Günlerdir diş ağrısı çekiyordum.
Bugün İbn-i Sina tavsiyesi ile karşılaşıncaya kadar.
Bir mucizeye ortak oldum resmen.
1 çay kaşığı tuz
1 çay kaşığı karbonat
1 çay bardağı üzüm sirkesi
Karıştır.
Ilıyana kadar ısıt.
5 dk gargara yap.
Hala inanamıyorum!
Bıçak gibi kesti ağrıyı!
"namaz kılan depresyona girmez"
gibi, "müslüman, modern psikiyatriye ihtiyaç duymaz" gibi beylik cümleleri lise yıllarımda çok severdim. yaş geçince anladım ki vicdanlı bir insanın, bu kadar kötülüğün, adaletsizliğin, çürümüşlüğün içinde prozac olmadan ayakta kalması çok zor.
Bugünün en ilginç görüntüsü bence buydu.
38 yaşındaki İzlanda Başbakanı Frostadottir aracından bi indi neye uğradığını şaşırdı!
Bakışlara dikkat ederseniz içinden şunları söylüyor: “Bunların enflasyonu yüzde kaç, işsizliği yüzde kaç, refah düzeyi ne ki böyle görkemli bir karşılama, ihtişamlı bir saray var?”
Böyle görkemli bir sarayı olmayan İzlanda, Dünya İnsani Gelişmişlik Endeksinde 1. sırada!
38 yaşındaki Başbakan’da bulunan sadelik ve zerafete bakın, bi de bizdeki gösteriş merakına! Çok üzücü!
türk modernleşmesi, kadının eteğini kısaltıp dekoltesini büyütmekten öteye geçemiyor. bir hayat tasavvuru geliştiremiyor. "bağnazlar" neyi yaparsa tersi üzerinden kuruyor hayatı. onlara inat çıplaklık, onlara inat alkol. bu anlayış da tersinden bir bağnazlık doğuruyor sadece.
Çöp poşeti alıyorum incecik yırtılıyor, fırın kağıdı koyuyorum yemek yapışıyor olum siz ne ara bu kadar onursuz oldunuz lan ayıp ulan parayla satıp insan kandırıyorsunuz
Ben bugün bişi öğrendim. Sgk ya para yatırıyormuşsun 30 40 bin falan. Özel sağlık sigortan oluyormuş yıl boyunca özelde muayene olabiliyormuşsun. Evet mağarada yaşıyordum ahsbsh
özetle; evli gibi görüneyim ama hiçbir sorumluluğum olmasın, arada bir buluşup seviştikten sonra dağılalım diyor. bir nevi "fuck body" ilişkisi yani. bokunu çıkarmadıkları hiçbir alan, kurum, yapı bırakmak istemiyor günümüz insanı.
Zamanında Atatürk ne güzel anlatmış ya.
Muhteşem bir öngörü ve harika bir uyarı.
Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk
iki yıldır ürün teslim ettiğim bir depo görevlisi var. selam veririm, selamımı almaz; gülümserim, somurtur; nazik davranırım, kaba muamelede bulunur. ya sabır deyip geçiyordum. iki ay önce bir kabalığı bardağı taşıran son damla oldu. açtım ağzımı, yumdum gözümü. araya girdiler, yatıştık. iki aydır gülümseyerek karşılıyor beni, saygıda kusur etmiyor, işimi hemen bitirmek için canını dişine takıyor. bu coğrafyada nezaket, zayıflık olarak algılanıyor. kaba kuvvet, iş görüyor ne yazık ki. okulda da öyle, bankada da öyle, devlet yönetiminde de öyle.
İlkokuldayken, babasının nüfuzunu kullanarak sınıf başkanı olmak isteyen şımarık bir çocuk vardı. Hatta araya müdürü falan koyup kısa bir süre başkan da oldu. Ama kimse onu dinlemedi, sevmedi de.
Milletin desteğine dayanmayan hiçbir makamın ağırlığı olmaz. Son sözü halk söyler
Türkiye, kendi kendine sürekli sorunlar yaratan sonra da o sorunları çözmeye çalışmak yerine unutturmak için yeni ve daha büyük sorunlar yaratan bir ülkedir.
Ülkeler 4'e ayrılır: Gelişmiş ülkeler, Gelişmekte olan ülkeler, Arjantin ve Türkiye.
Evi var 10 milyonluk…
Aidat günü gelince morali bozuluyor.
Arabası var 3 milyonluk…
Benzine zam gelince indirim kuyruğu kolluyor.
Yazlığı var 5 milyonluk…
Ama yılda birkaç gün bile gidemiyor çünkü hayatı sürekli çalışarak geçiyor.
İnsanlar serveti mal biriktirmek sanıyor. Oysa en büyük zenginlik; zamanı satın alabilmek, istediğin gün uyanıp istediğin yere gidebilmek, hayatı “emekli olunca yaşarım” diye ertelememektir.
1973 yılında boğaz böyle görünüyormuş. bir medeniyet tasavvurumuz, bir planlama kapasitemiz, bir farkındalığımız olsa, şurası dünyanın en güzel şehri olabilirmiş. bu ülke yönetilmemiş hiçbir zaman; parsellenmiş, sömürülmüş, talan edilmiş.
Bir şeyi merak ediyorum. Market denetime giriyor. Kasap denetime giriyor. Manav denetime giriyor. Pazardaki küçük esnaf bile denetime giriyor. “Aylık gelirim 30 bin TL” deyip de 40 milyon liralık Ferrari’yle İstanbul’da tur atan bu şahıs neden denetlenmiyor? Hesapladım. Eğer aylık 30 bin tl kazanıyorsa bu arabayı alması için tam 111 yıl boyunca yemeden içmeden çalışması gerekiyor. Denetime girmesi daha ne olması gerekiyor?