Bugün Genel Başkan Yardımcımız Sn. Merve Kır Müftüoğlu, Manisa İl Başkanımız Şakircan Dinç, Kurucumuz/MYK Üyemiz ve İdari Mali İşler Başkan Yrd. Serbülent Vatanoğlu ve Turgutlu İlçe Başkanımız Muhammed Yıldız ve teşkilatımızla Turgutlu’daydık.
Turgutlu Devlet Hastanesinde yaralı evlatlarımızı ziyaret ederek Genel Başkanımız Sn. Yavuz Ağıralioğlu’nun selamlarını ilettik; ardından okulu ziyaret edip yetkililerden bilgi aldık.
Basın açıklamamızda altını çizdik: Okul güvenliği yalnız kamera ve bekçi değildir. Aidiyet kaybını, dışlanmayı, akran zorbalığını ve şiddete giden riskleri önceden görebilen güçlü bir rehberlik ve erken uyarı sistemine ihtiyaç var.
Kapıyı koru. Çocuğu gör. Sinyali duy. Zamanında müdahale et.
@tcmeb@tcailesosyal@TC_icisleri@ManisaValiligi
Ankara’da kalabalık bir aile ziyaretindeydik. Konu elektrik faturalarına geldi. “Eskiden ne ödüyorduk, şimdi ne ödüyoruz?” derken rakamlara baktık; asıl şaşkınlığı o zaman yaşadık.
⚡ Aynı 230 kWh tüketim:
2021: 183,4 TL
2026: 744,7 TL → %306 artış
Ama asıl dikkat çekici olan şu:
🔌 Enerji bedeli: 91,2 → 113,6 TL → %24,5 artış
🔴 Dağıtım bedeli: 56,9 → 557,7 TL → %880 artış!
Yani faturadaki büyük sıçramanın önemli kısmı elektriğin kendisinden değil, dağıtım bedelinden geliyor. EMO’nun hesabına göre bugün faturanın yaklaşık %75’i dağıtım bedeli.
Bir de yüksek tüketim sınırı 2025’te 5.000 kWh’den 2026’da 4.000 kWh’ye indirildi. EPDK’ya göre yaklaşık 2,5 milyon hane bu düzenlemeden etkileniyor.
Şimdi 3.000 kWh konuşuluyor. Bu olursa sıradan bir ailenin yıllık tüketimi bile sınıra dayanacak.
Asıl soru şu: Faturayı hangi kalem büyütüyor?
Tarifeye “zam yapmadık” demek yetmez; limiti düşürerek daha fazla haneyi yüksek fiyatlı tarifeye taşımak da faturayı büyütür.
Enerji temel ihtiyaçtır; tarife sistemi dar ve orta gelirliyi koruyacak şekilde açık, öngörülebilir ve sosyal olmak zorundadır.
BU DÜZENİN KÖPEK BALIKLARI KİM?
Yedi fon şirketinde vatandaşımızın kaybettiği paralara bakın.
Şimdi dönüp sadece zarar edenlere bakmayın.
Bu işin köpek balıklarını bulun!
Yüz binlerce insan para kazanma ümidiyle bu sazan sarmalının içine çekildi.
Peki bu insanları buraya çekenler kim?
Bire yüz, bire bin, bire iki bin, bire beş bin kazanıp, tam zamanında kârını realize ederek parasını alıp çıkanlar kim?
Kim hangi hisseye ne zaman girmiş?
Ne kadar kazanmış?
Ne zaman çıkmış?
Bunların hepsinin ortaya çıkarılması lazım.
Eğer ortada hukuka aykırı bir kazanç, manipülasyon, piyasa suçu varsa; bu köpek balıkları bulunmalı, kazançlarına el konulmalı, vatandaşın zararı sorumlularından tazmin edilmelidir.
Bu faturayı milletin sırtına yükleyemezsiniz!
Bir de işin denetim tarafı var.
İçine inek girmemiş, süt girmemiş, üretim girmemiş; içinde masadan başka bir şey olmayan bir şirket nasıl oluyor da milyarlarca liralık değere ulaşıyor?
Bir masa, bir kasayla milyarlarca liralık vurgun yapılırken bunu görmesi gerekenler neredeydi?
Kim denetleyecekti?
Kim müdahale edecekti?
Kim etmedi?
Bugün operasyon yapıyorsunuz. Yapın!
Ama 25 yıldır da siz iktidardasınız.
İktidara dün gelmiş gibi davranamazsınız.
Bugün hesaplaşmaya çalıştığınız bu düzen dün kurulmadı. Bu düzen sizin iktidarınız döneminde büyüdü.
O yüzden bu sazan sarmalında kaç kişinin mağdur olduğunu saymayın!
Bu denizin köpek balıklarını bulun.
Kim olduklarını, nasıl kazandıklarını, kimlerin göz yumduğunu da bu millete anlatın.
BU DÜZENİN KÖPEK BALIKLARI KİM?
Yedi fon şirketinde vatandaşımızın kaybettiği paralara bakın.
Şimdi dönüp sadece zarar edenlere bakmayın.
Bu işin köpek balıklarını bulun!
Yüz binlerce insan para kazanma ümidiyle bu sazan sarmalının içine çekildi.
Peki bu insanları buraya çekenler kim?
Bire yüz, bire bin, bire iki bin, bire beş bin kazanıp, tam zamanında kârını realize ederek parasını alıp çıkanlar kim?
Kim hangi hisseye ne zaman girmiş?
Ne kadar kazanmış?
Ne zaman çıkmış?
Bunların hepsinin ortaya çıkarılması lazım.
Eğer ortada hukuka aykırı bir kazanç, manipülasyon, piyasa suçu varsa; bu köpek balıkları bulunmalı, kazançlarına el konulmalı, vatandaşın zararı sorumlularından tazmin edilmelidir.
Bu faturayı milletin sırtına yükleyemezsiniz!
Bir de işin denetim tarafı var.
İçine inek girmemiş, süt girmemiş, üretim girmemiş; içinde masadan başka bir şey olmayan bir şirket nasıl oluyor da milyarlarca liralık değere ulaşıyor?
Bir masa, bir kasayla milyarlarca liralık vurgun yapılırken bunu görmesi gerekenler neredeydi?
Kim denetleyecekti?
Kim müdahale edecekti?
Kim etmedi?
Bugün operasyon yapıyorsunuz. Yapın!
Ama 25 yıldır da siz iktidardasınız.
İktidara dün gelmiş gibi davranamazsınız.
Bugün hesaplaşmaya çalıştığınız bu düzen dün kurulmadı. Bu düzen sizin iktidarınız döneminde büyüdü.
O yüzden bu sazan sarmalında kaç kişinin mağdur olduğunu saymayın!
Bu denizin köpek balıklarını bulun.
Kim olduklarını, nasıl kazandıklarını, kimlerin göz yumduğunu da bu millete anlatın.
Bursa’da yaşlı bir teyzemiz, bir ihtiyacını karşılayabilmek için kuyumcuya gidiyor.
Ne satıyor biliyor musunuz?
Kulağındaki küpesini…
Oradaki bir vatandaşımız durumu fark ediyor. Kuyumcuya, “Teyzemizin küpesini alma, parasını ben vereyim.” diyor.
Allah razı olsun.
Milletimizin vicdanı hâlâ ayakta.
Ama benim canımı yakan başka bir şey var:
Bu memlekette bir insan, ömrünün sonunda neden kulağındaki küpeyi satmak zorunda kalıyor?
Bizim Anadolu’da büyüklerimiz bir kenarda üç kuruş para, bir küçük altın saklardı.
Adına da “kefen parası” derlerdi.
Kimseye yük olmayalım, son yolculuğumuzun masrafını da kendimiz karşılayalım diye…
Şimdi siz bu milletin yaşlısına kefen parasını yaşarken harcatıyorsunuz.
Yıllarca çalışmış.
Primini ödemiş.
Vergisini vermiş.
Evlat büyütmüş.
Bu memlekete ömrünü vermiş.
Sonra emekli olmuş.
Ve bugün pazara çıkarken hesabını, faturasını öderken hesabını, eczaneye giderken hesabını yapıyor.
Yetmiyor…
Kulağındaki küpenin hesabını yapıyor.
O vatandaşımızın yaptığı elbette çok kıymetlidir. Allah ondan razı olsun.
Ama bizim konuşmamız gereken, o vatandaşımızın iyiliğinden önce, o teyzemizin neden o kuyumcuya girmek zorunda kaldığıdır.
Bir insan ömrünün sonunda geçinebilmek için hatırasını, birikimini, kulağındaki küpesini satıyorsa; bunu yalnızca yoksulluk istatistikleriyle anlatamazsınız.
İnsan, yıllarca çalıştığı bir ülkede yaşlandığında hiç kimseye muhtaç olmadan yaşayabileceğini bilmek ister.
Devletin yaşlısına vermesi gereken güven de budur.
Anahtar Parti
AR-GE & Parti İçi Eğitim Okulu Başkanı Prof. Dr. Sayın Özcan GÜNGÖR;
VİZEDE BEKLETİLEN PASAPORT DEĞİL, İNSANIMIZIN GELECEĞİDİR
Yakın bir arkadaşımın kızı, yurt dışındaki eğitimi için bütün hazırlıklarını tamamladı. Okul kabulünü aldı, işlemlerini yaptı. Vize çıkmayınca yalnızca yolculuğu iptal olmadı; eğitimi ve yıllardır kurduğu hayat planı altüst oldu.
Bu, tek bir gencimizin yaşadığı münferit bir olay değil. Aynı mağduriyeti öğrencilerimizden, akademisyenlerimizden, iş insanlarımızdan ve ailelerimizden sürekli duyuyoruz.
Ankara Anlaşması ile Katma Protokol, Türk vatandaşları için yerleşme ve hizmet sunma alanlarında hukuki güvenceler içeriyor. Soysal kararı da belirli hizmet sunucuları bakımından bu güvencelerin sonuç doğurduğunu kabul ediyor. Kararın herkese tanınmış genel bir muafiyet olmadığını da bilerek konuşmak zorundayız.
Vize serbestisi diyaloğu 2013’te başladı. 2016’da 72 kriterden yalnızca 7’si kalmıştı. Bugün hâla 6 kriter tamamlanmış değil.
Burada iki ayrı sorumluluk görüyorum: AB ülkelerinin ağır, keyfi ve öngörülemez uygulamaları ile iktidarın yıllardır sonuçlandıramadığı vize serbestisi süreci…
Anahtar Parti olarak mağduriyetlerin tek merkezde kayda alınmasını, haksız retlerle karşılaşan vatandaşlarımıza ilgili ülkelerin itiraz ve yargı yollarında kurumsal hukuk desteği verilmesini öneriyoruz.
Vatandaşımızı konsolosluk kapılarında yalnız bırakamayız.
Mesele lütuf değil; hukuk, diplomasi ve devlet ciddiyetidir.
#AnahtarParti #VizeMağduriyeti #VizeSerbestisi
@anahtarparti@yavuzagiraliog@APartiSimo@anahtararge@OzcanGngr@EU_Commission@EUHomeAffairs@EUCouncil@euinturkey@TC_Disisleri@HakanFidan
Çocuğunu okutmak da zor, doyurmak da…
Yurt bulamayan kilometrelerce yol gidiyor.
Ev kiraları ailelerin belini büküyor.
Beslenemeyen çocuk eğitimde geri kalıyor.
Anahtar Parti olarak okullarda ücretsiz yemek desteği vereceğiz.
YouTube’da “karanlık fabrika” diye bir kavramla karşılaştım: Işık bile yakmaya ihtiyaç duymadan, robotların çok az insan müdahalesiyle 24 saat üretim yapabildiği fabrikalar… Dünya üretimde bambaşka bir çağa geçiyor.
Merak edip rakamlara baktım
🤖 10 bin imalat çalışanına düşen robot — 2024
🇰🇷 Güney Kore 1.220
🇸🇬 Singapur 818
🇩🇪 Almanya 449
🇯🇵 Japonya 446
🇸🇪 İsveç 377
🇩🇰 Danimarka 329
🇸🇮 Slovenya 315
🇺🇸 ABD 307
🇹🇼 Tayvan 302
🇨🇭 İsviçre 294
🇹🇷 Türkiye ≈51
Türkiye’de yaklaşık 29.200 endüstriyel robot bulunuyor. 2024’te 3.551 yeni robot satıldı ve Türkiye yıllık robot pazarı büyüklüğünde dünyada 14. sıraya geldi. Yani potansiyelimiz var; fakat yoğunlukta hâlâ ciddi bir mesafe bulunuyor.
Dünya artık “kaç işçin var?” diye değil,
“bir çalışan ne kadar teknolojiyle üretim yapıyor?” diye yarışıyor.
Geleceğin sanayi politikası da bunun üzerine kurulmalı:
🔑 KOBİ’ye robotlaşma ve otomasyon finansmanı
🔑 Yerli robot, sensör, çip ve kontrol yazılımı
🔑 Meslek liselerinde robotik–mekatronik seferberliği
🔑 Yapay zekâ destekli üretim merkezleri
🔑 İşini kaybedene değil, yeni beceri kazanana dayalı dönüşüm
🔑 2035 için ölçülebilir robot yoğunluğu ve yüksek teknoloji ihracatı hedefi
Mesele insanı fabrikadan çıkarmak değil; insanı düşük ücretli, düşük verimli işlere mahkûm etmekten çıkarmaktır.
Gelecek, ucuz emeğin değil; akıllı fabrikanın, nitelikli emeğin ve yüksek katma değerin olacak. 🇹🇷🤖🏭
Türkiye bu devrimi seyreden değil, teknolojisini üreten ülkelerden biri olmak zorunda. Anahtar Parti @anahtarparti bunu planlayacak partidir.
Yakın bir arkadaşımın kızı, yurt dışındaki eğitim için bütün işlemlerini tamamladı; vize alamadığı için hayat planı altüst oldu. Aynı şikâyeti öğrenciden, iş insanından sürekli duyuyoruz.
Oysa mesele lütuf değil, hukuk meselesidir.
🇹🇷 Ankara Anlaşması ve Katma Protokol’den doğan haklarımız var.
⚖️ ABAD, Soysal kararında “standstill” hükmünün belirli Türk hizmet sunucuları bakımından sonuç doğurduğunu kabul etti.
🇪🇺 2001 AB vize düzenlemesinde Türkiye vizeye tabi Ek I’de, Hırvatistan ise vizeden muaf Ek II’deydi.
📌 Vize serbestisi diyaloğu 2013’te başladı; 2016’da 72 kriterden yalnız 7’si tamamlanmamıştı.
Yıllardır öğrenciyi, aileyi ve iş insanını bekleten bu belirsizlik normalleştirilemez.
Anahtar Parti’nin önerisi nettir: Karşılıklılık işletilmeli; mağduriyetler belgelenmeli ve vatandaşımıza AB hukuku ile üye ülke mahkemelerinde kurumsal hukuk desteği sağlanmalıdır.
Diplomasi yetmiyorsa, hukuk konuşmalıdır.
@EU_Commission@EUHomeAffairs@EUCouncil@EUinTurkey
2019: “Bu sene enflasyonu tek haneye düşüreceğiz.”
2021… Aynı söz.
2022… Yine aynı söz.
Yıllar geçti, söz değişmedi.
Demek ki Allah izin veriyor, sizin adamlar vermiyor!
2019: “Bu sene enflasyonu tek haneye düşüreceğiz.”
2021… Aynı söz.
2022… Yine aynı söz.
Yıllar geçti, söz değişmedi.
Demek ki Allah izin veriyor, sizin adamlar vermiyor!