Hani uzun zamandır konuşmadığınız bir insanla karşı karşıya gelip kısaca sohbet ettikten sonra, o kişinin durup, hayatınızdan aylar önce çıkardığınız bir insanın hatırını sorması ve sizden ona selamını iletmenizi istemesi bir saniyeliğine size koyuyor ve siz olanları anlatıp anlatmamak arasında kalakalıp sonra da "bu da böyle bir anımdı" deyip gülüp geçiyorsunuz ya, işte o sırada kolunuzdaki saatin varlığını hiç düşünmüyorsunuz. Ya da ayakkabılarınızın rengini.
Bugün iş çıkışı, uzun süredir görmediğim arkadaşlarımla oturduk; biraz iç döktük, biraz insan yerdik ve bol kahkahalı birkaç saatin ardından eve girdim. Yolda biraz yağmura yakalandım; o da iyi geldi. Pamuk gibiyim.
Sanırım hiçbir zaman buraya bol bol melankolik romantizm içeren kafiyeli sözler, uzun paragraflar ve şiirler yazmayacağım. Çünkü bir yerden sonra "ellerin ve ben, yalnızdık" falan gibi cümleler görmek mide bulandırıcı olmaya başlıyor. Kimin eli kimin cebinde belli değil.
Seni özledim, seni seviyorum ve benzeri gibi söylemlere ‘neden?’ veya ‘tamam’ şeklinde karşılık vermemin nedeni aslında ‘ben de seni’ lafına gıcık olmamdır. Aslında gıcık da olmuyorum. Sadece biri söyledikten sonra söyleyince sanki söylemek zorunda kaldığını hissettiğin için söylemişsin gibi oluyor. Yani ‘ben söylemeseydim söylemeyecektin’ mantalitesi işte.