Ahbap'a bağış yapmadınız tamam, belli ki Afad Kızılay İhh'ya da yapmadınız. E siz nereye bağış yaptınız da onu depremzedelerin burnundan getirdiniz bre utanmazlar?
Bu ablamızın “vatan, namus, şeref” derken ne kastettiğini bazıları anlayamaz. Anadolu’nun çok derinlerinde saklı bir hafızadır bu. Ekonomik sıkıntılara rağmen bu topraklarda var olmanın bilincine sahip bu abla. Birileri kalkıp “soğan kaç para?” diyerek aklınca laf sokacak. Batılı kafalarının asla basmadığı bir bağımsızlık duygusudur bu.
Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 52. yıl dönümünde; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Barış ve Özgürlük Bayramı’nı en içten dileklerimizle kutluyor, aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnet ve saygıyla anıyoruz.
#KıbrısBarışHarekatı
Dün Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezuniyet töreninde yaşananlar, bize “özgürlük” dediğimiz şeyin sınırlarını yeniden konuşmak zorunda olduğumuzu bir kez daha hatırlattı.
Siyasi içerikli pankartlar ifade özgürlüğünün doğal bir parçası olarak kabul edilirken, Kur’an-ı Kerim’den “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” (Hud Suresi, 112. ayet) ifadesini taşıyan bir pankartın fiziksel müdahaleyle engellenmeye çalışılması, ardından da görünürlüğünün kapatılması, o ayetin kamusal alanda görünür olmasından duyulan rahatsızlığın açık bir ifadesidir.
Daha birkaç hafta önce, Deniz Göktaş’ın Kur’an-ı Kerim’e yönelik saygı sınırlarını zorlayan ifadeleri günlerce “mizah, sanat özgürlüğü ve ifade hürriyeti” adına savunuldu. Bugün ise aynı çevrelerin, bir ayetin yer aldığı pankarta dahi tahammül edememesi, meselelerinin “özgürlük” değil; “kimin konuştuğu” olduğunun en açık göstergesidir.
Bu tablo ne yazık ki yeni değil. Geçtiğimiz yıl kampüsteki mescit tartışmaları da aynı yaklaşımın farklı bir tezahürüydü. İnanç özgürlüğü taleplerinin sürekli ötelenmesi, dini kimliğin kamusal alanda görünürlüğünün bir “sorun” olarak görülmesi ve bugün bir ayetin perdeletilmeye çalışılması aynı kültürel hiyerarşinin parçalarıdır.
Yeditepe Üniversitesi’nin son yıllarda farklı vesilelerle ortaya koyduğu kurumsal refleks de bu tartışmalardan bağımsız değildir. Bir dönem başörtülü öğrencilerin eğitim hakkını tartışma konusu haline getiren anlayışın gölgesi, aradan geçen yıllara rağmen farklı biçimlerde varlığını sürdürüyorsa, burada bireysel hatalardan değil, kurumsallaşmış bir zihniyetten söz etmek gerekir.
Türkiye, başörtüsü yasaklarını, ikna odalarını ve inanç üzerinden kurulan vesayet düzenini büyük mücadelelerle geride bıraktı. Fakat görüyoruz ki bazı çevreler, vesayeti terk etmek yerine yalnızca aktörlerini değiştirmiş durumda. Dün başörtüsünü kamusal alandan dışlamak isteyen anlayış, bugün bir ayeti kamusal alandan perdelemeye çalışıyor.
Mesele bir pankart değildir. Mesele, bu ülkenin asli kültürel kodlarına duyulan tahammülsüzlüktür.
Gerçek çoğulculuk, siyasi sloganlara alkış tutarken kutsal değerlere sansür uygulamak değildir. Bir ayetin görünürlüğünden rahatsızlık duyan bir özgürlük anlayışı, özgürlük değil, yeni bir tahakküm üretir. Eğer bir ayet, bir hukuk fakültesi mezuniyetinde perdelemeye çalışılacak kadar “tehdit” olarak görülüyorsa, üzerinde konuşmamız gereken mesele özgürlük anlayışımızdır.
Bu topraklar, tarihte bıraktığı seküler kültürel tahakkümün yeni versiyonlarına müsaade etmez.
DİKAKT; Deniz Göktaş, sıradan bir espri değil; Kuran, Din ile dalga geçmiş ve haliyle Allah ile de dalga geçmiştir ( haşa)
Lütfen şirke varan konuşmayı normalleştirmeyelim.
Konu bu kadar basit değil.
Çok güzel hareketler de Rahip esprisi için özür dilenip yayın kaldırıldı.
Konu islam dini olunca neden espri diye bakışıyor.
"İnsanlar mizah ve şaka yapabilirler. Fakat bazı konular vardır ki onlar asla şakaya gelmez. Orada ciddî olmak insanlık borcudur. Bayrakla alay edemezsin. Millî tarihle eğlenemezsin. Kuran'ı mizah konusu yapamazsın. Bunlar millî mukaddesattandır."
- Hüseyin Nihâl Atsız