Sevgili dostlarım,
Gözaltına alınmadan önceki akşam İçişleri Bakan Yardımcısı Bülent Turan'a mesaj attım. 15 gündür de her gün mesaj atmaya devam ediyorum. Dedim ki: "Sayın Bakanım, benim özel hayat��mı Ahbap ile ilişkilendirmeye çalışıyorlar. Gelin, çok acil gelin; deprem sürecinden bugüne kadar olan her şeyi denetleyin ve kamuoyuyla paylaşın. Kişisel borç-alacak ilişkilerimi Ahbap ile ilişkilendirmeyin."
Biliyorum, bu bombardıman altında gerçeği açığa çıkarmak güç ve zaman alacak ama netice olarak haklılığımız tescillenecek.
Sevgili dostlarım,
Asıl bombayı bekleyin. Yakında yapacağım açıklamalarda göreceksiniz. En baştan bu sürece nasıl gelindiğini öğrenecek ve hayretler içerisinde kalacaksınız.
Tekrar belirteyim: Kişisel borç-alacak ilişkilerimde Ahbap tamamen konu dışıdır. Ancak ısrarla bununla ilişkilendirilmeye çalışılıyor. Zaman her şeyi gösterecek.
Haluk Levent
Deniz Baykal,
Cumhuriyet tarihinin en büyük kurgusu..B.e
Zülfü Livaneli'nin
19 yıl önce Deniz Baykal için yazdıkları..;
DENİZ BAYKAL gerçekte kim...?
Deniz Bey,
o fotoğrafı çıkarıp
bakmanın zamanı geldi! /
Seçimler öncesi
CHP'ye zarar vermemek için
bildiğim birçok konuyu
içime gömerek sustum,
bundan sonra da bu parti
ve liderine ilişkin hiçbir şey yazmayacağım.
Çünkü bir faydası olacağına inanmıyorum.
Ama bu konudaki son yazımda size bir tanıklığımı aktarmak zorundayım.
Bunu bir borç olarak görüyorum:
“İKİ AY DAYANAMAZ” DEMİŞTİNİZ
Deniz Bey lütfen hatırlayın:
19 Aralık 2002 tarihinde
karlı bir Ankara gününün akşamında Mehmet Sevigen'in evindeydik.
Ben Cumhurbaşkanı ile
görüşmeden geliyordum.
Abdullah Gül Başbakandı,
Tayyip Erdoğan'ın ise
Meclis'e girme umudu kalmamıştı.
Cumhurbaşkanı Sezer
bir gün önce, Tayyip Erdoğan'ın
milletvekili olmadan başbakan olma" önerisini reddetmişti.
Türkiye'nin kaderi
o akşam o evde değişti,
çünkü siz
"Tayyip Erdoğan başbakan olacak!" diye tutturdunuz.
Sizi "Çok tehlikeli
bir oyun bu!" diye uyaran
parti dışından önemli şahsiyetlere kızdınız,
"Hayır!" dediniz "İki ay dayanamaz. Göreceksiniz iki ay dayanamaz."
Sizin bu iddianıza karşılık
ben ne dedim: "
Erdoğan
herhangi bir kişi değil,
bütün tarikatların birleşerek
Erbakan'ın yerine seçtiği siyasetçi;
arkasında Amerika,
Ve Avrupa desteği de var.
Program Türkiye'yi
ılımlı İslam cumhuriyeti yapma programı.
Sizin dediğiniz gibi
iki ayda gitmeyecek;
tam tersine,
bu odada bulunan herkesin
siyasi hayatını bitirecek."
İki ay dayanamaz iddianızı,
görüşleri gereği IMF ile anlaşma yapmaz, ekonomiyi zora sokar
ve dayanamazlar." tezine oturttunuz.
Ama bunların hepsi bahaneydi ....
ÇÜNKÜ siz iki partili rejimin
işinize yaradığını anlamış
ve seçim sonuçlarına sevinmiştiniz.
Çünkü size
ana muhalefet partisi lideri olmak
ve soldaki rakiplerinizi
yok etmek yetiyordu.
Bu iş birliğini
daha sonra da sürdürdünüz.
O zaman ben sizin
TAYYİP ERDOGANLA
seçim öncesinde Beylerbeyi'nde
GİZLİCE BULUŞTUGUNUZU
ve bir anlaşma yaptığınızı bilmiyordum.
TÜRKİYE” nin kaderiyle oynayacak
Böylesine bir hareketin içinde olacagınıza
İhtimal vermedim.
Bu gecenin tanıkları var:
ÖNDER SAV,
EÇREF ERDEM,
MEHMET SEVİGEN
BÜLEND TAN
VE YAŞAR NURİ ÖZTÜRK...
Belki bazıları
sizden korkar
ve tanıklık etmez ama
bir kısmı da
bu sözlerin doğru olduğunu açıklar.
Yani tanıklar var.
Ötekiler de söylemese bile
içten içe bunun doğru olduğunu bilir.
Siz de bilirsiniz.
Tartışmanın sonunda dediniz ki:
Bu gece birbirimizin fotoğrafını çektik.
İki ay sonra çıkarıp bakalım.
Ama rotuş yapmadan.
Hangimiz haklı çıkmışız?"
Evet
Yıllar geçti fakat
2007 seçimlerinden sonraki
o fotoğrafı cebinizden çıkarıp
bakın Deniz Bey.
Ve düşünün;
Meclis grubunda "
Erdoğan'ı başbakan yapıyor diyorlar.
Evet yapıyorum.
Var mı itirazı olan!" diye bas bas bağırmanıza değdi mi?
Söyle
DENİZ BAYKAL
DEGDİMİ...
Erdoğan'la
Beylerbeyi'nde
gizlice buluşmaya
ve size oy veren
milyonları hiçe sayarak
gizli anlaşmalar yapmanıza değdimi ...
(Deniz Bey, biliyorsunuz ki bu gizli buluşmanın da tanığı var.)
Başbakan olmak,
elbette Erdoğan'ın demokratik hakkıdır. Ama bunun için olağanüstü çaba harcamak CHP'nin birinci görevi değildir. Üstelik dokunulmazlık kaldırılmadan.
Bir milletvekilinin
mazbatasını iptal ettirip,
Anayasa'yı değiştirip,
grubu baskı altına alıp,
Siirt seçimlerini es geçip
Erdoğan'ı meclise sokmak
ve dokunulmazlık zırhına kavuşturmak için verdiğiniz canhıraş çabanın
yüzde birini partiniz için verseydiniz
sonuç bambaşka olurdu.
Size o gün söylediğim gibi,
O gün Türkiye'nin kaderini değiştirdiniz.
Deniz Bey;
sözlerimde en ufak bir çarpıtma varsa çıkıp söyleyin. "Öyle değildi. Böyle konuşmadık." deyin.
SIKIYSA
DEYİN....
Genel Sekreterinizin
ve en yakınlarınızın tanık olduğu
bu konuşmayı inkâr edin.
HODRİ MEYDAN..
Ya da başınızı önünüze eğin
ve tarihin hakkınızda vereceği
yargıyı düşünün.
Deniz Bey;
çok ağır şeyler yazdığımın
farkındayım.
O akşamki tartışmaya kadar bir dostluğumuz vardı,
bunları yazmak istemezdim.
Ama hem duruma doğru teşhis koyamamanız, hem de aşırı derecede inatçı olma huyunuz yüzünden
hepimizi tehlikeye attınız.
“YAKIN DOSTUNUZ MELİH GÖKÇEK”
Tayyip Erdoğan'ın yüzde 34 oyla
meclisin üçte ikisini ele geçirmesinin SEBEBİ sizsiniz
Daha önce
Refah Partisi'nin
belediyeleri ele geçirmesi de
sizin oyları bölmeniz sayesinde gerçekle��mişti..
Tayyip Erdoğan'ların
ve yine çok yakın dostunuz olan
Melih Gökçek'lerin en büyük
şansı sizdiniz.
CHP'nin ise
en büyük şanssızlığı oldunuz.
Bu ülkenin sola
şiddetle ihtiyaç duyduğu bir dönemde, bütün uyarılarımıza rağmen
partiyi sağa çekmekte, Kürtlerden, Alevilerden, solculardan
ayırmakta ısrarlı oldunuz.
Erdal İnönü,
Hikmet Çetin,
Murat Karayalçın,
Fikri Sağlar,
Ercan Karakaş,
Mehmet Moğultay,
Seyfi Oktay, Celal Doğan ve
daha birçok sosyal demokratla
el ele tutuşup
halkın karşısına çıkmanız gerekirken;
eski MHP'lileri, eski ANAP'lıları,
idamla yargılanmış sağcı militanları
parti vitrinine çıkarmakta ısrar ettiniz.
Size defalarca
Bir şeyin aslı varken
kopyasına kimse bakmaz!"
dememize rağmen,
sol politikaları değil,
MHP çizgisini tercih ettiniz.
Sağcıları ve sekreterinizi Meclis'e sokarken,
İsmet Paşa'nın Avrupa Konseyi'nde komisyon başkanı olma başarısını gösteren torunu Gülsün Bilgehan'ı
Meclis dışında bıraktınız.
NEDEN..
İnanın ki bunları yazarken
samimi olarak üzülüyorum.
Keşke haklı çıkmasaydım,
keşke sizin tahminleriniz doğrulansaydı....
Yazık oldu Deniz Bey,
hem size, hem partinize,
hem de size inanan
temiz yürekli sosyal demokratlara.
Artık bundan sonra
istifa etseniz de bir
etmeseniz de...
CAN ATALAY KİMDİR BİLİYOR MUSUNUZ?
Mağdurların Avukatıdır.
Aladağ'daki kız yurdunda
diri diri yanmıṣ çocuklarımızın daha cenazesi kaldırılmamıṣken yurdun dolabında kalan
35 Kilo eti isteyenlere
"Ben o eti sizin burnunuzdan getirecem diyendir.
301 madencimizin öldüğü Soma faciasında ve ardından Ermenek Maden kazasında
“Adalet ve Hak"
peṣinde koṣandır.
Çorlu tren kazasında
hayatını kaybedenlerin Avukatlığını üstlenendir.
Havai fiṣek fabrikası patlamasında hayatını kaybeden 7 iṣçinin, yaralanan 127 iṣçinin ailesinin avukatlığını yapandır.
Gezi parkı planlarını
iptal ettirendir.
Validebağ Korusu'nu,
Emek sinaması'nı
korumak isteyendir.
Seçilmiṣ Milletvekilidir.
Ait olduğu yere gelmelidir!
#CanAtalayaÖzgürlük
#CanAtalay Onurumuzdur
🖊️ Oyuncu Şebnem Sönmez'in Kılıçdaroğlu'na mektubu:
Siz ne istiyorsunuz? Bu ülke için ne istiyorsunuz? Bu halktan ne istiyorsunuz? CHP'den ne, devletten ne istiyorsunuz?
78 yaşındasınız, kalan yaşamınız nasıl olsun istiyorsunuz?
Bugün ülkemin canını neye feda ettiğinizi merak ediyorum.
Bugün bir milletvekili bile değilken Genel Başkanlığını yıllarca üstlendiğiniz CHP'nin devlet tarafından "atanmış" başkanı olmayı kendinize yakıştırıyor musunuz?
Devletin kolluk gücüyle zorla, zorbalıkla -sözümona ele geçirdiğiniz CHP Genel Merkezi'ne adım atamamanızı nasıl açıklıyorsunuz?
Seçilmiş Genel Başkan, Milli Egemenlik Parkı'na yağmurdan sırılsıklam yürürken, Genel Merkez binanızda servis edilen çikolatalar afiyet olmasın. Olamaz zaten.
Siz siyasete selam verdiğiniz ilk günden bugüne arınmak istediğim, istediğimiz her şeyin sembolüsünüz.
Sizden arınmış bir ülke istiyorum.
Cumhuriyeti, halkı ve partiyi sizin zihniyet ve edimlerinizden arıtmak boynumuzun borcudur.
@Mikdatca@MustafaMasatli@HatayValiligi Mikdatca neredeyse iyiki deprem oldu kent yenilendi diyeceksiniz diye korktum.İnsanların çektiği acıların, korkuların, travmaların hiçmi önemi yok.Kent hafızasının silinmesinin hiçmi önemi yok.
Deniz Zeyrek: “Suudi Arabistan ile Türkiye arasında imzalanan bir anlaşma metni onay için TBMM’ye sunuldu.
Suudilerle imzalanan bu anlaşma “yatırım teşviki” değil, düpedüz kapitülasyon gibi “ayrıcalıklı yatırım” içeriyor.
Anlaşma gereğince Suudiler Sivas’ta ve Karaman’dan güneş enerjisi santrali kuracak. Türkiye de bu yatırım karşılığında Suudilere şu avantajları sunacak:
• Vergi muafiyeti: Yatırımın tüm maliyet kalemleri vergiden arındırılmış. Yani herhangi bir teşvik belgesi dahi almadan çok geniş bir vergi muafiyeti sağlanacak.
Kurumlar, Gümrük Vergisi, KDV, ÖTV tamamen muaf olacak. Yurt içi alımlarda dahi KDV muafiyetinden yararlanacak. KDV indirimi için 10 yıl süre sınırı yok. Yatırımcı damga vergisi de ödemeyecek.
• İhracat/��thalat serbestisi: Her türlü ekipman ve malzeme için ithalat, ihracat, yeniden ihracat hakkı tanınmış. Gümrük rejimi açısından neredeyse serbest bölgeye yakın bir esneklik verilmiş.
• Bütün işlemleri devlet yerine getirecek: Yatırımcı kamulaştırma, imar, izin süreçleriyle uğraşmayacak. Bizim devlet araziyi hazırlayacak, mevzuatın gerektirdiği bütün işlemleri tamamlayacak, araziyi yatırımcıya inşaata hazır halde teslim edecek.
• Alım garantisi: Türkiye, 30 yıl boyunca o santrallarda üretilecek enerjiyi alma garantisi verecek. İki santraldan da ilk beş yıl boyunca 47,5 euro/MWh, beş yıldan sonra ise 23,415 euro/MWh -KDV hariç- fiyatla alım yapılacak. Suudi şirketlere ödemeler euro olarak yapılacak. Yatırımcının kur riski olmayacak, piyasa riski olmayacak, talep riski olmayacak. Yatırım adeta “risksiz getiri modeli” olacak.
• Yabancı istihdamı: Suudiler bu santrallarda yabancı personel çalıştıracak.
• Uluslararası tahkim avantajı: Yatırım, Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıklarının Çözüm Merkezi (ICSID) Sözleşmesi kapsamında hayata geçirilecek. Yani Türkiye’yle Suudi şirketler arasında bir anlaşmazlık yaşanırsa sorun uyuşmazlıkların tarafsız bir tahkim yerinde uluslararası tahkim yoluyla çözümü sağlanacak.
Şimdi gelin kritik bir soru soralım; Türk yatırımcı aynı avantajlara sahip mi?
Maalesef değil.
Suudilere sunulan avantajlar, Türkiye’deki üreticilerin rekabet gücünü de bitiriyor. Yerli yatırımcı dezavantajlı hale geliyor.
Türk yatırımcılar ticari riskleri yüklenirken Suudi yatırımcı devlet garantili getiri sahibi oluyor.”
En çok sevdiğim şiirlerden biri, Martha Medeiros’un “Yavaş Yavaş Ölür” adlı şiiri;
Yavaş yavaş ölür
Seyahat etmeyen,
Okumayan,
Müzik dinlemeyen,
Gözlerinde güzelliği bulamayan insan.
Yavaş yavaş ölür
Özsaygısını yok eden,
Yardım kabul etmeyen insan.
Yavaş yavaş ölür
Alışkanlıklarının kölesi olan,
Her gün aynı yolları yürüyen,
Ufuklarını hiç değiştirmeyen,
Kıyafetlerinin rengini bile değiştirmeye cesaret edemeyen
Ya da bir yabancıyla konuşmayan insan.
Yavaş yavaş ölür
Tutkudan kaçan,
Duyguların girdabından uzak duran,
Oysa ki onlar gözlere ışık verir
Ve kırık kalpleri onarır.
Yavaş yavaş ölür
Mutlu olmadığında
İşinde ya da aşkında yönünü değiştirmeyen,
Hayallerini gerçekleştirmek için
Risk almayan,
Hayatında bir kez bile
“mantıklı” görünen tavsiyelerden kaçmayan insan.
Şimdi yaşa!
Bugün risk al!
Hemen harekete geç!
Yavaş yavaş ölmene izin verme!
Mutlu olmaktan kendini mahrum bırakma!
Aynı coğrafya,iki yerleşim birimi 👇
Birinci kare “Meis adası”…
İkincisi ise “Kaş karası”…
Meis-Kaş arası kuş uçuşu 8 km.
Birinci kare; Mimari doku adeta usta bir ressamın fırçasından çıkmış gibi…
İkinci kare ise usta bir müteahhitin betonlaşma tutkusunu yansıtır gibi…
Murat Ülker, İngiltere'de ürettiği peynirli krakere %9 oranında peynir koyarken,
Türkiye'de ürettiği Çizi'de %0,2 yani sadece binde 2 peynir tozu bulunuyor!
Bu çifte standardı milyonlara duyuruyoruz: Gıda Dedektifi'ne işte bu yüzden düşmanlık yapıyorlar!
https://t.co/5ASM3InaGx
❤️Kopenhag’a yolunuz düşerse, Sağlık Müzesi’nde 40 yıl ambulans uçak olarak kullanılıp emekli olmuş iki uçağın altında şu küçük yazıyı okuyabilirsiniz.
“Bu ambulans uçağı 40 yıl deniz aşırı topraklarımızdaki ( Grönland ve Faroe adaları) insanlarımızın sağlığı için çalıştı. Hem ona hem de bu uçağı yapan Kayseri Uçak Fabrikası Personeline teşekkür ederiz.”
Bizden önce ambulans yoktu diyenlere selam olsun…!