Ece Hanım’ın Berlin’de yaşamasına benzer şekilde İnce Memed de tamamen Avrupalı bakışıyla yazılmış bir romandır.
Yaşar Kemal’in bütün edebî gücüne ve şiir yüklü diliyle modern bir destan atmosferi oluşturma hususundaki fevkalade kabiliyetine rağmen İnce Memed, Marx’ın Ortaçağ Avrupası’nın toprak özel mülkiyetine dayanan sınıflı yapısı üzerine yaptığı analizlerin bir analoji olarak Türk toplumuna tatbikiyle kurgulanmış bir metindir.
Halbuki Anadolu’da gözlenen eşkıyalık hadisesi, zenginden alıp fakire veren bir Robin Hood idealizasyonunu daha baştan boşa çıkaran, tamamıyla Asya tipi üretim tarzı üzerinden okunabilecek bir mes’eledir. Bu coğrafyada hiçbir zaman aristokrasi var olmamıştır.
Bizde eşkıyanın ne menem bir şey olduğunu merak edenler, “Rahmet Yolları Kesti”yi okuyabilirler. Fakat maalesef Kemal Tahir’in bu romanı Türkiye içinde ve dışında hiçbir zaman İnce Memed’in tanınmışlığına kavuşamamıştır. Bu ülkede yazar olarak parlamanız ve Avrupa’dan destek görmeniz için Türkiye’nin mes’elelerine bu ülkenin dışından bakmanız gerekiyor çünkü.
Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi mezuniyet töreninde öğrencilerin yalnızca Boğaziçi'nin gerçek hocalarıyla tokalaştığı, kayyum tarafından atanan "paraşüt" isimlerle ise tokalaşmadığı görüldü.
“Bu, beni son kez göreceğin zaman… Beni buraya öldürmek için getirdiler. Buradan canlı çıkacağımı düşünmüyorum. Bu son.”
Dr Hüsam avukatıyla son görüşmesinde bu sözleri söylemiş. Avukatı açıklama yaptı, doktorun vücudunda tâze yaralar ve morluklar olduğunu belirtti, acil yardım talep etti. Doktor için “belki de” son çağrı.
#FreeDrHusamEbuSafiya
Bütün başıboşları tutmak için yeteri kadar barınak ve kapasite yok. Defalarca yazdım.
Kendine kafalarından bir çözüm bulmuşlar: Ormanların bir kısmını barınak ilan etmek.
HAYIR. Bu çok yanlış. Zararlı bir hayvanı illa sağ tutmak için ormanların florası ve yaban hayvanı ekolojisi tehlikeye atılamaz.
Buna karşı çıkmak gerekiyor.
Buna engel olmak gerekiyor.
Gece geç yatmak; hem dini vecibelerin hem de dünya işlerinin aksamasına yol açan bir gündüz tembelliğine neden olur.
- Sahihu Müslim bi-Şerhil-İmam En-Nevevi
الشهيد القسامي الساجد "أسامة مخيمر" الذي نعاه إمام مسجد رسول الله في المدينة المنورة .
إمام ومنشد إسلامي، استشهد خلال معارك طوفان الأقصى، بعد تنفيذ احدى العمليات ضد قوات العدو لاحقته طائرة اسرائيلية مسيرة
Kassam Tugayları, amcamın oğlu şehit Muhammed Fâiz Asalya’ya ait bir videoyu yayınladı. Muhammed, Cebaliye kentinde Siyonist İsrail araçlarına karşı mücadele ederken şehit düştü. Ayrıca Muhammed’in dört kardeşi de bu savaşta, “Aksa Tufanı” sırasında Siyonist İsrail güçleriyle yaşanan çatışmalarda şehit oldular.
Biz ise ahdimize bağlı kalarak yolumuza devam ediyor, zafer ya da şehadet gelene kadar mücadeleyi sürdürüyoruz.
Bu video içeriğiyle ilgili iki hayalim var;
1. İki kızımla beraber
@mustafaciftcitr
bey gibi hafız olmak.
2. Emevi Camiinde namaz kılıp Kur'an okumak.
(İnşallah hayırla kolaylıkla nasip olur)
One of the best Sunday activities for the whole family is visiting a historic mosque with a large garden. We chose the Fatih Mosque. When prayer time arrived we performed our prayers with the congregation and spent the rest of the time in the courtyard. The mosque's garden was filled with children riding bicycles and scooters or playing ball and with peaceful people chatting over tea and coffee.
Istanbul mosques are the best. I walked into a big one and immediately saw kids playing hide and seek, some dude sleeping, another guy praying and another guy doing push ups while his friends watched.
İbn Haldun şöyle der: "Mağlup olan toplumlar, galip olan toplumların
- Kıyafet,
- Yaşayış tarzı,
- İnanç,
- Örf ve âdetlerinde
- Ve bütün diğer hâllerinde taklit etmeye daima meyillidir.
Bunun sebebi şudur: İnsan nefsi, kendisine boyun eğdiği kimsenin üstün ve mükemmel olduğuna inanır. Bu ya gerçekten onu üstün gördüğü içindir ya da mağlubiyetinin tabiî bir üstünlükten değil, galibin kemalinden kaynaklandığını zannettiği içindir.
Bu kanaat yerleşince, galibin bütün davranışlarını benimser ve ona benzemeye çalışır. İşte taklit budur.
Hatta bazen galibin üstünlüğünün güç ve asabiyetten değil, sadece âdet ve yaşayış tarzından kaynaklandığını sanır; bu yüzden de onu bu konularda da taklit eder.
Bu sebeple mağlup olanların; elbiselerinde, bineklerinde, silahlarında, bunları kullanış şekillerinde ve hatta hayatlarının diğer bütün yönlerinde galibe benzemeye çalıştığını görürsün.
Çocukların babalarını sürekli taklit etmeleri de böyledir. Çünkü onlar babalarının mükemmel olduğuna inanırlar.
Her memlekette halkın çoğunluğunun, kendilerine hâkim olan devletin askerî kıyafetini ve yaşayış tarzını benimsemeleri de bundandır. Çünkü galip olan onlardır.
Hatta bir ümmet, komşu bir ümmetin hâkimiyeti altına girerse, onlara benzemesi ve onları taklit etmesi büyük ölçüde yaygınlaşır.
Nitekim bu devirde Endülüs'te Hristiyan komşularıyla yaşanan durum böyledir. Müslümanların birçoğunun onların kıyafetlerini, alametlerini, âdetlerini ve yaşayışlarını, hatta evlerini ve binalarını bile onlara benzetmeye çalıştıklarını görürsün. Basiret sahibi kimse bunda istilânın (İşgal) belirtilerini fark eder.
||el-Mukaddime||
➕ Gazze’ye yardımların engellenmesinin başrolünde Mısırlı bir iş adamı var.
▪️ İbrahim el-Arcani. Kendisi Mısır yönetiminin en yakın müttefiklerinden biri ve Sina Kabileler Birliği’nin başkanı. Ancak asıl gücü, bölgedeki lojistiği tekeline alan şirketleri: Sina’nın Oğulları ve Golden Eagle.
▪️ Gazze’ye mal götürmek isteyen tüccarlar, El-Arcani’nin şirketine önce 1 milyon dolara varan bir "güvence bedeli" yatırmak zorunda. Kamyon başına 100 bin dolar ödendikten sonra El-Arcani’ye bağlı silahlı milislerin kontrolünde de sorun yaşamamalı.
▪️ Aranan kamyonlarda tıbbi malzeme, ilaçlar, cep telefonu ve sigara bulunması halinde tüm yüke ve araca el koyulup 70 bin dolar ceza kesiliyor.
▪️ Savaştan dolayı Gazze’den çıkmak isteyenler de el-Arcani’nin ağına düşüyor.
"Ne zaman öğrencilere ders veriyor olsak, mutlaka bir Türk gelip öğrencilere ikramda bulunuyor.
Bazen dondurma, bazen çikolata, bazen de başka bir şey getiriyor.
Ya da bizi övüp öğrencileri teşvik ediyor, sonra da ayrılıyor."
Camiilerde çocuklara Kur'an öğreten Suriyeli genç anlatıyor.
“Bizim mazlumlara karşı mesuliyetimiz vardır. Bakınız Gazze'de bir arabada yakınlarının cesetleri arasında sıkışmış halde ambulans bekleyen, bu sırada sağlık çalışanıyla birlikte dua eden Kur'an okuyan Hind Recep yavrumuzu kasten öldürdüler. Annesinin emzirdiği bebeği nişan alarak kasten öldürdüler. Parklarda, okullarda, hastanelerde, kuvözlerde masum yavruları kasten öldürdüler. Dünyayı daha tanımadan daha ne olup bittiğini anlamadan binlerce bebeği, ağzı süt kokan binlerce sabiyi şehit ettiler. Bu soykırımın hesabı hiç şüphe yok ki sorulacak, sorulacak, sorulacak. Bunu ihmal edemeyiz. Bu soykırımın hesabını Allah izin verirse işte bu kadro soracak”
Bu silah, yıllarca süren Siyonist abluka altında geliştirilmesine rağmen Siyonistleri şaşkına çevirdi. Bu başarı, Gazze'nin evlatlarının ve ona samimiyetle destek veren herkesin emeğinin ürünüdür; her şeyden önce ve sonra ise Allah'ın Gazze'ye olan lütfudur.
Bu, insana samimi ve kararlı olanlar karşısında imkânsız diye bir şey olmadığını derinden hissettiren bir eserdir.
Görüntülerde, 7 Ekim'den önce İHA'nın test ve geliştirme süreçleri, daha sonra şehit olan bazı isimlerin de katılımıyla yer almaktadır.
🎥📍 Gazze
"Ne ödemelerimi yapabileceğim kredi kartım çalışıyor ne havale yapabiliyorum; sağlık sigortam iptal edildi, otellere rezervasyon yapamıyorum. Kendimi Pablo Escobar gibi hissediyorum. Bunların hepsi, 'Gazze'de İsrail soykırım yapıyor' dediğim için."
— Francesca Albanese, BM Özel Raportörü