Sosyal ağlarda "NewyorkTurk" hesabı ile ABD'deki fazla bilinmeyen işletmeleri dolaşarak içerik üreten ve buraların duyulmasını sağlayarak destek olan Ertan Bek, şimdi bir sağlık sorunu ile mücadele ediyor.
Esas işi taksi şoförlüğü yaparken New York’un farklı noktalarındaki restoranları ziyaret eden Ertan, hesabını kendisi ödedi, yemekleri deneyimledi ve videolarını takipçileriyle paylaştı. Videolarında hep Türk kültürüne değindi.
Bir videosu, az müşteri gelen bir dükkanın önünde kuyruklar oluşmasına bile neden oldu.
Ertan için başlatılan GoFundMe kampanyasında paylaşılan bilgilere göre, bir süredir ciddi sağlık sorunları ve yoğun ağrılarla mücadele ediyor. Hastane ziyaretleri, doktor kontrolleri ve tedavi arayışı devam ediyor.
Yıllardır başkalarının sesini duyuran Ertan için şimdi toplum olarak bizim desteğimiz önemli.
Gücünüz nispetinde bağış yapabilir, bağış yapamayacak durumda olanlar bunu paylaşarak yayılmasına destek verebilir:
https://t.co/ypK99idxaO
Geçmiş olsun Ertan.
En kısa zamanda şifa bulman dileğiyle.
newyorkturk ertan'in ciddi saglik sorunlari varmis, karakteriyle turk milletini guzel temsil ettigini dusundugum genc de bi yayinciydi. okuyunca cok uzuldum durumuna
instagramdan norolog arayacak kadar caresiz kalmis, ocak'a randevu vermisler ve bacaklarina bakacak olursak hic iyi durumda degil
belki @saglikbakanligi ve @TCKulturTurizm'in bi yardimi olur mu?
Erkeklerin neden sürekli ses çıkardığı araştırılsın. Ehü, öhü, böhü şeklinde öksürük ve kusma arası bir sesi sürekli çıkarıyorlar. Özellikle 50 sonrası baya yoğun…
Nuri Kurtcebe
Karikatürist, sanatçı, yazar
Yaşına, ağır hastalıklarına ve tek gözle görmesine aldırmadan yazmış, çizmiş bir insan.
Ona mizahla, düşünceyle, sanatla cevap veremeyenler, şimdi onu hapse atmak üzere.
Sessiz kalmayın.
#NıriKurtcebe#Karikatür
Merhaba, 3 yaşındaki çocuğum için 18 eylül tarihinde ilik nakli olacak .Ankara Hacettepe hastanesi 0 RH- Negatif trombosit kan ihtiyacım var 🙏 05425418924
Bu ülke de bir ürün üretildiğinde neden denenmiyor?
Aşağıdaki ürünü aldım. Açıklama kısımlarını görüyorsunuz. Banyonun yerine sıkıp sildim. Sonra bol su ile duruladım. Yer kayganlaştı. Defalarca duruladım.Yine kaygan.En son bulaşık deterjanı ile yıkayıp sıcak su ile duruladım.1
GÖZ GÖRE G��RE SEYREMEYİZ 😥
Sağlık Bakanlığı TÜRKÖK tarafından 1 ay önce çağırılan ve uygun doku grubu olan İKİ KÖK HÜCRE VER��CİSİ YURTTAŞIMIZA SESLENiYORUM ;
Lütfen bizimle iletişime geçiniz.
LÖSEMİLİ Bir çocuğumuzun kaybına sessiz kalamazsınız .
Size hiç bir zararı yoktur.
DİKKAT UYGUNDONÖR ARANIYOR
Daha önce gönüllü olarak kan vermiş ve LÖSEMİLİ GENCİMİZ
AhmetCemal ile doku grupları tam uyumlu çıkmış , ancak kök hücre VERMEKTEN KAÇAN 2 DONÖR ARANIYOR !
Burada pırıl pırıl bir gencin hayatı size bağlı . Lütfen benimle temasa geçiniz.
0312.666.7.666
SAĞLIK SORUNLARI NEDENİYLE HER 15 DAKİKADA BİR KONTOL EDİLİYOR
"KIZLARIMA KAVUŞAMAMAKTAN KORKUYORUM"
İBB Davası'nda tahliyesini isteyen Fatoş Pınar Türker:
Ben şu an 50 yaşındayım. 25 sene önce bir kalp ameliyatı geçirdim. Burada teşhis konulamadığı için yurt dışında teşhis konuldu. Ameliyatımı İstanbul'da Amerikan Hastanesinde geçirdim. Daha sonra bir yoğun bakım sürecim oldu. Ondan sonra da ilaç, takipler, diyet, egzersiz programı ile hiçbir sıkıntı yaşamadım. Ama cezaevi koşullarına geçen bu sürede yapmam gerekenleri yapamadığım için sorun yaşamaya başladım.
Haziran sonu Temmuz başı gibi başladı. İlaçlarıma tekrar başlamam gerekti fakat uzmanlık gerektiren reçeteleme gerektiği için diyeyim uzunca bir süre ilaçlarıma ulaşamadım. Tansiyon sorunu da yaşamaya başladım. 3 kez bayıldım. Bir defa omuzumdan yaralandım. Bir defa başım açıldı. Bunlar revir kaydında var. En sonunda hastaneye sevk edildim. Zannedersem 3 kez hastaneye gidip geldim. EKG, efor, işte holter vesaire fakat doktor kesin bir çözüm bulamadı. Senin geçmişindeki detayları bilmediğim için "Sen en iyisi de bir ilaçlarını bırak, kendini ayarlamaya çalış, bir de bayılma diye bol tuzlu ye bakalım ne olacak." dedi. Benim babam da doktor, bunu da ifade etmiştim. Kendi doktorlarıyla konuştu. 25 yıl önceki hastalığın başlangıcının repete etmiş olabileceğini, dolayısıyla hem detaylı tetkik, mümkünse anjiyo yapılmasını önerdiler.
Son 1 aydır rahatsızlığıma dair Adalet Bakanlığı cezaevine yazılı bir talimat geçmiş. Gece gündüz fark etmeksizin 7/24 her 15 dakikada bir 2 tane infaz koruma memuru odama geliyorlar. Beni kontrol ediyorlar. Gece uyurken de geliyorlar. Eğer ikinci geldiklerinde aynı pozisyonda yatar bulurlarsa ışığı açıyorlar, beni uyandırıyorlar. Açıkçası ben bu durumdan memnunum. Çünkü sürekli evet uyuyup uyanıyorum, eğer yatağın köşesindeysem beni görmedikleri için bu sefer içeri giriyorlar. Çünkü sağlığımı kaybetmek istemiyorum. Uyuyup uyanamamaktan ya da daha önce yaşadığım gibi baygınlık geçirip zamanında bulunamamaktan korkuyorum. Sağlığımı kaybetmekten kendim için değil 2 kızıma kavuşamamaktan korkuyorum.
O nedenle de kızlarıma kavuşabilmek için de tahliyemi talep ediyorum. #ibbdavası
#İBBDavası'nda 2.Celse 10.gün
Medya AŞ Reklam Alanları Müdürü #ElifGüven tutukluluk incelemesi öncesi beyanda bulundu.
"Ben uzun süredir tutuklu bulunan ve neden hâlâ tutuklu olduğunu anlamaya çalışan bir insan olarak birkaç şey söylemek istiyorum.
Ben bu soruşturmanın başladığını öğrendiğimde Türkiye'de değildim.
İtalya'da yıllık iznimdeydim.
Bunu özellikle tekrar tekrar söylemek istiyorum.
Çünkü benim açımdan çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Ben o sırada yurt dışındaydım, Türkiye'ye dönmeyebilirdim. Orada da kalabilirdim.
Hakkımdaki soruşturmayı öğrendikten sonra başka bir yere gidebilirdim.
Kendimi saklamaya çalışabilirdim.
Bunların hiçbirini yapmadım.
Hakkımda gözaltı kararı olduğunu öğrendiğimde Türkiye'ye döndüğüm takdirde gözaltına alınacağımı, hatta tutuklanabileceğimi elbette biliyordum.
Buna rağmen kendi irademle uçağa bindim ve ülkeme döndüm.
Türkiye'ye girdiğim anda da havalimanında gözaltına alındım.
Bugün hakkımda hâlâ bir kaçma şüphesi bulunduğu düşünülüyorsa bunu gerçekten anlamakta zorlanıyorum.
Çünkü ben kaçma ihtimalim varken kaçmadım.
Ben bunu bugün burada söylemiyorum sadece.
Bunu davranışlarımla da gösterdim.
Üstelik İtalya'ya giderken bunun sıradan bir tatil olduğunu gösteren bir başka şey daha vardı:
Bilgisayarımı dahi ofisimde bırakıp gittim.
Hayatımı geride bırakıp gitmedim.
Bir kaçış hazırlığı yapmadım. Çalıştığım yere, işime, hayatıma geri döneceğimi düşünerek izne çıkmıştım.
Soruşturmayı öğrendiğimde de kaçmayı değil, dönmeyi tercih ettim.
Sayın Başkanım, ben yaklaşık 1,5 yıldır özgürlüğümden yoksunum.
Bu süreç içerisinde soruşturma tamamlandı, iddianame düzenlendi, dosya artık kovuşturma aşamasında.
Deliller toplandı, ben savunmamı yaptım.
Bugün geldiğimiz noktada benim dışarı çıktığım takdirde hangi delile müdahale edebileceğimi de bilmiyorum.
Bir şeyi yok etmek, gizlemek veya değiştirmek gibi bir niyetim hiçbir zaman olmadı.
Kaldı ki bugün böyle bir imkânın bulunduğunu da düşünmüyorum.
Ben hayatım boyunca çalıştım. Profesyonel hayatım boyunca çok büyük şirketlerde, çok büyük bütçelerle ve çok büyük sorumluluklarla çalıştım.
Yaptığım işi hep ciddiye aldım. Medya A.Ş.'de de bana verilen görevi bu şekilde yaptım.
Medya A.Ş.'de başladım, Medya A.Ş.'ye geçtiğimde de medyacı ve medya satın alıcısıydım.
Türkiye'nin iki büyük kanalında yöneticilik yaptım.
Ve Sayın Başkanım, ben yanlış bir şey yapmadığımı biliyorum. Görevimi yaparken suç teşkil eden bir işin içerisinde olmadım.
Hakkımdaki isnatlara ilişkin savunmamı da bu nedenle açıkça yaptım ve yapmaya devam edeceğim.
Huzurunuzda yaptığım savunmamda reklam alanlarının nasıl yönetildiğini en ince ayrıntısına kadar anlattım.
Bu arada burada tekrar belirtmek isterim; ben iddianamede belirtildiği gibi Halkla İlişkiler Müdürü değilim.
Sırf böyle olmayan bir görev tanımı yüzünden üç eylemden daha yargılanıyorum.
Ben Medya A.Ş. Reklam Alanları Müdürüyüm ve bu reklam alanları ihalelerinin teknik takibinden sorumluyum.
Tekrar belirtmek isterim ki bu reklam alanları ihale diye geçse de aslında ihale değildir, bir kiralama yöntemidir.
Ve özellikle yinelemek isterim ki bu işler Medya A.Ş.'nin gelir getirici işleridir ve kâr ettiği, dosyaya sunulan belgelerden açıkça ortadadır.
Bir kamu zararından söz edilemez.
Ben bu yargılamanın sonunda gerçeklerin ortaya çıkacağına inanıyorum, beraat edeceğime inanıyorum.
Ben yaptığım işi ve sorumluluklarımı bazı ifadeciler gibi aslında inkâr etmiyorum.
Sadece "Suç işlemedim, işimi yaptım." diyorum.
Bu yüzden de yargılamadan kaçmak gibi bir düşüncem olmadı, bundan sonra da olmayacak.
Tam tersine hakkımdaki iddiaların mahkemeniz önünde tartışılmasını ve sonunda gerçeğin ortaya çıkmasını istiyorum.
Benim kaçmam için değil, burada kalıp kendimi savunmam için bir sebebim var; çünkü suçsuz olduğumu biliyorum.
...
#İBBDavası'nda 2.Celse 10.gün
"Şu an evim de yok."
"Bu 18 ay, her an her dakikası çocuklarıma özlemle geçti."
Medya A.Ş Genel Müdürü #FatoşPınarTürker tutukluluk incelemesi öncesi beyanda bulundu.
Son 2 ay içinde hem sağlıkla uğraşırken hem duruşmalara gidip gelirken bir yandan da 10 yıldır oturduğum evimden oldum.
Evimde kiracıydım, bunları anlatmıştım daha detaylı olarak.
Ben tutuklu olduğum için, devam eden burada tabii pek çok ev sahibi-kiracı davası vardır, bizim de vardı.
Hiçbir şekilde istinafta olan, benim lehime devam eden bir duruşmadan aleyhime karar çıkıyor.
Ve babam 86 yaşında, annem 77 yaşında...
Daha fazla ev sahibinin baskısına dayanamayarak eşyalarımı topluyorlar, bir depoya koyuyorlar.
Dolayısıyla şu an zannedersem bugün avukatım da adres değişikliği dilekçesi verecek.
Şu an evim de yok.
Babamın evinin adresini sayın mahkemenize de sunacağız.
İşlemediğim bir suçtan, hakkımda somut iddia olmayan bir suçtan tutuklu kaldığım bu süreçte kızlarımı, sağlığımı, evimi, paramı kaybettim.
Herkes size sordu; benim tutukluluğumun kime ne faydası var, ben de soruyorum.
Bu 18 ay, her an her dakikası çocuklarıma özlemle geçti.
Ben tutuklandım, mevsimler değişti.
Kızlarımın okulu kapandı. Büyük kızım liseden mezun oldu, okulları açıldı, büyük kızım üniversiteye başladı. Okulları kapandı, küçük kızım ortaokuldan mezun oldu. Şimdi tekrar okullar açılıyor.
Büyük kızım üniversite ikinci sınıfa başlayacak, bir kızım da liseye başlıyor.
Ama ben kızlarımın son 1,5 yıldır tüm önemli anlarını kaçırdım, yanlarında olamadım.
Bir insan anne olunca...
Çocuklarının yüzü, gözü, saçı, kokusu, elleri, ayakları her şeyi aklınızda oluyor.
İlk tutuklandığımda asla çocuklarımın fotoğraflarının cezaevinde olmasını istemediğim için hiç fotoğraf istemedim.
Gözlerimi kapattığımda her şeylerini çok net hatırlıyordum.
Şimdi, geçen gün anneme telefonda da söyledim; sanki çocuklarım geride kalıyor, yani biz uzaklaşıyoruz gibi hissediyorum.
Hatırlamıyorum...
Kokularını, ellerini de hatırlamıyorum,
ayaklarını da hatırlamıyorum.
Halbuki her sabah uyandırıp çoraplarını giydirirdim.
Bir anne olarak bu çok tarif edilemez ve ağır bir duygu."
#İBBDavası'nda 2.Celse 9.gün
Elçin Karaoğlu annesini ve çocuklarını anlatırken ağladı..
Tüm salon ağlıyor..
Tutuklu anneleri sesli sesli ağlıyor..
İBB Boğaziçi İmar Müdürü #ElçinKaraoğlu:
"Sayın Başkanım, bu 16 aylık tutukluluk süreci hem benim hem de ailem için çok zor geçti.
Onarılmaz yaralar açtı.
Ben 15 yıldır yüksek tansiyon hastasıyım ve 15 yıldır tansiyon ilacı kullanıyorum. İki farklı tansiyon ilacı kullanıyorum. Bunlardan bir tanesi, ani yükselmelerde kullanmam için verilmişti. Doktorum, “Ölçüp takip edin, kendinizi takip ederek kullanın” demişti. Tabii cezaevi şartlarında bunu gerektiği şekilde yapmak mümkün değil.
Babam 44 yaşında kalp krizi geçirmişti.
Abim 49 yaşındaydı ve kendisi doktordu.
Bir gün önce hiçbir şeyi yoktu, benim gibiydi.
Ertesi gün, kollarımda ani bir kalp kriziyle kaybettim.
Şu anda doktora gitsem ne diyecek, onu da bilmiyorum. Kalbimin durumunun ne olduğunu bilmiyorum. Ama kendimi iyi hissetmiyorum, bunu söyleyeyim.
Tabii insan bazen yaşamaktan da nefret ediyor.
🔺️Biz her gün ölüp her gün diriliyoruz Başkanım. Kolay bir şey yaşamıyoruz.
Ama yine de ailem, çocuklarım bana ihtiyaç duydukları bir yaştalar. Sırf onlar için güçlü ve sağlıklı olmak, hayata tutunmak zorundayım. Benim kendimle ilgili söylemek istediğim durum budur Başkanım.
Babama gelirsek...
Babam 80 yaşında. Kendisi kanser hastası. Tutukluluğum süresince onu yalnızca bir kez görebildim. Gelemiyor, evden çıkamıyor. Böbrek nakilli. Enfeksiyona çok açık, bağışıklık sistemi çok düşük.
Bazen evde bayılıp düşüyor. Kardeşim Bakanlık müfettişi olarak görev yapıyor; bazen uzakta oluyor, görevde oluyor. Komşular ambulans çağırıp onu hastaneye götürüyor.
Annem de 80 yaşına yakın. Onun da sağlık durumu iyi değil. Hastalığı ilerledikçe, sağ olsun, yine de beni görmeye geliyor.
🔴 Ben anlatmıştım; benim ilk çocukluk dönemim köyde geçti. Üç-dört yaşlarındaydım.
Bugün gibi hatırlıyorum.
🔴 Annemin beni bir kovada yıkadığını hatırlıyorum.
Ben onun gözünde hâlâ o yıkadığı çocuğum Başkanım.
🔴 Anacığım bir oğlunu toprağa verdi, ötekisine tutundu. O da cezaevinde.
Ben onu incitmiyorum, ona bir şey söylemiyorum ama görüyorum ki hiç iyi değil.
🔴Başkanım, çocuklarımdan bir gün ayrı kalsam burnumun direği sızlar.
Bana en çok ihtiyaç duydukları bir yaştalar. Ben onların yanında olamıyorum. Fakat bu durum onların dünyasında onulmaz yaralara yol açıyor.
Asya, kızım... 12 yaşında.
Onu görüşte camın arkasından görmeye dayanamıyorum.
O yüzden okulunda sınav yoksa açık görüşe geliyor.
O gün okula gitmiyor.
Sarılıp kucaklaşıyoruz, özlem gideriyoruz.
Tabii bir saat su gibi akıp geçiyor.
Ayrılık zamanı geldiğinde buruk, dolu gözlerle ama zoraki bir gülümsemeyle birbirimizden ayrılıyoruz.
12 yaşında bir kız çocuğu...
Babası üzülmesin diye gözyaşlarını çıkışa saklıyor.
Bazı geceler ağlayarak uyanıp, “Babam ne zaman gelecek?” diye soruyor.
Oğlum Tip 1 diyabet hastası. Teşhis konduğunda 11-12 yaşındaydı. Şu anda en büyük sıkıntım oğlum, öyle söyleyeyim.
Hiçbir şeyi unutmuyorum. Teşhisten sonra hastaneden çıktık, karşıdaki banka oturduk. Annesiyle ikimizin de ağzını bıçak açmıyordu.
Evladınız var mı bilmiyorum Başkanım. Çok kıymetli. Bunu ancak babalar anlar.
Her gün 5-6 sefer kendi kendine iğne yapması gerekiyor. O iğneyi yapabilmesi için yediği porsiyonun karbonhidrat hesabını yapması gerekiyor. İnsülin dozunu tespit etmesi gerekiyor. İnsülini ne zaman yapacağını bilmesi gerekiyor.
Hesaplama gerektiren, bilinç gerektiren bir mesele.
Biz bunu hem kendisine moral vererek hem yanında durarak destekliyorduk ve kan değerlerini belli bir düzeyde tutuyorduk.
Cezaevine girdikten sonra ise hem bu hastalık süreci devam etti hem ergenlik dönemine girdi hem de benim yaşadıklarımın etkisiyle onda tepkisel bir durum oluştu.
Yani kendisine zarar verme şeklinde bir mesaj veriyor çevresine.
Sağlığına dikkat etmiyor, diyetine dikkat etmiyor.
“Neden bunları ben yaşıyorum?” diyor çocuk.
...
Bir babanın çaresizli��ini anlayamıyorsanız trilyonlar kazansanız ne fayda! Bir araba size bir şey kaybettirmez. Verin Metin Bey’e bir araba. En düşük modelinize bile razıyız. Kim arabayı verirse buradan onun reklamını bedava yapacağız her gün, söz. Lütfen!
@RenaultTurkey @FiatTurkey @Toyota_Turkiye @fordturkiye
Madenciler serbest bırakıldıktan sonra Bakanlık önüne geldi: Eylem devam ediyor
Bağımsız Maden-İş Sendikası üyesi, Yıldızlar SSS Holding’e bağlı Elazığ Eti Gümüş madencileri ile Doruk Madencilik işçilerinin haklarını alma talebiyle başlattığı eylem sürüyor. Bağımsız Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır, Sendikanın Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu’nun "halkı kin ve düşmanlığa tahrik" suçlamasıyla gözaltında tutulduğunu belirterek, "Başaran Aksu’ya mı bağlı bu ülkedeki kin? O lafları söyletmemek için işçinin hakkını ödeyeceksiniz. Başaran abinin bugün serbest kalacağına inanıyorum" dedi.
https://t.co/yfKiCu4nCO
783 bin kilometrekarelik bir ülken var; ama otoparklarda yer bulamıyorsun, kaldırımlarda yürüyemiyorsun. Parkların, çöldeki vahalar gibi insanlarla dolup taşıyor. Bir ağacın gölgesinde soluklanıp çay içebileceğin bir çayevi, bir kahvehane bulmak bile neredeyse lüks sayılıyor.
Üç tarafın denizlerle çevrili; ama balığa hasretsin. Denize girecek bir avuç suya, bir kova kuma, gölgesine sığınacak bir şemsiyelik plaja muhtaçsın.
Güneş senden sıcaklığını esirgemiyor. Toprağın bereketli; bir tohumdan bin ürün verecek kadar cömert. Ama sofranda lezzetli bir domatese, kokusu üzerinde bir bibere, dalından koparılmış gibi çıtır bir salatalığa hasret kalıyorsun.
Dağlarından dereler, ovalarından nehirler akıyor. Göllerin nazar boncuğu gibi parıldıyor ama musluğu cevirdiğinde gönül rahatlığıyla kana kana içecek sağlıklı bir su bulamıyorsun.
Her şeyin var gibi görünüyor ama en basit şeylere bile ulaşmak için sınırları zorluyorsun.
Bir ülken var, ama içinde nefes alacak yer arıyorsun. İnsanca yaşayabilmek için her gün biraz daha fazla mücadele ediyor, biraz daha fazla bedel ödüyorsun. Ve sonunda anlıyorsun:
Bir ülkenin büyüklüğü haritadaki yüzölçümüyle değil; insanına ayırdığı nefes kadar yerle, sunduğu huzurla ve en sıradan güzellikleri bile erişilebilir kılabilmesiyle ölçülür.