Bacak kaslarınızı güçlendirin. Sağlıklı bir yaşam ve uzun bir ömür için önemli.
-Bacak kaslarının güçlü olması, erken ölüm riskini azaltır.
-Kalp hastalığı riskini azaltır.
-İnsülin direnci ve tip 2 diyabet riskini azaltır.
-Beyin sağlığını korur.
-Uzun ömür ile ilişkilidir.
Emekli bir hekim olarak şunu dürüstçe söyleyebilirim ki; ciddi bir kaza geçirmediğiniz sürece, ileri yaşlara kadar yaşamanın en iyi yolu doktorlardan ve hastanelerden uzak durmak, beslenmeyi, bitkisel tedavileri ve diğer doğal tıp yöntemlerini öğrenmektir. Eğer şanslıysanız ve ulaşabileceğiniz bir naturopatik (doğal tıp uygulayan) doktor varsa, ondan yararlanabilirsiniz.
Neredeyse tüm ilaçlar toksiktir ve yalnızca belirtileri tedavi etmek için tasarlanmıştır; kimseyi iyileştirmek için değil.
— Dr. Allan Greenberg, MD
Be more concerned with your character than your reputation, because your character is what you really are, while your reputation is merely what others think you are.
—John Wooden, legendary @UCLA basketball coach
Do not speak negatively about yourself, even as a joke. Your body does not know the difference.
Words are energy and they cast spells, that is why it is called spelling.
Change the way you speak about yourself, and you can change your life. —@brucelee
Kaç yaşında olursa olsun, düştüğünde çocuğunu kaldıracaksın. Gücün ne kadarına yeterse yanında olacak, yargılamadan yaralarını saracaksın. Bunu yapamıyorsan kendine “anne, baba” demeyeceksin.
“Evlenmeyin ya da çocuk sahibi olmayın demiyorum. Şunu söylüyorum: Belirli bir özgürlük, yalnızlık alanını mutlaka koruyun. Hayal kurmak için, okumak için, müzik dinlemek için, düşünmek için, ne için olursa olsun.”
Simone de Beauvoir
TARIM İLACI ADI ALTINDA SATILAN ZEHİRLERİN KULLANIMI YASAKLANSIN,
Onkoloji hastanelerinde sıra almak her geçen gün zorlaşıyor.
Bahçelerimizde özellikle hasatı yerden yaptığımız fındık , zeytin , ceviz , fıstık , badem bahçelerimizde malesef çok yoğun ot ilacı kullanıyoruz.
Beydeba, 2500 sene önce kaleme aldığı "Kelile ve Dimne" şaheserinde der ki "Cezalandırılmayan her kabahat, yeni bir suçun kapısını açar."
2500 sene önce...
80 yaşındaki bir insanı, en temel haklarını kullanabilmek için akıllı telefon kullanmaya mecbur bırakan bir ülke modern değildir.
O, kendisini inşa eden insanlara sırtını dönmüş bir ülkedir.
2026’da her hak bir uygulamaya, her hizmet bir şifreye, her ihtiyaç ise ekrana bakarak ilerleyen soğuk bir prosedüre dönüştü.
Bir yaşlıyı elinde telefonla izleyin.
Bir zamanlar taş kıran o eller şimdi doğru tuşa basmakta zorlanıyor.
Savaş görmüş gözler artık ekrandaki küçücük yazıları okuyamıyor.
Peki biz ne yapıyoruz?
Onları sessizce yalnız bırakıyoruz.
Bir cihazın karşısında pes etmelerini izliyoruz.
Bu bize gerçekten insani geliyor mu?
Bizi büyüten insanlara böyle davranmak doğru mu?
Doktor randevusu için torununu arıyor.
Emekli maaşı işlemi için oğlunu bekliyor.
Fatura ödemek için komşusunun kapısını çalıyor.
Bir tahlil sonucunu anlamak için birinden yardım istemek zorunda kalıyor.
Çünkü günlük hayat artık onların hiç öğrenemediği bir dili konuşuyor.
Peki torun işteyse?
Çocuklar başka şehirdeyse?
Evde sadece sessizlik varsa?
İşte o zaman hak da ortadan kayboluyor.
Tren gişesi yok artık.
Uygulama var.
Market kasası insan değil.
Makine var.
Kimlik bile elektronik oldu.
Ama onu aktif etmek için gereken dijital doğrulama sistemi yine aynı ekrandan geçiyor.
Yani zaten zorlanan bir insanın önüne yeni bir engel daha konuyor.
Günlük yaşamın içindeki insan temasını tek tek sildiler.
Sonra da bunu bize gülümseyerek anlattılar:
“Bu sizin için bir kolaylık.”
Kimin için kolaylık?
Bir masanın arkasında oturup bu sistemleri tasarlayanlar kendilerini yenilik dahisi sanıyor.
Ama çoğu, babasını bir devlet dairesine götürmemiş insanlar.
Çoğu, annesinin bir gün sessizce:
“Ben artık hiçbir işe yaramıyorum galiba…”
dediğini duymamış insanlar.
O cümle, bizi büyüten bir ağızdan çıktığında, her yasadan daha ağır olmalı.
Ama kimse duymuyor.
Ve bu sırada binlerce yaşlı insan sağlık hakkından, emeklilik işlemlerinden, vatandaş gibi hissedebilme onurundan vazgeçiyor.
Çünkü önlerine dijital bir kapı koyuldu.
Ve onlar o kapıyı açamıyor.
Bizden önce gelenleri geride bırakmak ilerleme değildir.
Teknoloji destek olmak için vardı.İnsanların sağlık, saygınlık ve temel haklara ulaşabilmek için geçmek zorunda olduğu bir sınav olsun diye değil.
Ama sistem başka bir şeyi seçti:
İnsanlığı değil verimliliği…
İnsanı değil algoritmayı…
Ve en çok dinlenmesi gereken insanlar şimdi sessizce bir köşede kaldı.
Bir şifreyi hatırlayamadıkları için.
Bir gün sıra bize de gelecek.
Bir gün biz de geride kalacağız.
Ve o zaman şunu geç fark edeceğiz:
Hiçbir uygulama, uzatılmış bir insan eli kadar değerli değildir.
Bahar Meir
Geldik gidiyoruz.
56 yıldır insanımızın zirai ilâç kalıntısı olmayan meyve ve sebze yiyebilmesi için çok uğraştım, çarpıcı programlar yaptım ama maalesef başaramadım.
Hollanda artık hiç ilâç kullanmadan, tamamen biyolojik mücadele ile ürün yetiştirmeye geçiyor.
Biz ise halâ izin verilenin 158 katı ilâç kullanabiliyoruz!
Özellikle çocuklarımıza sağlıklı ürün yediremediğimiz için üzgünüm çok.
Affedin bizi sevgili çocuklar...
HALİL BEZMEN ARDINDA BİNLERCE TON DDT ZEHİRİ BIRAKARAK ABD'YE KAÇTI!
Paul Hermann Müller 1939 'da bulduğu ve DDT adını verdiği kimyasalın böceklere karşı çok etkili olduğunu açıkladığında bu haber, tüm dünyada devrim etkisi yarattı.
Zira DDT, o tarihlerde insanoğlunun en büyük baş belalarından sıtma sineği ve bitlere karşı çok etkiliydi. Tarımda da büyük üretim artışı sağlıyordu.
Hermann, bu buluşu nedeniyle 1948'de Nobel Ödülü'ne layık görüldü.
Ancak çok değil, sadece 22 yıl sonra bir başka bilim insanı, Rachel Carson, DDT'nin sadece böcekleri değil doğadaki tüm canlıları zehirlediğini kanıtladı.
Carson'a göre DDT, mucizevi bir ilaç olmadığı gibi, topraktan atılması uzun yılları bulan korkunç bir zehirdi.(Daha sonra 60 yılda atıldığı belirlendi.)
Acilen yasaklanması, hatta bir yerden başka yere nakledilirken olağanüstü önlemler alınması gerekiyordu.
DDT, 1972 yılından itibaren başta ABD olmak üzere tüm dünyada yasaklanmaya başlandı.
O yıllarda ve sonrasında DDT, ülkemizde yaygın olarak kullanılıyor, peynir ekmek gibi kolayca satılıyordu.
Beklenen yasağın 1985'de gelmesine karşın elde büyük stoklar bulunuyordu.
Bu fabrikalardan en büyüğü de Halil Bezmen'e ait Koruma Tarım İlâçları Fabrikasıydı.
Halil, "İSKİ Klor Yolsuzluğu"ndan yargılanırken ABD'ye kaçıp, New-York yakınlarındaki milyarderler semtinde bulunan bir malikanede yaşamaya başladı.
90'lı yılların ortasında ARENA'ya gelen bir ihbar üzerine fabrikanın Kocaeli'ndeki (Derince) depolarına giden ekibimiz, çinko tavanların yırtıldığını ve yağmur sularının DDT torbalarını patlatmış olduğunu görüntüledi. Durum çok vahimdi. Zehir çevreye yayılıyor, toprağa, suya ve atmosfere karışıyor ve yöre insanları DDT türevi olan BHC'li havayı soluyorlardı.(Yüzde 100 kanserojen olmasının yanı sıra Alzheimer'e de sebebiyet veriyor.)
Fabrika sonradan başka kişilere satıldı.
Ancak Halil'den devir alınan DDT stokları, torbalar ve varillerde durmaya devam ediyordu.
Yeni sahipleri depoları güçlendirdiler.
Bu arada gerek Kocaeli Barış Gazetesi'nden Uğur Enç kardeşimin, gerekse bizim ısrarlı yayınlarımız sonrasında stokların önce Almanya'da, sonra da İZAYDAŞ'ta imhasına başlanıldı. imha süreci, ancak 2 yılda tamamlanabildi.
Yani demem o ki; Halil'in o zehir stoklarını derme çatma baraka depolarda bırakıp kaçmış olması -canlılara verdiği zarar düşünüldüğünde- başlı başına- ÇEVRE FELÂKETİYDİ ve İNSANLIK SUÇUYDU...
Ancak bunun hesabı kendisinden sorulmadı.
(Halil'in hikâyeleri bitecek gibi değil. Şimdilik bu kadar...)
Rolünü Burak Özçivit'e kaptıran Uğur Güneş'ten "Kul hakkı" göndermesi
♦️atv'nin Güneşin Doğduğu Yer dizisinde Kenan Kozan rolüne hayat vermeye hazırlanan Uğur Güneş'in yaptığı paylaşım dikkat çekti.
BURAK ÖZÇİVİT ROLÜ KENDİ İSTEDİ İDDİASI
♦️Kulislerden sızan iddialara göre Burak Özçivit dizinin senaryosunu çok sevdiğini ve projede olmak istediğini söyledi ve oyuncu değişikliğine gidildi. Başta şartlarda anlaşamadığı söylenen Uğur Güneş'in yayınladığı "Her yere asılması gereken bir söz; yenilmiş bir kul hakkını ne Mekke temizler ne Tekke" sözü iddiaları güçlendirdi. 👇
https://t.co/MzkgKQ8T8j
Önce koyun 🐑 eti kokuyor dediler koyun etini değersizleştirdiler. Koyunculuk bitti.
Keçi ormana zarar verir denildi ormana sokulmadı davarcılık bitti.
Kuş gribi vs denildi köy tavukları kesildi. Köylerden tavuk 🐔 horoz sesi kesildi.
Türkiye proteini nereden karşılayacak.