İstanbul valimiz sayın; Davut GÜL beyi makamında ziyaret ederek, dernek faaliyetlerimiz hakkında bilgilendirmelerde bulunduk.
Nazik kabulleri ve değerli görüşleri için sayın valimize teşekkür eder, hizmetlerinde başarılar dileriz. @gul_davut@TC_istanbul@muzaffer_bag
İki cihan güneşi Peygamber Efendimizin (s.a.s.) âlemlere rahmet olarak dünyayı şereflendirdiği günün sene-i devriyesini, mübarek Mevlid Kandili’ni idrak etmenin sevinç ve huzurunu yaşıyoruz.
Dünyaya gelişi ile cehaletin ve zulmün karanlığını ilmin, adaletin ve şefkatin aydınlığına dönüştüren Peygamber Efendimiz (s.a.s.), bizler için en büyük ilahî nimettir. Bugün başta Filistin toprakları olmak üzere dünyanın dört bir yanında işgallere ve katliamlara maruz kalan mazlumların kurtuluşu; yaşayan Kur’an Peygamber Efendimizin (s.a.s.) bize öğrettiği medeniyet değerlerinin günümüz insanları ile yeniden buluşmasıyla mümkündür.
Bu mübarek gecenin feyz ve bereketinden istifade etmek için bizlere düşen; derin bir nefis muhasebesi yapmak ve Peygamber Efendimizin (s.a.s.) bize öğrettiği Kur’an ahlakının temeli olan adalet ve merhamet ölçülerini hayatımızın her alanına nakşetmektir.
Aziz milletimizin ve tüm İslam Âleminin Mevlid Kandili mübarek olsun.
Dünya odalar birliği tarafından düzenlenen toplantıda ikinci kez birinci olan (ATO)Ankara Ticaret odasının başta başkanı Sayın Gürsel BARAN beyi ve yönetimini tebrik ediyorum.
Çalişmalarında başarılar diliyoruz @ATOkurumsal @@GurselBaran@tumorsiad@mahmutgurcan@RTErdogan
📍 TBMM
AK Parti Siirt Milletvekili ve Yerel Yönetimler Başkan Yardımcısı Sayın, Mervan GÜL beyi ziyaret ettik.
Derneğimiz hakkında bilgilendirme yaparak fikir alışverişinde bulunduk. Nazik kabulleri için kendilerine teşekkür ederiz. @mervangul56@tumorsiad@muzaffer_bag
Terörsüz Türkiye yolunda önemli bir adım daha… 🇹🇷
290 Sıra Sayılı Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, Gazi Meclisimizde kabul edildi.
Terörün ve silahın gölgesinin tamamen ortadan kalktığı; millî birlik ve kardeşliğimizin daha da güçlendiği bir Türkiye için kararlılıkla yolumuza devam ediyoruz.
Malazgirt’ten Çanakkale’ye uzanan bin yıllık kardeşliğimiz, bundan sonra da en büyük gücümüz olacaktır.
Birliğimiz daim, kardeşliğimiz ebedî olsun.
Aziz milletimize ve ülkemize hayırlı olsun. 🇹🇷
#TerörsüzTürkiye #TBMM #HayırlıOlsun #Türkiyem
“ÖZGÜRLÜK MASKESİ ALTINDA
TEŞHİRCİLİK”
Sokaklar uzun bir zamandır malesef yatak odasına dönmüş durumda. Gündüz vakti, kalabalık caddelerde, toplu taşıma araçlarında, parkta, alışveriş merkezinde… Özel alana ait olanın kamusal alana taşındığı, mahremiyetin neredeyse unutulduğu bir manzara hâkim. İnsanlar giyinmekten ziyade “kendini teşhir etmek” için dışarı çıkıyor gibi. Bu durum, bazı çevrelerce “özgürlük”, “beden özerkliği” ya da “modernlik” diye pazarlanıyor. Oysa müstehcenlik özgürlük değildir. Özgürlük, başkasının bakışını, kamusal alanı ve toplumsal nezaketi yok sayarak sergilenen bir gösteri değildir.
Giyim kuşam, sadece kumaş ve dikişten ibaret değildir. Toplumun ahlak anlayışını, estetik duygusunu ve mahremiyet sınırlarını da yansıtır. Bugün piyasaya bakıldığında, üreticilerin ve markaların bilinçli bir tercih yaptığı görülüyor: Daha kısa, daha derin yırtmaçlı, daha dekolteli, daha dar, daha şeffaf modeller. Mağazalara giren bir insan, “üzerine giyecek, hem kapalı hem de şık bir şey” aradığında çoğu zaman zorlanıyor. Raflar, teşhiri kolaylaştıran, bedeni ön plana çıkaran parçalarla dolu. Bu bir tesadüf değil. Moda endüstrisi, “özgürlük” söylemiyle tüketimi körüklüyor; “kendini ifade et” sloganıyla aslında kendini satmayı teşvik ediyor. Sonuç: İnsan, giyinmek istediği halde giyinecek bir şey bulamıyor. Mahremiyeti koruyan, sade ve zarif alternatifler ya yok ya da marjinalleştirilmiş durumda.
Ortalık kendini teşhir edenlerle dolu. Çocuklar bu teşhirci ortamdan en çok etkilenen kesimdir. Sokakta, parkta veya toplu taşımada sürekli olarak mahremiyet sınırlarının aşılmasını gördüklerinde, beden algıları ve utanma duyguları erken yaşta bozulur. Normal olanın ne olduğunu ayırt etmekte zorlanırlar; giyinmenin bir vitrin sergisi olmadığını, mahremiyetin değerli bir sınır olduğunu öğrenmekte güçlük çekerler. Bu durum, ileride hem kendi bedenlerine hem de başkalarının bedenlerine bakışlarını sağlıksız şekilde şekillendirebilir.
Bu teşhir bazen “özgüven”, bazen “benliğini kabul etme” adı altında meşrulaştırılıyor. Oysa kamusal alan, herkesin ortak yaşam alanıdır. Orada sergilenen her şey, istemeden de olsa başkalarının görüş alanına girer. Çocukların, gençlerin, farklı değer yargılarına sahip insanların aynı mekânı paylaştığı bir yerde, yatak odası estetiğinin sokaklara taşınması bir özgürlük genişlemesi değil, sınırların silinmesidir. Mahremiyet erozyona uğradığında, hem bireysel saygı hem de toplumsal huzur zedelenir. “Ben özgürüm” diyen kişi, aslında başkasının bakışını ve rahatsızlığını hiçe sayarak kendi egosunu sergilemiş olur.
Bu eleştiri, kadın düşmanlığı ya da “örtünme dayatması” değildir. Aynı şekilde, her türlü beden ifadesini yasaklamak da değildir. Meselenin özü şudur: Özgürlük, başkasının sınırlarını ihlal etmeden kendi sınırlarını bilmektir. Giyim, bir iletişim aracıdır. Ne giydiğimiz, nasıl bir toplum istediğimizi de gösterir. Üreticilerin dayattığı teşhirci moda, tüketiciyi “daha fazla açıl, daha fazla sat” döngüsüne sokuyor. Bu döngü, mahremiyeti zayıflatırken, insanı da sürekli bir gösteri nesnesine dönüştürüyor.
Gerçek özgürlük, bedeni bir vitrin gibi kullanmak değil; bedene, mahremiyete ve kamusal alana saygı duymaktır. Sokaklar yatak odası değildir. Giyim kuşam, teşhir aracı olmak zorunda değildir. İnsanlar, üzerine giyecek, hem bedenini koruyan hem de kişiliğini yansıtan kıyafetler bulabilmelidir. Müstehcenlik, özgürlük maskesi takmış bir dayatmadır. Toplum olarak bu dayatmayı sorgulamak, mahremiyeti yeniden değerli kılmak ve kamusal alanı ortak bir nezaket alanı olarak korumak zorundayız. Aksi takdirde, “özgürüm” diye bağırırken, aslında herkesin bakışına mahkûm bir teşhir toplumuna dönüşmüş oluruz.
/Alaattin PARLAK/
Mekke Anlaşması, sadece üç ülkenin attığı bir imza değildir; mazlum coğrafyaların geleceğine vurulan güçlü bir mühürdür.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın oluşturduğu bu irade; küresel vesayete, dayatılmış düzene ve bölgeyi dizayn etmeye çalışan odaklara verilmiş en net cevaptır.
Dostlarımız umutlansın, düşmanlarımız ise endişelensin… Çünkü artık oyun kurulan değil, oyun kuran bir Türkiye var!
Türkiye Yüzyılı’nın ayak sesleri daha gür duyuluyor. Kim ne derse desin; bu milletin yürüyüşünü hiçbir güç durduramayacaktır.
Allah birliğimizi daim, devletimizi kaim eylesin!
📍 TBMM
AK Parti Siirt Milletvekili ve Yerel Yönetimler Başkan Yardımcısı Sayın, Mervan GÜL beyi ziyaret ettik.
Derneğimiz hakkında bilgilendirme yaparak fikir alışverişinde bulunduk. Nazik kabulleri için kendilerine teşekkür ederiz. @mervangul56@tumorsiad@muzaffer_bag
📍 TBMM
AK Parti Konya milletvekilimiz sayın, Orhan ERDEM beyi makamında ziyaret ettik.
Dernek faaliyetlerimiz hakkında bilgilendirme yaparak fikir alışverişinde bulunduk. Nazik kabulleri ve değerli görüşleri için kendilerine teşekkür ederiz. @muzaffer_bag@tumorsiad@oerdem42
📍 TBMM
AK Parti Kocaeli milletvekilimiz sayın, Cemil YAMAN beyi makamında ziyaret ettik.
Derneğimiz faaliyetleri hakkında sayın vekilimizi bilgilendirerek fikir alışverişinde bulunduk. Nazik kabulleri ve değerli görüşleri için kendilerine teşekkür ederiz. @cemil_yaman@muzaffer_bag@tumorsiad
AK Parti İstanbul milletvekilimiz sayın, Azmi EKİNCİ beyi makamında ziyaret ettik.
Derneğimiz faaliyetleri hakkında sayın vekilimizi bilgilendirerek fikir alışverişinde bulunduk. Nazik kabulleri ve değerli görüşleri için kendilerine teşekkür ederiz. @azmiekinci34@muzaffer_bag@tumorsiad
Cuma hutbesinde, çerçeve yasanın zamanlamasıyla uyumlu bir metnin camilerde paylaşılması anlamlıdır. Ayrıştıran, ötekileştiren bir dil yerine anlamaya, tanımaya, kucaklaşmaya yönelik dil kıymetlidir. Barışın toplumsallaşması önemlidir. Barış, insanca yaşama becerisini amaçlıyorsa, din de insanca yaklaşma arayışına katkı sunabilmelidir. İrlanda sürecinde kilise ve spor kulüpleri ciddi rol oynadı. Bizde iki alan da fanatik taraftarlığa hizmetten kurtarılmalı.
Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun teklifi; 86 milyonun birlikte yaşama irade, azim ve kararlılığını bir kere daha ortaya koymuştur. Bu tarihi adımla birlikte ülkemize büyük zarar veren terör tehdidi sona erecektir. Terörsüz Türkiye’den sonra Terörsüz Bölge hedefine emin adımlarla ulaşılacak; huzur ve güven adası olan Türkiye’den bölgeye istikrar yayılmaya devam edecektir.
Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye Yüzyılı’nda terörü sonlandıracak olan ülkemiz, başta Gazze olmak üzere tüm mazlumların haklarını daha güçlü savunarak küresel barış için sesini daha fazla yükseltecektir.
Savcı Sayan, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e yönelik eleştirilerini bir kez daha sertleştirdi. “Para toplamak başka, ülke yönetmek başkadır”, “ekonomi yönetimi mi, tahsilat dairesi mi?”, “kim memnun?” ve nihayetinde istifa çağrısı… Bu sözler, sahadaki sıkıntıyı dile getirme iddiasıyla ortaya konuyor. Ancak gelinen noktada bu tepkinin büyük ölçüde haksız, tek taraflı ve sorumluluktan kaçan bir yaklaşım olduğunu söylemek gerekir.
Öncelikle gerçekleri hatırlayalım. Mehmet Şimşek göreve geldiğinde Türkiye, yılların biriktirdiği yüksek enflasyon, bozulmuş fiyat istikrarı, rezerv baskısı ve güven sorunuyla karşı karşıyaydı. Bu tablo bir gecede oluşmadı. Stabilizasyon programları her yerde acı verir. Faiz, mali disiplin, vergi tahsilatının güçlendirilmesi ve harcama kontrolü olmadan enflasyonla mücadele mümkün değildir. “Sabredin, düzelecek” söylemi boş bir vaat değil; enflasyonla mücadele sürecinin doğal bir parçasıdır. Enflasyonun düşüş trendine girmesi, döviz kurundaki göreli istikrar ve rezervlerdeki toparlanma gibi göstergeler, programın çalıştığını göstermektedir. Bunları yok sayıp sadece “vatandaşın cebi hâlâ zor” demek, sorunun tamamını görmemek demektir.
Sayan’ın “küçük esnaf eziliyor, büyük borçlulara dokunulmuyor” eleştirisi de abartılı ve seçicidir. Vergi adaleti ve tahsilat, her ekonomide temel bir ihtiyaçtır. Kayıt dışılıkla mücadele, küçük borçların birikmesini önleme ve kamu maliyesini ayakta tutma zorunluluğu vardır. Büyük ölçekli borçlulara yönelik takip de yapılmaktadır; ancak bu takiplerin sonuçları her zaman kamuoyuna aynı şekilde yansımaz. “Haciz” ve “araç bağlama” örneklerini abartarak bütün sistemi “zulüm” olarak sunmak, duygusal bir popülizmdir. Devlet, borcunu ödemeyen herkese aynı muameleyi yapmak zorundadır. Aksi takdirde sistem çöker.
“Finansçı mantığı” suçlaması da yüzeyseldir. Ekonomi yönetimi sadece “para toplamak” değildir; aynı zamanda enflasyonu düşürmek, bütçe dengesini korumak, dış finansman ihtiyacını yönetmek ve güven tesis etmektir. Üretim odaklı bir model elbette arzu edilir. Ancak üretim artışı, enflasyonun kontrol altına alınmadan, istikrar olmadan sürdürülebilir olmaz. “Üretim istiyoruz” demek kolaydır; bunu enflasyonist bir ortamda, bozulmuş fiyat sinyalleriyle gerçekleştirmek zordur. Sayan’ın önerdiği alternatif modelin somut araçları, finansman kaynağı ve geçiş maliyeti nedir? Bu sorulara net cevap vermeden “bırakıp gitsin” demek, eleştiriyi sorumluluktan uzak tutar.
Daha önemlisi, bu tür çıkışların siyasi maliyeti vardır. Parti içinden gelen sürekli “gitsin” çağrıları, hem ekonomi yönetiminin moralini bozar hem de kamuoyunda “iktidar kendi bakanını bile desteklemiyor” algısı yaratır. Bu algı, dış yatırımcıdan yerli üreticiye kadar herkese güvensizlik olarak yansır. Sayan’ın “çatı çökerse hepimiz altında kalırız” uyarısı doğru bir tespittir; ancak çatıyı sarsan şey, içeriden gelen bu tür temelsiz ve abartılı eleştirilerdir. Cumhurbaşkanı’nın güvenini taşıyan bir bakanı, sahadaki her sıkıntı için tek sorumlu ilan etmek, hem adaletsiz hem de siyasi olarak yanlıştır.
Elbette vatandaşın geçim sıkıntısı gerçek, esnafın yükü ağır, emeklinin durumu zor. Bunları inkâr etmek mümkün değil. Ancak çözüm, programı tamamen reddedip “kim gitsin” tartışmasına indirgemek değildir. Çözüm, programın sosyal etkilerini daha iyi dengelemek, üretim ve istihdam tarafını güçlendirmek, vergi adaletini daha şeffaf hale getirmek ve iletişimde daha ikna edici olmak olabilir. Bunlar yapılabilir. Ama “haksız tepki” ile programın kendisini çökertmeye çalışmak, ne millete ne de ülkeye fayda sağlar.
Savcı Sayan’ın sesi, bazı kesimlerin rahatsızlığını yansıtıyor olabilir. Ancak bu rahatsızlığı, zor bir ekonomik toparlanma sürecini tek bir kişiye yükleyerek ve istifa çağrısıyla dile getirmek, adil değildir. Ekonomi yönetimi, popülist kolaycılığa değil, uzun vadeli istikrara odaklanmak zorundadır. Sayan’ın tepkisi, sahadaki acıyı dile getirme iddiasına rağmen, büyük ölçüde haksızlıktır @memetsimsek@RTErdogan
Toplumsal Barış, Kalkınmanın anahtarıdır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin önümüzdeki günlerde ele alacağı, “Terörsüz Türkiye” sürecinin ilk aşamasını oluşturan çerçeve yasa teklifi; yalnızca hukuki bir düzenleme değil, aynı zamanda ülkemizin huzuru açısından toplumsal barışı ve ekonomik kalkınmasında önemli bir dönüm noktası olma potansiyeli taşımaktadır.
Yarım asra yaklaşan çatışmalı ortam, yalnızca güvenlik alanında değil; ekonomik kalkınma, yatırım ortamı, istihdam, eğitim, turizm ve toplumsal huzur üzerinde de ağır maliyetler oluşturmuştur. Bu nedenle kalıcı huzur ve güven ortamını güçlendirecek her demokratik ve hukuki adım, milletimizin ortak geleceği açısından büyük önem arz etmektedir.
Toplumun çok geniş bir kesiminin bu süreci desteklediğini ve kalıcı huzur beklentisi içinde olduğunu görüyoruz. Bu beklentinin karşılık bulması, demokratik meşruiyetin temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yürüteceği çalışmalarla daha da güçlenecektir. Bundan en çok bölge insanı ve ülke ekonomisi kazanacaktır.”
Milletimizin iradesiyle seçilen Gazi Meclisimizin tüm milletvekillerinin, tarihî sorumluluklarının bilinciyle hareket ederek; ülkemizin birlik ve bütünlüğünü, hukuk devletini, toplumsal huzuru ve ortak geleceğimizi önceleyen bir anlayışla gereğini yapacaklarına olan inancımız tamdır.
Barışın ekonomik karşılığı üretimdir. Üretimin karşılığı istihdamdır. İstihdamın karşılığı ise toplumsal refahtır. Bu zinciri ne kadar güçlendirirsek, ülkemizin geleceği de o kadar güçlü olur. Bu da hem bölgesel kalkınmayı hem de Türkiye’nin uluslararası rekabet gücünü olumlu etkiler.
İş dünyası olarak en büyük beklentimiz; güven ve istikrar ortamının kalıcı hâle gelmesi, yatırım ikliminin güçlenmesi, üretimin, ihracatın ve istihdamın artmasıdır. Özellikle Ortadoğu ve bölgemizin sahip olduğu potansiyelin huzur ortamıyla birlikte çok daha güçlü şekilde ekonomiye kazandırılacağına inanıyoruz.
TÜMORSiAD olarak, Türkiye’nin geleceğine katkı sağlayacak her türlü demokratik, hukuki ve yapıcı adımı desteklemeye; üretimin, kalkınmanın, kardeşliğin ve ortak aklın yanında olmaya devam edeceğiz.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Muzaffer BAĞ
TÜMORSiAD Yönetim Kurulu Başkanı
Başarı; azmin, emeğin ve inancın en güzel karşılığıdır.
2026 YKS’de Türkiye başarı sıralamasında ilk 1000’e giren öğrencilerimizden; Türkiye Sayısal 37’ncisi Hiranur Savgın, Türkiye TYT 70’incisi ve Sayısal 57’ncisi Osman Kümet, Muhammed Harun Gazal, Ahmet Uluç, Talha Karatop, Büşra Yıldırım, Mazlum Yalçın ve Berfin Naz Gücü’nü yürekten kutluyorum.
Ayrıca YKS’de derece elde eden ve başarılı sonuçlarıyla bizleri gururlandıran tüm öğrencilerimizi tebrik ediyor, eğitim hayatlarında üstün başarılar diliyorum.
Bu gurur tablosunda emeği bulunan kıymetli ailelerimize, fedakâr öğretmenlerimize ve eğitim camiamıza teşekkür ediyorum.
İnanıyoruz ki bilgiyle, azimle ve emekle yetişen gençlerimiz; Türkiye Yüzyılı’nın en güçlü mimarları olacaktır. Yolunuz ve bahtınız açık olsun.
@tcmeb@Yusuf__Tekin