Sevgili Komşularım,
Bir süredir sizlere anlatmaya çalıştığım gibi, 50 bin Tuzlalının evlerinin yıkılması riskiyle karşı karşıyayız. İki yıldır mesele bu noktaya gelmesin diye büyük bir çaba harcadık ama maalesef sorunun çözümünde hiç mesafe alamadık.
Tüm Tuzlalıların ilçemizin geleceğini tehdit eden bu sorun hakkında her şeyi bilmeye hakkı var! Bundan sonra susmayacağım ve bütün gerçeği olduğu gibi sizlere anlatacağım.
Benim öncelikli görevim ve sorumluluğum Tuzlalının hakkını ve hukukunu korumaktır. Sorun çözümsüz değildir; çözülmesini istemeyenlerin dayatmalarına da boyun eğmeyeceğim.
Tuzlalılar müsterih olsunlar, 50 bin insanı evsiz bırakmanın vebalini asla boynuma almayacağım… #TuzlalınınHakkı
Sevgili komşularım,
Bu sabah yanınızda olamasam da her sabah olduğu gibi bugün de aklım ve kalbim Üsküdar’ın sokaklarında.
Tüm çalışma hayatımı gözden geçirdiğimde, olmayı hak ettiğim ve hayal ettiğim yer elbette nezarethane değildi. Ama sağlığım yerinde çok şükür. Sizlerin de vermiş olduğu destekleri avukat arkadaşlarımız bana ulaştırıyor, gerçekten çok mutlu oluyorum. Sizden haber almak, destek almak moral veriyor.
En yakın zamanda görüşmek ümidi ve sevgilerimle.
Üsküdar Belediyesine yapılan operasyon siyasidir.
Hukuki değildir.
Belediyelerimize uygulanan hukuk ne ise aynı hukuk Akp belediyelere uygulansın.
AKPli belediyelere uygulanan hukuk neyse aynı hukuk belediyelerimize uygulansın.
CMK hükümleri uyarınca ifadeye çağrıldığında gelecek olan belediye başkanımıza şafak operasyonu ile gözaltına alınması da hukuka aykırıdır,tam kanunsuzluk halidir.
Komedyen Deniz Göktaş cezaevinden hepimize haber yolladı:
“Kuyu tipi cezaevindeyim. 25 gün oldu. Moralim yerinde. Ama lütfen bizleri unutmayın, unutturmayın.”
Deniz Göktaş ceza alsa bile yatarı olmayan bir suçlamayla 25 gündür zindanda, tutuklu.
Deniz Göktaş’a derhal özgürlük!
YENİ Parti’yi kuran, milletimizdir.
İşçinin YENİ Partisi
Emeklinin YENİ Partisi
Memurun YENİ Partisi
Esnafın YENİ Partisi
Çiftçinin YENİ Partisi
Kadınların YENİ Partisi
Gençlerin YENİ Partisi
Türkiye’nin YENİ Partisi…
Hayırlı, uğurlu olsun.
Manifest, sermayenin gençliğe pazarladığı ideal insan tipidir: siyasetsiz, sınıfsız, tüketen, sürekli kendini pazarlayan ve algoritmalar için yaşayan birey. Yaptıkları sözleşmelerle kendi bireyliklerini sermaye tekellerine bırakmış, uzaktan kumandayla yönetilen sözleşmeli insanlardır. Ağızlarından mevcut siyasete ya da ekonomik duruma dair tek bir eleştirel söz çıkmaz.
Tam da bu yüzden emperyalizm oradaysa Manifest de buradadır; sermaye ile iç içe geçmiş kültürü sessizce taşımak ve yeniden üretmek için. Manifest kızları, İsrail soykırım yaparken Coca-Cola reklamına da çıkar, her gün konser de verir. Milyonlarca liranın aktığı bu döngü içerisinde sanat da burjuvaziye ve emperyalizme bu amaç doğrultusunda hizmet etmez mi? Uzaklarda çocuklar ölüyormuş, ama sorun yok; akşamki Manifest konserinde eğlenebiliriz. Zoktay'ın çarpıcı dansı hepimizi büyüler.
Onların sanatına baktığımızda emek görünmez olur, kolektif mücadele unutulur; geriye estetik, kariyer ve beğeni ekonomisi kalır. Kadın bedeni metalaşır; cilveli ve seksi birkaç genç kadının "özgüveni" görünür hâle gelir. Ama konserlerde ve setlerde arka planda çalışan kadınlar, emeğin teriyle bu şov ve bu şovdan büyük paralar kazanan kapitalistler için durmadan çalışmayı sürdürür.
Kültür endüstrisinin en başarılı ürünü, kendisini özgür sanan tüketicidir. Manifest konserine gitmekte hepimiz özgürüz. Güney Kore'nin K-pop kültürünü burada da yeniden üretebiliriz. Biraz milliyetçilik, biraz LGBT, biraz taze kadın bedeni, biraz ikili ilişkilere yönelik kinayeli söz, biraz gelenek… Hepsi Manifest'in stilinde yeniden üretilir ve sermayenin rücusu hepimizin gerçekliği hâline gelir.
Bir toplumun hangi sınıf tarafından yönetildiğini anlamak için yalnızca fabrikalarına değil, gençliğine hangi şarkıları söylettiğine, hangi kahramanları alkışlattığına ve hangi değerleri normalleştirdiğine bakmak yeterlidir. Kültür, sınıf mücadelesinin en görünmez ama en etkili cephelerinden biridir. Bu yüzden Başkan Mao Zedung, Kültür Devrimini yaptı ya. Şimdi Manifest'in temsil ettiği kültür bizi nereye götürüyor, hangi kampa dair bunu düşünmek faydalı değil mi?
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Deniz Göktaş’ın avukatı Metin Aslan ile konuştum. İki özel bilgi paylaştı…
Bir: Deniz tutuklama sonrası avukatlarına “neşemizi çalamayacaklar” demiş.
İki: Kendisiyle görüşen Kılıçdaroğlu’na “CHP’yi salın” demiş.
Komedyen Deniz Göktaş:
"Herkes iyi insan olduğundan emin, sahte diploma olayı çıktı, aşırı rahatladılar 'ben dört yıl derse gittim'
Mutlak butlan mesela, 'ben asla partime polisle girmem iyi bir insanım'"
31 Mart 2024 yerel seçimlerinden bu yana farklı partilerden seçilen en az 76, bazı kaynaklara göre ise 79 belediye başkanı AK Parti’ye geçti.
Keçiören, Keşan ve Nevşehir belediye başkanlarının da önümüzdeki süreçte AK Parti’ye katılacağı iddia ediliyor.
Aynı dönemde belediyelere yönelik operasyonlarda yaklaşık 36 belediye başkanı hakkında işlem yapıldı; bunların yaklaşık 30’u tutuklandı.
Elbette yolsuzluk yapanın kim olduğuna bakılmaksızın hesabı sorulmalı, hukuk işletilmelidir.Ancak masumiyet karinesi yok sayılıyor .
Ne mutlu ki (!) AKP’li,MHP li tek bir Belediye Başkanı ve Belediye Başkanlığı yolsuzluğa bulaşmamış!
Sandıkta ortaya çıkan tercih, seçmenin iradesi ve yerel demokrasi nasıl korunacak?
Seçimlerin ne anlamı kaldı?
Değerli İzmirli Hemşerilerim ve Kamuoyumuzun Bilgilerine
Cumhuriyet Halk Partimiz’in maruz kaldığı “Mutlak Butlan” kararı ve takip eden süreçte yaşananlar herkesin malumudur. Bu sürecin Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuş ve Cumhuriyetimizi kurmuş olan partimizde büyük zararlara yol açtığını görüyor ve anlıyorum. Özellikle son günlerde üst üste alınan ihraç kararları çok endişe vericidir. Dün, bir grup il başkanı ile birlikte İzmir İl başkanımızın görevden alınması İzmir’in siyasi iradesine yapılmış büyük bir haksızlık ve kabul edilemez bir yanlıştır.
Partimizin üyelerinden ve seçmeninden gelen siyasi iradenin hoyratça gözardı edilmesi, gelecek günlerde alınacak benzer kararların habercisi niteliğindedir. Ardı ardına alınan bu kararların olağan görülmesi ve kabul edilmesi mümkün değildir. Bu şartlar altında çıplak gerçeklerle yüzleşmemizin artık kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum. Partimizin normal demokratik yönetim ortamına en kısa zamanda kavuşması için hepimizin üzerine düşen sorumluluklar elbette vardır. Bugüne kadar ki tavrımla, söylemlerimle ve olağanüstü kurultay için imzamı vererek bu sürece elimden geldiğince katkı vermeye çalıştım.
Ancak anlıyor ve görüyorum ki iyiniyetli çabalarımız beklediğimiz süre içerisinde sonuç vermeyecek, bunun yanında pek çok parti üyemiz haksız ve hukuksuz bir şekilde hedef yapılmaya devam edilecektir. Ülkemizin her türlü kurgu, vesayet ve manipülasyondan uzak, halkımızın hakları ve refahı için çalışan bir Cumhuriyet Halk Partisine ihtiyacı olduğuna yürekten inanıyorum. Yaşamım boyunca bu mücadelenin bir parçası olmaya devam edeceğim. Ancak “ Mutlak Butlan CHP’si” bu mücadelenin çatısı değildir.
Bu kanaat ve düşüncelerle, büyük bir üzüntüyle ve bir gün geri dönebilme umuduyla Cumhuriyet Halk Partisi üyeliğimden istifa ediyorum. Bundan sonraki süreçte bağımsız olarak İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevimi sürdürecek, şehrimize ve halkımıza tüm gücümle hizmet etmeye devam edeceğim.
Saygılarımla bilgilerinize sunarım.
Şeytanı bile secde ettirecek kadar karanlıksınız. Hiç ölmeyecekmiş gibi koltuğa sarılmış, hırsla gözünüz dönmüş. En büyük dileğim bir gün selanızın yükseldiğini duymak. Sizi bu dünya da toprak bile kabul etmeyecek. Arkanızda sadece kocaman bir nefret bırakacaksınız.
Bugün verilen karar, Türkiye'de siyasetin fiilen bitişini temsil etmektedir.
Herhangi bir partiye, YSK'nın yetki alanındaki bir kurultay gerekçe gösterilerek kayyım atanabilmesi, bütün partilere aynı yöntemin uygulanabilmesine dair bir emsal karar olmuştur.
Şu andan itibaren Türkiye'deki bütün siyasi partilerin bu karara en şiddetli tepkiyi göstermesi gerekmektedir.
Aksi takdirde CHP'nin yerine geçmeye çalışacak her parti aynı sonla karşılaşma riskiyle siyaset yapacaktır.
Gün birlik olma günüdür.
Sandıktan çıkanla, mevcut durum arasındaki kocaman fark.
İnsanlar AKP'ye oy vermek istese, AKP'ye oy verirdi.
Bu kişileri asla unutmayacağız, asla affetmeyeceğiz.
Sınırsız yetkileri var, bürokrasi çok yavaş diye başkanlık sistemi istediler onu da aldılar, 20 sene kesintisiz iktidardalar ama her olumsuz olayda sadece onların sorumluluğu yok.
Oyunlar suçlu, CHP suçlu, diziler suçlu, internet suçlu, sosyal medya suçlu, onlar ise hep mağdur.