@avumityigit Davalı vekili birleştirme talep ederse hakimin de canına minnet hemen birleştirme kararı verir. Davacının dava açarken ödediği fazladan gider avansı da boşa ödenmiş olur.
Savcılar Kürsüden Aşağı İndirilmelidir
Savcıların abes bir şekilde hakimle yukarıda aynı kürsüde yan yana oturduğu bizden başka tek bir ülke yoktur. Dünyanın en geri kalmış ülkelerinin duruşma salonlarına bakın savcı ve avukatın hakim kürsüsüne eşit mesafede ya yana yana ya da karşı karşıya olduğunu görürüsünüz. Dünyanın hiçbir ülkesinde savcı, hakimin yanında oturmaz. Dünyanın hiçbir ülkesinde savcı avukattan yukarı pozisyonda oturmaz. Peki iddia makamını temsil eden ve savunma makamı ile eşit seviyede olması gereken savcı neden ülkemizde 100 yıldır hakimle aynı kürsüde aynı yükseklikte oturur? Dünyanın hiçbir ülkesinde böyle bir kürsü sistemi yok. Neden bu abesliğe yıllardır göz yumulur?
Maalesef konu sadece engizisyon tipi kürsü sistemimizden ibaret değil. Yargı sistemimiz iddia makamını yani savcıları statü olarak savunmanın üstünde hatta karar makamının yanında konumlandırmıştır. Bu statü farkını sadece bu eşsiz saçmalıktaki kürsü sistemimizde değil pek çok yerde görüp hissetmek mümkündür.
Hakim ve Savcılar Kanunu
Hakim Savcılar Kurulu
Hakim ve savcı yemekhanesi
Hakim ve savcı otoparkı
Hakim ve savcı asansörü
Hakim ve savcı tuvaleti
Bu hatalı sistemde hakim ve savcı sanki kardeş, avukat ise yabancı bir komşu gibi konumlandırılmış durumda. Savunma ile karar makamı arasında ne kadar mesafe varsa aynı mesafe iddia ve karar makamları arasında da olmalıdır. İddia ve karar makamlarının böyle yakın ve yan yana statüde olmaları komik derecede abes olup dünyada eşi benzeri yoktur.
Hakim ile avukat bir araya gelince sorun olur, hatta bazı şımarık hakimler "asla avukatlarla görüşmem" diye övünür ama savcı ile hakimin yan yana gelmesi, aynı lojmanda kalması, birbirlerine misafirliğe gitmeleri, birbirlerinin adliyelerdeki odalarına gidip sohbetler yapmaları doğal görülür.
Hakim ve savcılar aynı kanuna ve aynı kurula tabiidir, aynı lojmanda kalırlar, aynı servisi kullanırlar, aynı yemekhanede yemek yerler, aynı tuvaleti kullanırlar, otoparkları, asansörleri aynıdır, odaları aynı binada, hatta bazen aynı katta ve koridordadır, duruşma salonuna beraber aynı kapıdan girip aynı kapıdan çıkarlar, kürsüde karar makamı olan hakimle yan yana yüksekte oturup savunmaya yukarıdan bakarlar, hakim müzakere arası verdiğinde avukatlar ve taraflar dışarı çıkar ama savcı duruşma salonunda oturmaya devam eder, avukatın konuşurken ayağa kalkması istenir ama savcılar konuşurken asla ayağa kalkmaz, avukatın oturarak savunma yapmasını gururlarına yediremeyen kimi hakimler savcıların oturarak mütalaa vermesindense hiç rahatsız olmazlar!
Hakimlerin ve savcıların adeta yediği içtiği ayrı gitmezken hakimlerin çoğunlukla avukatın savunması yönünde değil savcının mütalaası yönünde karar vermesine şaşırmamak gerekir.
"Hakimler ve Avukatlar Kurumu" ne kadar abesse Hakimler Savcılar Kurumu da abestir. Dünyada hakim ve savcıların aynı kuruma tabii olduğu tek bir medeni ülke yok.
UYAP ve ön bürolar çıkmadan önce avukatlar yıllar boyunca savcının ayağına gidip dilekçelerine havale almak zorunda bırakıldı. Savcı, avukata imza için gelmiyorken, avukat neden savcının imzasına muhtaç edilir? Savcının dilekçeyi kabul etmeme imkanı olmadığına göre bu basit evrak kaydı işlemini savcı değil de kalem yapsa olmaz mıydı? Yok illa avukat savcıya muhtaç olup savcı peşinde koşacak sırf dosyaya dilekçe sunabilmek için!
Hakim ve savcıların böyle benzer statü paylaştığı başka bir ülke yoktur. Bu statü ayrıştırılmalı ve hakim ve savcıların kanunları ayrılmalı, HSK ise "hakimler kurulu" olarak değişmeli ve savcılar bu kurula bağlı olmamalıdır. Hakim ve savcıların aynı lojmanda kalması, adliye binasında odalarının olması yanlıştır. Savcılar ayrı binada görev yapmalıdır. Eşi benzeri olmayan saçma kürsü modelimiz değişmeli ve savcıların, hakim kürsüsünden aşağıda savunma ile eşit yükseklikte oturacak şekilde oturma pozisyonları aşağı indirilmeli, müşteki/katılan kürsüsünde varsa müşteki avukatı ile beraber oturmalı, duruşma salonuna avukatlar gibi ön kapıdan girip çıkmalıdır.
Ankarada olduğum bir hafta sonu tesadüfen @barolar 13.Olağanüstü Genel Kurulu’na izleyici olarak katıldım.
Öncelikle bu kadar delegenin neden toplandığını, neden bu kadar masraf yapıldığını ve büyük motorlu Alman arabalarının neden bu kadar sevildiğini anlayamadım.
Peki bu olağanüstü toplantıdan avukatlar ne kazandı?
Somut ne karar alındı? diye soracak olursanız olağanüstü bir israf toplantısıydı.
🔔Meslek kuralları 8.maddedeki “İş sağlama” “iş elde etme” oldu. Ne büyük bir değişiklik!!
🔔Sanal ofislerle ilgili tartışma yaratacak değişiklik kabul edildi.
🔔Yeni gelen stajyerlere kota mı koysak diye bir tartışma ortaya atıldı.
🔔“200 delegemiz 14’e düştü” diye sürekli mağdur olduğunu anlatan @istbarosu ise 14 delegesini dahi toplantıya getiremedi, delege sayısı kadar baro personeli getirdi.
🔔Meslek kuralları görüşülecekti neredeyse hepsi hazırlıksızdı. Görüş yoktu.
🔔Reklam yasağı görüşülecekti, 81 il barosunun yarısından yine görüş yoktu.
Derslerine bile çalışmadan gelmişler.
Baroların özensizliğine rağmen TBB ise kendisine yakışanı yaptı, delegesine çok güzel baktı.
Yemekler, ikramlar, sınırsız alkollü alkolsüz içecekler…
Avukatların sorunlarını çözerken başka bir sorun düşünmesin diye delegeler rahat ettirildi.
Delegeler de birbirini gördü özlem giderdi.
Cumhuriyetin 100.yılını kutlamayan barolar meslek sorunlarından çok hükümlü siyasi parti liderlerini andı.
Mağduriyetler paylaşıldı.
Siyasi görüşlerini bilmiyormuşuz veya umurumuzdaymış gibi yeniden yeniden aynı şeyleri dinledik.
Kürsüye çıkan herkes en büyük devrimciydi ama sorun şu ki devrilmesi gereken tek şey de kendileriydi.
Şaşırdığım bir şey oldu.
Dışarıda dağınık bir şekilde dinlenen delegelerimizi toplantıya sürekli çan 🔔 çalarak çağırdılar. Bir görevli elinde çanla dolaştı ve çanı duyan delege salona gitti.
Uğradıkları bu muameleyi delegelere yakıştıramadım ama onlar hallerinden memnun diye de çok ses çıkarmadım.
Toplantıya da kimsenin yediğini saymaya gitmedim. Kendi adıma da ödediğim aidat veya keseneklerden delegelerimizin yedikleri içtikleri helal olsun. Çünkü çok çalıştılar.
Olağanüstü israf toplantısındaki yemekleri, içkileri, çayları kahveleri, kuru pastaları, onlara hizmet eden personeli, elektriği, suyu derken toplantıda olağanüstü olan tek şey israf ve toplantının amaçsızlığıydı.
Sürekli baroların ekonomik olarak nasıl ciddi bir sıkıntıdan geçtiğini konuştuğumuz şu zamanda, faaliyet belgesi vermek için aidat ödeme şartı gibi hukuksuz uygulamalar icat edilirken, biz avukatlar iki gün boyunca sabahlara kadar Litai’nin ışıklarının sönmemesini sağladık. Delegelerimizi yedirdik içirdik, konaklattık.
Bunca sorunumuz varken somut hiçbir şey konuşulmadı, bir adım atılmadı.
Afiyet olsun.