birhan keskin’in eski avluda şiirinin sonu o kadar güzel ki
“dünya soğur,akşam serinlerken,
benim sensiz sevinecek bir şeyim yok.
kılı kırk yardım, altını üstüne getirdim,
ve işte en geniş cümlem
içimi açtım sana.
içini açmak için.”
bir yerden, bir yoldan döndükten sonra kendi evinin, kendi hayatının seni öylece bekliyor oluşu çok safe bir his, kendin olmaya kısa bir ara vermiş, rollerini, görevlerini layıkıyla tamamlayıp yeniden kendin olmaya geri dönmüşsün gibi, yeniden kendi adınla çağrılmak gibi
dünyadaki en güzel hislerden biri fark edilmektir. bu aralar suskunsun, bu yüzüğü ilk defa takıyorsun, bugün her zamankinden fazla sigara içtin, fazla ışık seni rahatsız eder, bu kahve sana acı, gözlerini kaçırdıysan bu konu seni üzüyordur. ben buradayım demek zorunda olmamak..
evime çok yakışır diye bir şeyleri poşetlere doldurup eve dönmek, birine anlatırım diye yaşadığım şeyleri içimden tekrar tekrar örmek, sevdiğim hayata mutlaka her gün yer açmak. bunlar ayaklarımın altına gerçek bir zemin, omuzlarıma bir battaniye ve yüzüme bir öpücük bırakıyor.
çiçekler büyütmek, insanın içini açan köşeler kurmak, güzel cümlelerle konuşmak, neşeyi ve üzüntüyü “bana ne kadar kalıyor” demeden paylaşmak, sevdiği şeylerin bir parçası olmayı bilmek. bir şeyi iyi yaptığını bilip onu özenle sürdürmek ve hep bununla hatırlanmak. hepsi bu kadar.
artık güzel bir şeye bakarken, işler yolunda giderken, sevdiğim yüzler yakınımdayken hüzünlenmek değil, sadece keyifle gülmek ve fotoğraflarda sadece o keyfi görmek istiyorum. “bir gün özlersem, hatırlamak istersem” diye iç çekmek değil. zamanı gelirse düşünülsün. şu an değil.
hayatımıza hiç hesapta yokken pıt diye giriveren, sonra havamız gibi, suyumuz gibi yanıbaşımızda kalan şeyler ne güzel. arkadaşlıklar, aşklar, gece yarısı rutinleri, yürüyüş yolları, sütlü tarifler, mırıl mırıl şarkılar, başucu lambaları, gördüğümüz anda iyi eden o güleç yüzler.
sokakta ilk defa gördüğüm her kuşa sevinmek, her çocuğu kollarından tutup bir tur döndürmek, günün her saati bulutları ayrı ayrı görmek, kollarımın tam kavuştuğu her ağaç gövdesine sarılmak, yaşamanın ne kadar çok tadı ışığı rengi kokusu esintisi varsa tam orada olmak istiyorum.
denk geldiği için değil öyle olsun istediğin için tek kişilik rutininle, sarı ışıklı akşamlarınla, yuvanla, alıştığın sakinlikle, sevdiğin tariflerle, yatıştırmayı öğrendiğin halinle ilgilenmek ve bunları yaparken artık suçluluk duymamak harika bir eşik. geçtikçe hafifliyorsun.