Ben bu saatten sonra emir kulu diye bir şeyi kabul etmiyorum. Milletvekilinin beyin kanaması geçirmesine sebep ol, Gazilere müdahalede bulun, vatandaşı gözaltına al, gözaltında şiddet uygula ve daha onlarca şeyi yap sonra 'emir kuluyuz' yok kardeşim. Bu ülkede 2000 yıllarında Polisler iktidara karşı ayaklanıp eylem yapmışken şimdi susup emir kuluyum bahanesiyle millete işkence etmelerini kabul etmeyeceğim.
Bakın salağa anlatır gibi bir örnek vereceğim, belki çürük kafanıza dank eder;
Bir gün trafikte bir park kavgası yaşadınız. Sövüşmeler falan derken karşı taraf telefonu çıkardı, "Kürt olduğum için" diye başladı video çekti. O birkaç saniye senin kaderini belirledi bile. Hemen Yeni Türkiye'nin pratik toplum sözleşmesi devreye girer; bahsigeçen ekosistem videoyu dolaşıma sokar, yüzbinlerce kişi anana avradına söverek adres sormaya başlar, Kürdofaşist çark işlemeye başlar. Arabaya geri dönüyorsun. Anaa bi bakıyorsun ki koca mecliste vekiller "bu ülkede Kürde park vermiyorlar!" diye nutuk atıyorlar, videodaki sıfatın A4 kağıdına basılmış kürsüden sallanıyor. Kıpkırmızı oluyorsun panikten. YouTube bildirimi! çok sevdiğin gazeteci günlük programında yine - ama konu sensin! Sıfatın ekranda, sana kayıyor. Bildirimler akıyor, Suavi Twitter'da paylaşmış bile şopla vampir dişleri falan eklemişler sana. Yorumlarda Zeynepler, Mustafalar "ben de Türk'üm ama bu şerefsiz gibi değilim" yazıyorlar. Aha Bakan açıklama yapıyor, "ülkemiz bölünemez" diyor. İdrak bile edemiyorsun olanları, elin ayağın titriyor. Anan baban ailen yazıyor arıyor o ara, çoktan dadanmaya başlamışlar bile, sosyal medyada her şeyleri paylaşılmış. Medyascope'da ruşen çakır ve cengiz çandar yayında; verilmeyen park yeri Kürdün anayasada verilmeyen hakkının sembolüdür diyor. Serbestiyetten yıldıray oğur; kart kurttan park purka... yazısı çıkmış. Kafayı yemek üzeresin, cama bir tıklama kafayı kaldırdın Emniyet müdürü. E sen çağırmadın polisi, çağırsan bu hızla ne zaman gelmiş? "Oğlum naptın lan!?" diyor panikle. Artık ağlamak üzeresin "abi naptım ya?" diyorsun. Meğer bakanından, beştepesine herkes arıyor müdürü fırça kayıyor. Ülke bölündü bölünecek! Hemen geç şuraya, kamera açılıyor; anlat faşist olmadığını hızlı hızlı. Müdürü de işinden edeceksin. Kafan dağılmış ama devlet adamı edasıyla konuşmaya çalışıyorsun; "Kürt Türk kardeştir, bu park bizi bölemez, egzozlar susmaz, farlar söndürülemez!" hemen hemen yayına verin, iş MGK'ya çıkmasa bari. Yemin billah ediyorsun abi bir daha mı bir daha, yaya gezerim de araba kullanmam diye. Denetimli serbestlikle gidiyorsun, birkaç sene daha sessizkten sonra ailene taciz duruyor tek tük tehdit edenler oluyor o kadar. Ara sıra mecliste vekiller biz biliriz zihniyetinizi unutmadık diye adını geçiriyor ama olsundu.
Şu senaryo yıllardır gözünüzün önünde bin kez yaşandı, bin kez kıl kıpırdamadı
Kürtlerden oy almak için siyasi oyunlar yaptığını sandığınız partiler, asıl oyunu size yapıyor olabilir mi?
Olay çıkmasın diye İslamcı olmayanlara da ufak şirinlikler yaptığını sandığınız partiler, asıl oyunu size yapıyor olabilir mi?
Faşist demesinler diye taviz verdiğini sandığınız milliyetçi partiler, sizi yiyor olabilir mi?
Ucuza köprü aldığını düşünürken dolandırılan adam, biz olabilir miyiz?
Normalde meclis Ağustos ayında tatile girer, neden illa 10 Ağustos’u seçtiler?
Çerçeve Yasa’yı geçirmek istedikleri tarih, 10 Ağustos… Yani Sevr Anlaşması’nın yıldönümü.
Sevr’de istediğini alamayan emperyalizm, 100 yıl sonra istediğini alıyor.
Normalde Meclis Ağustos ayında çalışmaz. Neden çalıştığını şimdi daha iyi anlıyor musunuz?
Artık minibüste “Şu parayı uzatır mısın?” diye seslendiğiniz adam, geçen yıla kadar dağlarda Türk devletinin askerlerine kurşun sıkan bir terörist olabilir.
Refika Birgül'ün anlatımıyla Atatürk ve portakalların inanılmaz hikayesi:
🔷 Atatürk, yetiştirilmesi için emirler veriyor.
🔷 İtalya'dan fidanlar geliyor.
🔷 Atatürk'ün böyle çok yakışıklı, bir elinde portakal tuttuğu meşhur bir fotoğrafı vardır.
🔷 Geliyor, bir tane portakalı alıyor ve kabuğunu soyuyor.
🔷 Yarısını Salih Bozok'a veriyor, yiyorlar ve tadı çok hoşuna gidiyor.
🔷 Sonra "Ne kadar ekilecek ya bunlar?" diye soruyor.
🔷 Salih Bozok bir yer göstererek, "Şu kadar bir yeri düşündük paşam" diyor.
🔷 Atatürk, "Hayır" diyor, "Buradan gözünüzü alabildiğiniz yere kadar ekeceksiniz."
🔷 Salih Bozok da, "O kadar paramız yok" diye karşılık veriyor.
🔷 Atatürk, "Hayır, bundan sonra para sorun olmayacak." diyor.
🔷 "Gözümüzün alabildiği kadar yere bu portakallar ekilecek, ben parayı halledeceğim." diyor.
🔷 Ve portakallar bolca, bereketli bir şekilde yetişiyor.
🔷 Bolca yetiştikten sonra Ruslar gelip bu portakalları almak istiyor.
🔷 Biz o dönem üretime o kadar alışmamışız ki; bir taraftan çay, bir taraftan muz yetiştirmeye çalışıyoruz.
🔷 "Bu portakalları isteyen var ama ne yapacağız, kaça satalım?" diye herkesi bir panik alıyor.
🔷 Atatürk de diyor ki: "Biz bunları parayla satmayalım."
🔷 "Karşılığında fabrikalar isteyelim, fabrika için makineler isteyelim."
🔷 "Bize aslında o know-how'ı, yani işletilmesini öğretsinler."
🔷 Bunun üzerine bu portakallarla kurulan fabrikaları söyleyeceğim, anlatırken tüylerim diken diken oluyor.
🔷 1. Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası.
🔷 2. Kayseri Sümerbank Tekstil Fabrikası.
🔷 3. İskenderun Demir Çelik Fabrikası.
🔷 4. Şişecam Fabrikası (Paşabahçe).
🔷 Aliağa Rafinerisi, Seydişehir Alüminyum Fabrikası ve Oymapınar Barajı.
💢Bir partinin iktidara geldiği 2002'ye dek, Yunanistan'daki Türklerin öz vatanı Batı Trakya'da tam 220 Türk okulu faaliyetteydi. Her Türk köyünün en az bir faal okulu vardı. Şu anda ise 80'e düştü. Yani tam 140 Türk okulu kapatıldı.
💢Muhafazakârların "dedemizin mezarını okuyamıyoruz" diye iktidar değiştirdiği 2002'den 2026 yılına dek geçen 24 senede ülkemin muhafazakârları yine dedelerinin mezarını okumayı öğrenemedi ama Rumeli Türklüğü sahipsiz kaldı. Monşer diye aşağılanan, usta dışişleri kadroları gönderildi ve sonuç bu.
📢Geçenlerde tek kalemde 8 Türk okulu daha kapatıldı!
🔴Meriç ili:
📍Dimetoka Türk Azınlık İlkokulu.
(Dimetoka'daki son okul)
🔴Rodop ili:
📍Çepelli Türk Azınlık İlkokulu,
📍Delinasufköy Türk Azınlık İlkokulu,
📍Omurluköy Türk Azınlık İlkokulu,
📍Hebilköy Türk Azınlık İlkokulu,
📍Üntüren Türk Azınlık İlkokulu.
🔴İskeçe ili:
📍Beyköy Türk Azınlık İlkokulu
📍Boyacılar Türk Azınlık İlkokulu
🟠Diplomasi kadrolarını liyakat yerine ideolojik tercihlerle doldurursanız, Batı Trakya'daki Türk okullarının kapanmasına, Gagavuz Türklerinin özerklik haklarının zayıflamasına seyirci kalırsınız.
🟠Diplomasi bilmeyen kadrolar, Uluslararası hukuku da Türklerin hak mücadelesini savunmayı da bilmez.
🟠Her yere İmam Hatip mezunları koyarak sonunda Rumeli Türklüğünün cenaze namazını kıldırırsınız.
Malkoçoğlu oldu, Kara Murat oldu.
Kıbrıs'ta Teğmen Yavuz oldu.
Yobazlarla savaşta cumhuriyetin neferi Öğretmen Kemal oldu.
Olmadıkları da vardı.
Mesela "âkil adam" pespayeliğinin bir parçası olmadı.
Çocukluk anılarımızı, terör destekçisi isimlerle yarenlik edip paramparça da etmedi.
Aslan gibi geldi, aslan gibi geçti bu dünyadan Cüneyt Arkın.
Dört sene olmuş ölümsüzlüğe uçalı.
Rahmetle, sevgiyle anıyorum.
Mekânı cennet, yoldaşı melekler olsun.💐🇹🇷
Şeyh SAİD ayaklanmasının odak noktalarından biri, Lice'ydi. On binden fazla silahlı aşiret mensubuyla kuşatılmıştı.Devleti temsil eden Lice kaymakamı Asım beyin elinde sadece on kişilik müfreze vardı, bir de kendi beylik tabancası, hepsi buydu, e tabii direnebilmeleri mümkün değildi, rehin alındılar, kaymakam Asım bey, eşi Sehavet hanım ve iki yaşındaki kızları Selma, rehine takasında kullanılmak üzere kaçırıldılar,
Sehavet hanım altı aylık hamileydi, kâh yürüyerek kâh katırlara bindirerek, Lice'yle Hani arasındaki iki bin metre yükseklikteki dağlara götürüldüler, kara kış ortasında kar yağışı altında, tek tük evlerden oluşan metruk mezralarda, zifiri karanlık mağaralarda tutuldular..
İki ay kadar süren Şeyh Said kalkışması nisan ayının başında bastırıldı ama, rehinelerin kurtarılması mayıs ortasını buldu, Mürsel paşa komutasındaki yedinci fırka tarafından sağ salim kurtarıldılar, neredeyse 3.5 ay boyunca silahların gölgesinde, ölüm korkusuyla iç içe, bu berbat şartlarda yaşamışlardı, üç kişi kaçırılmışlardı ama, dört kişi bulundular, aile büyümüştü, çünkü bir mucize gerçekleşmişti, yemeden içmeden kesilerek 38 kiloya düşen, üstelik karnı burnundayken katırdan düşerek yaralanan Sehavet hanım, dağ başındaki kuş uçmaz kervan geçmez mezranın birinde doğum yaptı, sağlıklı bir erkek bebek dünyaya getirdi.
Kaymakam Asım bey, ölümlere inat edercesine doğan oğlunu kucağına aldı, senin adın Gazi olsun dedi, savaştan sağ ve zaferle dönmüş insan manasında, oğluna
"Gazi" adını verdi.
O bebek...
Dünyaca ünlü beyin cerrahı *Ordinaryüs Profesör Dr. Gazi Yaşargil* oldu.
Yüzyılın En İyi Beyin Cerrahı” ünvanına layık görülen, modern beyin cerrahisinin öncüsü Prof. Dr. Gazi Yaşargil, insanlığa adanmış bir ömürle geride çok değerli bir miras bıraktı.
Mikronöroşirürjinin öncüsü, tıbbın duayeni, milletimizin gururu Prof. Dr. Gazi Yaşargil’i (10 Haziran 2025) rahmetle anıyoruz. Bilim dünyasında açtığı çığır, yetiştirdiği binlerce hekim ve insanlığa kattığı değerler ile minnetle hatırlayacağız.
Tutuklu İbb imar müdürü Ramazan Gülten (kaçak yapıları yıktırırken dayak yemişti hatırlarsanız)
Hiç gelirleri yokmuş.
Bir çocuk kitabı yazmış eşi resimlerini çizmiş. Kitabın adı Müjde Kuşu. Kitap 113 TL.