Ex-London based global fund manager for 32 years. Sapienza. Geopolitics/geoeconomics. 國語 عربي. Global South/BRICS advocate. Ultra-trail runner & ocean swimmer
@naturalmarxist@AraquelBloss@RepStutzman@RepAbeHamadeh@RepAbeHamadeh is a real piece of work. The youngest child of Syrian immigrants, with a Muslim father, a Druze mother, and a Kurdish grandmother.
Sold his heritage to the same Zionist cabal that kills Syrians, Druzes, and Kurds for fun. His price for betrayal:
This elegant two-piece set pairs a relaxed batwing sleeve blouse with flowy wide-leg pants for a timeless, minimal look. Crafted from premium breathable cotton-linen fabric, its loose fit ensures maximum comfort for vacations or daily casual wear. Click to shop now.
Guys...keep your fingers crossed for me. A publisher from Canada just got in touch about me writing a book, a short one, about re-evaluating China through the lens of my personal discovery.
I won't say much more until the contract is signed, but it really is incredible how the right projects seem to emerge at the perfect time in my journey, despite the difficulties.
I talked a bit with the editor today about the hypothetical reader my book might be aimed at and I knew exactly who I was writing it for: 2021 Angelica. I want to write a book compelling enough that if I could go back five years in time and put it in the hands of 2021 Angelica (probably the peak of my lib-tardation and also when I founded the Taipei chapter of the Neoliberal Project), I can at least get her to read it. And maybe not even change her mind, but plant a few seeds.
We're thinking of making the first chapter about my personal journey. And then probably go through my discovery on all the big hot-button issues...yes including Xinjiang and Tiananmen.
@camille_moscow The CIA got there first:
"We’re going to continue offering Chinese government officials and citizens an opportunity to work toward a brighter future together,” CIA Director John Ratcliffe said in a statement to CNN.
https://t.co/O2jH1wf4gW
https://t.co/3ozQgaZy65
@camille_moscow The CIA got there first:
"We’re going to continue offering Chinese government officials and citizens an opportunity to work toward a brighter future together,” CIA Director John Ratcliffe said in a statement to CNN.
https://t.co/O2jH1wf4gW
https://t.co/3ozQgaZy65
وسط این همه تحریم و جنگ بزرگترین بیمارستان سرطان غرب آسیا دیروز وسط تهران افتتاح شد. پیشرفتهترین تجهیزات پزشکی دنیا در حوزه درمان سرطان تو این بیمارستان وجود داره.
ساختمان اصلی جدید موسسه سرطان ایران مجهز به بیش از ۶۱۰ تخت و فناوری پزشکی پیشرفته است. این بیمارستان ۶۰ هزار متر مربع مساحت داره، ۱۸ طبقه، ۳۷ بخش تخصصی و یک آزمایشگاه ملی سلول درمانی.
این بیمارستان مجهز به ۱۱ دستگاه تصویربرداری و رادیوتراپی، ۹۶ تخت شیمی درمانی و ۱۹ اتاق عمله. این بیمارستان به عنوان قطب اصلی پیشگیری، تشخیص و درمان سرطان در کشور فعالیت میکنه.
Rubio claimed that China’s presence in the Western Hemisphere harms the interests of the United States and other countries.
Honestly.
First of all, the Western Hemisphere does not belong to the United States.
This planet never authorized Washington to divide the world into private hunting grounds.
America owns its own territory.
Not Latin America.
Not the Caribbean.
Not Panama.
Not Venezuela.
Not the hemisphere.
And the country harming people across the world is not China.
It is the empire that crosses oceans to bomb, invade, sanction, kidnap, assassinate, destabilize, and plunder.
China builds ports.
America sends Marines.
China builds railways.
America funds coups.
China signs trade deals.
America writes kill lists.
So when Rubio says China has “intruded” into America’s hemisphere, what he really means is:
“How dare other countries talk to nations we still consider our backyard?”
This has nothing to do with security.
It is the United States trying to impose colonial ownership over the 21st-century world.
The people of any country do not need Washington’s permission to trade with China.
They need freedom from the empire that has treated them like plantation property for two centuries.
Çin bütün dünyayı Japonya'ya karşı uyardı. Oysa asıl mesele Japonya değil.
Geçtiğimiz günlerde Pekin'den sert bir çıkış geldi.
"Japonya yeniden silahlanıyor, gözünüzü ondan ayırmayın" dedi.
Bütün parmaklar bir anda Japonya'yı gösterdi.
Ama ben aynı tabloya bakınca, parmakların yanlış yeri işaret ettiğini düşünüyorum.
Çünkü Japonya bu hikayenin suçlusu değil. Olsa olsa, bu role zorla itilmiş tarafı.
Anlatıyorum.
Önce şu gerçeği hatırlayalım.
Japonya seksen yıldır savaşmamış bir ülke.
İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana tek bir ülkeye saldırmadı, tek bir cepheye asker sürmedi. Ordusunu sadece kendini koruyacak kadar küçük tuttu.
Yani bugün "tehlikeli" diye gösterilen ülke, dünyada silahtan en uzun süre uzak durmuş ülkelerden biri.
Peki bu sessiz ülke neden birden silaha sarıldı?
Cevap için savaşın bittiği güne gitmek gerekiyor.
İkinci Dünya Savaşı sona erdiğinde Japonya yenilmişti. Onu yenen ve topraklarına yerleşen ülke Amerika'ydı.
Amerika o gün Japonya'yı tümüyle silahsızlandırdı. Dahası, anayasasını bizzat kendi yazdırdı. O anayasaya da bir cümle koydurdu.
"Japonya bir daha asla savaş açmayacak, büyük bir ordu kurmayacak."
Japonya bu söze tam seksen yıl sadık kaldı. Hiç itiraz etmeden, sadece kendini savunacak kadar küçük bir güçle yaşadı.
Demek ki Japonya'nın silahsızlığı kendi tercihi değildi. Amerika'nın sırtına geçirdiği bir gömlekti. Japonya da o gömleği yıllarca sessizce taşıdı.
Şimdi işin değişen yanı şu.
O gömleği giydiren Amerika, bugün aynı gömleği Japonya'nın sırtından kendi elleriyle çıkarıyor.
Japonya şu an İkinci Dünya Savaşı'ndan beri en hızlı silahlanmasını yaşıyor.
Savunma bütçesini iki katına çıkarıyor, güneydeki adalarına füzeler diziyor.
Ama dikkat edin.
Bunu dünyayı yeniden fethetmek için, kendi hırsıyla yapmıyor. Aldığı füzelerin çoğu Amerikan malı. Yani onu yeniden silahlandıran el de yine Amerika'nın eli.
Peki Amerika bunu neden istiyor?
Tek kelime. Çin.
Amerika yükselen Çin'i dengelemek istiyor. Ama onunla göğüs göğüse gelmeyi göze alamıyor, çünkü Amerika ile Çin'in doğrudan çarpışması ikisini de yıkar.
İşte tam burada Japonya devreye giriyor.
Şunu hemen söyleyelim.
Japonya zayıf bir ülke değil. Tam tersine, dünyanın en gelişmiş, en güçlü ülkelerinden biri. İleri teknolojisi, köklü sanayisi, dev bir ekonomisi var.
Amerika için değerli olması da zaten bundan.
Çin'in tam yanı başında duran, hem güçlü hem teknolojisi yüksek bir ülke. Onu dengelemek için bundan iyi bir ortak zor bulunur.
Şöyle düşünün.
İki büyük güç birbirini ölçüyor, ama ikisi de doğrudan çarpışmayı göze alamıyor. Böyle olunca bütün gerilim, tam aralarında duran ülkenin üzerine biniyor.
O ülke Japonya. Üstelik güçsüz olduğu için değil, güçlü olduğu ve tam o noktada durduğu için.
Yani Japonya bu oyunu kurmadı. Ama gücü ve yeri, onu oyunun tam ortasına yerleştirdi.
Peki Çin neden bu kadar rahatsız?
Çin'in tedirginliği bir yanıyla anlaşılır. Yanı başında güçlü bir ülke hızla silahlanıyor, üstelik arkasında dünyanın en büyük ordusu duruyor.
Ama Çin de çok iyi biliyor ki bu silahlanmayı yönlendiren asıl el, Amerika.
Bu yüzden "Japonya'ya dikkat edin" derken, sözü aslında Japonya'yı aşıp Washington'a gidiyor.
Şimdi geri çekilip resmin tamamına bakın.
Çünkü burada işleyen şey yalnızca Japonya'ya özgü değil. Tarihin en eski kurallarından biri.
O kural şu.
İki süper güç karşı karşıya geldiğinde, hesabı çoğu zaman kendi aralarında görmez. Çatışma, ikisinin tam ortasında duran ülkenin üzerine yıkılır.
Kore'de Amerika ile Sovyetler kapıştı. Ama bölünen, yıkılan ülke Kore oldu.
Vietnam'da da öyle oldu. Savaş yıllarca sürdü, bütün faturayı Vietnam ödedi. Sonunda o iki güç çekip gitti, geriye yanmış bir ülke kaldı.
Ama bu kez işin en çarpıcı yanı şu.
İki büyük gücün arasında kalan ülke, sıradan biri değil. Japonya'nın kendisi de ekonomik bir süper güç. Dünyanın en büyük ekonomilerinden biri.
İşte bu yüzden olan daha da dikkat çekici. Çünkü Japonya kadar güçlü bir ülke bile, ikisinin arasında kalınca bu oyunun dışında kalamıyor.
Japonya bir zamanlar silahını bıraktı. Sözünü tuttu. Seksen yıl kimseye dokunmadı.
Ama bir ülke ne kadar güçlü olursa olsun, iki büyük gücün tam ortasında duruyorsa, kaderini tek başına yazamaz.
Çünkü orada barışı seçmek bile her zaman senin elinde değildir.
İki süper gücün kavgası, er ya da geç senin de kaderin olur.
Gelişmeleri takip ediyorum. Sizi bilgilendireceğim.
This Fortescue story is not just about one Australian mining company.
It is about China finally turning its position as the world’s largest iron ore buyer into actual bargaining power.
For years, Australian mining giants enjoyed the absurd privilege of selling to China as if China had no leverage.
China bought.
Australia priced.
Chinese steelmakers absorbed thin margins.
Western resource oligarchs collected fat profits.
Now Beijing is saying:
No.
Fortescue wants to push a new lower-grade iron ore product into the Chinese market while negotiations over long-term contracts remain unresolved.
China’s message is simple:
Chinese steel mills are not your dumping ground.
Chinese demand is not your birthright.
And Chinese industrial capacity is not here to subsidize Australian mining profits forever.
This is why CMRG exists.
Not to “distort the market,” as Western media will inevitably cry,
but to stop a fragmented Chinese steel industry from being picked apart by foreign resource monopolies.
The West spent decades weaponizing supply, pricing, sanctions, ownership, and “national security.”
Now China is learning to weaponize demand.
Good.
If Australia wants access to the world’s largest steel market, it can stop confusing mineral exports with colonial entitlement.
China still needs iron ore.
But Australia needs Chinese demand more than it wants to admit.
The age of Chinese buyers politely swallowing whatever price and product Western suppliers throw at them is ending.
The stomach is still hungry.
But now China writes the menu.