Evrenin bilinen en harika gezegeninde, Ortadoğu gibi lanetlenmiş bir coğrafyada keder yapışmışsa da yakamıza, umut vazgeçmiyor bizden.Eğitim,Sosyoloji,Edebiyat,
"Buraya bakın,burada,bu kara mermerin altında
Bir teneffüs daha yaşasaydı
Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
Devlet dersinde öldürülmüştür"
Ece Ayhan
tahrik olmamayı, tahammül etmeyi öğreneceksiniz. insanlar attığı gole sevinecek, aldığı galibiyete sevinecek, kendi dilini konuşacak, kendi bayrağını açacak, kendi partisini destekleyecek, kendi görüşünü belirtecek. mağaradan çıkmış ilkel kabile üyesi gibi saldırma hakkınız yok!
“Türkiye Maden-İş Başkanı: 1.000.000 TL”
Soru: Sendikacılık Türkiye’de para kazanılan bir şey midir?
Cevap: Elbette!
Sendikacı Başaran Aksu:
“En sınırlı sendikalardan biri olan Genel Maden-İş’in yöneticileri yaklaşık 350 bin lira maaş alıyor. Türkiye Maden-İş Başkanı ise yaklaşık 1 milyon lira maaş alıyor. Ayrıca 4 yılda bir ‘hizmet ödülü’ adı altında 5 milyon, 10 milyon lira gibi ödemeler yapılıyor. Makam tazminatı alıyorlar, iki ayda bir çift maaş alıyorlar. Kendilerinin ve ailelerinin yeme, içme, tatil, giyim gibi birçok harcaması fatura karşılığında sendikaya ödetiliyor.
Bunlar zenginleşmenin sadece görünen kısmı. Büyük faturalar ve finansal işlemler üzerinden de ciddi gelir elde ediliyor. Örneğin sendika kasasından geçici olarak 10 milyon lira kullanıldığında, bunun aylık faiz getirisi yaklaşık 300 bin lira. Grev yok, eğitim yok, ciddi bir faaliyet yok; işçiler sadece aidat ödüyor.
DİSK’e bağlı Genel-İş’in başkanı da 600 bin liranın üzerinde maaş alıyor. Yönetim kurulları çift maaş alıyor, hizmet ödülleri alıyor.
Oysa Sendikalar Kanunu gereği kongre dönemlerinde hazırlanan yeminli mali müşavir raporlarının sendikaların internet sitelerinde yayımlanması zorunlu. Bu raporlar en azından sendika hesabından yapılan ödemeleri kalem kalem gösteriyor. Biz bunları inceleyip kamuoyuna açıkladıktan sonra Türk-İş, Hak-İş ve DİSK’e bağlı sendikalar, kanunen yayımlamak zorunda oldukları yeminli mali müşavir raporlarını artık yayımlamamaya başladı.”
(YouTube: İnan Demirel)
@ugurdundarTV Yaşadığım şehirde kapalı bir bir yüzme havuzu var.Belediye yaptı.Kayyum atanınca İl Spor Müdürlüğüne devredildi. Tesis şimdi hizmete açık mı? Hayır.Spora yaklaşımımızı yeterince anlatan bir örnek.Siyasetimiz,ekonomik ilişkilerimiz,sosyolojimiz,psikolojimiz başarı önünde engel.
Irmak öğretmenimizle ilgili 2. paylaşımımı yapıyorum. Eğer 24 saat içerisinde @tcmeb ilgili okul müdürü ve İlçe Millî Eğitim Müdürü hakkında soruşturmayı başlatıp açığa almazsa 3. paylaşımımı da yapacağım. Olanları olduğu gibi öğretmen arkadaşının dilinden aktarıyorum:
1,5 yıl atanmayı bekledikten sonra 2024-2025 yılının ikinci döneminde Ağrı'nın Hamur ilçesi Soğanlıtepe İlkokuluna Irmak hoca ile birlikte atanmıştık. Hamur İlçe Millî Eğitim Müdürü Mehmet Özmüş'ün bana bir erkek ile bir kadının aynı yerde kalması uygun değil diyerek beni Soğanlıtepe İlkokuluna, Irmak hocayı ise Karakazan İlkokulu-Ortaokuluna görevlendirdiler. Millî Eğitim Müdürüne ben de "Ben o köyde yapamam. İhtiyaçlarımı karşılayamam, köyün servisi yok beni de görevlendirin" diye söylemiştim. Fakat bana "İster uçakla istersen neyle gidiyorsan git!" dedi. Kimse yardımcı olmayınca köy muhtarının yardımıyla köye geldim. Hatta ilk atandığımızda bütün öğretmenlere "okullarınıza gidin ve görün" demişlerdi. Irmak hoca da gidemediği için İlçe Milli Eğitim Müdürü Irmak hocaya takmıştı diyebilirim.
5 Mayıs 2025'te ben askere gittim. Bir yıl sonrasında askerliğim bitmeye yakın Irmak hoca beni aradı. Durumunu anlattı: Karakazan'daki okul müdürü ile tartışma yaşıyor ve okul müdürü Irmak hocaya vuruyor. Bu konu başka kişilere tam tersi olarak anlatılıyor. Olay servis şoförünün gözü önünde olduğu hâlde hiçbir şey söylemiyor. Servislerde bulundurulması zorunlu olan kamera olmadığı için olay tam olarak açıklığa kavuşamıyor. Fakat Irmak hoca olayı gerçekliğiyle anlatacak şahitlerin olduğunu da söylüyordu. Sonuç olarak Irmak hoca Soğanlıtepe İlkokuluna sürülüyor. Köy, Irmak hocanın evine yaklaşık 60 km uzaklıkta. Onun için durum gerçekten çok zordu. Lojman kalınacak durumda değildi ki şu an ben de ana sınıfında kalıyorum. Lojman rutubet içinde ve orada kalacak olan kişinin hastalanması kaçınılmaz. Irmak hoca İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne yazı gönderiyor lojmanın durumuyla ilgili ve yaptıkları tek şey duvarları boyamak. Sonuçta da lojmanı yaptık kalabilir diyerek Irmak hocanın vermiş olduğu dilekçeler hiçbir zaman olumlu yanıtla karşılanmıyor. Fakat Irmak hoca sürekli Kaymakamlığa, İlçe Millî Eğitim Müdürlüğüne gidip durumunu anlatıyor. İlk zamanlarda taksiye 3.000 lira para veriyordu. Bunun üstüne ev kirası da eklenecek olursa bu durum maddi olarak kabul edilemezdi.
Ulaşımın zorluğu ise işin fiziksel tarafıydı. Ruhsal olarak ise daha kötüydü. Sabahları kahvaltı yapmadan geliyordu. Bunları haber alınca köyde tanıdığım ve güvendiğim bir öğretmene Irmak hocaya iyi bakmasını tembih ettim. Sağ olsun sabahları çay ve kahvaltılık getiriyormuş. Olabildiği kadar gönlünü hoş tutmaya çalışıyormuş. Fakat Mehmet Özmüş'ün uyguladığı mobbing arkadaşımı bitirdi, mahvetti. Özellikle yanlı davranmak. Irmak hocanın sürgün edilmesi fakat arkadaşımı darp edenlerin hiçbir ceza almaması işi psikolojik olarak çok kötüye götürdüğünü düşünüyordum. Ben bunları hocamızdan dinleyince ona şöyle söyledim: "Hocam merak etmeyim askerliğim biter bitmez ben oraya geleceğim ve sizin durumunuzu düzeltmek için elimden geleni yapacağım. Nasıl olsa bir erkek ile bir kadının aynı yerde kalmasını uygun görmüyorlar." Sürekli konuşurduk ve ona olabildiğince moral vermeye çalışıyordum. 13 Mayıs 2026'da göreve başladım. İlçe Millî Eğitim Müdürü ile görüşemedim fakat şube müdürü ile konuşup arkadaşımın durumunu anlattım. Hatta en sonunda "Sizden müdürlük yapmanızı değil abilik yapmanızı istiyorum, Irmak hocanın durumu iyi değil" dedim. Fakat hiçbir gelişme olmadı. Bu süreç içinde Irmak hoca dilekçe vermeye ve durumunu ilgili makamlara iletmeye devam etti. Yine hiçbir sonuç alamadı.
DMITRI MENDELEEV: The Boy Whose Mother Crossed Siberia for Him In 1850, a dying widow dragged her 16-year-old son 4,000 miles across frozen Siberia — just to get him into university. She succeeded… then died weeks later.
Nineteen years after her death, that boy gave the world the Periodic Table.Dmitri Mendeleev was the youngest of at least 14 children in remote Tobolsk, Siberia. When he was 13, his father died and the family was left penniless. His extraordinary mother, Maria Dmitrievna, reopened their abandoned glass factory and ran it herself to keep food on the table and her youngest son in school.When the factory burned down, she made the ultimate decision. She would take Dmitri to St. Petersburg — no matter the cost.They traveled for weeks by sledge and boat through brutal cold and wilderness. Maria was already ill, but she refused to turn back. Moscow University rejected them because Dmitri was from Siberia. So she pushed on another 400 miles to St. Petersburg.The Main Pedagogical Institute finally accepted him. Maria had won.
A few weeks later, she died.Left alone at 16, grieving both parents, Dmitri honored her sacrifice by throwing himself into chemistry. In 1869, he created something revolutionary: a table that arranged the 63 known elements not just by weight, but by their properties and behavior.He boldly left empty spaces — and predicted the exact properties of elements that hadn’t been discovered yet.
Skeptics laughed.Then the discoveries came:
Gallium (1875), Scandium (1879), and Germanium (1886) — all exactly as Mendeleev had foreseen.The Periodic Table wasn’t just an organizer. It revealed the hidden rhythm of nature itself. Today it remains the foundation of modern chemistry and still predicts new elements.Dmitri never forgot his mother. He kept her photograph and credited her sacrifice for everything he achieved. Maria Dmitrievna never studied science — she was a Siberian widow who ran a factory and raised 14 children. Yet she saw genius in her son and gave her life so the world could one day see it too.The greatest scientific discovery of the 19th century didn’t begin in a laboratory.
It began with a mother who refused to let poverty, distance, or death stop her son’s destiny.
“Hurda Hırsızı” lakabıyla tanınan Arjantinli sanatçı Guillermo Galetti, hurda metalleri sıra dışı biyomekanik heykellere dönüştürüyor.
İşte en dikkat çeken çalışmalarından bazıları…
Kadir baba yoğun bakımdaymış yine, onu en yakışıklı olduğu zamanlarda 1978'de Selvi Boylum Al Yazmalım ekibiyle Kırgızistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ziyaretinde hatırlayalım, acil şifalar.
@ararattmem@NecatZanyar1 Mem bi Kurdì hest û ramanê xwe dibêjê,gelek kes bi Tirkê êrîş diknê."Yıllardır Kürtçe'nin kaymağını yedin,biletçi oldun!Paracı oldun!"Heyf!Ka hun bi Kurdî helbesta binivisînin.Keymax ji were. Ma bela hûnermend debara xwe nekin?