Dost bulmak bazen bir ağacın büyümesi kadar uzun.
Bazen bir kuşun kanat çırpması kadar kısadır.
Önemli olan yenilerini bulmak değil, var olanı unutmamaktır.
Dost seni yokluğunda arayandır.
Dost iyi günde davetle, kötü günde davetsiz gelendir.
Üzerinde “benim” diyerek yürüdüğümüz toprak, bir gün hepimizi aynı sessizlikle bağrına alacak. Öyleyse mesele ne kadar yükseldiğimiz değil; yükselirken ne kadar insan kalabildiğimizdir.
https://t.co/KiZkx7NclB
#Tevazu#Hayat#İnsanKalabilmek#EmanetBilinci#DünyaHayatı #GüzelAhlak #Vakit #ÖlümHakikati #KibirdenUzak #GönülAlmak #İyilik #Merhamet #HaddiniBilmek
Bir Dostun Ardından, Kendimize Dair…
Kayıp ve Fanilik
Bugün sevdiğim bir dostumu kaybettim.
İnsan böyle zamanlarda hayatın koşuşturmasını, hesaplarını, kırgınlıklarını, hırslarını bir anlığına başka bir yerden seyrediyor. Dün konuştuğunuz, hatıralar biriktirdiğiniz, varlığını hayatınızın doğal bir parçası kabul ettiğiniz bir insanın bugün artık aranızda olmadığını bilmek, insana kendi faniliğini de hatırlatıyor.
Ve ister istemez soruyorsunuz:
Bunca telaş niye? Bunca kibir, gösteriş ve dünyalık yarışı niye? Birbirimizi kırmaya, makamlarımızla, servetimizle, unvanlarımızla birbirimize ölçü biçmeye gerçekten değer mi?
Kibir, Emanet ve İmtihan
İnsan ne kadar aciz bir varlık… Sabah yıkansa akşama kokuyor; can bedenden ayrıldığında ise çok geçmeden geldiği toprağa dönmeye başlıyor. Buna rağmen bazen üç günlük dünyanın imkânlarını ebedî zannediyor, kendisine emanet edileni mülkü sanıyor, birkaç basamak yükselince diğer insanlardan da yükseldiğini düşünüyor.
Rabbimizin bize ikazı ne kadar sarsıcı:
“Yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü sen ne yeri yarabilirsin ne de dağlarla boy ölçüşebilirsin.” (İsrâ, 17/37)
Elbette çalışacağız, kazanacağız, üreteceğiz. Evimiz, malımız, servetimiz, makamımız olabilir. Bunların hiçbiri tek başına kötü değildir. Asıl mesele, sahip olduklarımızın bir süre sonra bize sahip olmaya başlamasıdır.
Para cebimizdeyken imkândır; kalbimize yerleştiğinde ise onun esaretine girmiş oluruz. Makam hizmet etmek için kullanıldığında emanettir; insanlara yukarıdan bakmanın gerekçesine dönüştüğünde ağır bir imtihandır. İtibar, güzel ahlakın ardından geliyorsa değerlidir; başkalarını küçümsemeye başladığımız anda insanı kendi hakikatinden uzaklaştırır.
Bugün bir kez daha düşündüm…
İnsan, sonunda bırakıp gideceği şeyleri çoğaltmak uğruna yanında götüreceği değerleri neden azaltır?
Biraz daha kazanmak için dostluğunu, biraz daha yükselmek için vefasını, makamını korumak için hakkaniyetini, menfaati uğruna vicdanını feda etmeye değer mi?
Sonunda hepimizin kapısını aynı hakikat çalacak. Vakit sandığımız kadar çok değil.
Ölüm geldiğinde unvanlarımız kapının dışında kalacak. Banka hesaplarımız, evlerimiz, arabalarımız, makamlarımız, insanların karşısında taşıdığımız sıfatlarımız bizimle gelmeyecek. Geriye nasıl bir insan olduğumuz, hangi gönüllere dokunduğumuz, kimi incittiğimiz, kimin duasında kaldığımız ve Rabbimizin huzuruna ne ile çıktığımız kalacak.
Tevazu, Vefa ve Dua
Belki de tevazu tam burada başlıyor.
Tevazu kendimizi değersiz görmek değil; bugün elimizde bulunan her şeyin yarın elimizden çıkabileceğini bilmektir. Gerçekten büyüyen insanın başı biraz daha eğilir. İmkânı arttıkça cömertliği, makamı yükseldikçe sorumluluğu, itibarı çoğaldıkça nezaketi artar. Çünkü meyvesi çoğalan dal eğilir.
Bugün kaybettiğim dostum bana, belki haberi bile olmadan, son bir şey daha hatırlattı:
Öyleyse sevdiklerimizin kıymetini hayattayken bilelim. Kırdıysak gönül alalım; affedebiliyorsak affedelim. Dostlarımızı aramak için cenazelerini beklemeyelim. Sevgimizi söylemekten, vefa göstermekten ve iyilik yapmaktan geri durmayalım.
Ve dünyalık uğruna dünyamızı büyütürken gönlümüzü küçültmeyelim.
Çünkü üzerinde kibirle yürüdüğümüz bu toprak, bir gün hepimizi aynı sessizlikle bağrına alacak.
O gün geride ne kadar mal bıraktığımızdan çok, nasıl bir insan bıraktığımız konuşulacak.
Rabbim bugün kaybettiğim dostuma rahmetiyle muamele etsin, mekânını cennet eylesin. Bizlere de ölüm gelmeden önce hayatın kıymetini, sahip olduklarımızın emanet olduğunu ve gerçek zenginliğin güzel bir iz bırakabilmek olduğunu idrak etmeyi nasip etsin.
Dünyada ne kadar yükseldiğimizden daha önemli bir şey var; Yükselirken ne kadar insan kalabildiğimiz…
#ölüm #hakikat
İnsan, kiminle yürüdüğünü çoğu zaman yolun başında değil, yol daralmaya başladığında anlar.
Aynı sofraya oturmak, aynı cümleleri kurmak, aynı fotoğrafın içinde yer almak gerçek bir birliktelik anlamına gelmez. Çünkü insanları bir arada tutan şeyin ne olduğu, en çok paylaşma vakti geldiğinde ortaya çıkar.
İnançla kurulan bağlarda farklı sesler duyabilirsiniz. Herkes aynı kelimeleri kullanmayabilir, aynı yolu tercih etmeyebilir. Ama hedef aynıysa, farklılık ayrılık değil zenginliktir. Samimiyet, herkesi birbirinin kopyasına dönüştürmez; herkesi aynı hakikatin etrafında tutar.
Menfaat ise bambaşka bir bağ kurar. İlk bakışta güçlü görünür. Her şey yolundayken kimse birbirini sorgulamaz. Fakat paylaşılacak makam azaldığında, pay edilecek imkân küçüldüğünde, dün omuz omuza duranların birbirine sırt çevirmesi uzun sürmez. Çünkü çıkarın olduğu yerde sadakat çoğu zaman şartlıdır.
Hayat bize şunu tekrar tekrar gösteriyor: Hakikat insanları sınar, menfaat ise insanların gerçek yüzünü ortaya çıkarır. Bu yüzden bazen kalabalıkların içinde olup yalnız kalırsınız, bazen de tek başınıza yürürken aslında en sağlam beraberliği yaşarsınız.
Belki de asıl mesele, kaç kişinin sizinle yürüdüğü değildir. Asıl mesele, yürüyenlerin hangi sebeple yanınızda olduğudur. Çünkü menfaat bittiğinde dağılan kalabalıklar çoktur; ama hakikate gönül veren birkaç insan, bazen koca bir toplumu ayağa kaldırmaya yeter.
Bugün etrafımıza baktığımızda kendimize şu soruyu sormaya cesaret edebilmeliyiz: Biz insanlar etrafımızda olduğu için mi güçlüyüz, yoksa doğru yerde durduğumuz için mi?
Hakikat bazen alkış getirmez. Hatta bazen yalnız bırakır. Ama insanı kendisine yabancılaştırmaz. En büyük kazanç da belki budur: Kalabalığı kaybetmek pahasına vicdanını kaybetmemek.
#hakikat #menfaat #güç
Bugün, MÜSİAD Genel Merkezimizde, Kerbela’yı yâd etmek ve Hz. Hüseyin Efendimizin adalet, sadakat ve insan onuru mirasını ortak bir akılla tefekkür etmek üzere düzenlenen "Hz. Hüseyin’i Anmak ve Anlamak" programına ev sahipliği yaptık.
İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Sayın Necmeddin Bilal Erdoğan, Türkiye Uluslararası İslam, Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Dr. Mehmet Görmez ve Dede Garkın Ocağı Dedesi Sayın Hüseyin Dedekargınoğlu’nun kıymetli teşrifleri ve hitaplarıyla icra ettiğimiz bu buluşmada; ortak bir vicdan ve muhabbet zemininde buluşmanın sarsılmaz gücünü hissettik.
MÜSİAD olarak kalkınmayı hiçbir zaman yalnızca üretim, ihracat ya da büyüme rakamlarıyla tarif etmedik. Gerçek kalkınmanın önce insanın içinde, ahlakla başlaması gerektiğine inanıyoruz. Ahlakın zayıfladığı yerde güven azalır, güvenin azaldığı yerde ise yalnızca ekonomi değil toplum da yara alır. Hz. Hüseyin’in bize bıraktığı miras tam da bu noktada yolumuzu aydınlatmaktadır: İlkesiz kazanç gerçek zenginlik, adaletsiz başarı ise gerçek başarı değildir. Bugün dünyanın dört bir yanında yaşanan insani acılar karşısında, mazlumun dinini ve mezhebini sormayan evrensel bir adalet ve seçici olmayan bir merhamet anlayışına her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.
Değerli konuşmacılarımıza, gönül dünyamızı zenginleştiren tüm misafirlerimize ve katılımcılarımıza şükranlarımı sunuyor; bu anlamlı buluşmanın İslam âlemi ve bütün insanlık için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.
Rabbim birliğimizi kuvvetlendirsin, kardeşliğimizi daim eylesin.
Hangi Fiyata Satıldık
Çoğu zaman birçok güzel alıntı veya hikmetli söz paylaşırız. Ama hiçbirini çoğumuz üstümüze almayız sadece okuyup geçer veya tekrar paylaşırız. Ben de bugün Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun çok çarpıcı bir sözünü paylaşmak istedim. Lütfen okuyup hep beraber anlamaya çalışalım.
“Rahatınız bozulmasın diye hangi doğrudan vazgeçtiyseniz; o fiyata satıldınız demektir.” diyor Muhsin Yazıcıoğlu. Bugün bu sözün üzerinde gerçekten durup düşünmek gerekiyor. Çünkü insanı her zaman para satın almaz. Bazen makam satın alır, bazen alkış, bazen korku, bazen de sadece huzurunun kaçmaması…
Bugün birçok insan yanlışın yanlış olduğunu biliyor ama konuşmuyor. Haksızlığı görüyor ama “Bana dokunmayan yılan…” diyerek susuyor. Doğruyu savunmanın bir bedeli olacağını bildiği için sessiz kalmayı tercih ediyor.
İşte asıl satış da burada başlıyor. İnsan, vazgeçtiği her doğru kadar eksiliyor. Her sessizlik, vicdandan verilen küçük bir taviz oluyor. O tavizler biriktikçe de kişi, aynaya baktığında kendini değil; konforunu korumak için şekil değiştirmiş birini görüyor.
Belki de kendimize sormamız gereken en önemli soru şu: Bugün rahatımız bozulmasın diye hangi doğrudan vazgeçiyoruz? Çünkü bazen insanın cebi dolarken, vicdanı yoksullaşıyor. Ve vicdanını kaybeden birinin kazandığı hiçbir şey, aslında gerçek bir kazanç olmuyor. İnsan bazen kaybettiğini sandığı doğrularla değil, koruduğunu sandığı konforla kaybeder kendini.
#adalet #doğruluk #vicdan #hakikat #karakter #onurluduruş
MÜSİAD’ımızın yerel kalkınma hamlelerini ve Anadolu sermayesinin üretim gücünü simgeleyen adımlarına bir yenisini daha ekleyerek, MÜSİAD Denizli Şubemizin yeni hizmet binasının açılış törenini büyük bir gurur ve coşkuyla gerçekleştirdik.
Denizli’nin ticari ve sınai potansiyeline yeni bir ivme kazandıracak bu anlamlı açılış programımızı; Denizli Valimiz Sayın Yavuz Selim Köşger, DEİK Başkanımız Sayın Nail Olpak, Önceki Dönem Ekonomi Bakanımız Sayın Nihat Zeybekci, Denizli Milletvekillerimiz Sayın Nilgün Ök ve Sayın Şahin Tin, Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Bülent Nuri Çavuşoğlu ile MÜSİAD Yüksek İstişare Heyeti Başkanımız Sayın Mahmut Asmalı’nın kıymetli katılımlarıyla icra ettik.
Tekstilden mermere, tarımdan sanayiye kadar ürettiği katma değerle Türkiye'nin ihracat lokomotiflerinden biri olan Denizli, açılışını yaptığımız bu yeni kompleksiyle birlikte iş dünyamız için çok daha efektif bir vizyon, eğitim ve küresel iş birliği merkezi hâline gelecektir.
Bu değerli eserin Denizli'ye kazandırılmasında büyük emekleri olan Denizli Şube Başkanımız Engin Boyacı’ya, yönetim kurulu üyelerimize, organizasyonda payı olan tüm yol arkadaşlarıma ve açılış heyecanımızı paylaşan tüm saygıdeğer konuklarımıza teşekkür ediyor; MÜSİAD Denizli yeni hizmet binamızın camiamız, iş dünyamız ve ülkemiz adına hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.
@MUSIADDenizli
MÜSİAD Genel Merkezimizde, Yurt İçi Teşkilatlanma Komisyonumuzun organizasyonuyla düzenlenen Yeni Üyelerle Tanışma Toplantımızı gerçekleştirdik.
MÜSİAD ailemize katılan yeni yol arkadaşlarımız ve komisyon üyelerimizle bir araya gelerek, derneğimizin köklü kurumsal kültürünü, yeni dönem vizyonunu ve küresel ticari iş birliği fırsatlarını masaya yatırdık.
Türkiye’nin üretim, istihdam ve kalkınma mücadelesine omuz veren bu büyük yürüyüşü, ailemize katılan yeni üyelerimizin dinamizmi, sahadaki gücü ve heyecanlı ortak iradesiyle daha da ileriye taşımayı hedefliyoruz.
Toplantımızın hayırlı olmasını temenni ediyor; başta Yurt İçi Teşkilatlanma Komisyonumuz olmak üzere, ailemize yeni katılan tüm kıymetli üyelerimize ve emeği geçen teşkilatımıza teşekkür ediyorum.
Savunma Sanayiinde Kârın Ötesini Görebilmek
SAHA Expo 2026 boyunca yapılan görüşmeler, kurulan temaslar ve uluslararası savunma sanayii aktörlerinin Türk firmalarına gösterdiği ilgi, Türkiye’nin bu alandaki gelişimini ve yükselişini açık bir biçimde ortaya koymuştur. Ancak bu süreç sadece bir başarı hikayesi değil, stratejik bağımsızlık, teknoloji egemenliği ve milli savunma refleksi açısından da dikkatle değerlendirilmesi gereken yeni bir döneme girildiğini de işaret etmektedir.
Savunma sanayiinde asıl bağımsızlık; sadece silah üretmek değil, karar alma iradesini de bağımsız tutabilmektir.
Son dönemde bazı Batılı savunma şirketlerinin Türk savunma sanayii firmalarıyla yakın iş birlikleri arayışında olması dikkatle okunmalıdır. Çünkü küresel güç mücadelelerinde ortaklıklar bazen yalnızca ticari değil, stratejik nüfuz araçlarına da dönüşebilir.
Türkiye, son 20 yılda kendi mühendisliği, insan kaynağı ve milli iradesiyle önemli bir savunma ekosistemi inşa etti. Bu başarı; ambargolara rağmen ayağa kalkabilen bir devlet refleksinin ürünüdür. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası uygulanan ambargoların bu millete öğrettiği en önemli gerçek şuydu: Kritik alanlarda bağımlılık, kriz anlarında stratejik kırılganlık üretir.
Bu nedenle yerli firmalarımızın sadece kısa vadeli ticari kazanç, yüksek sermaye veya küresel ortaklık heyecanıyla hareket etmemesi hayati önemdedir. Savunma sanayiinde her anlaşma yalnızca ekonomik değil; teknolojik egemenlik, veri güvenliği, insan kaynağı kontrolü ve gelecekteki milli karar alma kapasitesi açısından da değerlendirilmelidir.
Elbette Türkiye dünyaya kapalı kalamaz. Ancak kontrolsüz entegrasyonun, zamanla görünmeyen bağımlılık zincirleri üretebileceği de unutulmamalıdır.
Çünkü savunma sanayiinde bazen atılan bir imza, sadece bir ticari sözleşme değil; geleceğin jeopolitik dengelerinde kimin söz sahibi olacağını belirleyen stratejik bir tercihtir.
#MilliTeknoloji #SavunmaSanayi #YerliveMilli #MilliGüvenlik #SahaExpo2026
#Milliİrade #TürkiyeYüzyılı
Bugün Genel Merkezimizde, MÜSİAD’ımızın hafızasını, tecrübesini ve değerlerini temsil eden 20 yıl ve üzeri üyelik süresine sahip kıymetli üyelerimizle bir araya geldik.
Önceki Dönem Genel Başkanlarımızın da teşrifleriyle gerçekleşen bu anlamlı programda, geçmişin birikimini geleceğin hedefleriyle buluşturduk. MÜSİAD’ın değerlerini taşıyan bu güçlü hafıza, yarınlarımızın en sağlam teminatıdır.
Kuruluşundan bugüne teşkilatımıza yön vermiş, emeğiyle, duruşuyla ve vizyonuyla iz bırakmış büyüklerimizle katılımları ve kıymetli paylaşımları için gönülden teşekkür ediyorum.
Nice yıllar boyunca aynı inanç ve kararlılıkla birlikte yürümeye devam edeceğiz.
Zamanın yok değil…
Önceliğin yok.
Koşturuyorsun.
Ama ilerlemiyorsun.
Bugün kendine sor:
Gerçekten doğru yere mi gidiyorum?
Unutma zaman geçmiyor.
Geçen sensin.
#zaman#farkındalık#odaklanma#disiplin#hayat
Yazının tamamı
https://t.co/uLtoKrcjlV
Bayram… Normalde sevinçtir, kavuşmadır, merhametin en berrak hâlidir. Fakat bugün, iftar sofralarına bombaların düştüğü; çocukların bayram sabahına değil, acıya uyandığı bir zamanda yaşıyoruz.
Türkistan’da, Filistin’de, Arakan’da ve dünyanın farklı coğrafyalarında zulüm altında yaşayan kardeşlerimiz varken; bayramın sadece bir takvim günü olmadığını, aynı zamanda bir vicdan imtihanı olduğunu bir kez daha idrak etmek zorunda olduğumuzu hatırlamamız gerek.
Dilerim ki Ramazan’da sofralara ölüm yağdıranlar, bayramı da kana ve gözyaşına çeviremesin. Çünkü hiçbir kutsal tanımayan, kandan beslenen azgın bir düzenin hükmü kalıcı değildir. Tarih boyunca zulüm yükselmiş, fakat asla kalıcı olamamıştır. Hak er ya da geç galip gelmiştir.
Bu bayram; inancı, etnisitesi, mezhebi ne olursa olsun her insanın, anasının ak sütü gibi helal olan huzuru yaşama hakkını hatırlama günüdür. Bu hakkı mazlumlardan esirgeyenlerin dönemi inşaallah birgün kapanacaktır. Çünkü insanı yaşatan bir anlayış, sadece bir ideal değil; aynı zamanda bir medeniyet iddiasıdır.
Unutmayalım: İnsan hayatı; petrolden, doğalgazdan, altından ve tüm doğal kaynaklardan daha değerlidir. Bir tek masumun hayatı, bütün çıkar hesaplarının üzerindedir.
Temennim bu bayram, sadece bireysel bir sevinç değil, küresel bir merhamet çağrısına dönüşsün. Türkistan’ın sessiz çığlığı, Filistin’in direnişi, Arakan’ın unutulan acısı; vicdanlarımızda karşılık bulsun.
İnsanca ve Müslümanca yaşanacak bayramlara ulaşmak duasıyla…
Mazlumların yüzünün güldüğü, adaletin hâkim olduğu bir dünyanın ümidiyle…
Bayramın rahmeti, bereketi ve hayrı üzerimize olsun.
#bayram #uyanış #merhamet
KKTC programımızın sonunda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Tufan Erhürman (@tufanerhurman), KKTC bürokrasisi, iş dünyası temsilcileri ve MÜSİAD üyelerimizin katılımıyla düzenlenen MÜSİAD KKTC İftar Programı’nda bir araya geldik.
Ramazan ayının bereketini ve kardeşlik iklimini aynı sofrada paylaşırken; Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasındaki güçlü bağları, iş dünyası üzerinden daha da ileri taşıma yönündeki kararlılığımızı bir kez daha teyit ettik.
Nazik teşrifleriyle bizleri onurlandıran Sayın Cumhurbaşkanı’na, programa katılım sağlayan kıymetli misafirlerimize ve ev sahipliği için MÜSİAD KKTC (@MUSIADKKTC) Şube Başkanımız Ramazan Gündoğdu’ya teşekkür ediyorum.
📍Samsun’dayız.
Bugünkü Samsun programımız kapsamında Valimiz Sayın Orhan Tavlı’yı (@orhantavli_) ziyaret ettik.
Ziyaretimizde Samsun’un üretim potansiyeli, yatırım imkânları ve bölgesel kalkınma perspektifi üzerine verimli bir istişare gerçekleştirdik.
Nazik kabulleri ve samimi ev sahiplikleri için Sayın Valimize teşekkür ediyor, çalışmalarda başarılar diliyorum.
@TCSamsunValilik
Kastamonu ziyaretimiz kapsamında, MÜSİAD Kastamonu Şubemizin Olağanüstü Genel Kurulu’na katıldık.
Genel Kurul sonucunda MÜSİAD Kastamonu Şube Başkanlığı görevine seçilen Sayın Mustafa Akif Özmat’ı (@akifozmat) tebrik ediyor, kendisine ve yeni yönetim kuruluna başarılar diliyorum.
Kastamonu’nun üretim gücünü, girişimcilik potansiyelini ve bölgesel kalkınma vizyonunu daha da ileriye taşıyacak çalışmalarda birlikte yol yürümekten memnuniyet duyacağız.
Genel Kurulumuzun şubemiz, üyelerimiz, şehrimiz ve MÜSİAD camiamız için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.
MÜSİAD öncülüğünde, Kredi Garanti Fonu (KGF) ve Ziraat Katılım Bankası A.Ş. iş birliğiyle hayata geçirilen Katılım Finans Kefalet Destek Programı; Genel Başkanımız Sayın Burhan Özdemir (@BurhanOzdemirTR), KGF Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Erdoğan Özegen (@ErdoganOzegenn) ve Ziraat Katılım Bankası Genel Müdürü Sayın Metin Özdemir’in (@mtinozdemir) katılımlarıyla İstanbul Finans Merkezi Ziraat Kuleleri’nde düzenlenen imza ve tanıtım töreniyle kamuoyuna duyuruldu.
“Değer üretenlerle, değerleriyle finansman” anlayışıyla uygulamaya alınan program; reel sektörün faizsiz finansmana erişimini güçlendirmeyi, üretim ve istihdamı desteklemeyi hedefliyor.
Katılım bankacılığı ilkeleri doğrultusunda tasarlanan bu destek mekanizmasıyla; üretim odaklı büyüme, sürdürülebilir kalkınma ve istihdamın güçlendirilmesi amaçlanıyor.
Detaylar için: https://t.co/mFHQTm48UK
Ahlaki aşınmayı sadece bireylere yüklemek kolaydır.
Ama eksiktir. Çünkü insanı yalnız iradesi değil,
onu kuşatan iklim de şekillendirir. Yanlış, sadece yapanla büyümez; taşıyanla ve suskunlukla kök salar.
#vicdan#ahlak#değerler#sorumluluk#toplum
https://t.co/65AzoM2Bfx
E-ithalatta basitleştirilmiş gümrük uygulamasının sona erdirilmesini ve 30 Euro altı gönderilerin normal ithalat işlemlerine tabi tutulmasını, üretimin ve iç piyasa dengesinin korunması açısından yerinde bir karar olarak değerlendiriyoruz.
Uzun süredir iş dünyasının gündeminde olan bu düzenleme; yurt içinde üretim yapan firmalarımızın rekabet gücünü zayıflatan uygulamaların önüne geçilmesi ve ticarette daha adil bir zeminin oluşması bakımından önemlidir. Bu adımın, üretim, yatırım ve istihdam kararlarında öngörülebilirliği artıracağına inanıyoruz.
Sürecin, iç piyasada üretimi ve tedariki güçlendiren, yerli firmaların sürdürülebilir şekilde büyümesini destekleyen bir çerçevede ilerlemesini önemsiyoruz. İş dünyası olarak, üretim ekonomisini esas alan her yapısal düzenlemenin yanında olmaya devam edeceğiz.
Bu yaklaşımı ve çalışmaları dolayısıyla Ticaret Bakanımız Sayın Prof. Dr. Ömer Bolat’a ve Bakanlığımıza teşekkür ediyoruz.
@omerbolatTR@ticaret
“İnsanlar sevilmek için yaratıldılar. Eşyalar ise kullanılmak için. Dünyadaki kaosun nedeni; eşyaların sevilmeleri ve insanların kullanılmasıdır.” diyor Cemil Meriç.
Bugün yaşadığımız kaosun özeti tam da burada saklı. İnsanlar değer görmek yerine kullanılıyor, eşyalar ise ihtiyaç olmaktan çıkıp seviliyor.
Statü endişesi, tüketimi kimliğe dönüştürdü. Gösteriş büyüdükçe huzur küçüldü.
Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey şu:
İnsan sevilir, eşya kullanılır, değer ise üretilir.
#statüendişesi #tüketimkültürü #israf #değerüretengençler
https://t.co/vf5BGDZnJm
Bugün, Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirdiğimiz MÜSİAD Vizyoner’25 (@MUSIADVizyoner) programımızı büyük bir ilgi ve yüksek bir enerjiyle tamamladık.
Bu yıl ana temamız “Konnektivite: Order – Disorder – Reorder” idi. Çünkü artık hiçbir şeyin tek başına var olamadığı, ekonomilerin, kültürlerin, değerlerin ve hatta kaderlerin birbirine bağlandığı bir çağın içindeyiz.
Dünyadaki belirsizliklerin, kırılmaların ve insani dramların ortasında; geleceği yeniden kuracak iradenin insanın kendisi olduğunu bir kez daha vurguladık.
Vizyoner’25 ile amacımız geleceği tek taraflı cevaplarla tanımlamak değil, birlikte düşünmek, birlikte soru sormak ve yeni dünyanın inşasına ortak bir tuğla koymak oldu.
Programımıza katılan tüm konuklarımıza, akademisyenlerimize, iş dünyası temsilcilerimize ve gençlerimize gönülden teşekkür ediyorum. Ekonomi, Kültür ve Teknoloji panelleriyle; keynote ve geleceğe dair konuşmalarıyla ilham veren fikirlerin konuşulduğu, ufkumuzu genişleten oturumlarla dolu bir günü geride bıraktık.
Yeni dünyanın düzenini; ortak akılla, ortak değerlerle ve insanı merkeze alan bir anlayışla birlikte kuracağız. Aynı zamanda Vizyoner’25’e katkı sunan tüm sponsorlarımıza ve paydaşlarımıza şükranlarımı sunuyorum.