Bu haber gözden kaçmasın.
Son bir kaç yıldır artarak yaşanan ama nedense pek gündem olmayan bir mesele: uluslararası köle ticareti.
Üstelik bu mesele öyle savaş, yoksulluk vb sebeplerle göç etmiş Suriyeli, Afgan sığınmacıların uğradığı ırkçı ve ayrımcı uygulamaların yanı sıra ucuz iş gücü olarak kullanılmaları sorununun da ötesinde. Doğrudan patronların ucuz köle ihtiyacını karşılamak için, devletin de yol verdiği, açık bir köle ticareti.
Nepal’den, Hindistan’dan, Pakistan’dan, Mısır’dan… Etiyle, kemiğiyle, pasaportuyla patronlara teslim edilen kölelerden bahsediyoruz. Antep’ten Bursa’ya, Ankara’dan Adana’ya, ülkenin dört bir yanında, onlarca koca koca fabrika ve işletmede, yerli işçilere verdikleri sefalet ücretini bile vermemek için, asgari ücretin bile altında, fabrikadaki konteynerlarda yatıp kalkan, 12 saat köle gibi çalıştırılan ihraç ürünü köle işçiler…
Göçmen görünce kırmızı görmüş boğaya dönen ırkçı ve göçmen düşmanları ise bunu hiç gündem yapmıyor mesela. Çünkü bu kez doğrudan patronların ucuz köle ihtiyacı ve karları söz konusu.
@diclesezenoz’ün bu önemli haberini okumanızı öneririm
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Ankara‘da Kurtuluş Parkı’nda kanlı suç örgütü NATO’nun liderlerini ve katil Trump’ı protesto eden yüzlerce yurttaşımız zorbalıkla göz altına alındı.
Bölgemizi kan gölüne çeviren, Filistin topraklarındaki soykırımı destekleyen Trump’ı selamlamak için Boğaz Köprüsü’nü ABD bayrağının renkleriyle donatan iktidarın polisi bugün de ABD askerliğine soyundu.
Ankara İl Başkanımız ve onlarca üyemizin de gözaltına alındığı protestoda basın emekçilerine de şiddet uygulandı.
Türkiye’nin dört bir yanında ve bugün Ankara’da, katil sürüsüne meydan okuyan, ülkemizin çocuk katilleriyle anılmasını kabul etmeyen tüm onurlu yurttaşlarımıza selam olsun.
Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye!
Kahrolsun ABD!
Kahrolsun NATO!
Kahrolsun işbirlikçi AKP!
1- Ankara'da NATO zirvesi öncesinde, Nato'ya Hayır Koordinasyonu ile ortak eylem çağrısı için Kurtuluş Parkı'na doğru yürüyüşe geçen 22 TİP'li öğrenci Libya Caddesi'nden işkence ve kötü muamele ile gözaltına alındılar.
NATO karşıtı sesleri bastırmak için uygulanan bu baskı politikasına karşı yaşananları adım adım aktarıyoruz.
İsmail Saymaz, Deniz Göktaş ile görüşen Özgür Özel'i aradı.
Özgür Özel: "Deniz dedi ki, 'Beş kez yürüttüler. Önden çekimlerde hep gülümsedim. Gülümseyen görüntümü vermemek için arkadan çekilmişi vermişler.
Hep çektiler, ben de yüzüme kamerayı tuttuklarında hep gülümsediğim için anlaşılan 'bir daha, bir daha...' dediler.
Çok moralli durdum. Gülümsediğim fotoğrafları vermediğim için onu kullanmamışlar, arkadan kelepçeli fotoğrafı kullanmışlar.'"
Recep Tayyip Erdoğan'ın oğlu Burak Erdoğan'ın sanatçı Sevim Tanürek'e yaya geçidinde yeşil ışıkta karşıdan karşıya geçerken arabayla çarpıp ölümüne sebep olduğu iddiasını sormamışlar
In ~400 years, some overrated intellectual will say that the United States of America were neither United nor States nor American and feel so annoyingly smug
'Çorum Olayları' dediği şey Çorum Katliamı.
Alevilere ve solculara karşı yapılan bir saldırı tıpkı Sivas Madımak gibi.
Madımak'tan farkı ise şu. Dönemin devrimcileri halkı örgütleyip Çorum'daki saldırganlara günlerce silahlarla karşılık veriyor ve daha büyük bir katliamın önüne geçiyorlar. Deniz'in babasının o direnişte birazcık bile payı varsa helal olsun. Büyük adammış.