Her zaman güler yüzlüydü. Yumuşak huylu ve nazikti. Asla katı kalpli değildi. Bağırıp çağırmaz, çirkin sözler sarfetmez, kusur bulmaz ve cimrilik etmezdi. Hoşlanmadığı şeyleri görmezlikten gelirdi. Kendisine soru soran veya bir şey talep edenleri hayal kırıklığına uğratmazdı.
"Kiminle oturup kalkarsan, onun sıfatı sana sirâyet eder ve senin bundan asla haberin olmaz." diyor Gazzali. Tesir kudreti böyledir.
Sadece insanlar değil. İnsanın çokça maruz kaldığı her şey; hâline, bakışına, sözüne, algısına sirayet eder. Takip ettiği hesaplar, sosyal medya içerikleri bile. Şuursuzca, habersizce, sessizce ve sinsice...
Hâli çirkinleşmeye başlayan; baktığı şeyleri değiştirmeli bu yüzden.
DOĞU TÜRKİSTAN GERÇEKLERİ
* Camiler kapalı, cemaatle namaz yasak
* Kadim İslâm şehirlerinde ezan suskun
* Göstermelik açık tutulan az sayıda camide bir avuç ihtiyar dışında cemaat yok
* Dinî kıyafet ve kisveler tamamen yasak
* Uygur Türkleri hayatın her alanında gözetim ve takip altında
* Teknolojinin bütün imkânları asimilasyon için seferber edilmiş durumda
* Şehirler arasında ulaşımda ve harekette kısıtlama var
* Erkek nüfus zorla ve karın tokluğuna çalıştırılıyor
* Uygur Türkleri, Çinlilerle evlenmeye zorlanıyor
* Tarihî şehirlere Çinli yerleşimciler iskan ediliyor
* Kaşgar ve diğer şehirlerin otantik dokusu bozuluyor...
Çin'in propaganda gezilerine katılan sözde gazetecilerin aksine, Doğu Türkistan'a kendi imkânlarıyla seyahat eden Taha Kılınç'ın saha izlenimleri...
Vakit ayırarak izleyiniz ve vicdanınızla karar veriniz:
https://t.co/fXVoxfrrzD
https://t.co/JY5sNpexuf
https://t.co/sGZkhO5HKw
https://t.co/ekqsKbR65J
https://t.co/8h8QgHPXlg
Ismail Saymaz Çin sponsorluğunda Doğu Türkistan’ı gezmiş. Her şey güllük gülistanlıkmış içimiz rahat artık oh. Bir de güzel bir kılıf bulmuşlar baskı yaptıklarımız terörist diye. Daha onurlu para kazanma yöntemleri var. İnsan adi de olsa kendini şu duruma düşürmekten utanır
Çağdaş iş kadınımız şöyle demiş: Ne güzel günlerdi Anadolu insanını üniversiteye, kışlaya, hastaneye, devlet dairelerine sokmadığımız günler. Kara kafalı Anadolu halkı mekanlarımızı kirletiyor!!
Turizm sektörünün bize dayattığı en büyük illüzyonlardan biri: "Yazın sıcaktan kavrulan şehirden kaçıp, daha da sıcak olan tatil beldesine gitmek."
Kışın hava 0 dereceyken, daha da soğuk olan -10 derecedeki kayak merkezlerine hücum ediyoruz. Yazın İstanbul 32 dereceyken, 42 derece olan Bodrum’a, Antalya’ya ya da Kıbrıs’a kaçıyoruz. Zaten bunalmışken, neden kendimizi daha çok yakıyoruz? Ben bu ezberi uzun süre önce bozdum. Benim için yaz tatili; yüksek rakımlı yaylalar, Karadeniz ve nefes alabildiğim, terlemeden gerçekten dinlenebildiğim serin rotalar demek.
Deniz tatili yapacaksam da herkesin şehre döndüğü Eylül ve Ekim aylarını bekliyorum. Deniz suyu hala sıcacık, hava bunaltmıyor, plajlar boşalmış ve fiyatlar yarı fiyatına düşmüş oluyor. Asıl lüks, 45 derece güneşin altında kavrulup tatil bitiminde şehre daha yorgun dönmek değil; rahat rahat dolaşabildiğin, gerçekten dinlenebildiğin bir tatil yapmak.
Ben mi çok ters köşe düşünüyorum, yoksa bu çılgınlığa benim gibi direnen başkaları da var mı?
Bu olay ile ilgili burada takip ettiğim bir arkadaşımın söylediği laf 2 gündür aklıma gelip duruyor.
Aşağıda videoda Eda Ece hem karşısındaki insanları cehalet ve bilgisizlik ile suçlayıp hem de yardımı yapan bizdik, biz yaptık, ettik diyerek yapılan hayır işinden böbürleniyor, kibre düşüyor.
Nasip öyle bir kavram, Allah öyle büyük ki; hem ettiği bu laf ile rezil olup, kandırılan ve cahil olanın kendileri olduğu hem de bir kuruş paralarının geçmediği, hepsinin kumara, harama gittiği ortaya çıktı.
İbret almak isteyen için inanılmaz bir örnek. Allah hiçbirimizi kibre düşürmesin ve eğer farkında olmadan düşüyorsak rezil etmeden affedip, terbiye etsin.
Gazi Türk milletinin kendisine ihtiyaç duyulan her olağanüstü anda ortaya çıkan yürekliliğini ve delikanlılığını selamlarız.
Şehitlerimize rahmet olsun...