Bu iddialarınız tamamen yanlış. Kuşkusuz benden daha iyi ifade edebilecek kimseler vardır; ancak yakın zamanda üzerinde çalıştığım bir mesele olduğu için birkaç söz söylemeye kendimde hak görüyorum.
1) Üretim araçlarına sahip olmayıp emekgücünü karşılığında ücret alacakları bir meta olarak satan herkes işçidir. Dahası, ücret karşılığı çalışamayan ama ücret arayışı içinde olanlar, yani işsizler de işçi sınıfının parçasıdır. İş hukuku açısından kimin işçi kimin memur olarak sınıflandırıldığının; veya kimin fabrika işçisi kimin en genel anlamda emekçi olduğunun, bu meyanda, marksizm açısından bir önemi yoktur. İşçi eşittir fabrika işçisi demek değildir. Komünist Manifesto, 1888 baskısına Engels’in dipnotu: “Burjuvazi ile modern kapitalistler sınıfı, sosyal üretim araçlarının sahipleri ve ücretli emek istihdam edenler kastedilir. Proletarya ile ise üretim araçlarına sahip olmayıp yaşamak için emekgüçlerini satmak zorunda bırakılmış olan modern ücretli emekçiler sınıfı.”
2) Öğretmenlik, doktorluk, avukatlık vb. meslek grupları kendi hesabına da çalışabildikleri için toptan küçükburjuvazi sayılması vakayi adiyedendir, ne var ki bu tamamen yanlıştır. Eğer bu meslek grupları kendi işletmelerini işletmiyorlarsa, yani 1’inci madde 1’inci cümleye göre yaşıyorlarsa, işçi sınıfının parçasıdırlar. Komünist Manifesto: “Burjuvazi… hekimi, avukatı, papazı, şairi, bilim insanını da kendi ücretli emekçileri haline getirmiştir.”
3) Üretken emek ve üretken-olmayan emek tamamen farklı kategorilerdir. Artıdeğer Teorileri’ndeki ifadeyle, kapitalizmde, burjuvanın başındaki bitin temizlenmesi dahil, her tür emek yararlıdır, ama sadece artıdeğer üreten emek, yani sermayeyi yeniden üreten emek, ekonomik açıdan anlam taşır ve üretkendir. Bunun dışındaki her tür emek, faux frait’dir, veya Fransızcasından Türkçeye geçen kelimeyle firedir, gereksiz masraftır. Bu nedenle büyükburjuvazi ısrarla devletin küçültülmesi, yani firenin azaltılıp emekgücünün fiyatını düşürecek işsizler ordusunun genişletilmesi çağrısı yapar.
4) Devlet idaresi, güvenlik, hatta ticarette istihdam edilen emeğin üretken-olmayan emek olduğu açıktır. Sıklıkla, hizmet sektöründe istihdam edilen emeğin de üretken olmadığı kabul edilir. Bu da tamamen yanlıştır. Marx’ın Kapital 1’deki ifadesiyle, “ilkokul öğretmeni… sadece çocukların kafalarını işlemekle kalmayıp işvereni zenginleştirmek için de işinde kendini perişan ediyorsa” üretken emektir. Üretilen malın elle-tutulur olup olmadığı önemli değildir; emek sadece bir ürün değil aynı zamanda kâr, yani artıdeğer, yani sermayenin yeniden üretimini de sağlıyorsa, üretkendir.
5) Dolayısıyla, “kamu hizmeti gören kişi eşittir işçi değil” formülü, tamamen yanlıştır. Kamu hizmeti kapitalizm açısından üretken olmayan emek istihdamından ibarettir ve sadece budur. Burjuvazi ise bu hizmetlerin üretken hale getirilmesini, yani kâr için yapılmasını ister. Devlet de bunu ister ve bu, kapitalizmin genel eğilimidir. Kamuculuk ise bunun tersini öngörür: yani temel hizmetlerin kâr için değil kamunun iyiliği için yapılmasını. Bu durumda iki kategori çarpışır: rantabilite (kârlılık) ve efektivite (verimlilik). Rantabl bir işletme son derece verimsiz olabilir; veya tersinden, efektif olmayan bir işletme son derece rantabl olabilir. Böylece kavramlar ancak sosyal bağlamları içinde anlam taşır.
Шедевр из стола: вальс от Энтони Хопкинса 🎻
Мало кто знает, но в 1964 году 26-летний Хопкинс написал потрясающий вальс «And the Waltz Goes On». Из-за скромности актера ноты пролежали в столе почти 50 лет! Его жена втайне отправила их дирижеру Андре Рьё, и в 2011 году в Вене состоялась громкая премьера.
На мой взгляд, этот вальс невероятно похож на наш знаменитый «Вальс № 2» Шостаковича. В нем чувствуется тот же драматизм, минорная глубина и щемящая светлая грусть.
Послушайте сами — музыка просто до мурашек!
Amme hizmeti, vişne likörü tarifi 🍹
5 litrelik cam kavanoza 1 kilo sapları yarı yarıya ayıklanmış, çekirdeği çıkarılmamış vişnenin üzerine yarım kilo toz şeker, 10 tane karanfil, 2 çubuk tarçın, bir avuç çekirdek mahlep ve 2 tane kırılmış muskatı tülbent bir bohçayla gevşek bağlayın, vişnelerin ortasına bırakın. Karanlık ve serin bir yerde şeker eriyene kadar 1 hafta bekletin. Her gün çalkalayın ki karışımdaki her tat birbirine geçsin. 70'lik votkayı (Etil alkol de tercih edebilirsiniz) ekleyin. Kavanozu kapatırken de kaynayıp soğumuş su ekleyip ağzını sıkıca kapatın. 3 ay sonra likör hazır ama ben genelde Noel'den önce açmamayı tercih ediyorum.
Anuş ılla, Genats, Afiyet Olsun 🥂🍒🥃
İngilterenin sömürgesi altındayken Britanyalı yetkilileri ve ailelerini serinletmek için Pankha denilen dev kumaş yelpazeleri gece gündüz çalıştırmakla görevli Hintli hizmetkârlar
‘Pankawallahlar’ 👇
Türkiye 🇹🇷 are the #VNL2026 Women’s Champions, defeating Brazil 🇧🇷 in the Final to lift their second Volleyball Nations League trophy. 🏆🔥
A new chapter in Türkiye’s volleyball history has been written! ✍️
🏐 #BePartOfTheGame#Volleyball#VNLFinals
Yine İngiltere: 1696'da yürürlüğe giren "pencere vergisi", evlerdeki pencere sayısına göre alınıyordu. Amaç gelir vergisi koymadan serveti vergilendirmekti. Daha büyük evlerin daha çok penceresi olduğu varsayımıyla, varlıklı kesimin daha fazla vergi ödemesi amaçlanmıştı. Sonucu hala Londra sokaklarında görmek mümkün: Ev sahipleri vergiden kaçınmak için pencerelerini tuğlayla ördürdü. Vergi yaklaşık 150 yıl yürürlükte kaldı...
Marco Rubio: "Si no enfrentamos el socialismo y lo derrotamos, destruirá este país."
Soldados de EEUU: "Me alisté al ejército de EEUU por pobreza, el estado nos ofrece atención médica, vivienda; ofrecen a los soldados socialismo para ir al extranjero a defender el capitalismo".
DEMİREL'İ HİÇ SEVMEDİM AMA SÖZLERİ HOŞUMA GİDİYORDU...
‼️
1.Türkeş Türk çocuğu,Ecevit halk çocuğu,Erbakan Müslüman çocuğu,biz o... çocuğu muyuz?
2.Bana Türkiye’nin durumunu bir kelimeyle anlatın derseniz"iyidir" derim.İki kelimeyle anlatın derseniz"iyi değildir"derim.
3.Bize plan değil,pilav lazım.
4.Dünkü güneşle bugünkü çamaşır kurutulmaz.
5.Aslana hüviyet sorulmaz demişler.Kimlik taşımam.
6.Ege bir Yunan gölü değildir.Ege bir Türk gölü de değildir.Binaenaleyh,Ege bir göl de değildir.
7.Galibiyetin sahibi çoktur,mağlubiyetin sahibi yoktur.Yenilgi yetimdir.
8.İcabı olup olmadığı tartışılabilir.Ama icabı varsa feminizm fevkalade güzel bir şeydir.
9.Mizah bir yumruktur,ne zaman kime vuracağı belli olmaz.
10.Meseleleri mesele etmezseniz ortada mesele kalmaz.
11.Memlekette petrol vardı da şerbet yapıp biz mi içtik?
12.Yağmur yağarken"ben ıslanmam"diyemezseniz.
13.Devlet bazen rutinin dışına çıkabilir.
14.Bulut buluttur,bulutun akı da buluttur garası da,binaaneleyh, üzerine gonuşmaya değmez.
15.Elektriğin komünisti olur mu?Yazın biz Bulgaristan'dan elektrik alıyoruz.Kışın Bulgaristan bize elektrik veriyor.
16.Dün dündür,bugün bugündür.
17.Yollar yürümekle aşınmaz.
18.Kavağa balık çıkar mı?
19.Tamam Kürtlere kötü davranıyoruz da,sanki Türklere iyi mi davranıyoruz."
20.Camiye siyaset girerse ibadet kalmaz,mahkemeye siyaset girerse adalet kalmaz."
21.İktidarın değişeceğini anladığı gün trafik polisinin bile tutumu değişir.”
22.39 yaşında Başbakan oldum.Ana muhalefet lideri İnönü'ydü yeminle söylüyorum; onunla görüşmeye giderken dizlerim titrerdi.
Ben alt tarafı Çoban Sülü.O ise Garp Cephesi kumandanı,Cumhuriyet'in İkinci Adamı'ydı."
Seçimlerden %50 oy alarak başbakan olan Süleyman Demirel,meclisin ilk günü meclis binasında İsmet İnönü ile karşılaşır.İnönü kendisine,
-"Meclisin kaç merdiveni var Süleyman biliyor musun?"diye sorar.
Demirel cevap verir;
-"Bilmiyorum..."
Beklemediği bir soru karşısında cevapsız kalan Demirel,bu durum karşısında içten içe bozulmuştur.
Birkaç gün sonra mecliste yeniden İnönü'nün yanına giden Demirel kulağına eğilerek
-"Efendim,meclisin 220 merdiveni var!"der.
-Kime saydırdın?diye sorar İnönü.
Demirel;
-"Bizzat ben saydım efendim!"der ve bunun üzerine İnönü'den tarihi bir söz duyar.
-"Bak Süleyman,lider odur ki zor işlerle uğraşsın.
Lider basit işleri kendi yapmaz. Bak mesela ben meclisin kaç merdiveni olduğunu bilmiyordum.
Sana saydırdım..."😅..Şahin Polat