“O dönemin bir tanığı olarak şunu tarihe bir not olarak düşmeyi bir gereklilik sayıyorum: A Haber, Sabah ve Takvim'in merkezinde olduğu medya grubu, Başbakan Erdoğan'ın bu dış kaynaklı cemaat görünümlü istihbarat yapısıyla mücadelesini bütün hatlarıyla, en başından itibaren ve kesintisiz destekleyen yegâne medya grubu oldu ki bu yapı, bugün de hâlâ örgütün hedefindedir.” ( Emrah Atila )
Bugün Turkuvaz Medya Grubu’ndaki kıymetli gazeteci dostlarımızı ziyaret ettik.
Gündemi, medyayı, mesleğin sorumluluğunu ve hayata dair nice konuyu hasbihal ettik.
@tutkun_akbas@hamzaozdemir@kenan_kiran@Kerimulak44
Yeni bir operasyonla karşı karşıyayız.
Burada iki temel konu var. Birincisi, Başkan Erdoğan’ın 2028 seçimlerinde aday olacağının AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik tarafından açıklanması; ikincisi ise 2023 seçimlerine giderken yapılan “128 milyar dolar nerede?” kampanyasının tamamen yalan ve iftira olduğunun Anayasa Mahkemesi tarafından tescillenmesi.
Tam da bu anda Ankara’daki bir odak devreye girdi. CHP ve muhalefetteki kavgaları perdelemek için “AK Parti içinde de kavga var” algısı oluşturmaya başladı.
Berat Albayrak’ı siyasetten ayrılma sürecine götüren operasyonları da çeken aynı odak, “128 Milyar Dolar Nerede?” yalanının Anayasa Mahkemesi tarafından tescillenmesinin hemen ardından Başkan Erdoğan ve Berat Albayrak ile ilgili olumlu gündemi baltalamak için Bilal Erdoğan ve Berat Albayrak arasında ,hiçbir şekilde kimsenin gündeminde olmayan, “veliahtlık” fitnesini çıkarmaya çalıştı. Şimdi de aynı odak, Berat Albayrak ile Akın Gürlek arasında sorun olduğu yalanını gündem etmeye çalışıyor.
Berat Albayrak, en zor günlerden bugüne Başkan Erdoğan’ın, üyesi olduğu Erdoğan ailesinin ve Erdoğan’ın yol arkadaşlarının hep yanında oldu. Çünkü Berat Albayrak’ın deyimiyle onun Erdoğan ile ilişkisi “siyasi bir ilişki değil, bir dava ilişkisiydi ve ölümüneydi.”
Şu an girişilen operasyon, “Albayrak Ailesi ile Akın Gürlek’in karşı karşıya olduğu” yalanını yaymaya çalışmaktır.
Lider bellidir ve liderin yanındakiler ona sadakatle hareket ederler.
Dağıtım şirketiysen eğer, muhalif de olsa, yabancı da olsa, Türkiye’de “basın” akreditesi olan yayınları dağıtmakla mükellefsin.
Saçma sapan, kim olduğu belirsiz isimler üzerinden bir kurumu, onun da özelinde Cumhurbaşkanı’na yakın isimleri hedef almak gazetecilik değil, tetikçilik faaliyetidir.
Akıl var izan var. Sözcü dağıtılmasın demek tam aksine basın yayın özgürlüğüne darbe vurmak demektir. Bunun adı yarın ülkede hiçbir muhalif yayın çıkmasın demeye gider ki bu tehlikelidir.
Keyfiyet üzerinden Turkuvaz Medya’yı, emeklerini ve çalışanlarını hedef almak komik.
Bir de süre filan vermişler. :)
Ben Serhat Albayrak’ı hayatım boyunca bir defa bile görmedim. Tanımadım, tanışmadım. Herhangi bir iletişimim, ticari bir hukukum, kurumu ile gazetecilik faaliyetim yok.
Fakat; Turkuvaz Medya çatısı altında çalışan gazeteci, emekçi dostlarımın haklarını savunmak, emeklerini savunmak benim görevimdir.
Türkiye’yi hedef alan her dönemde dik duruşları, yılmayan gazetecilik faaliyetleri için emeklerine sağlık.
Gözümüzün gördüğüne, şahit olduklarımıza çamur yapışmaz…
Emeklerine sağlık.
Bu ülkede bunu da gördük ya..
Bir magazin figürü ömrünü FETÖ ile, vesayetle mücadeleye adamış Albayrak ailesine "o teşkilat" diye iftira atıp süre biçiyor. Kime laf ettiğinizin farkında bile değilsiniz!
Sen ekranlarda, sosyal medyada "kim, kiminle, nerede" diye televolecilik oynarken; Berat Albayrak 15 Temmuz gecesi darbecilerin F-16'ları altında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tam yanı başındaydı.
Sen eline tutuşturulmuş senaryoyu okurken, Serhat Albayrak'ın yönettiği Turkuvaz Medya, FETÖ'cü hainler kanalları basmaya kalktığında yayınını kesmedi; milleti meydana, direnişe çağırdı.
Ama magazin figürü kalkmış “kripto" iftirası atıyor.
Bu kişi bu cesareti, kameraya anlatsın diye bu iftira metinlerini kimlerden alıyor?
Bu ailenin vesayetle, darbeyle ve FETÖ ile hesabı ekran başında değil, tankın namlusunun önünde görüldü.
Asıl kripto, asıl üzeri örtülmek istenen operasyon ortada: Yasal bir zorunluluk olan gazete dağıtımını bahane edip Turkuvaz Medya'yı CHP ile yan yana göstermeye çalışan kurgu. O metni senin eline tutuşturan da işte bu kurgunun sahibi.
Basın Kanunu nettir: Dağıtım bir tercih değil, yükümlülüktür. Dağıtmayanın lisansı iptal edilir, milyonlarca lira ceza keser. Bunu bilmiyorsan vahim; biliyor da soruyorsan niyetin zaten bellidir.
Bu cezayı sen mi ödeyeceksin yoksa bu iftiraları eline tutuşturanlar mı?
FETÖ'nün tankı, tüfeği, F-16'sı bu aileyi susturamadı. Eline tutuşturulmuş bir senaryoyu kameraya okuyan bir magazin figürü hiç susturamaz.
Turkuvaz Medya Grubu, kuruluşundan bu yana Türkiye'nin tam bağımsızlık ve millî irade mücadelesinin yanında; açık, kararlı ve onurlu bir duruş sergilemiştir.
Darbe girişimlerinden sokak provokasyonlarına, dış kaynaklı algı operasyonlarından FETÖ ile yürütülen amansız mücadeleye kadar; A Haber, Sabah, Takvim ve ATV başta olmak üzere kurumlarımızın bu duruşu, kamuoyunun takdirinde ve hafızasındadır. Yönetim Kurulu Başkanvekilimiz Serhat Albayrak'ın bu mücadeledeki öncü rolü tartışmasızdır.
Turkuvaz Dağıtım'ın, tamamen yasal yükümlülükleri çerçevesinde yürüttüğü dağıtım faaliyetinin bir istismar malzemesine dönüştürülmeye çalışılması; kurumumuzu yıllardır hedef alan bilindik kampanyaların yeni bir tezahüründen ibarettir.
Bugün kurumumuzun; firari FETÖ artıklarıyla, kimi muhalif siyasi aktörlerin birbirini tamamlayan bir koroyla aynı anda hedef alması, bu kampanyaların kaynağı ve niyeti hakkında ayrıca bir fikir vermektedir.
Masa başında kurgulanan, gerçeklikten yoksun algı operasyonlarının eş zamanlı biçimde servise sokulması bizim için ne yeni ne de şaşırtıcıdır. Bu tür girişimlerle mücadele etmeyi iyi biliriz; bu yolda yürümeye de devam edeceğiz.
Yalanlara ve iftiralara karşı sözümüz ve cevabımız; her gün yaptığımız haberlerin ta kendisidir.
Yakın siyasi tarihimizin en büyük iftirası, “128 milyar dolar yalanı” söylemini konu alan yargılama süreci tamamlanmış ve AYM’nin 20.05.2026 tarihli kararı ile bireysel başvuru talebi reddedilerek CHP’nin iftiralarını kurumsallaştırdığı tasdiklenmiştir.
Konuya ilişkin açıklamamızı kamuoyunun takdirine sunarız.
“Sanal Kumarın yaygınlaşmasının arkasındaki davranış kalıbı nasıl oluştu?”
Kriter Dergi (@KriterDergi)’nin Haziran 2026 sayısında toplumda “Kolay Para Kazanma” hissi nasıl oluştu, bu his nasıl bir davranışa sonrasında kimliğe dönüştü, algoritmaların bu konudaki etkisi ne?” bu soruların peşine düştüm.
Coinlerle başlayan sürecin kaldıraçlı işlemlere uzandığını, kaldıraçlı işlemlerin sanal kumara kapı açtığını anlatmaya çalıştım.
“Kolay Para Kazanma Vibe artık bir his değil insanların devletten kendilerine sunmalarını beklediği bir hakka dönüştü” önermesiyle bu konudaki ilk yazı bitti, ikinci yazıyla konuya devam edeceğim.
“Algoritmaların Sömürgeciliğinde: Kolay Para Kazanma Vibe” yazının tamamı: https://t.co/xBsBVJTvfH
"NİJERYA'DA URANYUM VAR! TÜRKİYE'NİN DESTEĞİNE İHTİYACIMIZ VAR"
Nijerya Katı Mineraller Geliştirme Bakanı Henry Alake (@AlakeDele) İNRES 2026'da @takvim'e konuştu.
"İmzaladığımız mutabakat her iki ülke için de faydalı olacak" diyen Bakan Alake, Nijerya'da Türk yatırımcıları kucaklamaya hazır ve istekliyiz" ifadelerini kullandı.
🎙Ahmet Zeren
Kriter Dergi’nin (@KriterDergi) Mart 2026 sayısındaki yazım: “Dopamin Döngüsü: TikTok Öneri Algoritması Zihinleri Nasıl Şekillendiriyor?”
Link: https://t.co/wkSmWybDNA
TikTok algoritmasının kullanıcıları nasıl yönlendirdiğini anlamak için farklı profil ve ilgi alanlarına sahip kurgusal kullanıcılarla bir deney gerçekleştirdik.
Deneyin sonunda ortaya çıkan bulgular oldukça çarpıcıydı.
Özellikle çocuk ve ergen yaştaki personaların masum başlangıç ilgileri dahi kısa sürede uygunsuz ve potansiyel olarak zararlı içeriklere kaydı.
Örneğin 13 yaşında erkek persona, ilk gün yalnızca oyun videoları ve masum şakalar izlerken üçüncü günün sonunda akışında küfürlü mizah ve tehlikeli “challenge” videoları ağırlık kazandı. Yedinci gün itibarıyla ise bu persona, TikTok tarafından sokak kavgaları ile bıçak ve kesici alet taşıma övgüsü içeren şiddet içeriklerine maruz kalıyordu.
#ÖZELHABER
Ünlülere yönelik uyuşturucu ve fuhuş operasyonunda tutuklu bulunan Aybike Acer’in ek ifadesi ortaya çıktı.
“Murat Ongun bana doktorum dedi”
“Gülşah Rojin Demir isimli kişiyi ayrıntılı anlatacak olursam: Kendisiyle 2022-2023 yılları arasında tanıştım. Bu şahsı Gönül olarak biliyordum. Beni 5 kez çevresindeki iş adamlarıyla tanıştırıp, üzerimden maddi menfaat elde etti. İki kez Emrah Bağdatlı ile, bir kez F.O. ile birlikteliğim oldu. (Bu ilişkilerde Gülşah Rojin Demir üzerimden para kazanmıştır, ben bu suçun mağduruyum, ekonomik olarak zor durumda olduğum için bu kişilerle ilişki yaşadım)
Emrah Bağdatlı ile bir kez Swiss otelde, bir kez de Anadolu Yakasında bulunan evde cinsel birliktelik yaşadık. Emrah Bağdatlı bu ilişkimde yanımda uyuşturucu madde kullanmadı. Bu ilişkilerimde bir kez Hüseyin Köksal’ın yanındaki kişi olan Servet’ten 3.000 Dolar aldım, Gülşah Rojin Demir’den 3.500 Dolar aldım.
Bu ilişkilerimden önce Gülşah Rojin Demir beni Zorlu AVM’nin yanındaki Raffles Oteline davet etti, otele girdiğimde beni Servet karşıladı. Servet beni asansörle kral dairesi olduğunu söylediği odaya götürdü. Odada Hüseyin Köksal, doktor olduğunu söylediği Murat Ongun, Gülşah Rojin Demir, isimlerini bilmediğim kadınlar ve iki erkek daha vardı. Burada cinsel ilişki yaşamadım. Bu ziyaretim için 1.500 Dolar Gülşah’tan para aldım. Murat Ongun ile sohbetimizde kendisinin doktor olduğunu söylediğinden rahatsızlığımı sordum, bana bronşit olduğumu bundan dolayı bana tavsiyelerde bulundu. Ben kendisinin doktor olduğuna inandım, hatta sohbetimizde kendi telefonunu açıp üzerinde doktor önlüğü olduğu bir fotoğrafını gösterip “Bak bu benim” dedi. Tahmini 3-4 saat burada kaldım. 2022-2023 yıllarında bu olaylar gerçekleşti, bununla ilgili telefon sinyallerim, baz çakışmalarım, Servet’in beyanı alındığında benim söylediklerimin gerçek olduğu ortaya çıkacaktır.”
“Bu dünyadan bir AKINCI geçti..."
Merhum Özdemir Bayraktar’ın hayatı, sadece bir mühendisin değil, bir milletin kaderini değiştirme mücadelesidir. O sancağı zirveye taşıyan Selçuk Bayraktar ile bu özel belgesel gösteriminden kıymetli bir anı… @Selcuk@hamzaozdemir
DİRİLİŞ HATAY: KİME SORSAK "DEVLETİMİZ VAR OLSUN" DİYOR
Asrın deprem felaketi sonrası Hatay "Anka Kuşu" misali küllerinden doğdu.
https://t.co/KgWeZDk7oQ Antakya'nın son durumunu yerinde görüntüledi.
Depremde ağır yıkımların yaşandığı Atatürk Caddesi şimdilerde ışıl ışıl. İnsan üstü seferberlikle konutlar ve sosyal donatılar tamamlandı.
Editörlerimiz bölgeden izlenimlerini aktardı:
🗣 "Burada depremden sonra bir tane sağlam bina yoktu"
📍"Atatürk Caddesi ve Hatay yeniden ayağa kaldırılmış. Kime sorsak "Devletimiz var olsun" diyor.
�� "Erdoğan depremzedeleri tehdit etti" diyor ana muhalefet. Eğer tehdit olsaydı bugün Hatay bu noktada olur muydu?
🎤 @mehmetozkan_tr
🎤 @ahmetzeren44
Yeni Sömürge Aracı Algoritmaların Karanlık Yüzü: YouTube Öneri Algoritması Gençleri Nasıl Radikalleştiriyor?
https://t.co/NXCuBAi2Kq
@KriterDergi’nin Şubat 2026 sayısı için, YouTube’un öneri algoritmasının dini arayış içindeki gençleri nasıl marjinal biçimde radikalleştirdiğine dair yürüttüğüm araştırmanın bulgularını ve sonuçlarını yazdım.
Önüme X’in düşürdüğü bir paylaşım üzerine birkaç fiyakasız cümle…
Cumhuriyet’in ana akım medya tarihini yazmaya kalksak; Yunus Nadi, Emin Yalman, Simavi ailesi, Dinç Bilgin, Nadir ailesi, Uzan ailesi, Ciner ve Doğan ailesi gibi isimleri sayabiliriz. Bu ailelerin cemaziyelevvelini, medyanın kontrolünün kendilerine kimler tarafından, nasıl ve hangi amaçlarla verildiğini Kemal Özer Bey çok iyi bilir.
Cumhuriyet tarihinde ilk defa, Kemal Bey’in ifadesiyle, “şeriatçı bir babanın oğlunun yönettiği” ana akımın merkezi olan medya grubu var.
Ana akımda ayakta durmak, rekabeti sürdürebilmek, merkez olmayı başarıp bunu devam ettirebilmek kolay değildir. Kemal Bey bunu da çok iyi bilir diye düşünüyorum.
Kemal Bey’in hedef aldığı kişi bunu başarmıştır. Ana akımda en çok izlenen televizyon kanalı da en çok izlenen haber kanallarından biri de, en çok okunan ve satılan gazeteler de dergiler de en çok izlenen çocuk kanallarından ikisi de, en çok satılan çocuk dergisi de hedef aldığı o oğlun yönettiği medya grubu bünyesindedir.
Böyle büyük bir medya grubunda ekrana yansıyan her söz ve her hareket sürekli olarak yönetici tarafında denetim ve kontrol altında tutulamaz, zaman zaman yanlış ifadeler kullanılır, yayın ve iletişim kazaları meydana gelir.
Konum esasen Esra Erol değil bunu belirtmek isterim. Adı geçen programın sunucusu zaten, yayın sırasında “İslami kuralları hedef almasının söz konusu olmadığını” ve “üzgün olduğunu” açık ve net şekilde belirtmiştir. Bu düzeltme ve özrün üzerinde durulmuyor ancak mesele, sanki ATV ve bağlı bulunduğu medya grubu, din düşmanlığına bile isteye çanak tutuyormuş gibi kasıtlı olarak büyütülüyor. Bu camianın içerisinde olanlar, ATV ve medya grubunun böyle bir amacının olamayacağını çok iyi bilmektedir.
Bu medya grubunun iddiası da ana akımın merkezinde durmak ve arz–talep ilişkisi bağlamında yayın yapmaya devam etmektir. Bunu yaparken de “ana akım olmanın gerektirdiği bütün piyasa kurallarını sorgulamadan uygulamak” gibi bir politikaları da benim dışardan gördüğüm kadarıyla yok. Böyle bir yayın politikası olsa, Kemal Özer Beyin ifadesiyle o “şeriatçı babanın oğlunun” yönettiği Vav TV, Lacivert, Muhit, Fikriyat gibi kâr getirmeyen (ve kâr getirmeleri de beklenmeyen) kanal, dergi ve web siteleri kurulmuş ve yayına devam ediyor olmazdı.
“Şeriatın sahibinden korkmamak” ifadesi kullanılmış. Allah kalplerin içindekini, insanların gizlediklerini bilendir. Bu cümle, bir tenkitten öte bir iftiradır. Çünkü bunu yazanın, hedef aldığı evladın kim olduğunu ve nasıl biri olduğunu bilmemesine ihtimal yoktur.
Bazı insanların sınavları farklıdır ve göründüğünden ağırdır. O “şeriatçı babanın oğlu” diye hedef alınan evlat, zor olanı yapmıştır; melâmet hırkasını giyinip ayıplayanların dediklerine bakmadan Türkiye’nin değişimine hizmet etmiştir, ediyordur.
“İfsad” ifadesine gelince: Buyurun, daha iyisini yapın… Siz izlenin, siz okunun, siz gündem olun. Sonuçta konuştuğunuz konu medyadır.
“Rezillik” kelimesi ile ilgili şunu demek isterim: Evi camdan olan başkasının evine taş atmamalıdır. Söz gelimi bir yayınevi, birey ve toplum açısından had safhada tahripkâr olan pornografik cümleler sayfalar içeren bir hikâye kitabını basmışsa, o yayınevinin bağlı olduğu medya grubunun külliyen müstehcenlikle ahlasızlıkla itham edilmesi doğru olmaz. Örneği örnekleri daha da hususileştirip ilerletmek istemiyor, burada duruyorum.
Büyük cümleler kurup bu kadar basit olmak Kemal Özer Bey’e yakışmamıştır.
O evlat, babasının oğludur.
Herkese Aynı Sana Özel: X Algoritmasının Siyaset, Etkileşim ve Dezenformasyon Sınavı
-/ @KriterDergi Ocak 2026 /-
Araştırmanın detaylı halini alıntıladığım paylaşımda bulabilirsiniz.
https://t.co/j3VYLH49Xj