satılan zehirleri sorgula. Tarlaya ektiğin tohumu, verim diye saçtığın zehiri en önemlisi alın terin olan emeğinin karşılığını sorgula.
Tükettiğin kadar üretiyor musun? Konuştuğun kadar düşünüyor musun? Geçmişinle övündüğün kadar geleceğin için çalışıyor musun?
Çünkü bir milletin gücü yalnızca geçmişte kazandığı savaşlarla ölçülmez. Bilimiyle, eğitimiyle, sanayisiyle, kültürüyle, ahlakıyla ve ekonomik bağımsızlığıyla da ölçülür.
Atatürk'ün bize bıraktığı en önemli derslerden biri de budur: Geçmişi bilmek, geleceği inşa etmenin yerine geçmez.
Uyanış, önce insanın kendi hayatında başlar.
Bir ağaç dik. Bir çocuğa tarihini öğret. Bir gencin elinden tut. Emeğini koru. Üretmeyi öğren. Tükettiğini sorgula. Sana emanet edilen değerlere sahip çık.
Bunların her biri, ecdadına duyduğun vefanın bir parçasıdır.
Vatan sevgisi yalnızca sözle, bayrakla ve hamasi nutuklarla ölçülmez. Bazen bir ağacı korumak, bazen bir çocuğa doğruyu öğretmek, bazen bir işletme kurup insanlara iş imkânı sağlamak, bazen de milletinin emeğini sömüren düzenlere karşı bilinçli bir duruş sergilemekle başlar.
Çin'in de Türk milletinin de köklü bir tarihi var. Mesele, kimin atalarının daha büyük olduğunu tartışmak değil; bugünün dünyasına kimin ne kattığını ve yar��nın dünyasına kimin ne bırakacağını ortaya koymaktır.
Ancak kimse de bizim geçmişimizi küçümseyerek kendine üstünlük payesi çıkarmasın. Bizim tarihimiz başkalarını aşağılamak için değil, kendi sorumluluğumuzu hatırlamak için vardır.
Milletçe içinde bulunduğumuz gafletten uyanmak için illa büyük bir felaket mi yaşamamız gerekiyor?
Tarihimize sahip çıkmak için başkalarının bizi küçümsemesini mi bekleyeceğiz?
Ecdadımız bu vatanı bize yalnızca miras bırakmadı; koruyalım, geliştirelim ve bizden sonraki nesillere daha güçlü teslim edelim diye emanet etti.
Atalarımızın zaferleri bizim kişisel başarılarımız değildir. Ama onların torunları olarak bugün ne yaptığımız, nasıl bir toplum inşa ettiğimiz ve geleceğe ne bıraktığımız bizim sorumluluğumuzdur..
Herkese olabileceği kadar keyifli akşamlar 🌹
Linç edilmeyi göze alarak bir tespitimi paylaşacağım….
Bizim Karadeniz’de, özellikle köylerde eski ahşap evlerin yerine dikilen katlı beton evler, apartmanlar çok eleştiriliyor. Estetik açıdan bakınca eleştirilerin önemli bir kısmına ben de katılıyorum. Bu coğrafyanın ruhuna yakışmayan yapılar bunlar.
Ama birkaç gündür köydeyim. İşin bir de burada yaşayanların gerçeği olduğunu düşünmeye başladım.
Biz mesela eski evimizi yıkıp yerine beton bir bina yapmadık. Ahşap evi koruduk, yeniledik. Fakat yıllardır bitmeyen bir bakım ve masrafı var. Bir yerini yaptırıyorsun, ertesi yıl başka bir yeri çıkıyor. Ahşap ustaları yok oldu, olanlar da hem pahalı hem yetersiz.
Annem de sürekli babama sitem ediyor…
“Keşke beton ev yapsaydık. Kış�� da burada geçirirdik. Çocukların hepsinin ayrı bir dairesi olurdu.”
Düşününce haksız da sayılmaz.
Çünkü aslında eski ahşap ev, eski hayatın eviydi.
Hayvancılık ve tarımla geçinilen yıllarda o evin her bölümünün bir karşılığı vardı. Altında ahır, ahırda hayvan; üstünde ot, saman… Yakacak desen ormandan, bahçeden odun. Ev sadece barınılan yer değildi, burada sürdürülen hayatın bir parçasıydı.
Şimdi o hayat büyük ölçüde yok.
Hayvancılık bitti denecek kadar azaldı. Tarım eskisi gibi yapılmıyor. Odunla ısınmak, ahşap bir evi sürekli ayakta tutmak hem zahmetli hem pahalı. Betonarme ev daha kolay ısınıyor, bakımı daha kolay, daha korunaklı. Daha hızlı ve daha ucuza yapılıyor. Kısıtlı araziden yemeden dikine de büyüyebiliyor.
Bir de aile büyüyor tabi. Evlatlar, torunlar…
Kardeşin de köyde bir evi olsun istiyor, çocukların da… Ama arazi yok. Karadeniz burası. Düz arazi zaten çok az, olan da kıymetli. Her çocuğa ayrı bir ev yapacak yer yok. Her yamaca, her tarlaya da ev yapamıyorsun.
Geriye ne kalıyor?
Babanın yaptığı evin üstüne bir kat. Sonra bir kat daha…
Sonra uzaktan bakıp “Bu güzelim coğrafyaya bu apartmanları niye dikiyorlar?” diyoruz.
Güzel mi? Çoğu değil.
Bu coğrafyaya daha uygun, daha estetik çözümler bulunabilir mi? Mutlaka.
Ama mesele sadece estetik zevkten, mimariden ibaret değil.
Dar arazi, engebeli coğrafya, büyüyen aileler, ekonomik şartlar, değişen hayat…
Galiba Karadeniz’in çok eleştirdiğimiz bugünkü mimarisini biraz da bunlar üretiyor.
Çünkü eski ahşap evler yalnızca bir mimari tarz değil, artık büyük ölçüde geride kalmış bir hayat biçiminin evleri...
Hayat değişti. Aile değişti. Geçim biçimi değişti. Isınma değişti. İhtiyaçlar değişti.
Ev de değişti.
Belki tartışmamız gereken insanların neden beton ev yaptığı değil; bugünün ihtiyaçlarını karşılayan ama Karadeniz’in mimarisini ve doğasını da bozmayan evleri neden üretemediğimizdir. Kim bilir ?
Neydi o? Ailemiz güvende miydi?
Geçenlerde paylaştığım videoda, kıyafetim de sorguladı, mesleğim de, olayın gerçekliği de.
Görmemeniz bunların yaşanmadığı anlamına gelmez. Bir sürü mağdurun yorumlarınız yüzünden susmayı tercih ediyor. O yüzden haberiniz yok.
Hala hiçbir hareket yok 21 gün olmuş kargolayalı uçakla gönderim seçmişim yüzey bile değil niye ekstra ücret ödedim uçak için o zaman? @PTT_DestekEkibi
Çoğumuz çocukken kendi evimizde biraz misafir gibiydik. Özellikle mileniyaller ve bizden önceki jenerasyonlar. Çünkü evler çoğu zaman bize göre değil, misafire göre kuruluyordu.
Mesela salon vardı ama biz çocuklar için yoktu. O oda hep "temiz" kalmalıydı. Orada koşulmazdı, bir şeye dokunulmazdı, fazla ses çıkarılmazdı.
Vitrinler, kristaller, dantel örtüler... Eşyalar neredeyse kutsaldı. Biz çocuklar ise her an bir şeyi kırabilecek, kirletebilecek ya da ortalığı dağıtabilecek küçük tehditler gibiydik.
Aslında o evlerin çoğunda garip bir statü gösterisi de vardı. Konu komşuya belli bir refah görüntüsü sunuluyordu ama o refah günlük hayatın içinde gerçekten yaşanmıyordu.
Çocuğun kendi odası olmayabilirdi mesela ama yılda birkaç kez gelecek misafir için kapısı günlerce açılmayan kocaman bir salon mutlaka vardı.
Belki de o evlerin kırılganlığı biraz buradan geliyordu. Ev yaşanmak için değil, gösterilmek için hazırlanmış gibiydi. Biz de evin içinde fazla yer kaplamamayı, el ayak altında dolaşmamayı, bir şeyleri bozmamayı öğrenerek büyüdük.
Mimar olduktan sonra bunu çok düşünmeye başladım. İçinde büyüdüğümüz, çoğu zaman birbiriyle ilişkisi olmayan eşyalarla dolu o evler yerine gerçekten tasarlanmış, çocuğun da hesaba katıldığı bir evde büyümek nasıl olurdu acaba?
Böyle bir ev insanın karakterini, özgüvenini hatta zevklerini nasıl etkilerdi?
Belki de bu yüzden artık çocuğa gerçekten alan açan, onun ölçeğini ve günlük hayatını düşünen tasarımlar gördüğümde çok hoşuma gidiyor.
Bence böyle bir ev, çocuğa farkında olmadan şunu söylüyor: "Sen de bu evin bir parçasısın. Senin hayatın da düşünülmeye değer."
Peki size de tanıdık geliyor mu bunlar?
Doğada pazartesi yoktur, gündoğumları ve günbatımları vardır, ay büyür küçülür, günler uzar kısalır, yaz biter sonbahar başlar… Yaşam dönüşümdür 🌀
#BuğdayDerneği#DoğaTakvimi#Sonbahar
Kızlarımızın 2026 yılı uluslararası turnuvalardaki başarıları. Biz gerçek bir voleybol ülkesiyiz. Bu başarıya katkısı olan herkese sonsuz teşekkürlerimizle. Şu tabloyu bir spor servisi ya da yazarının değil de benim çıkarıp paylaşıyor olmam ayıp.
ZEYTİNYAĞINDA HAM HASAT TUZAĞI!
Piyasada son yıllarda adeta bir çılgınlığa dönüşen "erken hasat" modasının arkasındaki gerçeği konuşma vakti geldi. Tüketiciler yüksek fiyatlar ödeyerek en iyisini aldığını zannederken, aslında ağacın ve toprağın emeğine haksızlık ediliyor.
Zeytin henüz fizyolojik olgunlaşma evresine gelmeden, çekirdekleşmesini ve yağ sentezini tamamlamadan sırf "erken hasat" etiketi vurmak için dallarından koparılıyor. 15-20 kilo zeytinden ancak 1 kilo yağ alınabilen bu ham dönemde:
Oleik Asit Eksik Kalır: Zeytinyağının kalitesini belirleyen en temel yağ asitleri ve lipid dengesi henüz tam formasyonuna ulaşmamıştır.
Vitamin Profili Eksiktir: E vitamini ve besleyici biyoaktif bileşenler sentez dövrecini bitiremediği için ürün besin değerinden yoksun olur.
Emek ve Su Boşa Harcanır: Sırf pazarda yüksek fiyatla satabilmek adına yapılan bu toplama kültürü, hem tüketiciyi yanıltır hem de tonlarca suyun ve emeğin ziyan olmasına yol açar.
Zeytinyağını aşırı acı ve yakıcı olması tek başına "kusursuz kalite" anlamına gelmez; gerçek zeytinyağı, meyvenin kendi doğal olgunluk çizgisinde, ben düşme döneminde yakaladığı dengede saklıdır.
Etiket oyunlarına ve ticari manipülasyonlara karşı bilinçli olalım, gerçek emeğin ve doğru tarımın değerini bilelim.
#DoğalTarım #Zeytinyağı #BilinçliTüketici #TarımGerçekleri
Kadınlarımızın voleyboldaki başarılarına hiçbir takım oyununda ulaşabilmişliğimiz yok. Buna karşın bu örnek alınması gereken başarılar spor sayfalarında bile zar zor yer buluyor. Bu yazı, bu başarıyı görmezden gelenler için yazıldı.
https://t.co/HIvEnTsK80
11 yılın kısa bir özeti...
Sevgili Soner Şeylan hazırladı.
Özellikle ilk yayının çaydanlıktan yapılmış olması ve benim zaman içindeki değişimim enteresan :)
#PatronsuzYayın11Yaşında