İnsanlar seni reddetmez.
Senin onlardan beklediğin şeyi reddeder.
İnsanlar seni hayal kırıklığına uğratamaz.
Senin onlara atfettiğin anlam seni hayal kırıklığına uğratır.
Hiçbir şey beklemeyen insanı kimse incitemez çünkü incitecek bir kanca yoktur.
Beklenti, karşındakine senin ��stünde bir düğme verir.
Onaylanmayı beklersin, o düğmeye basar.
Sevilmeyi beklersin, oraya basar.
Beklentini geri çek, eli boşa düşer.
İnsanlardan bir şey beklemeyi bıraktığın gün, kimse seni yönetemez.
Kimse seni hayal kırıklığına uğratamaz.
Çünkü artık verecek bir kontrolün kalmamıştır.
Tek beklentin kendinden olsun.
Tembelliğin seninle alakalı bir durum.
Yeterince derin bir şeye bağlı değilsin.
Zorunluluk hissetmiyorsun, mecburiyet hissetmiyorsun.
Şeytanı ensende hissetmiyorsun.
Potansiyelinin altında ölebileceğin gerçeği, seni ürkütmüyor ve sana enerji vermiyor.
Umursamıyorsun bile.
Her gün yataktan kalktığında, nasıl hissettiğini umursamadan, günlük yapman gereken görevleri yerine getirmelisin.
Bundan bir kaç yıl sonra gelecek sen, şimdiki sana, disiplinini ve sürece olan inancını kaybetmediğin için teşekkür edecek.
Nasıl hissettiğini umursamadan yapması gerekenleri yapan insanı hayatta kimse durduramaz.
@enkijust “Kendini kurban ilan eden adam, kurtarıcısını da öldürmüştür. Çünkü tek kurtarıcısı kendisiydi.” Şu sözler beyine çok şimşek çaktırır. O şimşek ya bir kurtarıcı ışık olur yada hayatını mahveden bir yıkım. Çünkü o şimşek çakıldığında bir daha asla geri dönüş olmaz.
Başarılı olmak istiyorsanız başarının tek seçenek olduğu bir ortam yaratmalısınız.
Alfabenin harflerine göre bir liste yaparsanız asla mecburiyet hissetmezsiniz.
Fakat mecbur olursanız, disiplin dopamine dönüşür ve artık yapacağınız işleri zevkle yapmaya başlarsınız.
Termos garip bir şey: içine sıcak çay koyarsın, saatlerce sıcak kalır.
Soğuk su koyarsın, saatlerce soğuk kalır.
Termos nasıl "biliyor" ne yapacağını? Bilmiyor.
Termos tek bir şey yapar: dış dünyayı içeri sokmaz. Yalıtır.
İçeride ne varsa, onu korur.
Dışarısı ne kadar değişirse değişsin, içerinin sıcaklığını dış hava belirlemez.
Şimdi kendine bak.
Senin iç sıcaklığını ne belirliyor?
Sabah keyfin yerindeydi biri ters bir laf etti, moralin mi bozuldu?.
Planın vardı birinin olumsuzluğu seni vaz mı geçirdi?
Mutluydun sosyal medyada bir şey gördün, seni etkiledi mi?
Eğer cevabın evet ise sen termos değilsin.
Sen açık bardaksın.
Dışarısı neyse, içerin o oluyor.
Çevre soğuksa soğuyorsun, ortam zehirliyse zehirleniyorsun.
Güçlü insan, duygusunu dış dünyaya kiraya vermez.
İçindeki sıcaklığı kendi belirler, dışarısı değil.
Yalıtımını zihinsel olarak kur.
Dünyanın havası seni değiştirmesin sen kendi sıcaklığını koru.
Duygusal tutarlılık başarınızı garantileyecek en kestirme yoldur.
Plaseboyu duydun: sahte hap, ama hasta "iyileşeceğim" diye inanıyor gerçekten iyileşiyor.
Ama bir de tersi var. Adı: Nocebo.
Bir deneyde hastalara zararsız şeker hapı verildi.
Ama "bu hapın yan etkisi mide bulantısı" dendi.
Hastaların %80'i gerçekten mide bulantısı yaşadı.
Şeker hapından.
Çünkü inandılar.
Şimdi kendine bak.
Her sabah kendine ne diyorsun?
"Bugün de berbat geçecek."
"Ben zaten başaramam."
"Benim şansım yok."
Bunlar senin nocebo'n.
Kendine her gün lanet okuyorsun.
Sonra lanet gerçek oluyor.
Beyin söylediğine inanıyor ve yapıyor.
Lanet okumayı bırak.
Dua etmeye başla.
Unutma, şikayetler şeytana edilen dualardır.
Şükür et ve olumlu ol.
Kendi gücünü hafife alma.
Bir insan asla çok fazla düşünmemelidir.
Hele negatifteyse asla negatif düşünce döngüsüne girmemelidir.
İnsan kendini düşünceleriyle hasta edebilir.
Rumination gevişe alma.
Beyin aynı kötü düşünceyi öğütüp duruyor.
Sonuç? kronik kortizol, çökmüş bağışıklık.
İbn-i Sina 1000 yıl önce söyledi;
"Vehim hastalıktır, azim şifadır."
Çünkü düşünceler duygu üretir.
Ve negatif düşüncelerden üretilen duygular seni tekrardan o döngüye sokar.
Hayat neden-sonuç, etki-tepki üzerine kuruludur.
Sen bir şeyi kafanda düşündükçe "kötü hissettikçe" daha kötü hissetmeye başlarsın.
Bilişsel terapinin temel döngüsü:
Düşünce → Duygu → Düşünce.
Negatif düşünce, negatif duyguyu besler.
Duygu, düşünceyi besler. Bir girdap.
Çıkmazsan dibe çeker.
Dikkat yasası diye bir yasa var.
Neye dikkatini verirsen onu büyütürsün.
Ona uygun şeyleri görür, yaşarsın.
Tıpkı algoritmanın bizi dinlediği gibi hayat da bizi dinler.
"Evren zihinseldir."
Sen neye odaklanırsan gerçeklik o yöne akar.
O yüzden yapman gereken:
Negatif döngünü fark et. Ve negatifi pozitifle değiştir.
Pozitif düşünmeyi alışkanlık haline getir.
Ve yüksek frekanslı duygularla yaşa.
Hayat kafanda yaşanıp bitiyor.
Düşüncelerin bir frekans yayıyor.
Frekansın bir titreşim yayıyor.
Titreşimlerin bir enerji oluşturuyor.
Beynin elektromanyetik dalga yayıyor EEG ile bu ölçülebiliyor.
Zihnin hali, dışarıya fiziksel olarak taşıyor.
İçindeki dışarı sızıyor.
Bu döngüyü iyi anla. Farkına var.
Unutma:
Düşüncelerin → duygu oluşturur.
Duyguların → eylem oluşturur.
Başarılı insanların düşünceleri ve duyguları kendine hizmet eder.
Kendinin efendisi ol.
Kendini ve dünyanın işleyişini çözersen hayat daha kolay olur.
Farkındalıkla yaşa.
Bilgi gerçek güçtür.
Günde 10 saat çalışıyorum diyorsun ama banka hesabın hala ekside.
Yılda onlarca kitap bitirdim diye övünüyorsun ama zihniyetin hala pısırık.
Haftada 5 gün spora gidiyorsun ama aynadaki duruşun hala enerjisiz ve özgüvensiz.
buna "Goodhart Yasası" denir.
İnsan psikolojisi ve sistem mekanizması böyledir.
Ekonomist Charles Goodhart der ki: "Bir gösterge veya ölçü, hedef haline geldiği an, iyi bir ölçü olmaktan çıkar."
Sovyetler Birliği döneminde bir çivi fabrikası vardı.
Hükümet fabrikaya çok net bir hedef koydu: "Bu ay şu kadar adet çivi üreteceksiniz."
İşçiler ne yaptı?
Sırf sayıyı tutturmak ve cezadan kaçmak için milyonlarca mikro, hiçbir inşaatta kullanılamayacak kadar küçük ve kırılgan çivi ürettiler.
Sayı hedefi tuttu ama çiviler çöp oldu.
Hükümet hatayı anlayıp hedefi değiştirdi: "Bu ay şu kadar ton çivi üreteceksiniz."
İşçiler bu sefer ne yaptı?
Tek bir tane devasa, tonlarca ağırlıkta, hiçbir işe yaramayan dev bir demir blok döküp bıraktılar.
Ağırlık hedefi de tuttu ama ortada yine işlevsel tek bir çivi bile yoktu.
Yani ne diyorum?
Sen de kendi hayatında her gün bu Sovyet fabrikası gibi çalışıyorsun.
Gelişmeyi değil, "gelişiyormuş gibi görünmeyi" hedef yapıyorsun.
Masada 8 saat oturmayı "çalışmak" sanıyorsun; oysa o 8 saatin 7 saati boş ekrana bakmak, telefon kurcalamak ve sosyal medyada gezinmekle geçiyor.
Günün sonunda "Bugün çok çalıştım" diyerek vicdanını rahatlatıyorsun.
Zaman skoru tamam ama verim sıfır.
Kitap okumayı "sayfa çevirmek" sanıyorsun; sırf o kitabı bitirdim demek için satırları gözünle hızlıca tarıyor, içindeki o bükülmez bilgiyi hayatına entegre etmeden kapağı kapatıyorsun.
Bitirilen kitap sayısı tamam ama zihin hala bomboş.
Sosyal medyadaki takipçi sayısını, aldığın beğenileri "güç" sanıyorsun; oysa arkanda sana sadık, senin vizyonunla hareket edecek tek bir nitelikli insan bile yok.
İllüzyon tamam ama gerçek nüfuz sıfır.
Seni bitiren şey efor sarf etmemen değil; beynini sahte skorbordlarla, ucuz göstergelerle kandırmandır.
Süreye, sayıya, ambalaja odaklanmayı bırak.
Ölçüyü hedef haline getirme.
Önemli olan masada kaç saat oturduğun değil, o masadan kalktığında cebine ve zihnine ne koyduğundur.
Kaç kitap okuduğun değil, hangi cümleyi hayatına bir yasa olarak kazıdığındır.
Sahte ve kırılgan çiviler üretmekten vazgeç.
Tek bir tane sağlam çivi üret ama onu tam hedefe çak.
Kendi kendini kandırma.
Aciliyet duygunuzu geliştirin.
Hayatta her zaman hızlı olanlar kazanır.
Hayat, oturup düşünenlerin değil bizzat eyleme geçenlerin ve yaptığı eylemlerle hayatın tadını çıkaranlarındır.
Yaşamak için neyi bekliyorsunuz?
Yaşamak için ölümün kesinliğini hissedene kadar bekleyen insan, çalışmak için sınavın yaklaştığını hissedene kadar bekleyen bir öğrenciye benzer.
Aciliyet olmadığında hayat cehalet yüzünden boşa gider.
Aciliyet duygusu, sakinlikten uzak değildir.
Ne yapacağını bilen insan hem hızlıdır hem sakindir.
Telaşlı olanın bir planı yoktur.
Hiç kimsenin sözüne gerçekten ihtiyacın yok.
Sana lazım olan tek söz kendi sözündür.
Kendine söz ver.
Sözünü tut.
Bu özgüvenin tek formülü.
Diğer her şey süs.
"Yapacağım" dediği şeyi yapan insan her zaman özgüvenlidir.
Neden?
Çünkü hem sözünün eri hem iş bitirici.
"Yorgunum" diyorsun.
Yorgun değilsin.
Anlamsızsın.
İnsana enerji veren midesi değil duygularıdır.
İnsan anlamla yaşarsa günde 16 saat çalışır, yorulmaz.
İnsan anlamsız yaşarsa 2 saat çalışır, çöker.
Yorgunluk bedende değil.
Ruhta ve zihinde.
Başarılı olmak veya para kazanmak, ideal davranışlarınızın doğal bir sonucu olmalıdır, ana hedefiniz değil.
Olmak istediğin gibi davran; kısa zamanda davrandığın gibi olacaksın.
Bir günde gerçekleşmeyecek, ama ısrarla peşinden gidersen, bir gün gerçekleşecek.
Kötü günler, iyi günlerden daha önemlidir.
Eğer kötü bir günde bile yapmanız gerekenleri yapabiliyorsanız, durdurulamaz olursunuz.
En büyük zafer, en kötüsünü bile atlatabileceğini kendine kanıtlamaktır.
Senin için çalışacak kimse yoksa erkenden kalk doğruca işe koyul, gün ağarırken uyursan zamandan fazlasını kaybedersin; sabahçı için servet kısmen elde edilmiştir.
Dar bir alana, keskin bir iş yapış biçimine odaklanmak, öylesine bir strateji değildir. Küçükken işe yarayan tek stratejidir.
Diğer her şey büyük gibi davranmaktır. Ve kimse büyük gibi davranarak büyüklerle mücadele edemez.