Hacı Bektaş Veli demiş ki;
Kimsenin ekmeğini yeme,
kendi ekmeğini kimseden esirgeme.
Elin açık, gönlün açık,
sofran açık olsun.
Ayıpları ört, sırları tut, öfkeni de yut.
Aynaları kandıramazsınız.
Uğraşamam dünüm ve dünümdekilerle,
Ben yarına bakarım yanımdakilerle..
“Lütfen iyi çocuklar, iyi insanlar yetiştirin…”
Belki de bu olaydan geriye hepimizin aklında kalması gereken en önemli cümle bu.
14 yaşındaki bir çocuğa PEG tüpü takmak zorunda kalan doktorun sözleri insanın içini acıtıyor:
“Meslek hayatımın en unutamayacağım PEG’ini taktım… 14 yaşında boylu poslu bir çocuk bu tüpten beslenecek artık…”
Ardından da yaşadığı üzüntüyü şu sözlerle dile getiriyor:
“Ben ‘akran zorbalığı’ demiyorum. ‘Canavar zorbalığı’ diyorum.”
Bir çocuğun öfkesi başka bir çocuğun bütün hayatını değiştirebiliyorsa, burada hepimizin düşünmesi gereken bir şey var.
Çocuğumuzun başarılı olmasıyla gurur duyalım…
Ama vicdanlı olmasıyla daha çok gurur duyalım.
Notlarını soralım ama arkadaşlarına nasıl davrandığını da soralım.
Çünkü dünyaya yalnızca başarılı çocuklar değil, iyi insanlar bırakmak zorundayız.
Murat Duha’ya yürekten şifa diliyoruz. 🤲❤️
#MuratDuha #AkranZorbalığı #İyiİnsan
Anayasa'nın 3. maddesi açık: “Türkiye Cumhuriyeti'nin dili Türkçedir.” Üstelik bu hüküm Anayasa'nın 4. maddesiyle değiştirilemez ve değiştirilmesi dahi teklif edilemez.
Dolayısıyla mesele birilerinin başka bir dili konuşup konuşmaması değildir. Mesele, kamu otoritesinin resmî alanında hangi dilin, hangi isimlendirmeyle ve hangi hukuki yetkiye dayanarak kullanıldığıdır.
Eğer bu tabelaların hukuki dayanağı varsa açıklansın.
Hangi kanun?
Hangi karar?
Hangi yetki?
Hangi onay?
Av. Tülay Bekar
#AnayasaİhlalEdilliyor
#AnayasaMahkemesi
#Muhalefet
#Danıştay
#TBMMeclisi
#SivilToplumÖrgütleri
#Sessiz
🟣Uzun süredir pankreas kanseriyle mücadele eden 73 yaşındaki usta oyuncu Gül Onat, bir ameliyat daha olduğunu açıklayarak son sağlık durumunu paylaştı:
"Epeydir sizlere kendimle ilgili bir bilgi vermedim. Dün yine böbrek yollarından bir ameliyat oldum. Çünkü böbrek yollarında tümörler büyüdüğü için doktor stent takmıştı ve nefrostomiyi yarın inşallah çıkarırız, bugünlük de tomografi çektiler, onlarla meşgulüm.
Merak etmeyin, kuyruğu dik tutuyorum, tutmaya çalışıyorum en azından. Hep söylüyorum; hayat böyle bir şey, yapacak bir şey yok. Bu günleri yine keyifli şekilde geçirmeye çalışıyorum. Hepinizi çok seviyorum. Sağlıcakla kalın ve lütfen sağlığınızı ihmal etmeyin, çok dikkat edin"
"Hani PKK şartsız silah bırakacaktı"
"Türkiye Cumhuriyeti'nin resmî dili
Türkçe'dir. Karayollarına ait
tabelalarda Türkçe dışında hiçbir dil kullanılamaz! Bu yapılan, Anayasa'ya aykırıdır ve filli olarak 'Burası özerktir, yönetimi Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile belirlenemez' şeklinde devlete meydan okumaktır. Diyarbakır Valisi bu fiilî duruma derhal müdahale etmeli ve devlet otoritesini
sağlamalıdır!"
12 Eylül 1980 darbesi ile demokrasimiz ağır bir yara aldı. Düşünen, sorgulayan, politik bir nesil yok edildi. 12 Eylül bir ülkenin yeşeren umutlarını yerle bir etti. İşte bu nedenle darbeleri yaratan zihniyete ve bu düzene yaslanan siyasete karşı mücadelemiz her zaman sürecek.
🇹🇷🇹🇷🇹🇷
"Umutsuz olmayınız,zira gelecek
arzu ve imanı olana vadedilmiştir"
Gâzi M.K.Atatürk
Yolumuz,bazen ne kadar zor bir yere dayansa da,o kararlı bakışlardaki,cesaret,azim inanç,her zaman güç verdi bize.Emanet ettiğiniz,özgür ve bağımsız vatan için,sonsuza kadar minnettarız
ECE AYHAN,
10 EYLÜL 1931, DATÇA, MUĞLA,
12 TEMMUZ 2002, İZMİR,
95. DOĞUM GÜNÜ
YIL DÖNÜMÜNDE SAYGI,
SEVGİ VE ÖZLEMLE ANIYORUZ...
Şair ve diplomat olarak tanınan
Ece Ayhan,
10 Eylül 1931'de Muğla'da dünyaya geldi.
Asıl adı,
"Ece Ayhan Çağlar"dır. İlkokula 1938'de Eceabat'ta başlar. İlkokul ikinci sınıfı Çanakkale İstiklal İlkokulunda okur. Ailesinin İstanbul'a yerleşmesi nedeniyle ilkokul üçüncü sınıfı Karagümrük'te bulunan Hırka-ı Şerif İlkokulunda okur. Ortaokulu Zeyrek Ortaokulunda; liseyi Taksim Lisesinde okur.
Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesine 1953'te başlayıp burayı 1959'da tamamlar.
Ece Ayhan,
1959'da İstanbul'da kaymakamlık kursunu tamamlar.
1962 yılında da kaymakam olarak atandığı
Sivas Gürün'de göreve başlar.
Daha sonra Çorum'da kaymakamlık ve belediye başkanlığı görevlerini yürütür. 1964 yılında da Tuzla Piyade Okulunda yedek subay olarak askerlik görevini yerine getirir.
1966'da devlet memurluğu görevlerinden ayrılır. Çok sevdiği İstanbul'a yerleşir.
Ömrü boyunca yoksul bir yaşam sürdüren Ece Ayhan kısa süreli işlerle meşgul olur. İstanbul'da "Meydan Larousse" ansiklopedisinde yazarlık, "Yeni Sinema" dergisinde müdürlük, Ağaoğlu Yayınevi'nde de redaktörlük yapar. 1974'te beyin tümörüne yakalanan şair üç yıl İsviçre'de tedavi görür.
Tedavi sürecinden sonra İstanbul ve Bodrum-Gümüşlük'te yaşamını sürdürür. Sonra Çanakkale'ye yerleşir.
Yazın hayatına şiirle başlayan
Ece Ayhan,
ilk şiirleri olan
"Üç Gencin Kalbi" ve "Islak" isimli şiirlerini 1954'te "Türk Dili" dergisinde; sonra "Varlık", "Türk Dili", "Yenilik", "Pazar Postası", "Yeditepe" dergilerinde şiirlerini yayımlar. "Pazar Postası"nda çıkan şiirleriyle büyük ün sahibi olur. Yine 1959'da basılan ilk kitabı olan "Kınar Hanım'ın Denizlerinden" şiiriyle de tanınır.
1973'te "Devlet ve Tabiat" kitabında yer alan şiirlerle okurlarını sokağın diliyle buluşturur.
1977'de "Yort Savul" eserini; 1981'de de "Zambaklı Padişah"ı yayımlar.
Ece Ayhan,
büyük bir ekonomik sıkıntı içerisinde bir yaşam sürdürür. Çanakkale Belediyesi'nin geçici işçi kadrosuna alınarak sosyal güvenlikten faydalanılması sağlanır.
Daha sonra ekonomik sıkıntılarına sağlık problemleri eklenir. Huzurevi'ne yerleşerek orada yaşamını sürdürür.
Yaşamı boyunca hastalık ve geçim derdiyle boğuşan
Ece Ayhan,
12 Temmuz 2002'de İzmir'de hayata veda eder.
Cenazesi, Çanakkale'nin Eceabat ilçesinin Yalova köyünde toprağa verilir.
YAPITLARI
ŞİİR
Kınar Hanım'ın Denizlerinden
Sivil Şiirler
Bakışsız Bir Kedi Kara
Zambaklı Padişah
Yort Savul
Ortodoksluklar
Devlet ve Tabiat
Çok Eski Adıyladır
Bütün Yort-Savular
BU SOLCULARDAN NEFRET EDİYORUM
bu solculardan nefret ediyorum
ya, bunlar nasıl insanlar bilmem ki
eşitlik diyorlar
adalet diyorlar
özgürlük diyorlar
herkese güvenceli iş
herkese güvenceli gelecek
herkese aş diyorlar
zengin yoksul olmasın
toplum sınıfsız
kış günü herkesin evi barkı olsun diyorlar
BU SOLCULARDAN NEFRET EDİYORUM
çocuk işçiler
çocuk gelinler olmasın diyorlar
insanlar sömürülmesin
emeklerinin karşılığını alsın diyorlar
hastane kapılarından
okul kapılarından döndürülmesin diyorlar
herkes için parasız sağlık
parasız eğitim diyorlar
BU SOLCULARDAN NEFRET EDİYORUM
insan ayrımı yapmıyorlar
sen Türksün
sen Kürtsün
sen alevisin
sen sünnisin demiyorlar
sen başı açıksın
sen başı kapalısın demiyorlar
sen siyahsın
sen beyazsın demiyorlar
sen Diyarbakırlısın,sen teröristsin
sen Yozgatlısın,sen faşistsin demiyorlar
insana insan oldukları için değer veriyorlar
BU SOLCULARDAN NEFRET EDİYORUM
doğayı seviyorlar
temiz bir doğa
sağlıklı bir çevre diyorlar
doğayı talan eden HES'lere
rant için yapılan köprülere hayır diyorlar
ODTÜ'de ağaç kıyımına hayır diyorlar
Ankara nefes alsın
dünya nefes alsın
çocuklarımız nefes alsın diyorlar
BU SOLCULARDAN NEFRET EDİYORUM
hırsızlığa
vurguna
soyguna
yolsuzluğa
rüşvete
talana cephe alıyorlar
halkın vergilerini halka hizmet olarak döndürmeyip
cebe indirenlere lanet okuyorlar
halkını seviyorlar
ülke insanını seviyorlar
BU SOLCULARDAN NEFRET EDİYORUM
savaşlara
emperyalizme hayır diyorlar
savaşı zenginler çıkarır
yoksullar ölür diyorlar
savaş zenginlerin terörüdür
çocuklar öldürülmesin diyorlar
barış diyorlar
halklar kardeştir diyorlar
dostluk
insanca yaşam
tam bağımsız Türkiye diyorlar
BU SOLCULARDAN NEFRET EDİYORUM
biz dine karşı değiliz
din sömürüsüne
dini kullananlara karşıyız diyorlar
yoksullara din iman
zenginlere han hamam
yoksula ancak öbür dünya cennet
zengine her daim bu dünya cennet
diyen afyonculara
bu dünyayı yoksullara cehennem
fakat
zenginlere cennet eden kapitalizme karşı direniyorlar
yoksullar için
bu dünyayı da cennete çevirmek
kısacası
başka bir dünya mümkün diyorlar
BU SOLCULARDAN NEFRET EDİYORUM
nerede bir ezilen
nerede bir sömürülen
nerede bir mazlum
nerede bir ötekileştirilen varsa
onun yanında oluyorlar
sen ben farkı bilmiyorlar
ezildikten sonra hepimiz şarabız diyorlar
gelin dayanışalım
gelin birlik olalım
gelin insanca bir düzen kuralım diyorlar
bizi
birbirimize düşürenlere inat
BU SOLCULARDAN NEFRET EDİYORUM
GECELERİ KİMSENİN AÇ YATMADIĞI
GÜNDÜZLERİ KİMSENİN İŞSİZ GEZMEDİĞİ BİR TÜRKİYE DİYORLAR
SOSYALİST TÜRKİYE CUMHURİYETİ DİYORLAR
BU SOLCULARDAN NEFRET EDİYORUM
''BEN VATAN HAİNİYİM'' diyorlar.
Eskişehir Beylikova müftüsü olduğu dönemde 12 yaşındaki 7'nci sınıf öğrencisi kız çocuğunu c*nsel i*tismara maruz bırakan ve 2 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan İshak Yıldırım'ın cezası onandı.
Tanıklar da Müftü Yıldırım'ın öğrencileri gezi adı altında Battalgazi Türbesi'ne götürdüğünü ve orada da çocuğu t*ciz ettiğini anlatmıştı.
Dava devam ederken Diyanet İşleri Başkanlığı, açığa alınan İshak Yıldırım'ı göreve iade edip Sinop'a vaiz olarak görevlendirdi.
Dosya İstinaf'a taşındı.
İstinaf, itirazların reddine ve Yıldırım'ın 2 yıl 3 aylık hapis cezasının onanmasına karar verdi.
Eskişehir Beylikova müftüsü olduğu dönemde 12 yaşındaki 7'nci sınıf öğrencisi kız çocuğunu c*nsel i*tismara maruz bırakan ve 2 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan İshak Yıldırım'ın cezası onandı.
BU REZALETE ARTIK YASAL DÜZENLEME ŞART!
Şu belediyelerin parti değiştirmesi meselesine artık açık ve net bir yasal düzenleme getirilmelidir.
Bir belediye başkanı seçildiği partiden istifa ediyorsa, görev süresinin sonuna kadar bağımsız belediye başkanı olarak devam etmelidir. Bir sonraki seçimde hangi partiye geçmek istiyorsa geçsin, o partinin adayı olarak halkın karşısına çıksın ve yeniden oy istesin!
Çünkü insanlar sandığa yalnızca bir isme değil; bir partiye, programa ve siyasi tercihe de oy veriyor.
Sen halkın oyuyla bir partiden seçilip, sonra o oyları alıp halkın sandıkta kurtulmak istediği başka bir partiye taşıyamazsın!
Belediye başkanlığı şahsi tapu değildir.
Halkın oyu da cebinde taşıyacağın transfer bonservisi değildir!
Son altı ayda siyasette görmediğimiz, yaşamadığımız rezalet kalmadı. İstifalar, transferler, pazarlıklar, operasyonlar, koltuk hesapları...
Bu düzen artık siyasetin çürümesinin de ötesine geçti.
HALKIN İRADESİ KİMSENİN ŞAHSİ ÇIKARLARININ PAZARLIK KONUSU DEĞİLDİR!
ALEVLERDEN BİR CAN ÇIKARDILAR
Antalya’nın Serik ilçesinde orman yangınının ortasında çekilen görüntüler, alevlerin bıraktığı acının içinde insanın içini ısıtan bir hikâyeye dönüştü. 11 yaşındaki Feyzi Fırat Aksay ile 12 yaşındaki kuzeni Furkan Aslan, yürümekte güçlük çeken “Sarıkız” adlı keçiyi geride bırakmadı. İki çocuk, Sarıkız’ı dönüşümlü olarak sırtlarına alıp yangın bölgesinden güvenli alana taşıdı.
Serik’in Sarıabalı Mahallesi’ne bağlı Yemişlitahta, Hacıveliler ve Çiftlik mevkilerinde çıkan yangın yaklaşık 9 saatlik mücadelenin ardından kontrol altına alındı. Alevler Deniztepesi Mahallesi’ne de kısmen sıçrarken, ilk belirlemelere göre biri boş 6 ev yandı; seralar ve tarım alanları zarar gördü. Yerleşim yerlerinin tehdit altında kalması üzerine vatandaşlar hayvanlarıyla birlikte bölgeden tahliye edildi.
Tam bu sırada Feyzi ile Furkan’ın baktıkları hayvanlardan biri yürümekte zorlandı. Feyzi’nin kendi büyüttüğü ve “Sarıkız” adını verdiği keçiydi bu. Onu orada bırakmak yerine omuzlarına aldılar. Önce Feyzi taşıdı, yorulunca Furkan devraldı. İki kuzen Sarıkız’ı dönüşümlü taşıyarak alevlerden uzaklaştırdı.
Feyzi, yaşadıklarını çocukça birkaç cümleyle anlattı: “Adı Sarıkız. Kucaklayıp taşıdım. Onu çok seviyorum.” Furkan ise yolculuğu, “Yarısına kadar o taşıdı, yarısına kadar ben” sözleriyle anlattı.
Yangın geride yanan evler, zarar gören tarlalar ve simsiyah bir coğrafya bıraktı. Ama o karanlık tablonun içinden başka bir görüntü de kaldı: Biri 11, diğeri 12 yaşında iki çocuk ve sırtlarında taşıdıkları Sarıkız.
Bazen umut, büyük sözlerle değil; alevlerden kaçarken bir canı geride bırakmamaktır. Sedat Kaya..
İYİ AKŞAMLAR YOLDAŞLAR
Biz kimleriz diye sorma,biz hayata boş vermişlerdeniz
Bize hayat nedir diye sorma,biz hayat deryasında yüzenlerdeniz
Bizi arama lüks meyhanelerde,bulamazsın
Biz dost şarabı içenlerdeniz
Bize dost,arkadaş nedir diye sorma,biz onlar için ölümüne gidenlerdeniz
tarihini sola döndür.. 10 eylül..
1509 - İstanbul'da 7.2 ile 8.0 arasında tahmin edilen deprem meydana geldi. Kent nüfusunun yüzde 10'unun öldüğü deprem "Küçük Kıyamet" olarak adlandırıldı.
1854- Halk şairi Erzurumlu Emrah 79 yaşında yaşamını yitirdi. Yok yok, Felek Çakmağını Üstüme Çaktı, Gönül Gurbet Ele Varma, Bugün Ben Bir Güzel Gördüm gibi türkülerin yaratıcısıdır.
1855 - Osmanlı İmparatorluğu'nda ilk telgraf haberleşmesi başladı.
1894 - İlk kez Londra’da sarhoş halde trafiğe çıkan bir otomobil sürücüsüne trafik cezası kesildi.
1912- Trablusgarp’ta Türk-İtalyan savaşı sırasında İtalyan uçağı yerden vuruldu. İlk kez bir savaşta uçak kaybı gerçekleşti.
1918 - İngiliz savaş muhabiri Charles Repington, o sırada sürmekte olan savaşı ilk kez "I. Dünya Savaşı" olarak nitelendirdi.
1920- Türkiye Komünist Partisi (TKP) Bakü'de kuruldu. Kurucular arasında Mustafa Suphi, Ethem Nejat, Salih Hacıoğlu gibi isimler bulunuyordu.
1931 - Şair Ece Ayhan doğdu. İkinci Yeni akımının önemli şairleri arasında bulunan Ayhan 'Devlet ve tabiat dersinde öldürülen gençlere de' şiirlerinde yer verdi.
1934 - Sovyetler Birliği, Milletler Cemiyeti'ne kabul edildi.
1940- Tan, Tasvir-i Efkar ve Haber gazeteleri yedişer gün kapatıldı.
1942- İngiliz uçakları Almanya’nın Düsseldorf şehrine 100 bin bomba attı.
1943- Yazar Tezer Özlü doğdu. Edebiyatın "gamlı ve lirik prensesi" olarak anılan, Çocukluğun Soğuk Geceleri ve Yaşamın Ucuna Yolculuk kitaplarıyla bilinen Özlü, Sezer Duru ve Demir Özlü'nün kardeşiydi. Güner Sümer ve Erden Kıral'la bir süre evli kalmıştı.
1962- Milli Birlik Komitesi 55 toprak ağasını Doğu Anadolu'dan sürmüştü. Meclis, toprak ağalarının köylerine dönüşünü yasalaştırdı.
1968- Başbakan Süleyman Demirel, "İmam-Hatip okulları taassuba karşı açılmış aydınlık pencerelerdir" dedi.
1970- Amerika Birleşik Devletleri'nin Türkiye'de haşhaş ekimini yasaklama önerisi Meclis'te reddedildi.
1971- Dev-Genç’in eski ve yeni genel başkanları ile 27 yürütme kurulu üyesi için Sıkıyönetim Mahkemesi’nce tutuklama kararı verildi.
1971 - Boğaziçi Üniversitesi kuruldu.
1977- Oleyis Sendikası, Türk-İş'ten ayrılarak DİSK'e katıldı.
1979- TİP Adana eski İl Başkanı, İl Disiplin Kurulu Başkanı ve Maraş Katliamı Davası Müdahil Avukatı Ceyhun Can, Adana’daki bürosunda uğradığı faşist saldırıda 29 yaşında yaşamını yitirdi.
1979 - PKK ilk büyük saldırısını Bucak aşiretine karşı gerçekleştirdi. Saldırıya katılan beş militan ( Cuma Tak, Abdurrahman Manap, Sadun Demirkoç, Ali Çat ve Cuma Bozkoyun ) aşiret mensupları tarafından öldürüldü.
1980- İzmir’de 2 Eylül günü polis tarafından çatışmada öldürülen TKP/ML- TİKKO militanı Ali Geçgel’in cenazesini almak isteyen abisi Munzur Geçgel’in polis tarafından gözaltına alındığı ve işkencede öldürüldüğü bildirildi.
1980- Mersin’de Sağlık Mahallesi’ndeki yazlık Meram Sineması’nda Atıf Yılmaz’ın “Adak” filmine giriş için bekleyen kalabalık faşistler tarafından tarandı: 2’si çocuk 3 kişi öldü, 9 kişi yaralandı; eylemde kullanılan taksinin şoförü de daha sonra ölü bulundu.
1980- Malatya’da bir gün önce faşist saldırıda ağır yaralanan öğretmen Hasan Hüseyin Dede, tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.
1986- Başbakan Turgut Özal, “Geçinemiyoruz, açız” diyen işçiye, “Senin reyine ihtiyacım yok, hadi yürü, kime oy verirsen ver” dedi.
1989-TBKP oluşumuna muhalif olan TKP kadrolarından bir grup 10 Eylül Dergisi’ni çıkarmaya başladı.
1991- İsmail Beşikçi’nin “Ortadoğu’da Devlet Terörü” kitabından dolayı Ankara DGM “bölücülük propagandası”ndan 5 yıla kadar hapis ve para cezası istemiyle dava açtı. Beşikçi, kitabı nedeniyle 40 gün önce tutuklanmıştı.
1993- Batman'da öldürülen DEP Milletvekili Mehmet Sincar’ın taziye evine gece bomba atılıp otomatik silahlarla tarandı. 5 kişi yaralandı.
1994– TKP/ML Hareketi ve Türkiye Komünist İşçi Hareketi’nin (TKİH) birleşerek Marksist Leninist Komünist Parti (MLKP)'yi kurdular.
1995-Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı (TÜSTAV), TKP’nin 1918-1940 dönemine ait 40 bin sayfalık belgeyi Moskova’dan Türkiye’ye getirdi.
2001 – Taksim Gümüşsuyu caddesindeki polis noktasına DHKP-C'li Uğur Bülbül tarafından canlı bomba saldırısı düzenlendi. Saldırıda eylemci Bülbül ile birlikte Halil İbrahim Doğan ve Tuncay Karataş isimli polis memurları ile Amanda Rigg isimli Avustralyalı bir turist hayatını kaybetti. 23 kişi yaralandı.
2002- Hamide Öztürk, Sağmalcılar Hastanesi’nde ölüm orucunun 463.gününde yaşamını yitirdi. DHKP-C davası hükümlüsü Hamide Öztürk’ün ölümüyle, F tipi cezaevlerinde tecrite karşı 2 yıl önce başlatılan açlık grevleri/ölüm oruçlarında hayatını kaybedenlerin sayısı 97’ye ulaştı.
2008- Dünyanın en büyük fizik deneyi, İsviçre-Fransa sınırında yerin 100 metre altında yapıldı. Bilim insanları, evrenin oluşumu sırasında meydana gelen büyük patlamadan sonraki şartları labaratuar ortamında yeniden yaratacak.
2013- Ahmet Atakan, gece ODTÜ’ye destek ve Abdullah Cömert ile Ali İsmail Korkmaz’ın katillerinin cezasız kalmaması için Hatay Armutlu’da başlatılan yürüyüşe yapılan polis saldırısında 23 yaşında yaşamını yitirdi. Ahmet Atakan, Abdullah Cömert ve Ali İsmail Korkmaz’ın ailelerinin de katıldığı törenle Antakya’da toprağa verildi. Ahmet Atakan’ın ölümünün ardından başta İstanbul ve Ankara olmak üzere protesto gösterilerine polis müdahale etti, çatışmalar yaşandı.
2015- İdil’den Cizre’ye gitmek isterken 4 yerde engellenen Demirtaş’ın da bulunduğu HDP heyeti İdil’e geri döndü. Leyla Zana açlık grevine başlayacağını bildirdi. Çocukları ve hamile eşiyle gizlice Cizre’yi terk eden bir doktor “20’den fazla sivil kayıp var” dedi.
2019 -Sinema ve tiyatro sanatçısı Süleyman Turan 83 yaşında yaşamını yitirdi. Turan, pek çok filmde 'yardımcı erkek oyuncu' olarak yer almıştı.
Karakalem portre : Ceyhun Can
Çizim: Hakan Eken
Fotoğraf: Ahmet Atakan
53 yıl önce bugün,insan soyunun başdüşmanı ABD Emperyalist Haydudunun desteğiyle Şili'de halk düşmanı Augusto Pinochet tarafından yapılan faşist darbe sırasında elde silah direnen, kahramanca can veren Salvador Allende Yoldaş'ı saygıyla anıyoruz.
Kahrolsun ABD-AB Emperyalizmi!
Türker Ertürk Paşa tutuklu; askerlerimizi şehit edenler için ise af konuşuluyor.
Bu nasıl bir adalet anlayışıdır?
Vatanını savunan içeride, vatan evlatlarını katledenler için af masada!
Şehidine kurşun sıkan affediliyor, vatanını savunan cezalandırılıyorsa; buna adalet değil, vicdanın ayaklar altına alınması denir!
@Orsatramola Paşam..Yerin neresi olursa olsun, halkın gönlündeki yerin yükseklerde. Kendine iyi bak.Keser döner sap döner bir gün gelir hesap döner kahramanım .inşallah yakında.....
Bugün 10 Eylül
İyiki doğdun TEZER ÖZLÜ!
Doğum günü Anısına Saygıyla
“Tenhalığı seviyorum.
Sık görüşülmeyen ama bağı da koparılmayan dostlukları.
Sakin mekanları, az rastlanılmayı, kendimle kalmayı, kendimi saklamayı ve de sınırlarımı.”
Tek bir kelimeden binlerce anlam çıkardığım günler de oldu, yazılan uzun cümleleri görmezden geldiğim günler de.
İnsanlara inanmaya çalışmaktan yoruldum.
İnsanların gündelik hırsları komik geliyor bana, hayatı ciddiye almıyorum. Yaşamlarına bir kez bile dışarıdan bakamamış insanların, gerçekten dürüst olabileceğine inanmıyorum.
Böyle insanları sevmiyorum, onlar da beni.
Her şey karşılıklı.
TEZER ÖZLÜ
HAYAT DEVAM EDİYOR AMA KALDIĞIM YERDEN DEĞİL AKILLANDIĞIM YERDEN
.Bu gün kimsenin
keyfini kaçırmasına
izin verme
Çünkü senin mutluluğun
daha değerli. 💜
~
Güne Not : ✍️✍️✍️
Nereye baktığınız o kadar önemli değil,
oraya nasıl baktığınız önemli.
Çünkü hayat, niyete göre şekillenir.
Ve baktığınız yerde olanı değil,
görmek istediğinizi görürsünüz.
#niyet#iyiniyet#ok.
ABD’NİN TALİMATIYLA İNFAZ EDİLDİLER
DAR AĞACINDA BİLE BOYUN EĞMEDİLER!
12 Eylül askeri cuntasının İstanbul’daki ilk idamları: Trabzon Akçaabatlı Ahmet Saner ve Yoldaşı Kadir Tandoğan
1980 askeri darbesinin ardından Türkiye, baskının, işkencenin ve idamların hüküm sürdüğü karanlık bir döneme sürüklendi. Bu dönemin simge olaylarından biri de Kadir Tandoğan ve Ahmet Saner’in 25 Haziran 1981’de Paşakapı Cezaevi’nde idam edilmesiydi.
Kadir ve Ahmet’in dosyaları ana davadan ayrıldı ve İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı 3 No’lu Askeri Mahkemesi’nde olağanüstü bir hızla sonuçlandırıldı. Savunmanın düzeltme ve itiraz talepleri reddedildi.
Davanın merkezinde, 16 Nisan 1980’de İstanbul’da yaşanan ve ABD’li CIA Ajanı Sam Novello ile işbirlikçisi Ali Sabri Baytar’ın öldürüldüğü olay bulunuyordu. Ahmet Saner sağ, Kadir Tandoğan ise ağır yaralı olarak yakalandı.
Ahmet Saner ve Kadir Tandoğan'ın avukatları yargılama sürecinin siyasi baskı altında yürütüldüğünü ve yargılamanın uzatılmaması yönünde kendilerine baskı yapılıp süreç içerisinde tehdit edildiklerini söylediler.
İnfazlardan hemen önce Ankara’ya gelen ABD heyetinin bu davayla ilgilendiği ve ABD tarafının öldürülen Sam Novello nedeniyle bir “jest” beklediği de avukatlar tarafından dile getirildi. Bu nedenle Kadir Tandoğan ve Ahmet Saner’in idamları yıllardır yalnızca bir yargı kararı olarak değil, 12 Eylül rejiminin emperyalizme verdiği desteğin siyasi bir mesajı olarak hafızalara yerleşti.
İdam kararlarının onaylanmasının ardından yalnızca iki gün geçti.
25 Haziran 1981 gecesi Paşakapı Cezaevi’nin avlusunda iki genç devrimci darağacına götürüldü.
Ahmet Saner marş söyleyerek darağacına yürüdü:
“Kahrolsun emperyalizm! Kahrolsun faşizm! Yaşasın mücadelemiz!”
İpi kendi boynuna geçirdi ve sandalyesini kendisi tekmeledi.
Kadir Tandoğan ise telaşlı bir ruh halinde olan celladını teselli etti:
“Sakin ol kardeşim, acele etme.”
dedi. Ardından son sözlerini haykırdı:
“Yaşasın Türkiye halklarının kurtuluş mücadelesi! Kahrolsun oligarşi!”
O da yoldaşı Ahmet gibi ipi kendi boynuna geçirdi ve sandalyesini kendisi tekmeledi.
Kadir Tandoğan'ın idam edilmeden önce ailesine yazdığı son mektup:
“Sevgili aileme, anneme, Mediha ablama, Nuriye ablama, kardeşim Meliha, yeğenim Servet ve enişteme:
İnanın bu yaşamımda ölmeme değil, sizleri arkada, gözü yaşlı bıraktığıma üzülüyorum.
Kolay değil, benimki bir anlık şey. Ya sizler? Ömür boyunca içinizde bir burukluk, bir acı duyacaksınız. …
Kolay değil, biliyorum. Beni düşünürken dünyada tek oğlunuz Kadir‘inizi yitirmiş bir kişi olarak değil, sadece binlerce kişiden biri olarak düşünmenizi isterim. Böylesi belirli bir teselli, ama daha iyisini düşünemiyorum.
Ölmek de doğmak gibi doğal bir olaydır. Ölenlere değil, insan yaşayanlara sarılmalıdır.
Bu mektup elinize geçtiğinde ben ölmüş olacağım, üzgün değilim… Mektubum baştan sona hüzün dolu. Ama bu şartlar altında yazmak için aklıma hiçbir şey gelmiyor. Sizleri hüzne boğmak istemezdim. Mektubu uzun tutmayacağım. Hem yazacak fazla bir şey bulamıyorum hem de fazla hüzün ve ayrılık kelimeleri iyi olmasa gerek.
Bütün arkadaşlara, komşulara, akrabalara selam ederim. Her zaman sizi canı kadar seven, KADİR’niz.
Ahmet Saner ise son mektubunda şu sözleri yazdı:
“Yaptıklarımdan hiçbir pişmanlık duymadım. Şunu bilin ki dünyaya gelirsem mücadelemi aynı şeyleri bir daha yapardım. Kimse üzülmesin. Ben pişman değilim. Amerikan emperyalizmine ve onun uşaklarına karşı mücadele verdim. Verdiğim mücadele doğru bir mücadeleydi. Bundan dolayı üzüntü duymuyorum.”
Onlar darağacına yürürken başlarını eğmediler.
Son sözlerinde korkuyu değil mücadeleyi bıraktılar.
AHMET SANER,
KADİR TANDOĞAN VE YOLDAŞLARINI UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ!
Karadeniz Gençliği...