Gündemdeki Konu Üzerine (Talak Suresi 4, Erken Evlilik)
Bismillah, elhamdulillah, vessalatu vesselamu ala rasulillah.
Bu konuya insanların zihnini bulandırmamak için girmek istemiyordum fakat ne zamanki aklı karışmış bir kardeşim bana "mezheplerde bu fetvalar var mı hocam içim bulandı, namazım aksadı" diye yazdı ve ben ona cevap verince rahatladı ve bir diğeri şüphesini söyledi Allah için yazmam gerektiğine kadar verdim. Amacım kimse ile tartışmak değil nitekim bunun sosyal medyada caiz olmadığını düşünüyorum. Amacım hiç istemeyerek de olsa birkaç kardeşime yararlı olmaktır. Bu sebeple yazıyı çok uykulu olmama rağmen bir kişinin dahi erkenden görüp şüphesi bertaraf olur ümidiyle erkenden yazıyorum.
1- İslam fıkhında iyi niyet ilkesi
Öncelikle akıllarda ulemaya karşı var olan veya olabilecek önyargıyı yıkmak gerekir. İyi niyet ve kolaylık ilkesi İslam fıkhının her yerine sinmiştir. "Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez. (Bakara Suresi 185);
Hz. Peygamber’e (s.a.v.) 'Allah Katında dinlerin en sevimli olanı hangisidir?' diye soruldu. O da: 'Kolaylaştırıcı ve müsamahakar Hanifliktir (tevhid dinidir)' buyurdu." (Taberani)
Nebî sallallahu aleyhi ve sellem, Ali radıyallahu anh’in oğlu Hasan’ı öpmüştü. O sırada Akra İbni Hâbis de Peygamberimiz’in yanında bulunuyordu. Akra:
Benim on tane çocuğum var, onlardan hiç birini öpmedim, dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona hayretle bakıp:
“Merhamet etmeyen kimseye merhamet olunmaz” buyurdular." (Buhârî, Edeb 18)
Bu ve bunun gibi yüzlerce delilden hareketle İslam uleması fıkıhta merhamet, kolaylık ve insanlar için fayda prensibini benimsemişlerdir. Bu sebeple onların bir işe fetva verirken bu ilkeleri unuttuğunu düşünmek oldukça yanlıştır.
2- Şeriatın Evrensellik İlkesi
Pek çok kişinin içine düştüğü temel hatalardan biri İslam'da bir hüküm var olduğunda bunun tüm zamanları ve mekanları kapsayacak bir uygulama imkanına izin vermesidir. Yeri gelir o kapsam bir toplumun örfüne göre daraltılır ama kolaylık ilkesi sebebiyle hükmün genişliği var olmuştur. Buna dair delillere girmeyeceğim.
3- Fıkıh kitaplarına bakışta hata
Bazen gençler fıkıh veya tefsir kitaplarında gördükleri meselelerin neden orada olduğunu anlayamamakta ve bu da onları şüpheye düşürmektedir. Oysa fıkıh; haram, helal, mekruh, farz gibi pek çok hükmü bildirmek durumunda olacağı ve toplumdaki her meseleye temas etmesi gerektiği için meseleleri hukuki ve yer yer soğuk bir dille ele almıştır. O kitaplar zamanın anayasasıdır, vaaz veya meselelerin önünü arkasını, hikmetini açıklama yeri değildir.
4- Değişen örf ve adet hükümleri değiştirir
Kat'i olmayan hükümlerin zamanla değişebileceği fıkıhta çok açık bir husustur. Henüz efendimiz aleyhisselam hayatta iken fetvalar değiştirilmiş (kurban etlerini saklamanın yasaklığı ertesi yıl mübah hale gelmiştir çünkü ihtiyaç ortadan kalkmıştır) ve bu sahabeden itibaren İslam dünyasında uygulanagelmiştir. Hatta yer yer İslam idareleri caiz olan hükümleri kısıtlamışlardır. Osmanlı'nın son döneminde evlilik yaşının kızlar için 17 erkekler için 18'e sabitlenmesi gibi.
5- Bugün için evlilik yaşı meselesi
Bugünün şartlarında tarım toplumunun yerini sanayi ve teknoloji toplumuna bırakması, örfün, adetin, psikolojinin hatta fizyolojinin değiştiği bir durumda İslam alimleri evilik yaşını yükseltme ve devlet eliyle bunun uygulanmasını doğru görmüşlerdir. Hatta onlar sırf bir evlilik akdi bile olsa ergenlikten önce evlilik akdinin devlet eliyle kötüye kullanımın önüne geçilmesi için yasaklanacağına dair fetva da vermişlerdir. O halde bugün Müslümanlar için erken evliliği veya çocuk evliliğini savunuyor gibi yaftalar açık bir iftira olmakla birlikte, gerçekliğe temas eden bir yanı da yoktur. İslam uleması Kuran ve sünneti seniyyeden öğrendikleri merhametle içtihat eyleminde bulunurlar ve bu konu hakkında bu asırda hükümlerini vermişlerdir.
6- Cinsel İlişki Zamanı
Eski toplumlarda erkenden nikah akdi kıymak var olagelen bir husustu. Biz bunu Arap toplumunda da görmekteyiz. Bu durum ulemayı ayet ve hadislere de bakmak suretiyle evlilikte cinsel ilişkinin tam olarak ne zaman caiz hale geleceğini belirlemeye itmiştir. Tarım toplumlarında erken evlilik var ise evliliğin sonucu olan cinsel ilişki için de hukuki bir sınır çekmek gerekmektedir. Görebildiğim kadarıyla ulemanın çoğu bu sınırı güç yetirme, fiziksel gelişme ile kayıtlamıştır. Onlar fiziksel gelişme ve zarar görmeme olgunluğuna gelmeyi bir nevi erginliğe ulaşma olarak görmüşlerdir. Burada kızlar için konuşursak hayız görmeyi sınır kabul etmemişlerdir çünkü kişi hayız görse bile fiziken zayıf olabilir ve cinsellik ona zarar verebilir. Bu ise onlara göre kişinin yaşı ne kadar büyük olursa olsun haram olan bir husustur. Bildiğim kadarıyla ergenliğin asıl başlangıcı modern tıpta da hayız görmek değildir, hayız ergenliğin başlangıcının sonlarında olan bir şeydir. Fiziksel olgunluk ve vücudda gelişme olsa dahi hayız gecikebilir. Hayız sadece çocuk olabileceğinin işaretidir. Oysa bu alimler çizilmesi gereken sınırı çocuk olabilmesi imkanına bağlamamışlardır çünkü bundan önce fiziksel yeterlilik ve zarar görmeme şartına bağlamak hukuken daha işlevseldir. Nitekim Araplar yaşları aynı veya yakın olan çocukları evlendiriyorlardı. Bir sahabi ile oğlunun arasında 12 yaş vardı. O halde onlar sınırı yaştan ziyade gelişmişliğe göre belirliyorlardı.
O HALDE ulemanın tartıştığı meseleyi her yaştan çocuklarla ilişkiye izin gibi okumak kesinlikle yanlıştır ve bu alimlere atılan büyük bir iftiradır. Onlar asla 5-6-7 gibi küçük yaşlardaki çocuklarla cinsel ilişkiye izin vermemişlerdir hatta bunu cinayet olarak isimlendirmişlerdir. Onların tartıştığı veya ortaya koyduğu mesele ergenliğe yaklaşmış çocuklarda evlilik için ergenliğin ne ile belirleneceğidir. Buna dair delili şu ihtilafta buluyoruz.
Hanefîlere gelince; İbn Nüceym el-Bahru’r-Râik'te şöyle demiştir: 'Küçük yaştaki kızla (zevceyle) zifafa girme vakti hususunda ihtilaf etmişlerdir:
Bir görüşe göre: Büluğ çağına ermedikçe zifafa girilmez.
Başka bir görüşe göre: Dokuz yaşını doldurduğunda zifafa girilir.
Diğer bir görüşe göre ise: Eğer kız toplu, iri yarı ve cinsel ilişkiye tahammül edebilecek (fiziksel güce sahip) durumdaysa zifafa girilir, değilse girilmez.'"
Buradan ve fıkıh kitaplarının tümüne baktığımızda anlaşılan ulemanın tartıştığı meselenin ergen olmak üzere olan hatta ergenliğe girmiş kişilerin bu ergenlik alametinin ne ile belirleneceği üzerinedir. Eski toplumda erken evlenmek yaygın olduğundan ve bazı coğrafyalarda sıcak sebebiyle erken gelişim olduğundan muhtemelen o toplumda kimin gelişip kimin gelişmediğini ayırt edebiliyorlardı. O halde kalkıp da bu insanlar pedofiliye kapı açmak için bunu yaptı demek iftira olacaktır. Nitekim onlar bu güç yetirmenin olmadığı durumda bunun bir zulüm olduğunu söylemişledir. Eğer amaçları mutlak olarak çocuklardan faydalanmak olsaydı güç yetirme şartını koymazlardı ve alameti direkt hayız kabul eder gücü yetmeyen çocuklar için de hayızdan sonra ilişkiyi kabul ederlerdi. Bu onların gayesinin en sağlıklı sınırı çizmek olduğunu gösterir. Bugünün aklına garip gelse de ortalama insan yaşamının kısa olduğu, çocukluk kavramının neredeyse olmadığı, insanların iş gücü olduğu eski toplumlarda erken evlilik bir normdu ve bunun için sınırlar çizilmesi doğal ve gerekliydi. Onlara çocuk ihtimali yoksa neden ilişkiye izin vermişler diye itiraz getirilebilir fakat ilişkinin tek amacı çocuk değildir nitekim öyle olsa kısırlar evlenmemeliydi. Erken evlenmenin o toplumda aile bağları, kabile ittifakı, denk aileyi kaçırmama (bugünden daha önemliydi) vs gibi faydaları vardı o halde sınırı çizecek ölçülebilir işlevsel şey zarara uğramamak, güç yetirebilmek, fiziksel olarak gelişmekti. Ayrıca evrensellik ilkesi ile düşünüldüğünde soğuk memlekette 15 yaşına gelmiş ve gelişmiş bir kız adet görmediği için bunu yasaklamak ama 10 yaşında adet gördüğü için ondan daha zayıf ama güç yetirebilir kıza izin vermek hukuken illeti/sebebi koyma hususunda çok da tutarlı olmazdı onlara göre. Ayrıca onlar dediğimiz gibi bu hükme ayeti ve siyeri yorumlama sebebiyle de varmışlardı. Ayrıca BİR DİĞER ÖNEMLİ NOKTA DA o zamanın insanının bu konulardaki psikolojisi şimdiki gibi değildi. Erkek ve kızlar hayata daha erken hazırlanıyor, çalışıyor ve ergenlikle evlenecek insanlar gözüyle bakılıyordu bu sebeple psikolojilerinin bugünkü gibi etkileneceğini söylememiz doğru olmaz. Tarih içinde farklı pek çok toplum çok farklı uygulamalara gitmişler ve bunu normal görmüşlerdir. Psikolojik olarak normal kabulleri de buna göre şekillenmiştir.
Demek ki mesele İslam toplumunda haşa pedofilinin önünü açmak değildi. Bu alimlerin toplumdaki kız/erkek çocuklarını düşünmediğini iddia etmek büyük yanılgı olacaktır. Mesele tamamen hukuki bir sınır çizmedeki alamet meselesiydi.
O sebeple aynı gelenekten gelen alimler sonradan bu caiziyet yaşını toplumun değişmesiyle daha yukarı çekmişlerdir. O halde şöyle dememiz yanlış olmayacaktır: İmam Azam bugün yaşasa o da bizim gibi bu yaşları yukarı çekecek ve daha aşağısına fetva vermeyip yasaklayacaktı.
7- Çizdikleri bu sınır aklen kötü müydü?
Bunu tartışma açmak için yazmıyorum. Aklen kötü ise aklen kötü hüküm barındıran dine inanmam diyen gençler için yazıyorum. Bu ifadeyi İslam için kullanmak doğru olmadığı gibi binlerce delille hak din olduğunu göstermiş bir dinin hükmü için bu ifadeyi kullanıp küfre yol açmanın hem bireysel hem toplumsal vebali çok büyüktür. Kişi hükmü anlamadı ise hak din bildiği dini için hükmü Allaha havale etmeli ve susmalıdır. Ya da kendisi gibi düşünen alimlere ittiba etmeli ve karşı tarafı haksız yere sapkınlıkla suçlamamalıdır. Bu küfrün önünü açar, alimlere olan ihtiramı kırar. Bir iki alime değil kurumsal olarak alimlere güvenini kaybetmek ümmete inancını kaybetmeye sebep olur ve küfre yol açar.
Peki onların fetvaları ve çizmeye çalıştıkları sınır aklen kötü müydü?
Hayır değildi. Çünkü aklen kötü olan zulümdür. Çünkü zulüm bir şeyi olmaması gereken yere koymaktır. Eğer kişiler fiziken ve ruhen yaralanmadıysa (yukarıda dediğim gibi o toplumlarda mümkün) buna zulüm denilemez, aklen kötü de değildir. Aklen kötü olmasını gerektirecek illet olmadığı gibi bu kadar çok insanın tarih boyunca kabul ettiği uygulamanın aklen kötü olduğunu iddia etmek de subjektif olacaktır. Aklen kötü ise bu kadar sayıda insanların faydasını tespit etmeye çalışan hukukçu nasıl aklen kötüye gitti. Ayrıca bir şeyin aklen kötü olması için aklın onun suretine bedaheten kötü hükmünü vermesi gerekir. Zihinde var olan suret olayı gördüğü an ona zulüm demelidir. Oysa farzedelim ki kişi 13 yaş 10 günlük olsun ve hayız görmemiş olsun ama gelişmiş ergenlik emareleri tamamen belirmiş olsun bu kişinin cinsel ilişkisine akıl kötü hükmünü verirken 5 gün sonra hayız görünce mi iyi hükmünü verecektir. Akılda var olan suretin bu değişikliğe söyleyeceği bir şey yoktur. O halde ulemanın koyduğu gelişmişlik, dayanıklı olma hali aklen kötü değildir. Tıbben de kötü değildir. Ayrıca şeriattaki her izin veya emir mutlak iyi de değildir. Fıkıh usulünde gördüğümüz li-gayrihi hasen (başkası sebebiyle güzel olan) şeyler vardır. Yani aslen kötü olsa da ona ilişen daha büyük fayda sebebiyle caiz veya farz olan şey demektir. Mesela savaşmak kötüdür canlar gider, sakat kalınır, yetim bırakır, korku verir, aileleri parçalar ama dinin yayılması, adaletin tesis edilmesi, zalimlerin cezalandırılması, vatanın korunması için emredilmiştir. İslamda böyle başka hükümler de vardır. Pek çok kişiyi yanıltan şey hükümde sadece kötü tarafı görmektir.
8- Bu fetvaların kitaplarda olması sapıklara kapı aralar mı?
Hiçbir sapık kitapta olup olmadığına göre hareket etmez. Sapık sapkınlığını her halükarda yapar. Biz bu kişileri hukuken yakalar ve en ağır cezayı veririz. Kitaplarda bu sapıkların yaptığı şeyi söylemiyor zaten. Bir sapkın kendine her yerden delil bulabilir. Bir katil tarih kitaplarından esinlenebilir. Bu kontrol edilemez. Mesele toplumsal uyanıklık ve hukukun caydırıcılığıdır. Zaten emin olun aynı fıkıh kitapları bu sapıklar için seküler hukuktan daha sert cezalar öngörmektedir. Zaten yine aynı fıkıh kitapları yaşı ileri almak suretiyle de devletin eline yaş sınırı çizme imkanı vermekteydi. O halde suçlu nasıl fıkıh kitapları olabilir. ZATEN FIKIH BİLMEYEN HUKUKÇU OLMAYANIN ELİNDE FIKIH KİTABININ İŞİ NE? Kişi fıkıh kitabında geçen hükme bakarak bugünkü her meseleye uygulayamaz bu caiz değildir.
9- Farklı fetvalar yok mu?
Var, hatta bırakın cinsel ilişkiyi nikah akdini dahi büluğdan önce caiz görmeyen alimler var. Osman el-Betti, Ebubekir el-Esam, İbn Şübrüme gibi büyük alimler bunu kabul etmiyorlar. Yine bazı Hanefiler büluğ meselesini dikkate alıyorlar. Yine bazıları yaşı baz alıyorlar. Bir kişi güç yetirmeden başka bir şey iddia etse ehli sünnetten çıkmaz. Hatta bence tartışma konusu da olmaz. Mesela selefi meşrep bir alim olan Alaaddin Palevi yanlış hatırlamıyorsam Osman el-Betti gibi düşünüyordu ama kimse ona bir şey demedi. Burada asıl sıkıntı güç getirme, gelişmeyi şart koşan alimleri sapıklıkla suçlamak, din dışına atmak ve bunu söyleyen müslümanları tacizci kafa ile yaftalamak asıl bu asli kötüdür çünkü iftiradır.
Sonuç olarak bu tartışmanın Müslümanlara hiçbir yararı yoktur. Ne İslam dünyasında ne Türkiye'de bu tür bir evliliği savunan Müslüman da yoktur. Ama bu geçmiş kitapları yok etmemizi, inkar etmemizi gerektirmez. Biz oradaki genel ilkeleri ve değişmez hükümleri alır bugün insanların yararına hükümler yapmaya çalışırız. Ayrıca bu tür tartışmalar kötü niyetli kafirlerin İslam aleyhine çalışmasına sebep olur.
Unutmayalım bugünün problemi ERKEN EVLİLİK DEĞİL GEÇ EVLİLİKTİR. Türk toplumu nüfusunu kaybetmektedir.
Son olarak bir iki rivayete dayanarak onları çarpıtıp dine şüphe düşürmeye çalışanların aynı usulü takip edere ondan çok çok daha kuvvetli olan peygamberin mucizelerinden, ahlakına, gayptan haberlerine, Kuran'ın harikalığına vs bakmaları ve iman etmeleridir. Madem o rivayeti kabul ettiniz aynı usulle sağlam bir mümin olmanız gerekir.
Benim bildiğim ve aklıma gelen bunlardır.
Allah Müslümanlara dirlik versin. Hiçbir Müslümanın birbirine hakaret edip iftira etmesi caiz değildir. Allah'tan korkmak gerekir.
Son söz Bediüzzaman rahimehullahtan olsun
"Mezkûr mesail gibi dakik mesail-i imaniyeyi, mizansız mücadele suretinde cemaat içinde bahsetmek caiz değildir. Mizansız mücadele olduğundan, tiryak iken zehir olur. Diyenlere, dinleyenlere zarardır. Belki böyle mesail-i imaniyenin itidal-i demle, insafla, bir müdavele-i efkâr suretinde bahsi caizdir."
Yani şöyle demektedir: "Bahsi geçen meseleler gibi hassas ve derin inanç konularını; ölçüsüz, tartışmacı ve üslupsuz bir şekilde topluluk içinde konuşmak caiz değildir. Herhangi bir usule dayanmayan (mizansız) nefis yarıştırmak olduğundan (mücadele) faydalı bir ilaç hükmündeki o bilgiler zehre dönüşür; söyleyene de dinleyene de zarar verir. Ancak bu tür derin iman meselelerinin; soğukkanlılıkla, insafla ve karşılıklı fikir alışverişi şeklinde konuşulması caizdir."
Eşimle Konuşuyoruz: Hayatında başrol kim? Seni kim figüran haline getiriyor ve sen neden bunu kabul ediyorsun? Sabah Kahvesi podcast serisinin ismini Akşamı Getiren Sesler olarak değiştirdik:)
İyi seyirler
https://t.co/3Rcnjcykjb
Berbat bir dindar mısın?
Dindar gençlere kötü hissettirmek yararlı mı?
Tesettürlü kızlar ve maneviyat
Tasavvuf kitapları zarar verebilir mi?
Eşimle çektiğimiz podcast serisinin yeni bölümü yayındadır.
https://t.co/5smkjsJ050
Ders duyurusu 📢📢📢
Değerli arkadaşlar merhaba,
Bu dönem derslerimize kaldığımız yerden iki ana başlıkla devam ediyoruz:
Online İngilizce (3. Yıl): Başlangıç ve Orta Seviye grupları.
İngilizce İslami Metinler: el-Edebü’l-Müfred okumalarımızda 12. bölümdeyiz; eser üzerinden İngilizce-Arapça metin tahlili ve şerh yapmaya devam ediyoruz.
Kayıt ve detaylar için profildeki / aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz. Kayıt olan arkadaşları vakit kaybetmeden WhatsApp gruplarına ekliyorum. 👋
İslâmî Metinler Dersleri: https://t.co/vbVc5pXElZ
Online İngilizce Dersleri: https://t.co/5qFjZvyofD
ister arapça pratik için dinle, ister kelam ilmine dair genel bir bakış edinmek için dinle, konuşan hamza bekri hoca ise gözün kapalı dinle
https://t.co/gCndoXCRiL
Değerli kardeşler ve ilim talebesi dostlar, sizinle bir siteyi paylaşmak istiyorum:
https://t.co/B9oTfVo3hE Seekers Guidance. Bu sitede özellikle Suriyeli âlimler başta olmak üzere alanında çok iyi hocaların kayıtlı ve online devam eden dersleri bulunmakta. Sarfdan nahive, usulden belagata, kelamdan tefsire muhtelif ilim dallarında önemli kitapların dersleri kaliteli bir çekimle video olarak ilim talebelerine sunuluyor. Üstelik herhangi bir ücret talebi yok. Allah'ın izniyle bakıp inceleyenler bana dua edecektir.
Rabbim faydalı kılsın.
Ders duyurusu 📢📢📢
Bu dönem iki ders açıyorum arkadaşlar. Online İngilizce derslerinin 3. yılında Başlangıç ve Orta Seviye'ye devam ediyoruz. İngilizce İslami Metinler dersinde ise El-Edebü'l-Müfred isimli eseri İngilizce-Arapça olarak okuyup şerh edeceğiz. Detaylı bilgiye linklerden ulaşıp kayıt olabilirsiniz. Kayıt olanları WhatsApp gruplarına ekliyorum.
İslâmî Metinler Dersleri: https://t.co/vbVc5pXElZ
Online İngilizce Dersleri: https://t.co/5qFjZvyofD
Ders duyurusu 📢📢📢
Bu dönem iki ders açıyorum arkadaşlar. Online İngilizce derslerinin 3. yılında Başlangıç ve Orta Seviye'ye devam ediyoruz. İngilizce İslami Metinler dersinde ise El-Edebü'l-Müfred isimli eseri İngilizce-Arapça olarak okuyup şerh edeceğiz. Detaylı bilgiye linklerden ulaşıp kayıt olabilirsiniz. Kayıt olanları WhatsApp gruplarına ekliyorum.
İslâmî Metinler Dersleri: https://t.co/vbVc5pXElZ
Online İngilizce Dersleri: https://t.co/5qFjZvyofD
İlgimi çeken bir hadis-i şerif
Ashâb-ı kirâmdan Kurre bin İyâs’dan rivâyet edildiğine göre, bir adam: “Yâ Resûlallah! Ben koyun kesiyorum, fakat ona acıyorum.” Diğer bir rivâyete göre: “Acıdığım için koyun kesmeye elim varmıyor.” dedi.
Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Şâyet sen koyuna merhamet edersen, Allah da sana merhamet eder.” buyurdu ve bu sözü iki defa tekrarladı. (El-Edebul Müfred, 373)
Dikkat ederseniz efendimiz aleyhisselam "Sen nasıl Allah'ın helal kıldığı şeyde merhamet gösterirsin" ya da "Ümmetin en merhametli sen misin be adam!" gibi şeyler söylememiş; bilakis adamın bunu haram görmediğini sadece çok şefkatli bir insan olduğunu anlamış ve onu Allah'ın merhameti ile tebşir etmiştir. Efendimiz'in dindarlığı en sağlıklı dindarlıktır. O şeriatın emirlerine en bağlı kişidir ama aynı zamanda en sağlıklı bireydir. Onun rahmeti ümmetine güneş gibidir. O bizim gibi adam harcamak için bahane aramaz, kazanmak için dergah-ı ilahide şefaatçi olmayı diler. Efendim, canım efendim. Sana feda olalım.
Katıl için Psikoloji dersleri
Şemalar derslerine devam ediyoruz. Ramazan bitimiyle videolar çoğalıyor inşallah. 4. Ders: Duygusal Yoksunluk Şeması
Neden ilişki kurmaktan kaçınıyorum?
Neden soğuk insanlar bana çekici geliyor?
Ateizm ve bu şema arasındaki ilişki nedir?
Vs gibi pek çok konuyu işledik. İstifadeli olsun.
Kaliteli çocuk kitapları çocuklarımız için oldukça önemli. Dilara Tekin kardeşimizin çocuk kitabı çıktı. İyi işleri desteklemek lazım. Okuru bol olsun. Linkini aşağıdaki tweete bırakıyorum.
Şeriatın hükümlerinde pek çok hikmetler vardır. Orucun da ruhun gelişmesinden cihat meydanına kadar pek çok faydaları vardır.
Ramazan 8 ve 9. Ders.
https://t.co/tVYFX5vbj6