Ülkemiz bir peynir cenneti.
Kuzey Ege ve Balıkesir ise bu konuda bana göre cennetin zirvesi.
Artizanal peynir üretimi yapan Ayvacık’da “Gemedere” ve Edremit’de “İdamera” peynirlerine mutlaka şans verin derim.
Peynir Aşkına kitabının kapağını süsleyen ve öndeki vakumlu peynir Ayvalık “Kirli Hanım” peyniri. Cunda Kesebir mandırasından alındı. Ben çok severim, kahvaltıda yumartalı ya da makarnaların üzerine şahane olur.
İyi bir baget ekmeği bulursam benim için en iyi kahvaltı soğuk bir sandviçdir.
bosna'da selami yurdan, çeçenya'da bülent tuna, halep'te selami aynur, kudüs'te hasan saklanan.. mazlum coğrafyalarda ne zaman ihtiyaç hasıl olsa orada şehitliğe öncü olan bir türk anadolu çocuğu oluyor. hiçbiri için oralara gitmek son çare değildi. hepsinin burda işi gücü düzeni vardı. rahatlarından, mülklerinden geçip gittiler. biz inanıyoruz ki bu topraklarda kıyamete kadar onların hatrına dünya dönecek, çorbamız kaynayacak ocağımız tütecek. srebrenitsa vesilesiyle onları anmış ve hatırlamış olalım.
"selam, eğilmeyip de kırılan yiğitlere zalimlere "dur" diyen isyanımız bir bizim...
"ya Allah" nidasıyla devirdik tiranları,
devlere mezar olan destanımız bir bizim..."
Azerbaycanlı Tarihçi Prof.Dr.Feridun Ağasioğlu: Bakın bu haritaya 3-4.000 yıl önce Anadolu'da kimler vardı?
Türk boylarını anlatıyor...
Anadolu'da hak iddia eden kabileler ise haritada yok. Bu nedenle de bir tane tarihi eserleri yok...
💢Çarşı dili Türkçe ise Türkçe kalır. Çarşıyı kuran, çarşıya hakim olan kültür oraya gelenleri de değiştirir kendine benzetir. Bu, kültür coğrafyasının kuralıdır.
Rudaw muhabiri Van'a gidiyor ve vanlılar çocuklarıyla Kürtçe konuşmadığı için üzülüyor. Neymiş? "Gel oğlum" yerine niye kürtçe "were kurre min" demiyorlarmış buna çok üzülmüş. Van'ı tamamen Kürt sanıyor.
Oysa Van, AQP öncesine dek %50 Türktü. Kalanı da kürtçü değildi. Bugün İskoçya'da İskoç dilini sadece 50 bin kişi konuşur. Nüfusun yüzde biridir bu. Yasak yok, ceza yok ama konuşan yok.
İrlanda'da ise Gaelceyi %3 oranında insan konuşur. Bazı diller sihrini kaybetmiştir çünkü günlük hayata dair pratik türetmeler yapamamışlardır. Örneğin Kürtçe şu cümleyi.
"İki faktörlü doğrulamayı etkinleştir ve bulut yedeklemesini senkronize et"
Diyemezsiniz. Deseniz de pişikiri miştkiri saçma sapan şeyler çıkıyor ve dili sert sessizler boğuyor. Sert sessizlerle dolu kelimeler genellikle kullanımda geriler. Örneğin bunun sebebi nedir? Demek yerine aslında yanlış olan "bunun nedeni nedir?" Deriz. Alternatif varsa daha yumuşak alternatif kullanılır.
Gerek İskoçça gerek İrlanda dili, gırtlak, damak ve hırıltı isteyen dillerdir ve insanlar böyle hırıltılı dilleri eğer daha yumuşak dili etkin kullanıyorsalar, ikinci dil olarak taşırlar.
Kürtçe de böyledir.
Dağ dilleri hırıltılı boğazdan, gırtlaktan çıkan sessiz harfi bol ve sert entonasyonlu dillerdir. Gürcüce, Çerkes dilleri ve Çeçencr gibi dillerde 70-80 ünsüz ve 2-3 ünlü vardır. Dağ milleti şehre indiğinde kürtler gibi 30-40 senede bilr şehrin dilini almaya eğilimlidir.
Misal Prizren şehri Türklerin yaşadığı şehirdi. Şehre gelen Arnavutlar Türkçe öğrenmek istemeseler bile şehirliyiz demek için Türkçe öğrenirlerdi. Hâlâ Prizren şehri Türkçe konuşur. Prizrenli şehirli Arnavutlar bile.
Bu, coğrafyanın ku-ra-lı-dır!
Onunla harp edilmez, mücadele edilmez!
Kurallarla beraber yaşanır.
Erbil şehrinin egemeni kürtlerdir Erbil çarşısında Kürtçe konuşulur. Van'da ise egemen dil, egemen kültürün dili olan Türkçedir.
Glasgow İskoçya'nın başkenti ama ingilizce konuşulur. Çünkü İngiliz kültürü İskoçya'da bin yıla yakın süredir egemen kültürdür. Kültürel olarak da siyasi olarak da egemendir. İskoçya'da İskoçça serbesttir ama konuşulması pratik değildir. Çünkü halkın hepsi bu dili bilmez.
Çarşı, ekonomi temelli işleyen kültürdür ve ideolojik işlemez. Çarşıda bilenle bilmeyenle inadına kürtçe konuşayım dersen iş yapamazsın. Egemen dil, çarşıda daima kazandırır.
Şehir dili bir nehir gibidir içine giren bütün kolları kendi akışına katar. Küçük bir dere, ne kadar eski olursa olsun, büyük nehrin içine girdiğinde akışın yönünü değiştiremez. İskoçça da kültürel değeri olan bir dil olarak yaşamaya devam ederken, şehir ekonomisinin ana damarı İngilizce üzerinden akar.
Çarşı ise ideolojik değil, ekonomik bir alandır. Çarşıda satıcı müşterisinin kimliğine değil, anlaşabileceği dile bakar. Bir esnaf, karşısındaki insanın malını almasını, pazarlık yapmasını, güven kurmasını ister. Eğer bir tüccar
Biri "Ben herkesle sadece kendi dilimde konuşurum" diye ısrar ederse, aslında kendisini pazarın dışına iter. çarşının kuralı açık ve net
Kurallarıma uy ve kazan. Tarih boyunca liman şehirlerinde, kervan şehirlerinde ticaret merkezlerinde ve büyük pazarlarda egemen dil en çok konuşulan değil, en çok iş gören dil olmuş. Çarşı okul gibidir insanlara hangi dili öğreneceklerini ideoloji değil, ihtiyaç öğretir.
Bu yüzden şehirlerde ortak dil, çoğu kez siyasi tercihlerden bağımsız ekonomik zorunluluklarla oluşur. Ev dili insanın kimliğini taşır, şehir dili ise insanın hareket alanını genişletir. Bir insan iki dili de bilebilir ama şehir hayatında herkesin anlayacağı ortak dili kullanmak, kapısı açık bir dükkân gibidir. Sadece kendi anahtarına uygun kilit yapan dükkân ise müşterisini azaltır. Tarihte birçok kavim, şehirleşme ve ekonomik hayata katılım sürecinde bu nedenle şehir diline yönelmiş. Çünkü şehirde dil yalnızca iletişim değil aynı zamanda sermayedir de
Şöyle işler yapanlar var, güzel işler, emek verilen, ortaya bir hafıza çıkartan işler. Bize de tebrik etmek, beğenip paylaşmak düşer. Artması dileğiyle.
Sümerler 4650 yıl önce Laikliğe ve Sosyalizme geçmiş ve bugün bile sırrı çözülemeyen üstün bir uygarlık kurmuşlardı. Biz bugün hala laikliği kötüleyip tarikatlara fon akıtıp, liberalizmi övüyoruz!
Tabi sömürüleceksin! Hemde iliklerine kadar. Tabi ki emekli sürünecek, düşünecek!!
Türkler Anadolu'ya ilk kez 1071'de geldi diyen tarih tezi çöptür..
Anabis'in "Onbinlerin Dönüşü" kitabı İskitlerin Çoruh vadisi boyunca yaşadıklarını yazıyor(İ.Ö.4.yy)
Ve yine; İncil, İS.50-65 yıllarında Denizli'den Izmir'e Batı Anadolu'da da kadar İskitlerin yaşadığı yazıyor.
İstiklal Harbinin hemen evvelinde, İzmir işgalinin Müslüman Türk’ün böğrüne bir hançer gibi saplandığı kara günlerde, Anadolu’nun ilk Cihad Fetvasını yayınlayan, minberde vaiz, at üstünde milis olan büyük Mücahid Denizli Müftümüz Müftü Ahmed Hulusi Efendi için yazılan bu roman çok ama çok kıymetli.
Eline, yüreğine sağlık İsmail Abi
@ismailbayazit
@jurnalhabertr Allah bu Melahat denen kadının ibretlik olarak bu dünyadayken belasını versin, yaşattıklarının bin mislini yaşamadan ölmesin inşaAllah, amin.
Kore Savaşı dönemine ait bu popüler fotoğraf hakkında verilen yanlış bilgileri (yer, zaman ve kişi yanlışları) daha önce düzeltmiş ve doğrusunu yazmıştım. Bu kez de olayın meydana geliş şekli üzerine yapılan hatalı bilgilendirmeleri yine arşiv belgesini paylaşarak düzelteyim: ⬇️
Bu değerli yazıya şu tarihsel çerçeve de eklenmeli:
Mora’da yaşananlar yalnızca “isyan sırasında karşılıklı çatışma kayıpları” olarak anlatılamaz.
1821-1830 arasında Mora’daki Türk ve Müslüman nüfus sistematik biçimde tasfiye edildi.
Belgeli şehir ve kırsal katliam kayıtları bile yaklaşık 50.000’in çok üzerinde sivil kaybı gösteriyor.
Sadece Tripoliçe’de, Ekim 1821’de 32.000 ila 40.000 Türk sivilin öldürüldüğü aktarılıyor.
Navarin’de Ağustos 1821’de 2.000-3.000 kişi, Kalavrita’da Nisan 1821’de 1.000-3.000 kişi, Argos ve çevresinde yine Nisan 1821’de 500-1.500 kişi, Anabolu’da Ocak 1823’te 5.100-7.500 kişi hayatını kaybetti.
Bunlara Benefşe, Vostice, Gördüs, Atina kuşatması ve kırsal bölgelerdeki katliamlar da eklendiğinde, belgeli alt toplam 48.000-75.000 aralığına çıkıyor.
Fakat asıl mesele yalnızca belgelenmiş katliam sayısı değildir.
Asıl mesele demografik sonuçtur.
1821 öncesinde Mora’da var olan Türk/Müslüman nüfus, 1830’lara gelindiğinde neredeyse tamamen ortadan kalkmıştır.
Yazıda verilen modele göre gerçek demografik çöküş 200.000-350.000 kişi aralığında gözükmektedir.
Hayatta kalıp muhacir olarak kayda geçebilenlerin sayısı ise 10.000’i aşmamaktadır.
Bu tablo, modern Yunanistan’ın kuruluş sürecinin yalnızca bir “bağımsızlık savaşı” olarak anlatılamayacağını gösterir.
Bu süreç aynı zamanda Mora’daki Türk varlığın ortadan kaldırılması sürecidir.
Bu yüzden soru sadece “kaç kişi öldü?” değildir.
Asıl soru şudur: Modern Yunan ulus-devleti, Mora’daki Türk nüfusun yok oluşu olmadan aynı biçimde kurulabilir miydi?
Bu soru dürüstçe sorulmadıkça, Balkan tarih yazımı eksik kalmaya devam edecektir.
📚 TBMM'de verilen önemli teklifler ve sahipleri
▪️İsmet İnönü
İstiklal Marşı
Mustafa Kemal'e Mareşallik verilmesi
Ankara'nın başkent olması
Cumhuriyet'in ilanı
Kadına seçme seçilme hakkı verilmesi
▪️Rıza Nur
Başkomutanlık
Saltanatın kaldırılması
▪️Fevzi Çakmak
Mustafa Kemal'e Mareşallik verilmesi
▪️Şeyh Saffet
Halifeliğin kaldırılması
▪️Vasıf Çınar
Tevhidi Tedrisat
▪️Rauf Orbay
Hakimiyet Bayramı
Tarihleri kupalardan çok davalarla dolu.
•Bir başkanı şikeden içeride yattı. (Aziz Yıldırım)
•Diğer başkanı yasa dışı bahse teşvikten hapis cezası aldı. (Sadettin Saran)
•Eski yöneticileri yaralamadan hapis cezası alır. (Hulusi Belgü)
Kulüp binası mı işletiyorsunuz, cezaevi koğuşu mu belli değil!
Utanmadan her fırsatta "temiz futbol" algısı yaparlar. Türk futbolunun en büyük beka sorunusunuz. We are cleean aynen.