ÇEVRE MÜHENDİSİ, ÇEVRE DANIŞMANI, A SINIFI İŞ GÜVENLİĞİ UZMANI, SAĞLIK MEMURU, VETERİNER SAĞLIK TEKNİSYENİ, İLKYARDIMCI EĞİTMENİ, HACI... VE EN ÖNEMLİSİ BABA
Yiyin efendiler, yiyin. Bu han-ı yağma sizindir. Aksırıncaya, tıksırıncaya kadar yiyin.
Lakin çıkar yedikleriniz. Bu ülkede de, yurt dışında da, toprak üstünde de, altında da.
Sizin dininiz size, benim dinim bana...
Tüm insanlığın şahitliğinde bir asırdır katliam katliam büyüyen kötülük, son üç yılda kemaline erdi.
Şiddet fevkine vardı, mazlumun ahı dünyayı sardı da sardı.
Duymayan bir Allah'ın kulu da kalmadı.
Hikaye böyle sona ererse;
bu kötülük ve onu sessizce izleyenler
tarihte
lanetle ve hayretle
anılacak.
Ahlak ve dini hayatta çözülme. Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete.. İslam ülkelerinde irtidat pandemisi var!
NEREYE GİDİYORUZ?
Abdurrahman DİLİPAK
04/09/2026 /mirathaber.com
MAK Danışmanlık şirketi tarafından 23 il, 154 ilçede yüz yüze yapılan anket, aslında toplumdaki çürümüşlüğü apaçık ortaya koymuş. Ankete katılanların durumu şöyle:
%14’ü Allah’a inanmıyor.
%25’i meleklere inanmıyor.
%24’ü Kur’an-ı Kerim’e inanmıyor.
%37’si Peygamberimize inanmıyor.
%45’i kadere inanmıyor.
%78’i namaz kılmıyor.
%27’si öldükten sonra dirileceğine ve hesaba çekileceğine inanmıyor.
%55’i Ramazan ayında dahi oruç tutmuyor.
%59’u selamlaşırken “Selamün aleyküm” demiyor.
%20’si dua bile etmiyor.
%43’ü hiç camiye gitmemiş.
%75’i eğitim almak için hiçbir Kur’an kursuna gitmemiş.
%74’ü okumasını biliyor ama evindeki Kur’an-ı Kerim’i okumuyor.
%68’i Kur’an-ı Kerim’i Arapça olarak okuyamıyor.
%83’ü Kur’an-ı Kerim’in Türkçe mealini hiç okumamış.
%77’si Peygamberimizin hayatını hiç okumamış.
%70’i dini (İslam) ile ilgili bilgileri öğrenmek için okumuyor.
%85’i Cennet’e gideceği kesin olsa bile Cennet’e gitmek için ölmeyi düşünmüyor.
%46’sı Halifelik istemiyor.
%10’u günah işlediğini biliyor ve pişman bile olmuyor.
%35’i gusül abdesti almıyor veya bilmiyor.
Sorsaydınız: Zekatını veriyorlar mı, içki içmişler mi, zina yapmışlar mı? İhtilaf ettikleri konularda hakeme gidiyorlar mı, evliler dini ölçülere uygun bir nikah kıymışlar mı, eşlerinin mehir’ini ödemişler mi? Gazze için cihat çağrısı yapılsa kendileri gider mi ya da çocuklarını, kardeşlerini gönderirler mi? Kim mümin, kim müslim, kim fasık, kim münkir, kim münafık o zaman daha net bir şekilde ortaya çıkardı.
İslam inancında dini, politik, ideolojik saiklerle, lider ittihaz ettikleri birileri kendilerine bir emir verdiğinde; o şey üzerinde düşünmeden, o şeyin kul hakkına girip girmediğine, Allah’ın (cc) rızasına uygun olup olmadığına bakmaksızın kendilerine söyleneni kabul edip uyguluyorlar mı, uygulamıyorlar mı? Eğer uyguluyorlarsa bu iş, birilerinin birilerini İlah ve Rab edindiğini gösterir. Bu da şirktir. Lideri, örgütü, şeyhi için de bu durum aynen geçerli. Yani şeklen müslim gözükmek, gerçek anlamda mümin olma konusunda şüpheleri zail etmez.
Mesela bir meal-tefsir, fıkıh kitabı/ilmihal, hadis kitabı okumuşlar mı? Usûl-i Tefsir, Usûl-i Hadis, Usûl-i Fıkıh okumuşlar mı? Akaid, Kelam, Siyer, Peygamberler Tarihi okumuşlar mı? Bir tarikata mensuplar mı ve mezheplerin, tarikatların doğuşu ile ilgili bir İslam tarihi okumuşlar mı? Bir mezhepleri, tarikatları var mı? Mesela Siyonistleri destekleyen firmaların ürünlerini boykot ediyorlar mı? Kendilerini sağ-sol-milliyetçi diye tanımlıyorlar mı? Faiz alıp veriyorlar mı? Faiz/riba konusunda ne düşünüyorlar? Hz. Muhammed’in (sav) bir anda Mekke’den Mescid-i Aksa’ya gittiğine, Hz. İbrahim’i ateşin yakmadığına, Hz. Musa’nın denizi yarıp geçtiğine inanıyorlar mı? Meleklere, Hızır’ın, cinlerin, Şeytan’ın varlığına inanıyorlar mı? Yani anlayacağınız, bu dünyanın “en Müslüman ülkesi”nde Müslümanların hali bu! Yani ülkemizde Tevhid temelli bir din olarak iman edenlerin oranı %15 civarında… Dünyevi gerçeklerin bilgisi Hakikat bilgisinin önüne geçmiş. Siyaset, ekonomi, makam hırsı, heva ve hevesleri gözlerini kör etmiş. Dünyayı gözlerine çok yaklaştırınca arkasında ahireti kaybetmişler. Gelin yeniden Müslüman olalım. Kurmaca mefâhir’ler ve menâkıb’lardan başımızı kaldırıp Vahiy ve risalet ışığında bizi Hakka götürecek bir yol bulalım.
O bol ürün veren ekinleri, o bol kazanç sağlayan ticarethaneleri onları Allah (cc) yolunda cihad’dan uzaklaştırmış. O zaman onlara söyleyin: Allah’ın gazabı onlara çok yakın. Kazandıkları, onları din gününde kurtarmaya yetmeyecek.
Tek başına İHA-SİHA’larla bu açığı kapatamazsınız… %45’i kadere inanmıyor. Rızka ve ecele imanı da sorsalar; melekleri, cinleri, şeytanları, diğer peygamberleri ve kitapları sorsalardı da durum farklı olmazdı. Hristiyanlar İncil’i, Museviler Tevrat’ı okumuyor. Kemalistler Nutuk’u okuyor mu sanki ya da Sosyalistler Kapital’i… Neyse ki Batı’da, aslında İslam hakkında söylenenler ve Gazze’de yaşananlar Kur’an-ı Kerim’e ve Resulullah’ın hayatına ilgiyi artırdı. Ciddi bir ihtida söz konusu, İslam dünyasındaki irtidadın aksine!
Okumuyor insanlar. Bilim dedikleri ezber tekrarından başka bir şey değil. Akletmiyorlar. Kendilerini “aydın” diye tanımlıyorlar ama bunun Aydınlanma felsefesi ile bağını bilmiyorlar. “Münevver” ya da “arif” olmanın onların dünyasında bir karşılığı yok.
Mesela devlet kanalında biri çıkıp Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ni anlatırken “kendi kaderini kendi elleri ile yazan bir halk”tan söz edebiliyor. Daha tepedeki birileri çıkıp “Türk yurdu”nu “ezeli ve ebedi vatan” olarak tanımlayabiliyor. Şirk kokan bu sözlerden hemen hemen kimse de rahatsızlık duymuyor.
“Ezel” ve “ebed” ne demek? Ezel, başlangıcı olmayan, geçmişte ilk noktası bulunmayan zaman demek. Dinî/felsefî kullanımda Allah’ın varlığının başlangıcının olmaması anlamında kullanılır. Ebed, sonu olmayan, sonsuza kadar devam eden zaman anlamına gelir. Kısaca, ezel = başlangıçsızlık, ebed = sonsuzluk/sonrasızlık. Birileri Akif’in şu mısralarını sloganlaştırmış, tekrar edip duruyorlar: “Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım”. “Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal”. Akif de insan, o da yanılır. Süleymaniye kürsüsünden “Fikr-i kavmiyyeti tel‘în ediyor Peygamber” diyen de Akif. Akif’e de kendinize de kötülük etmeyin. Akif bazan coşunca “Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi” de diyor, “Ağzım kurusun yok musun ey adli İlahi” de! “Ye’s” şiirinde “Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!” diyen de Akif, “Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i” diyen de Akif. Tevhid’in koruyucusu onu vahyedendir. Biz sadece İlahi rızanın tecellisinin vesilesi oluruz. Yoksa Allah hiç kimseye muhtaç değildir. Akif de bilir bunları, hem de daha derinlemesine, ama insan bu, hepimizde de birtakım kusurlar yok mu? Bugünkü insanların idol/put edindiği şeyler, Mekke müşriklerinin putlarından çok daha fazla… Bu kalabalıkların birçoğu dini ve politik önderlerini, ideolojik liderlerini adeta İlah ve Rab ediniyor ama ne yaptıklarının farkında değiller…
Geçen gün inanmak istemediğim bir haber okudum: Keçiören Belediyesinde görevli 213 personelin kan ve saç örnekleri alınmış, 171’inde uyuşturucu izlerine rastlanmış. Sadece 42 kişi temiz çıkmış. Daha psikolojik sorunları sebebiyle hap kullananlar buna dahil değil. Alkol kullananların birçoğu buna dahil değil. Şuna bakın: Keçiören’in nüfusu 1 milyona yakın… Keçiören ilçe belediyesinde işçi, memur ya da norm kadro, taşeronda çalışan, işçi+memur toplamında 4500 kişi çalışıyor. Önümde merkez ilçe nüfusu 100.000 civarında (il nüfusu 600.000 civarında) olan bir il belediyesinde 1000’e yakın personel var. Nasıl oluyor bu? Bu çarpıklığın, rüşvetin, torpilin çalışanlar ve şehir sakinleri üzerinde psikolojik bir baskısının sebep olduğu bir stres var. Aslında ahlaksızlığın ekonomik, politik ve sosyal maliyeti yanında bu işler Allah’ın gazabına vesile olur. Zulüm bir yandan, bir yandan faiz / riba, öte yandan israf, yolsuzluklar her yeri kapladığı bir zamanda hangi barıştan, hangi gelecekten söz ediyorsunuz? Unutmayalım ki “zulüm ile abad olunmaz”. Bu haksızlıkları yapanlar, sağı ile solu ile kendilerini ve toplumu nasıl bir felakete sürüklediklerinin farkında değil mi?
Şimdi asıl sorun şu: Baştaki kamuoyu araştırması mı bu felakete zemin hazırlıyor, bu ahlaksızlık, yozlaşma mı bu sonucu doğuruyor? Şunu görelim: Bu sonuç sağ-sol, Alevi-Sünni, okumuş-okumamış, Türk-Kürt, doğusu, batısı, kuzeyi ve güneyi ile bütün ülkeyi kapsıyor. Hatta yozlaşma okumuş, gelir düzeyi daha yüksek, siyasetten nemalanan çevrelerde daha fazla.
Bu ahlaksızlığın sonunda bizi bir bela bekliyor ama o bela ne? Zaman nereden, nasıl gelecek bilmiyorum. Savaş mı, terör mü, tabii bir afet mi, bir şeyler olacak diye endişe ediyorum. Sırf Gazze’de yaşananlar bile “İman ettik” diyenler için büyük bir imtihan. Aynı durum ilk kıblemiz için de, Mekke-i Mükerreme için de geçerli.
Neyse, Allah’ın yardımını (cc) ümit edenler gelin tövbe edelim ve haksızlıklara karşı sesimizi yükseltelim; ülkemiz, bölgemiz ve dünyada olup bitenlere karşı, Epstein çetesine, Global Resetçilere ve onların iş birlikçilerine karşı… Haksızlıklar karşısında susanlardan olmayalım ki Allah’ın yardımı (cc) bize ulaşsın. Hiçbir Müslüman dünyada olup biten şeyleri görmezden, duymazdan gelme hakkına sahip değildir.
Selam ve dua ile.
Not
1 – MAG’ın “Din Araştırması” aslında 49 Sayfa ve yeni yapıldı.
2 – M. Akif çok değerli bir insandı. Allah ona rahmet etsin. O yaşadığı zaman içinde Hakkın sesi oldu. Her insan gibi onun da hataları vardı. O hataları sloganlaştırıp tekrarlayanlara derim ki: Bu şekilde davranarak ona ve kendinize zulmetmeyin!
Belgeselini çektiğimiz Hasidik Yahudiler, Chabad-Lubavitch topluluğudur ve ileri düzeyde Siyonisttir.
İsrail yanlısı bu Hasidik Yahudiler, bizim başlangıçta yalnızca kültürel ve yüzeysel bir video çekeceğimizi düşündü. Drew Binsky tarzında; gündelik yaşamı, gelenekleri ve kültürel farklılıkları anlatan daha hafif bir içerik bekliyorlardı.
Kanalımızın popülerliği de, onların bizim çekim talebimize ılımlı yaklaşmasına neden oldu.
Üstelik bu konuyu ilk kez biz çekmiyorduk. Daha önce Tyler Oliveira ve Tommy G gibi içerik üreticileri de benzer videolar hazırlamıştı.
Fakat çekimler ilerledikçe, konunun yalnızca kültürden ibaret olmadığını fark ettik. Aldıkları çeşitli destekleri, İsrail’le kurdukları tarihsel ve ideolojik bağları ve Kudüs’e dair siyasi-dini yaklaşımlarını da keşfettik ve belgeselimizde bunları size aktarmaya çalıştık.
Filistinli çocukları desteklemeyi unutmayın!
Bir insan farz olan orucu tutmayabilir.
Hastadır tutmayabilir.
Yolcudur tutmayabilir.
Din buna izin vermiş.
Hacca gitmeyebilir.
Fakirdir, hastadır, gitmeyebilir.
Zekat vermeyebilir.
Bak bütün diğer şartların tamamının terkedileceği durumlar vardır.
Fakat İslamiyette namaz kılmayabilir diye bir tabir yok.
Hiç yok ama.
Bir insan bilerek namazı kazaya bırakamaz, terkedemez.
Ayakta kılacak durumu yoksa, oturarak kılar.
Oturacak durumu yoksa, yatağında kılar.
Hatta kımıldayacak durumu yoksa, ima ile kılması farz.
Gözünü hareket ettirecek durumu varsa, ima ile kılacak.
Namazın senin üzerinden düşmesi için, ya canın çıkması lazım, ya da aklın çıkması lazım.
Şuurun yerindeyse ve hayattaysan, mutlaka o namaz kılınacak.
Namazı ihmâl etmeyin gönlü güzeller... 🤗
Milletimize ekonominin nasıl yönetildiğini sormuşlar.
Cevap öyle açık ki üzerine söz söylemeye hacet yok:
Milletimizin %81,1’i “Ekonomi kötü yönetiliyor.” diyor.
Ama asıl dikkat edilmesi gereken şudur:
AK Parti’ye oy veren vatandaşlarımızın %52,9’u, MHP’ye oy veren vatandaşlarımızın ise %53,4’ü ekonominin kötü yönetildiğini söylüyor.
Yani bu artık muhalefetin itirazı değildir.
Bu, milletimizin yaşadığı hayatın hükmüdür.
Maaşı eriyor, kirası artıyor, pazar filesi küçülüyor. Emekli geçinemiyor, işçi ay sonunu getiremiyor, esnaf dükkânını açık tutmaya çalışıyor.
Siz istediğiniz kadar gündemi değiştirin; milletin mutfağındaki yangının gündemini değiştiremezsiniz.
İktidara oy veren de vermeyen de aynı hayat pahalılığını yaşıyor, aynı faturayı ödüyor, aynı pazara çıkıyor.
Ve artık milletin gördüğü hakikat şudur:
Ekonomi kötü yönetiliyor.
Millet görüyor.
Millet yaşıyor.
Bu iktidarın ekonomi anlayışını artık tek cümlede özetlemek mümkündür:
"Vatandaşa nasıl daha iyi hizmet ederiz?" diye düşünmüyorlar; "Vatandaştan daha fazla vergiyi en hızlı nasıl toplarız?" diye düşünüyorlar.
Gelir vergisi yetmiyor.
KDV, ÖTV, harçlar, fonlar...
Ekmekten elektriğe, akaryakıttan ulaşıma kadar millet nefes aldığı her yerde vergiyle karşılaşıyor.
Devlet, üretimi büyütecek mekanizmaları kurmakta bu kadar hızlı davranmıyor; ama vergi tahsil edecek sistemi kurarken olağanüstü bir maharet gösteriyor.
Bugün Türkiye'de en güçlü çalışan altyapı; üretimin, yatırımın ve istihdamın altyapısı değil, vergi tahsilatının altyapısıdır.
Üstelik bu yük adil de değildir.
Dolaylı vergiler yüzünden asgari ücretli de, emekli de, dar gelirli de, zengin de aynı KDV'yi, aynı ÖTV'yi ödüyor.
Oranı aynı ama yükü aynı değil.
Çünkü geliri az olanın ödediği her lira, hayatından eksiliyor.
Adalet, herkesten aynı vergiyi almak değildir; herkesin gücü nispetinde vergi ödemesini sağlamaktır.
Devletin vazifesi vatandaşın cebindeki son kuruşa ulaşmak değildir.
Devletin vazifesi, vatandaşın cebine daha fazla para girmesini sağlayacak şartları oluşturmaktır.
Bugün vergi ödemelerinin son günü...
Binlerce esnafımız, sanayicimiz, tüccarımız ve mükellefimiz yine bu ağır yükün altında ödeme telaşı yaşıyor.
Allah bugün ödemesi olan bütün mükelleflerimizin yardımcısı olsun.
Çin enerji işini başka seviyeye taşıdı
Gobi çölünde dev bir kule kurdular
etrafında 12 bin ayna var
hepsi güneşi tek noktaya odaklıyor
ısı 800 fahrenheit üstüne çıkıyor
bu ısıyı alıp tuz tanklarında depoluyorlar
evet bildiğin tuz
ama 565 dereceye kadar ısınıyor
ve saatlerce soğumuyor
güneş batınca sistem durmuyor
o sıcaklıkla buhar üretip elektrik vermeye devam ediyor
100 megavat güç
gece gündüz üretim
yılda 390 milyon kwh
kömür santrali yakıt ister
bu sistem sadece güneş ister
güneş enerjisinin en büyük sorunu geceydi
çin onu da çözmüş gibi görünüyor
#enerji #gesan #alfas #cwene #kontr #yeotk #astor #sun
İspanyalı futbolcu Cucurella:
“Otizmli bir oğlum var, keşke hiç param olmasaydı da oğlum sağlıklı olsaydı.
Saçlarımı o sevdiği için uzatıyorum; bir de bir an beni unutursa tanıyabilsin diye…”
Sen Filistinli çocukların yanında oldun, dilerim senin de çocuğun hep mutlu olur..
🔴 Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Ardahan Valiliği görevinden alınan Mehmet Fatih Çiçekli için Valilik bahçesinde veda töreni düzenlendi.
📌 Mehmet Fatih Çiçekli , tören sırasında idarecilikle ilgili açıklamalarda bulundu ve Ardahana’a veda etti.
💬 “Zamanında kaymakam olmak için çok dua etmiştim. Sonra mesleğe girince gözlemledim ki büyük cahillik etmişim.
▪️İdarecilik ateşten gömlekmiş. Bir şehrin vebalini sırtlanmaya talip olmak büyük cehaletmiş.”
Bir psikolog bana şu tavsiyeyi vermişti;
"Sen sadece alt soyundan sorumlusun, üst soyunun sorumluluğu sana ait değil."
Hayatımda duyduğum en iyi tavsiyelerdendi.
Üsküdar'da eline mikrofon alarak sokak röportajı yapan bir şahıs, vatandaşın görüşüyle dalga geçmeye çalışırken aldığı cevap karşısında ağzını açamadı:
➖ Oyum Erdoğan'a.
➕ Para var mı?
➖ Parayı ne yapacağım? Vatan var mı? Vatanın var mı? Namusun var mı? Şerefin var mı?
Prof. Dr. Oytun Erbaş:
◽️Avrupa'da yaşamak istiyorlarsa orada yaşasınlar. Nerede istiyorsanız orada yaşayın. Pasaport diye bir şey var, vatandaşlık diye bir şey var, bir sürü vize tipi var. İstemeyen orada yaşasın.
◽️Mesela adam gitmek istiyor; ben bunu burada tutamam ki. Bakın, gidip görsün. Çünkü öyle bir ortam yok Avrupa’da.
◽️Ama bir laf var: "Sokma akıl para etmiyor?" Gidip görmesi lazım. Onun için ben bütün gençlere, turistik olarak ya da bilimsel olarak ya da bir şey olarak, hani gidiyorlar ya Erasmus falan, "Bir gidin, görün bakalım ne var" diyorum. Esasında gidip görünce anlayacaklar.
◽️Bir musibet, bin nasihate eşittir. Sonuç: Taş, yerinde ağırdır.