Boyun eğmeyen bir insanı yalnızlıkla korkutamazsınız; çünkü o, sahte bir kalabalığın konforundansa, kendi hakikatinin yalnızlığını çoktan göze almıştır.
Kendi hatasını yüzüne vurduğunda konuyu senin "üslubuna" getirenlerin derdi saygı değil. Suçluluk duygusundan kaçmak ve haklılığını gölgelemek için sığındıkları en eski maskedir.
Birine verilecek en ağır ceza ona küsmek veya bağırmak değil, hayatındaki varlığını tamamen belirsizleştirmektir. Öfke bile bağ kurar ama hissizlik yok eder.
Sevgi, bir insanı kendi bencil ideallerine göre baştan yaratma hırsı değildir; onu olduğu gibi, tüm pürüzleri ve kusurlarıyla kabul edebilme olgunluğudur.
Sana karşı büyük bir haksızlık yapacaktır; ama sen hesap sorduğunda aniden öyle bir mağdur rolüne bürünecektir ki, günün sonunda kendini onu teselli ederken bulacaksın.
Bir manipülatör hatasını kabul ettiğinde bile cümlenin sonuna bir "ama" ekler. Çünkü amacı özür dilemek değil, suçun yarısını yine senin omuzlarına bırakmaktır.
Sırf birileri kırılmasın diye büründüğün o roller, zamanla üzerine yapışır. Bir bakarsın ki başkalarının senaryosunu mükemmel oynamışsın ama kendi filminin jeneriğinde adın bile yok.
Seni kırmaktan korkmayan insanların etrafında 'anlayışlı' rolü oynamayı en kısa sürede bırakmalısın. Çünkü sen sustukça onlar haklı olduklarını sanıyor. Bırak duvar yıkılsın, altında kimin kalacağı seni ilgilendirmesin.