eskiden her şeye tutkuyla sarılır, bir şekilde mutlu olmaya çabalardım. şimdi kendimi uzun zaman önce kaybetmiş gibiyim ne heyecan ne heves, ne uyku düzeni ne de eski benden eser kaldı. kendi sessizliğimin sahibiyim. akıp giden bir hayat var, ben sadece izliyorum.
İçimdeki fırtınayı dindirmeye ne gücüm var ne de buna yeltenecek dermanım.. Şimdi sadece, zamanın bu ağır ve kesif yükünü omuzlarımda taşıyabilmek adına, kalbime sükûnet zerk edecek o dilsiz metaneti bekliyorum. Direnmek değil benimki; sadece sessizce sabır dilenmek.
Kendi inşa ettiğim bu zifiri dehlizde, yönümü tamamen kaybetmiş durumdayım. Ne yöne dönsem, çaresizliğin o tanıdık ve soğuk çeperine çarpıyor ellerim. Üzerime çöken bu karamsarlık, geçici bir bulut değil; adeta ruhumun üzerine sinmiş kalıcı bir iklim.
farzet, kuru toprağın susuz çiçeğiyim. kastet, çaresizliğin döktüğü lâl kelimeyim. siyahlarda yaşamış beyazlara aşık, fevriyim. titrek ellerim sessiz dillerim, yıldızlarım var bak bambeyaz; ben karanlıkta onları isteyenim.
İsterdim hafif bir tebessümüm ve meşgalelerim olsun. Meşgaleye tutunmak, tutunarak düşmekti bildim, ama tebessüme mani yok. Sonra hatırladım ki Allah dünyadan "Ey hiçlik" diye bahsetti..
Zihnimin denizlerinde çırpınırken, birçok benliğimin cesedini görüyorum. Kim olduğumu bulmaya çalışmak, fedakarlıkların en büyüğü. Kendimi benden çekip çıkarmak istiyorum. Ama her kurtarma girişimi bir başka beni boğuyor.
gök kurşuni..
başım biraz yorgun ve içim titriyor. gece, ışığını benim için kısmış gibi. içimde dinlenme ihtiyacı var, içimde hafif gıcıklayıcı bir tebessüm var.