Saatlerce ayakta oradan oraya koş, masaları, siparişleri, özel istekleri ve insanları hatırla, işletmeden kaynaklı hatalarda bile azarı sen işit, üstelik sürekli halde kibar ve hizmetkar olup, gülümsemek zorundadır garson.. Yanındaki hatuna hava basmak için seni ezip durana da „evet efendim, peki efendim“li cevaplar vermek zorundadır Garson. Hepsi üç kuruş kazanıp da çoluk çocuğuna ekmek götüresin diye.
- Bu ne ?
- Capcıno efendim.
- Cappuccino diyeceksin öğren.
Garson bunlara katlanmak zorundadır.
- Hiç yedin mi sen bundan?
- Yemedim efendim
- Belli oluyor.
Garson nezakatli kalmaya devam etmek zorundadır.
- Ne bunlar?
- Kokteyl…..
- Ne var içinde?
- Ne…?
- Ha ha ha iddiaya giriyorum %99 içinde ne olduğunu bilmiyorsun.
Kaçınız katlanabilirdiniz?
🧐 Burada gördüğünüz, bir kişiye mahsus olsa "kabalıktan" fazlasıdır. Görünen, Türkiye burjuvazisinin genel karakteridir: Görgüsüz, şımarık, kibirli...
Çünkü bizde zenginler devlet eli ile yaratılır. Sınıfsal karakteri, üretim süreçlerine veya hayata dair düşüncesi ile değil, sahip olduğu para ile şekillenir.
Kendine "diğerlerinden daha çok para sahibi olması" dışında bir kıymet biçemeyen kişinin bilinci, -mecburen- tüketim ile şekillenir. Tüketim ile inşa edilen bilinç ise metaya ve onun kültürüne mahkumdur. Dünyadaki metanın sahibi Batı olduğuna göre, ona ne kadar yakınsa, ona ne kadar sırnaşabiliyorsa kendini o kadar iyi hisseder. "Ötekilerden" üstün olmasının yolu da tam olarak buradan, Batılıyı taklit edebilmesinden geçer.
Tüketim ve taklit ile şekillenen böylesi bir zihnin, içinde hiçbir ilerici öğe barındırması mümkün değildir. Dolayısı ile sorun, bir terbiye veya bir kişilik sorununun çok ötesindedir: Türkiye'de paranın ve gücün teslim edildiği sınıf, her bakımdan gericidir. Gerici olduğu için, varlığını sürdürebilmesinin tek yolu ülkenin ve halkın önünü tıkamasıdır. Bu geçmişte böyle idi, bugün de böyledir. Bizim için asıl üzücü olan da budur.