13,52’LİK ARTIŞ MEMURA REFAH DEĞİL ALIM GÜCÜNDE DÜŞÜŞ GETİRİYOR
TÜİK tarafından açıklanan haziran ayı enflasyon verileriyle birlikte kamu görevlileri ve emeklilerinin yılın ilk altı ayında bir kez daha alım gücü kaybettiği resmen tescillenmiştir.
Haziran ayında enflasyon %0,99, altı aylık enflasyon ise %17,76 olarak gerçekleşmiştir. Buna karşılık kamu görevlileri ve emeklilerine ocak ayında yalnızca %11 oranında maaş artışı yapılmış, maaşlar bu dönemde de enflasyon karşısında %6,09 oranında erimiştir. Şimdi bu kaybın üzerine %7'lik ikinci dönem artışı eklenecektir.
Buna göre;
Bekâr (15/1) en düşük dereceli memur maaşı 56 bin 731 liradan 64 bin 367 liraya,
Ortalama memur maaşı ise 68 bin 460 liradan 77 bin 715 liraya yükselecektir.
En düşük dereceli memurun maaşındaki artış 7 bin 636 lira, ortalama memurun maaşındaki artış ise 9 bin 255 lira olmuştur.
Bu rakamlara memurun evli olup eşinin çalışmaması durumunda 3 bin 581 TL eş yardımı ve çocukları için 394 TL ile 788 TL arasında çocuk parası eklenmektedir.
Ancak bu rakamlar refah seviyesinin yükseldiğini değil alım gücünün erdiğinin göstergesidir. Bu zamlar ve maaş seviyesiyle kamu çalışanlarımızın altı ay boyunca geçimini sağlaması mümkün değildir.
Yapılan bu artışların gerçek anlamda bir refah sağlaması için bütünüyle enflasyona dayalı sistemden vazgeçilmedikçe bu erime her dönem sürecektir. Gerçek zam; enflasyonun üzerinde yapılan, çalışanı büyüyen ekonomiden pay sahibi yapan artıştır.
Ne yazık ki mevcut sistem kamu görevlilerini her altı ayda bir aynı kısır döngünün içine mahkûm etmektedir. Önce maaşlar enflasyon karşısında erimekte, ardından oluşan kayıp "zam" olarak sunulmaktadır. Bu anlayış değişmediği sürece kamu çalışanlarının alım gücünün korunması mümkün değildir.
Üstelik açıklanan resmi enflasyon ile vatandaşın günlük hayatında karşı karşıya kaldığı gerçek hayat pahalılığı arasındaki fark her geçen gün daha da hissedilmektedir. Kira fiyatları, gıda harcamaları, enerji giderleri, eğitim masrafları ve ulaşım maliyetleri ortadayken kamu çalışanlarına yapılan toplamdaki %13,5’lik artış hayatın gerçekleriyle bağdaşmamaktadır.
Türkiye ekonomisi büyüyor.
Milli gelir artıyor.
Vergi gelirleri rekor seviyelere ulaşıyor.
İhracat yükseliyor.
Ancak bu büyümenin yükünü omuzlayan kamu görevlileri ve emeklileri, ortaya çıkan refahtan hak ettikleri payı alamıyor.
Çağrımızı yineliyoruz:
Kamu görevlileri ve emeklileri artık sadece enflasyon kadar artış istemiyor.
İnsanca yaşayacak ücret istiyor.
Büyüyen Türkiye'den hak ettiği payı istiyor.
Alın terinin karşılığını eksiksiz istiyor.
Bu nedenle;
• Temmuz ayında maaşlara ilave zam yapılmalıdır.
• Kamu görevlileri ve emeklilerine mutlaka refah payı verilmelidir.
• Maaşların aylarca enflasyon karşısında erimesine son verecek eşel mobil sistemi hayata geçirilmelidir.
• Toplu sözleşme sistemi yeniden düzenlenmeli; gerçekleşen enflasyonun peşinden koşan değil, enflasyonu öngören ve çalışanı koruyan bir ücret politikası oluşturulmalıdır.
• Özellikle son yıllarda görev aylıkları ile emekli aylıkları arasındaki makas kabul edilemez boyutlara ulaşmıştır. İlave ek ödemenin emekli maaşlarına yansıtılmaması milyonlarca kamu görevlisini emeklilikten korkar hâle getirmiştir. Bu adaletsizlik de vakit geçirilmeden giderilmelidir.
Kamu görevlileri enflasyonun gerisinden gelen maaş artışlarını değil, enflasyonun önünde giden bir ücret politikası istemektedir.Çünkü refah, enflasyon farkıyla değil; hakça bölüşülen büyümeyle sağlanır.
Mücadelemiz; kamu görevlilerimizi ve emeklilerimizin maaşlarınınher altı ayda bir erimesine yol açan bu ücret anlayışı değişinceye, ek zam, refah payı ve eşel mobil sistemi hayata geçinceye kadar aynı kararlılıkla devam edecektir.
13,52’LİK ARTIŞ MEMURA REFAH DEĞİL ALIM GÜCÜNDE DÜŞÜŞ GETİRİYOR
TÜİK tarafından açıklanan haziran ayı enflasyon verileriyle birlikte kamu görevlileri ve emeklilerinin yılın ilk altı ayında bir kez daha alım gücü kaybettiği resmen tescillenmiştir.
Haziran ayında enflasyon %0,99, altı aylık enflasyon ise %17,76 olarak gerçekleşmiştir. Buna karşılık kamu görevlileri ve emeklilerine ocak ayında yalnızca %11 oranında maaş artışı yapılmış, maaşlar bu dönemde de enflasyon karşısında %6,09 oranında erimiştir. Şimdi bu kaybın üzerine %7'lik ikinci dönem artışı eklenecektir.
Buna göre;
Bekâr (15/1) en düşük dereceli memur maaşı 56 bin 731 liradan 64 bin 367 liraya,
Ortalama memur maaşı ise 68 bin 460 liradan 77 bin 715 liraya yükselecektir.
En düşük dereceli memurun maaşındaki artış 7 bin 636 lira, ortalama memurun maaşındaki artış ise 9 bin 255 lira olmuştur.
Bu rakamlara memurun evli olup eşinin çalışmaması durumunda 3 bin 581 TL eş yardımı ve çocukları için 394 TL ile 788 TL arasında çocuk parası eklenmektedir.
Ancak bu rakamlar refah seviyesinin yükseldiğini değil alım gücünün erdiğinin göstergesidir. Bu zamlar ve maaş seviyesiyle kamu çalışanlarımızın altı ay boyunca geçimini sağlaması mümkün değildir.
Yapılan bu artışların gerçek anlamda bir refah sağlaması için bütünüyle enflasyona dayalı sistemden vazgeçilmedikçe bu erime her dönem sürecektir. Gerçek zam; enflasyonun üzerinde yapılan, çalışanı büyüyen ekonomiden pay sahibi yapan artıştır.
Ne yazık ki mevcut sistem kamu görevlilerini her altı ayda bir aynı kısır döngünün içine mahkûm etmektedir. Önce maaşlar enflasyon karşısında erimekte, ardından oluşan kayıp "zam" olarak sunulmaktadır. Bu anlayış değişmediği sürece kamu çalışanlarının alım gücünün korunması mümkün değildir.
Üstelik açıklanan resmi enflasyon ile vatandaşın günlük hayatında karşı karşıya kaldığı gerçek hayat pahalılığı arasındaki fark her geçen gün daha da hissedilmektedir. Kira fiyatları, gıda harcamaları, enerji giderleri, eğitim masrafları ve ulaşım maliyetleri ortadayken kamu çalışanlarına yapılan toplamdaki %13,5’lik artış hayatın gerçekleriyle bağdaşmamaktadır.
Türkiye ekonomisi büyüyor.
Milli gelir artıyor.
Vergi gelirleri rekor seviyelere ulaşıyor.
İhracat yükseliyor.
Ancak bu büyümenin yükünü omuzlayan kamu görevlileri ve emeklileri, ortaya çıkan refahtan hak ettikleri payı alamıyor.
Çağrımızı yineliyoruz:
Kamu görevlileri ve emeklileri artık sadece enflasyon kadar artış istemiyor.
İnsanca yaşayacak ücret istiyor.
Büyüyen Türkiye'den hak ettiği payı istiyor.
Alın terinin karşılığını eksiksiz istiyor.
Bu nedenle;
• Temmuz ayında maaşlara ilave zam yapılmalıdır.
• Kamu görevlileri ve emeklilerine mutlaka refah payı verilmelidir.
• Maaşların aylarca enflasyon karşısında erimesine son verecek eşel mobil sistemi hayata geçirilmelidir.
• Toplu sözleşme sistemi yeniden düzenlenmeli; gerçekleşen enflasyonun peşinden koşan değil, enflasyonu öngören ve çalışanı koruyan bir ücret politikası oluşturulmalıdır.
• Özellikle son yıllarda görev aylıkları ile emekli aylıkları arasındaki makas kabul edilemez boyutlara ulaşmıştır. İlave ek ödemenin emekli maaşlarına yansıtılmaması milyonlarca kamu görevlisini emeklilikten korkar hâle getirmiştir. Bu adaletsizlik de vakit geçirilmeden giderilmelidir.
Kamu görevlileri enflasyonun gerisinden gelen maaş artışlarını değil, enflasyonun önünde giden bir ücret politikası istemektedir.Çünkü refah, enflasyon farkıyla değil; hakça bölüşülen büyümeyle sağlanır.
Mücadelemiz; kamu görevlilerimizi ve emeklilerimizin maaşlarınınher altı ayda bir erimesine yol açan bu ücret anlayışı değişinceye, ek zam, refah payı ve eşel mobil sistemi hayata geçinceye kadar aynı kararlılıkla devam edecektir.
Eğitim çalışanlarının güven kapısı,
Doğru, mücadeleci, kararlı ve ahlaklı sendikacılığın kutup yıldızı,
“Önce ülkem” diyen Türkiye sevdalılarının buluştuğu milli sivil toplum kuruluşu Türk Eğitim-Sen 34 yaşında.
Kutlu olsun!
Uluslararası Avrasya Eğitim Sendikaları Birliği (UAESEB) 18. Temsilciler Kurulu Toplantısı “Modern Sendikal İşbirliğinin Rolü: Türk Dili Konuşan Devletlerde Eğitim ve Bilim Alanında Sürdürülebilir Kalkınma” temasıyla Kırgızistan’ın Başkenti Bişkek’te toplandı.
UAESEB’in 20. kuruluş yıldönümünde gerçekleştirilen toplantıda, Birliğin Türk Dünyası eğitimi ve eğitim çalışanları için önemli vurgulandı.
Konuşmalarda, tarih boyunca Asya bozkırlarından Avrupa içlerine, Sibirya'dan Ortadoğu'ya, Kafkaslardan Afrika'nın kuzeyine kadar uzanan geniş coğrafyalarda kurulan ve varisi olmakla onur duyduğumuz büyük Türk devletlerinin temelinde yalnızca askerî kudretin değil; aynı zamanda güçlü eğitim anlayışı, bilimsel üretim ve insan yetiştirme iradesi bulunduğu özellikle ifade edildi.
Aynı şekilde toplantı katılımcıları büyük bir inançla 21. Yüzyılın Türk Asrı olacağını ve Türk Yüzyılı’nın da eğitimle inşa edileceğini tam bir mutabakatla dile getirdiler. Bu idealin hayata geçirilmesi sürecinde UAESEB üyesi kuruluşların üzerlerine düşen misyonu ifa edeceği ve Türk Devletleri Teşkilatı’nın 2040 vizyonu doğrultusunda Türk Dünyası eğitimcilerinin büyük bir kararlılıkla çalışmalarını sürdürecekleri ilan edildi.
Yarın Liselere Geçiş Sistemi (LGS) sınavı gerçekleştirilecek.
Sınava girecek tüm öğrencilerimize zihin açıklığı niyaz ediyor, görev alan tüm meslektaşlarıma kolaylıklar diliyorum.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Ağrı’da intihar sonucu vefat eden Irmak Ayşe Koparan öğretmenimizin ölümüyle ilgili soruşturmanın sürdüğünü duyurdu.
Sendikamız, soruşturma sürecini ve sonucunu yakınen takip edecektir.
Öncelikle, otopsi işlemlerinden sonra ebedi yolculuğuna uğurlanacak öğretmenimize rahmet niyaz ediyorum. Yakınlarına ve eğitim camiasına başsağlığı diliyorum.
Öte yandan, basına yansıyan haberlerde iddia edildiği gibi, öğretmenimizin bir kısım yöneticiler tarafından maruz bırakıldığı baskı, yıldırma ve mobinge varan durumlar sözkonusu ise sorumlulara yönelik müeyyidelerin tavizsiz uygulanmasını ısrarla talep ediyoruz.
Zaman zaman liyakatsiz, işgal ettiği pozisyonun ağırlığını taşımaktan uzak, devletin makamını temsil ettiğinin şuurundan yoksun kimi kamu yöneticilerinin, çalışanlara yönelik istenmeyen tutum ve davranışlarına şahit oluyoruz.
Bu nevi sözde yöneticiler, sadece çalışanları ve çalışma hayatını huzursuz etmekle kalmıyor, aynı zamanda kamu çalışanlarının devlete ve devletin kurumlarına karşı aidiyet ve güvenini de tahrip ediyorlar.
Bu itibarla, bu hadisede @tcmeb ’den beklentimiz, iddialar gerçekse, mesulleri kimliğine, mensubiyetine ve ilişkilerine bakmaksızın ibretlik bir muameleye tabi tutmasıdır.
Ki, benzeri hadiseleri bir daha yaşamayalım; hangi düzeyde olursa olsun her bir kamu yöneticisinin adaletle, liyakatle ve sadece devlete sadakatle görevlerini ifa edecekleri bir anlayışı yerleşik hale getirebilelim.
📌 Öğretmen adaylarımızın sabır taşı çatladı. Kontenjanlar artırılacak mı, artırılmayacak mı? 2024 KPSS mağdurları için ek atama yapılacak mı, yapılmayacak mı? 2023 KPSS sürecinde mağduriyet yaşayan öğretmenlere yönelik herhangi bir düzenleme yapılacak mı, yapılmayacak mı? Temmuz ayında yapılacak AGS öncesi bu sorular cevap bulmalıdır.