İslam’a ve Kuran’a hakaret falan hikaye…
“Diktatör” demesi de değil.
Erdoğan bundan gerçekten rahatsız olsa, tam da bu yakıştırmayı ispatlayacak şekilde, Deniz yurda kendi isteğiyle döner dönmez ters kelepçe taktırıp onu tutuklatmaz.
Tutuklamanın tek sebebinin ne olduğunu hepimiz biliyoruz.
O sırada 19 yaşında olan Burak Erdoğan’ın, ehliyetsiz şekilde ve aşırı hızda araba kullanırken, yayalara yeşil ışık yandığı sırada karşıdan karşıya geçmekte olan Türk Sanat Müziği sanatçısı Sevim Tanürek’i çiğneyerek ölümüne neden olmasını ve sonra araya babası Tayyip Erdoğan’ın girmesi ile merhume Tanürek için “8’de 8 kusurlu” raporu verilmesi ve cinayetin üstünün kapatılması olayını 28 yıl sonra yeniden popülerleştirmesi…
Erdoğan için ailesi her şeyin önünde.
Cemaat’e yönelik kininin bir türlü geçmemesinin nedeni de 25 Aralık günü evine gidilmesi ve öteki oğlu Bilal’in gözaltına alınmak istenmesi…
Ve tam da bu yüzden, göreceksiniz, sanılanın aksine hemen çıkamayacak Deniz.
Bunu yanına bırakmaz.
Cemaat’teki bazı insanların CHP’ye “oh olsun”, “şükürler olsun”, “inlerine girildi” dediğini görüyorum.
Neyse ki azınlıktalar.
Yine de bir şeyler demeden geçemeyeceğim.
CHP’ye oh olsunmuş, çünkü onlar da Cemaat mensuplarına yapılan zulümlerin ortağıymış.
Ortağı denemez ama en azından seyirci kaldıkları doğru mu, doğru.
Haksız bir eleştiri değil.
Ama unutmamak lazım; 17-25 ile 15 Temmuz arası CHP, Cemaat’e yapılan hukuksuzluklara en çok tepki gösteren partiydi.
Geçmişteki bütün karşıtlıklara rağmen…
Cemaat’in CHP’ye hiç oy vermemiş olmasına ve hatta iki tarafın da birbirini adeta düşman kamp gibi görmesine rağmen…
CHP kitlesi, senelerce kendilerini Cemaat mağduru ve “Cemaat yargı kadrolarının hukuksuzluklarının kurbanları” olarak görmesine rağmen…
Zaman’a, Bugün’e, Kanaltürk’e polis baskınları yapılırken veya kayyum atanırken birçok CHP’li milletvekili gelip destek açıklaması yaptı. Bank Asya’nın önüne gelip Cemaat mensupları ile dayanışma sergileyen CHP milletvekilleri vardı.
Birçoklarının aklına sadece Mahmut Tanal gelecektir ama mesela Oktay Ekşi’yi hatırlatacağım. Oktay Ekşi o zaman CHP Milletvekili idi ve Zaman binasına gelip “Dayanışma borcumun gereğini yerine getirmek için buradayım," demişti.
Enis Berberoğlu, Sezgin Tanrıkulu, Şafak Pavey, Selina Doğan, Gürsel Tekin, Barış Yarkadaş, Eren Erdem…
O zamanki genel başkan Kılıçdaroğlu da hem gazeteyi ziyaret ediyor hem STV canlı yayınına çıkıyordu.
İpek Medya’ya bizzat gidip desteğini açıklamıştı.
Erdoğan’ın sıfırlama tapesi CHP Meclis grubunda izletildi.
17-25 Yolsuzluk Haftası olarak anıldı.
Kılıçdaroğlu, Zaman yönetimi ve yazarlarını genel merkezde kahvaltıda ağırladı.
Ta ki 15 Temmuz’a kadar.
Bu ülkede 15 Temmuz diye bir şey oldu arkadaşlar.
Ve tam merkezinde sizin içinizden birileri var.
Onlarla da aranıza mesafe koymadınız.
Onun yerine sadece inkarı seçtiniz.
Sadece inkar…
Ve herkesin de 15 Temmuz’a sizin baktığınız gibi bakmasını beklediniz.
Sizin kendinizi ayrıştırmadığınız bir yerde başkalarının ayrıştırmasını beklediniz.
Evet, CHP de, diğer partiler de darbecilerle, hukuksuzluğa uğrayan masum kitleleri ayırmalıydı. Ayırabilmeliydi.
Keşke daha hukukî ve insanî bir politika izleselerdi.
Fakat siz kendiniz o ayrıştırmayı yaptınız mı ki?
Şimdi sanki 15 Temmuz hiç olmamış gibi, ülkenin bu geldiği noktada bizim hiç payımız yokmuş gibi, bir tek biz demokrasi şampiyonu ve hukuk havarisi imişiz gibi konuşmanızın kime, ne faydası var?
Üstelik AKP’nin size karşı kullandığı nefret dili ile…
“İnlerine girildi” diyor biri.
Dehşet verici.
Kaldı ki bütün mesele değerlere sahip çıkmak değil mi?
“Mazlumlara sahip çıkınca F..TÖ’cü olmazsınız” diyenleri alkışlıyorsunuz da bugün neden iktidarın yaptığı bu hukuksuzluklara karşı çıkınca sanki bir partiye ve o partinin bütün politikalarına sahip çıkıyormuşsunuz gibi davranıyorsunuz?
Mesele CHP meselesi mi?
İmamoğlu meselesi mi?
Ülkemiz çığlık çığlığa yok olup gidiyor.
Ve bunda bizim de çok büyük payımız var.
Dün payımız vardı, bugün de şu söylemlerle birileri halen Erdoğan’a katkı vermeye devam ediyor.
Çünkü bunlar Erdoğan’ın en büyük kaynağının bu olduğunu bile anlayamamış halen.
Ya da “Bana yar olmayan, kimseye olmasın” diyor, bilemiyorum.
“Ben yoksam, hiçbiri olmasın…”
Yazık bunca ödenen bedele, çekilen acıya, kaybolan yıllara…
Bazıları hiç ders almamış.
Turkish riot police fired tear gas and forced their way into the main opposition party's headquarters to evict its ousted leadership, deepening a crisis at the heart of Turkey's democracy https://t.co/Riv9nLhYiG
IŞIKLARI SÖNMEYEN BİR ÜNİVERSİTE
#BilgiÜniversitesi 'nin maruz bırakıldığı, yaşam - ölüm ekseninde, ağır bir karar karşısında,
- Derin siyasi ve sosyal analizler,
- Kişisel olumsuz deneyim paylaşımları,
- "Ben demiştim" lafları,
- "Zaten belliydi" sinizmi,
- "Orada benim başıma şu gelmişti (Oh olsun!) nidaları,
- Bu "balyoz" karara hemen teslim olup, "Burada ne güzel günler geçirmiştik. Elveda Bilgi" romantizmi,
- "Zaten Türkiye'de hukuk mu kaldı?" sığlığı ve pısırıklığı,
Sesleri duyuluyor ve mevcut şartlar altında hiçbir anlam ifade etmiyor.
Karşı karşıya kalınan sorunun, Bilgi'yi de aşan bir ağırlıkta olduğunu görme şuuru ve yönelimi gözardı edilemez.
30. yılını 7 Haziran günü kutlayacak, Türkiye'nin seçkin bir eğitim ve araştırma kurumunun, asıl kurucu unsurları olan öğrenciler ve öğretim ve idari kadrosunun Bilgi'yi seçkin bir "gerçek" akademik kurum haline getirme gayretlerinin, 1999 yılı Ekim ayından itibaren çok yakından tanığıyım.
Yıllarca, mesai saatlerini gözetmeyen bir azimle, saatler boyu üniversitede çalışmalarını sürdüren akademik kadronun olduğu bir üniversite oldu Bilgi.
17 yıl Hukuk Fakültesi dekanlığını üstlendiğim bu kurumda, bu gerçeği, "ışıkları sönmeyen bir üniversite" olarak tanımlardım tercih günlerinde.
Hukuk Fakültesi'nin kurucu dekanı ve Türkiye Hümanist Ceza Hukuku Doktrini'nin öncülerinden, rahmetli Prof. Uğur Alacakaptan ise, bir "Üniversitenin kapılarının kapatılamayacağı" deyişiyle açıklardı bu gerçeği. Ve öğrencileri uyarırdı: "Burayı bir özel üniversite sanmayın, Bilgi bir kamu tüzel kişisidir."
Bilgi Üniversitesi'nin tüm öğretim üyelerinin 30 yıla varan bir süreçte dokuduğu bu kurumsal kimlik, ürettiği akademik yenilikçilikle Türkiye yükseköğretiminin, birçok devlet ve vakıf üniversitelerinin de benimseyip uyguladıkları politikalar, programlar üretti.
Bu nedenledir ki, onbinlerce Türkiye ve diğer ülkelerin yurttaşları geleceklerini bu kurumda geliştirebilecekleri umuduyla, Bilgi'yi seçtiler. Bireysel tercihlerin de ötesinde, söz konusu olan bu durum "halkın kendi geleceğini tayini"ne dair temel normun da bir tezahürüdür, bu bağlamda bir uygulanma biçimidir.
Bunları yok sayan bir bakış, insanın değersizliği gibi bir temel üzerinde yükselir. Adını ne koyarsanız koyun, bu gerçek değişmez.
Buna yol açan bir işlem hukuken de savunulamaz, hükm-i karakuşi mertebesindedir. Bunun bilincinde olan, tüm #Bilgili öğrenciler, mezunlar, öğretim elemanları ve idari personelin haklarını aramaları, tartışılamayacak, kendi geleceklerini tayin etme hakkının gereği kaçınılmaz bir sorumluluktur.
Turgut Tarhanlı
Ozgur Ozel, the leader of the Republican People’s Party, has been deposed. Register to discover why this is a worrying step towards autocracy for Turkey https://t.co/cmtefdBlWK
BREAKING: Police stormed the offices of Turkey’s main opposition CHP party, firing tear gas and rubber bullets at a crowd of party supporters and officials gathered outside the gates. https://t.co/HjOzxBAZ5i
Cumhuriyet tarihini bırakın, dünya tarihinde bile emsali zor görülecek bir vakaya tanık oluyoruz. Eski bir genel başkan, kaybettiği kongrenin ardından iktidar yargısından medet umarak yanında kalan birkaç milletvekili ve eski ilçe başkanıyla partiyi ele geçirmeye çalışıyor. Yaklaşık 500 kişilik bir grup, neredeyse 18 milyon seçmeni olan bir partiye adeta çökmeye kalkışıyor. Bunu parti içi bir mücadele olarak görmek ve bu rejimin koşullarında bile meşrulaştırmak mümkün değil.
Mutlak butlan kararı sonrası @kilicdarogluk kendisine parti içinden destek geleceğini, örgütten fireler olacağını düşünüyordu. Bu olmayınca süreci uzatmak yerine doğrudan müdahale yoluna gidilmiş görünüyor. Hiçbir organik destekleri olmadığı için bir avuç mafyavari tip ve milletvekili genel merkezi ablukaya almış durumda.
Önümüzdeki süreçte 500 kişilik bir grubun, neredeyse 18 milyon seçmenin oyunu almış bir partiye zorla çöküp çökemeyeceğini göreceğiz. Bu nedenle kamuoyunda tartışılan “ayrı parti” önerilerini şu noktada çok yanlış buluyorum. Böyle dehşet verici bir sonuç geri çevrilemezse, demokratik mücadele çok ağır bir darbe alır. Demokrasiye inanan herkesin seçilmiş, meşru CHP yönetimine destek vermesi gerekir.
Elbette her partide ahlakî sorunlar olur ama Türkiye’yi ahlakta da dibe düşürmüş, rejimi de değiştirip tek adam diktasına dönüştürmüş bir iktidarın arzusu ile, oyunu ile ve yozlaşmış sözde yargısı ile genel başkanlık koltuğuna kayyum gibi gelip oturmaktan daha büyük ahlaksızlık mıdır, bilmiyorum.
ben artık hiçbir şeye şaşırmıyorum.
yarın deseler ki saçlarına ak düşenleri vatandaşlıktan çıkaracağız, siyah gömlek giyenlere taksim meydanında tek ayak üstünde durma cezası vereceğiz, en ufak bir şaşkınlık yaşamadan çayımı içmeye devam ederim. şaşırma eşiğimi çoktan kaybettim.
Cumhuriyet tarihi açısından kara bir gün. Mahkemeler eliyle ana muhalefet partisinin yönetimi, hukuk geleneğimizde örneği olmayan bir biçimde değiştirilmek isteniyor.
Dün paylaştığı video ile Kılıçdaroğlu’nun bu karardan haberdar olduğu ve bu kararın çıkması için uğraştığı da tescillenmiş oldu. @kilicdarogluk artık asla kurtulamayacağı bir şaibeyle hatırlanacak.