Tecavüzcü pedofil Ayhan Şengüler’i unuttuk sanmayın. Mescitte tecavüz ettiği kızla evlendi, kız çocuğu oldu, ona da tecavüz etti Karısı 2023ten beri adalet aradı, ama bulamadı. Şimdi anne ve kızı öldü. Ve bu tecavüzcü pedofil 13 Ekim mahkeme gününü evinde bekliyor. Türkiye, hukuk
Kanser tarama testi pozitif çıkan iş arkadaşıma endoskopi kolonoskopi randevusu 25 KASIM’A verildi. Hem erken teşhis hayat kurtarır diyorsunuz hem de bakın tedavi değil sadece tanı için istenen bir tetkiki bile 3 ay sonraya veriyorsunuz. Bu kadın ölsün mü?!? @saglikbakanligi
Eren Bey, yazdıklarınızı dikkatle okudum. Ancak verdiğiniz cevap, benim eleştirimin esasına değil, eleştiriyi hangi yöntemle yaptığım üzerine kurulu.
“Gelip yüzümüze sorsaydın” diyorsunuz. Elbette yüz yüze konuşmaktan kaçınmam; gelir, gözünüzün içine bakarak da aynı soruları sorarım. Fakat bir Alevinin, mensubu olduğu inancın kurumlarını eleştirebilmesi için önce o kurumun yöneticilerinin kapısını çalması gerekmez. Eleştiri hakkı, muhatabından alınacak izne ya da ön görüşmeye bağlı değildir.
Daha önemlisi, “Farklı düşünceden rahatsız olmam, eleştiriden kaçmam; kapımız da yüzümüz de sözümüz de açık” diyorsunuz. O halde çok basit bir sorum var:
Eleştiriden kaçmıyorsanız, Okmeydanı Cemevi’nin kurumsal hesabı beni neden engelledi?
Bence asıl cevaplanması gereken çelişki tam olarak burada.
Benim yazdıklarımın içinde gerçeğe aykırı olduğunu düşündüğünüz somut bir iddia varsa, hangisi olduğunu açıkça söyleyin. Bilmediğim veya yanlış bildiğim bir şey varsa doğrusunu dinlemekten de, gerektiğinde düzeltmekten de çekinmem. Fakat eleştirinin içeriğine cevap vermek yerine “Önce gelip bize sormalıydın” demek, ortaya koyduğum meseleleri kendiliğinden geçersiz kılmıyor.
Üstelik söz konusu yer sizin şahsi alanınız değil, benim de mensubu olduğum inancın Cemevi. Siz orada bugün bir görev ve sorumluluk taşıyor olabilirsiniz; fakat Cemevleri yöneticilerin değil, o yolu süren halkındır. Bu nedenle ben orada misafir değilim ki konuşabilmek için birilerinin müsaadesine ihtiyaç duyayım.
Sosyal medyada engelleyebilirsiniz; fakat bir Aleviyi kendi inancına, kendi Cemevine ve kendi kurumlarını sorgulama hakkına yabancılaştıramazsınız.
Ben yüz yüze konuşmaya da hazırım, kamuya açık biçimde tartışmaya da. Çünkü benim derdim kişilerle değil, yanlış olduğunu düşündüğüm anlayışladır.
Alevilikte yol; makamdan, kişiden ve siyasi aidiyetlerden büyüktür. Kapının açık olması kadar, eleştiriye tahammülün de açık olması gerekir.
Otuz beş yaşındayım. Ne işim gücüm var ne de kendime ait evim. Anne babamla yaşıyorum. Tek çocuğum. Tüm giderlerimi onlar karşılıyor. İkisi de öğretmen emeklisi. Üniversiteyi şehirde okudum. Ailemden hiç ayrılmadım. Onlar sayesinde kolay bir hayat sürdüm. Fark ettiğin üzere kendime bir kimlik inşa etmek için yazarcılık oynuyorum. Utanmayayım diye haftalık harçlığımı elden vermezler. Banka hesabıma yatırırlar. Sabah erkenden kalkıp kahvaltımı hazırlarlar. Tıpkı yirmi sene önceki gibi. Tek sorumluluğum yatağımı toplamak ve bazen de market alışverişi yapmak. Çok iyi insanlardır. Her zaman beni desteklerler. Kitaplarından bir tekini bile okumadıkları kızlarını. Günün birinde büyük bir yazar olacağıma inanıyorlar. Sanki onlar için zaman dondu. Hep aynı günü yaşıyorlar. Belki de bana baktıklarında saç örgülü küçük sevimli kızlarını görüyorlar. Yaşadığım her günden hem büyük bir keyif alıyorum hem de utanç duyuyorum. Temiz, sıcacık, sevgi dolu, güzel yemeklerin piştiği bir evde yaşıyorum. Yanı sıra doğan yeni gün, Günseli, sen zavallı bir asalaksın, diye haykırıyor. Kritik bir sınır vardı, onu aştım. Artık elim kolum bağlı hiçbir şey yapamam. Belki on sene önce harekete geçseydim kendi yaşamımı kurabilirdim. Şimdi onları bırakırsam nankör, acımasız, hayırsız evladım. Bu iş çift taraflı işliyor anlıyor musun? Çift taraflı menfaat söz konusu. Onlar bana bağımlı, ben de onlara. Hem manevi hem de maddi anlamda karşılıklı çıkar ilişkisi söz konusu. Anne babamın bu ilişkiyi sonlandırması imkânsız. Benim de elim kolum bağlı. Onca sene bana bakmalarının karşılığında vefa göstermek zorundayım. Öte yandan çarpık bir yaşamım var, biliyorum. Volkan, Bulut ve Özgür’den, tüm arkadaşlarımdan anne babamla yaşadığımı saklıyorum.
Not: Bunun ne olduğuyla ilgili açıklama ya da başka şey yazmak içimden gelmedi.
Okmeydanı’nı bilen bilir. Burası siyasetin göbeğidir. Burada doğup büyüdüyseniz daha çocuk yaşta memleket meselesi konuşmaya, sorgulamaya, bir siyasi fikir geliştirmeye başlarsınız.
Ben 33 yıllık hayatım boyunca Okmeydanı Cemevi’nin herhangi bir siyasi partinin, belediye başkanının ya da makam sahibinin arka bahçesi gibi kullanıldığına şahit olmadım.
Bizim gördüğümüz dedeler gönüllülük esasıyla cem erkanı yürüttüler. Cenazeye giderken ölen kişinin partisini sormadılar. Kapıdan girenin makamına, mevkiine bakmadılar. Siyaseti cemevinin kapısının dışında tuttular. Yıllarca camilerde siyaset yapılmasını eleştiren bizlerdik; çünkü ibadethanenin görevinin siyasetçiye vitrin olmak değil, halka ve Hakk’a hizmet etmek olduğunu biliyorduk.
Şimdi dönüp bugünkü tabloya bakıyorum, gerçekten trajikomik.
Belediyede boş masa kalmamış olacak ki cemevinde sosyal medya departmanı açılmış gibi! Sürekli bir belediye başkanı, ailesi, parti yöneticileri, CHP’liler, ziyaretler, pozlar, fotoğraflar, paylaşımlar… Dostum, burası cemevi miydi, siyasi PR ofisi miydi?
Bir de işin dedelik makamı var.
Dedelik; belediye başkanına yakın durma, partiye yaranma, makam sahipleriyle fotoğraf yarıştırma makamı değildir. Hele Aleviliğin manevi ağırlığını kişisel nüfuz, makam veya maddi çıkar görüntüsü verecek ilişkilerin aracı haline getirmek hiç değildir. Dedenin görevi siyasetçinin yanında saf tutmak değil, toplumun tamamına eşit mesafede durmaktır.
Bir belediye başkanına veya partiye bu kadar angaje olmuş görüntü verip sonra o kürsüden Alevilik, eşitlik, adalet ve yol anlatınca kusura bakmayın ama insanın aklına ister istemez şu geliyor: Yol mu sürülüyor, yoksa siyasi kariyer ve ilişkiler mi?
Alevilik kimsenin şahsi nüfuz alanı değildir. Cemevi de kimsenin belediye şubesi, parti lokali, sosyal medya ajansı veya siyasi vitrin alanı değildir.
Dün camiye siyaset sokulmasını eleştirip bugün cemevini siyasetin fotoğraf platosuna çevirmeye sessiz kalırsak, eleştirdiğimiz zihniyetten ne farkımız kalır?
Ülkenin her kurumu çürüdü diye bari ibadethanelerimizi bu çürümeye teslim etmeyin.
Dedenin yeri siyasinin kucağı değil, yolun başıdır.
Cemevinin kapısı da makama değil, halka açılır.
DEVRİMCİ CAN
Pir Sultan dilde, belediye gönülde,
Dün devrim peşindeydik, bugün ihale önünde.
Sağa “yandaş” diye sövdük, sola gelince “yoldaş”,
Torpilin de solcusu pek bir devrimciymiş arkadaş.
Dede posta oturmuş, başkan kadraja girmiş,
Cem başlamadan foto çoktan servise verilmiş.
Biz Cemevi sanıyorduk, meğer konsept değişmiş:
Çerağ sönmüş, ring light yanmış; devrim gerçekleşmiş.
Düzeni değiştirecektik, yıllarca onu savunduk,
Sonra baktık bizimkiler gelmiş…
Düzeni değiştirmeye ne gerek var, içine yerleştik kurtulduk.
@DemokratCagdas Komik yaptığı usulsüzlükleri asla konuşmayın birazda bizim insanımız yapsın zihniyetiyle aynı a parti zihniyetini sürdürün adam a partisine geçti diye topa tutun abi konu bu mu ya bu mu inanılmazsınız
Benim dikkat çekmek istediğim konu belli isimlerden çok, ortaya çıkan tablo.
Mutlak Butlan kararından sonra İnan Güney’e yakın isimlerden, özel kaleminde görev yapanlardan ve Beyoğlu Belediyesi’nde onun referansıyla göreve geldiği konuşulan bazı kişilerden peş peşe Özgür Özel’i destekleyen, Kemal Kılıçdaroğlu’nu eleştiren paylaşımlar gördük.
Sonrasında İnan Güney’in tahliye edilmesiyle birlikte aynı çevrenin bu konudaki paylaşımlarının bir anda kesilmesi dikkat çekici oldu.
İnsan ister istemez şunu soruyor: Bu insanların gerçekten değişmeyen bir siyasi duruşu ve ilkesi mi var, yoksa güç dengelerine göre mi pozisyon alıyorlar?
Siyasette en büyük sorun da bu. İlke ve omurga yerine konjonktüre göre saf değiştirenler, günün sonunda dönüp topluma ahlak ve demokrasi dersi vermeye kalkıyor. Oysa siyaset, kişilere göre değil ilkelere göre yapılır. Duruş, şartlara göre değişiyorsa adına ilke değil, başka bir şey denir.