Kendini allame sanan marabayı ve çeyrekliğini anlamaya çalışanlar, bu adamların temsil ettikleri kitleyi anlamadan hakkıyla bu adamları anlayamazlar.
Akranları tarafından sosyal hayatta zorbalanmış, kendi fikrini oluşturmak yerine sığınacağı bir rol model arayan, henüz şahsiyeti oturmamış bir gençlik damarı bugün küçümsenebilecek kadar dar bir çevreden ibaret değildir. Bu kitlenin 10-20 sene sonra bu ülkede söz sahibi olacak bir çoğunluğu oluşturacağını unutmamak gerekir. Üstelik akran zorbalığına uğramış bu kitlenin önderi olma amacının yalnızca temsil ettikleri kitlenin geleceğine ilişkin olduğunu düşünmek de saflık olur. Mesele birkaç sosyal medya hesabı veya kendini müçtehid zanneden figürlerden ibaret değil geleceğin akademisyenlerinin, gazetecilerinin, bürokratlarının zehirlenmesi meselesidir.
İşin daha tehlikeli tarafı ise, nüfuz arttıkça sınırlar da bu amaç uğruna rahatlıkla aşınacak, kitleyi elde tutmak ve kendi otoritelerini tahkim etmek uğruna nefse hoş gelen küfürlere cevaz verilecek hatta kitlenin işine gelmeyen dini hükümler eğilip bükülecektir. Zamanla haramlar dahi “şartlara göre”, “niyete göre” veya “maslahat” adına meşrulaştırılacaktır.
Bugünden faizin hükmünü esneten, zinayı dini sohbetlerin arkasına saklayarak normalleştirmeye çalışan bir zihniyetin ilerleyen zamanlarda kitlesini Kur’an ve Hadisler konusunda başka tavizlere sürüklemeyeceğinin garantisi yoktur. Buradaki temel soru şudur: Bir hükmün değişmesinden, yumuşatılmasından veya yeniden yorumlanmasından kim fayda sağlayacaktır?
Tarih boyunca Allah’ın dininin şahsi veya siyasi çıkar uğruna araçsallaştırıldığı örnekleri gördük. Allah’ın kelamı, herhangi bir şahsın nüfuzunu korumak, bir kitleyi elde tutmak veya siyasi bir güç alanı oluşturmak için eğilip bükülecek bir malzeme olmamalıdır. Hükmü kendi arzusuna göre şekillendirmekle, ilmi usulle tartışmak arasında çok büyük bir fark vardır. Mesele bir hükmün etrafında koparılan tartışmadan ibaret değildir. Asıl mesele, bir kez dini hakikatin kişisel çıkarların hizmetine sokulmasına izin verilirse yarın hangi sınırın korunacağının artık belirsiz hale gelmesidir. Yapılması gerekense Allah’ın dinini herkesten korumak, onu kendi nefsimiz de dahil olmak üzere herkesin üzerinde bir ölçü kabul etmektir. Dini şahıslara göre eğip bükmek yerine, şahısları imanlarına göre tartmalıyız.
Allah tövbe edenleri sever. Hayırlı akşamlar.