şimdi size halledeceğiz desem, inanmayın, çünkü ben de inanmıyorum tabii, ama inanmamak da zaten bir şey halletmiyor, o yüzden inanmadan halledeceğiz, belki öyle daha kolay olur, beklentisiz, iddiasız, telaşsız, sessizce, sanki hiç halletmek istemiyormuşuz gibi, ama halledeceğiz.
Üç paragraf yazmışsın, üçü de tanımadığın bir kadına ne kadar uzun baktığınla ilgili. Spordan çıktığı, kulaklığın büyüklüğü, yüzündeki ifade... Bu tweet onun yalnızlığını değil, senin kaç reyon boyunca birini izlediğini anlatıyor. Sorun kadında değil.
Dün markette alışverişe gittim. Bazen olur ya bir insanla benzer zamanlarda markete girmişsinizdir ve her reyonda karşılaşırsınız. Öyle oldu. Otuzlu yaşların sonunda bir kadınla böyle denk düştük.
Spordan çıkmış. Kafasında kocaman bir kulaklık. Etrafta olup bitene bakmıyor. Kendi kabuğunda. Sessiz biri. Belli ki müzik dinliyor. Yüzünden mutsuzluğunu okuyabiliyorsunuz. Bir Edward Hopper karakteri kadar yalnız.
Bu modern zamanların yalnızlık özgürlüktür diye pazarladığı şey.
Bana uymuyor.
İnsanlık da neden bunu kabul etti. Anlamıyorum.
Bu cümleler 20 yaşında kulağa hoş gelir. Evlilik kitap sohbeti değil; gece 3'te ateşlenen çocuk, ay sonu yetişmeyen maaş, hastane koridorunda geçen nöbet, ölen bir baba demek. O anların hiçbirinde karşındakinin IQ'su işine yaramıyor. Duran duruyor, kaçan kaçıyor. Gerisi...
Size bir evlilik tavsiyesi arkadaşlar: Zekâsına hayran olduğunuz insanlarla evlenin. Kitaplar üzerine konuşabildiğiniz insanlarla yuva kurun. Yanında kendinizi açıklamak zorunda kalmadığınız insanların elini tutun. Çünkü yanlış insanla aynı ev, ev değil, ömürlük bir hapishanedir.
Serhat Kılıç’ın sevgilisini bir ton eleştirmişler, üç günde nasıl haber alamamış vs. diye. Arkadaşlar sevgililik tam olarak böyle bir ilişki sistemi ya. Evlilik değil ki hani bu. Üstelik ayrı evlerde yaşıyorlar. O kadar normal ki iki gün haber alamayıp beklemesi. Tahminen daha önce de bir iki gün konuşmadıkları oldu ki normal buldu kadın. Acayipsiniz.