Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht'in katledilmesini organize eden Alman Sosyal Demokrat Partisi'nin Savunma Bakanı Gustav Noske'nin sözü meşhurdur:
"Birinin kanlı köpek olması gerekiyor; bu sorumluluktan kaçmayacağım."
Aradan bir asır geçti. Ecevit'in son döneminden Baykal'a, Baykal'dan Kılıçdaroğlu'na uzanan çizgide sosyal demokratlar da kendi tarihsel "sorumluluklarından" kaçmadılar.
Formatif boyutundan, imkân potansiyelinden ve bir sonraki uğrakta karşımıza çıkacak yeni risklerden bağımsız olarak günün temel ihtiyacı birleşik mücadeledir.
✍️ @alidenizkilic yazdı | Bence ve ötesi: Post-truth çağında birleşik mücadele
https://t.co/NSStvqO49w
Gezi’de cinsiyetçi sloganlara müdahale ettik, o kitle bunu kabul etti. Militarist sloganlara itiraz ettik, o sloganlar değiştirildi. Irkçı, ayrımcı, şovenist, milliyetçi söylemleri durdurabiliyorduk. Çünkü dinleyen bir kitle vardı, itiraz edenle birlikte düşünen bir kalabalıktı o.
Ama bugün karşımızda farklı bir kitle var. Kutuplaşmanın ağır sonuçlarını taşıyan bir kuşak. Irkçı, cinsiyetçi sloganlar artırılmış şekilde alanda. Ve ben birçok slogana eşlik etmiyorum artık. Etmedim de. Çünkü neye karşı durduğumu biliyorum. Oraya onlar için gitmedim, o sloganlar için gitmedim.
Ama bu gençlik, bu dili öğrenmemiş olabilir. Onlar da politikleşecekler. Karşılaşa karşılaşa, duya duya, dönüşe dönüşe… Ya dönüşecekler ya da eriyip gidecekler. Başka yolu yok.
Ankara’ya bir günlüğüne gelip bir arkadaşımı başka bir şehre uğurladım. Benim gelebilmem için şehirde bir kişilik boşluğun açılması gerekiyormuş gibi hissediyorum.
Karabük Üniversitesi'nde yaşananlar bir süredir sosyal medyanın gündeminde. Yaklaşık bir yıl önce @hazardost ile birlikte Filyos Çayı kenarında cesedi bulunan Gabonlu Dina'nın ölümünü araştırmak için Karabük'e gitmiştik.
Cinayeti araştırırken bambaşka şeylerle karşılaşmıştık.
Bu sabah metrobüste beni son durakta uyandırmayan yolcu ve şoför arkadaşlar, kıyamadınız biliyorum ama uyandığımda ters yöne gittiğimi görmekte pek iyi hissettirmedi haberiniz olsun