"Pek çok lider, siyaset sonrası yaşamı, bir boşluk ya da bir kayıp olarak hayal eder. Ayrıca, siyasetçilerin koltuk sevdası emekliliği zorlaştıran önemli bir unsur. Çünkü siyaset koltuğu yalnızca bir yetki alanı değil; aynı zamanda anlam, aidiyet ve tanınma üreten bir sembol. Bu da koltuğu bırakmayı kişisel ve duygusal bir kopuş haline getiriyor. Sadece liderler değil, genel olarak tüm siyasetçiler “gidebildikleri yere kadar gitmek” istiyor."
"Seçmen ya böyle düşünürse" şeklindeki taktik tedbirlerden ziyade seçmeni ikna edici aksiyon alan siyaset beklentisi var.
40 kere denirse zaten, "daha CHP'yi yönetemediler" gerçek bir tereddüte dönüşebilir (hatta kalsalar da dönüşür)
Oysa olan bitenin bir yönetememe değil, bir müdahale olduğu algısı güçlü, ayrılış faturası gidene kesilmeyecektir.
Yeni girişimdeki esas risk CHP'yi bırakmaktan ziyade, yeni olmaması; yani CHP'yi yanında getirmesi ve CHP'nin ibaret kalması olur. Öyle olacaksa CHP'de kalmaları çok daha makul zaten. Ama bu, toplumdaki uzun zamandır hâkim olan, yerel yönetimlerde kısmen karşılık bulan yeni beklentisine denk değil.
Özgür Özel'den Yargıtay'ın üyelikleri silmesi sorusuna:
"Bu görüntü millet de şey der 'partiyi böyle yöneten ülkeyi nasıl yönetecek' der.
Allah muhafaza biz varız, partimizdeyiz."
Portekiz maça Almanlar gibi acımayalım, atabildiğimiz kadar atalım diye başladı, ama ardını getiremediği gibi Kongo'nun ilk Dünya Kupası golünü kalesinde gördü.
Bu Dünya Kupası'nın anılarında yer edecek anlardan biri de Scaloni'nin tepkileri olacak.
Oyun kurgusunu Messi dominansından uzak bir anlayış hedefi ile yola çıkmışken, Messi'nin süper oyunu ile maça damga vurduğu momentlerde, duygularına hakim olamamış. #Argentina #worldcup2026
Por eso Argentina juega como lo hace, porque Scaloni situa lo emotivo por encima de lo superfluo. Porque la emoción es la base de la táctica.
Qué acontecimiento es este equipo. Un regalo.
Erkan Baş'ın anadil bahisli açıklamaları ve özrü sonrası onu savunmak üzere açıklamalar konuyu yeniden ısındırıyor; "aslında öyle demek istemedi" diyenler şunu gösteriyor ki, anadil konusu küçümsenen bir konu.
Gözden kaçan şu: Kürtler için (neredeyse tamamı için) anadil en temel sorun ve hak talebi konusu. Anadili Kürtçe olan diye başlayan -niyeti, hedefi ne olursa olsun, kimden gelirse gelsin- dışlayıcı her ifade en temel, en varoluşsal hak talebinin tanınmaması olarak duyulur.
Sonuç olarak, arada olan, muğlak savunular faydasız kalacaktır. İki yol var ya özür hattını genişletebirler ve özür konusu tutumdan dönebilirler ya da "aslında demek istediğini" daha açıktan/şeffaf savunarak Kürt'lerle mesafe koymayı göze alabilirler.
@ibrahimyuksel10@yektakopan Bir renk olarak kesinlikle, artı fair play listesinde de birinci sırasına korum, ama futbolları için zor. Kendi seyircileri de kurtarışlara ve orta sahayı geçmiş olmalarına sevindiler. Daha fazlası yok maalesef.
Buradaki esas sorun spikerin hatası değil, bunun fark edilmemiş olması. Spiker de uyarı ile değil, İran kaptanı ekranda odağa gelince, ismini görünce ayılıyor. Kurumlarda izleme, ekip desteği, uyarı sistemi, kontrol vb. süreçler işletilmiyor, kurum olarak hata yapmanın önemi kalmadı.
TRT spikeri yaklaşık dört dakika boyunca İran’ı Yeni Zelanda, Yeni Zelanda’yı da İran olarak anlattı. Hayatta hata olur, herkes yanılabilir; ancak bu kadar uzun süre fark etmemek artık hata değil, hazırlıksızlık, ciddiyetsizlik ve liyakatsizliktir.
Maçı büyük ihtimalle Türkiye’deki stüdyolardan anlattı ama belli ki maç öncesinde ne takımlara çalışmış ne de seremonide takımlar kim diye bakmış. Sahadaki oyuncuların kim olduğu konusunda en ufak bir fikri yokmuş gibi isimler saydı, sürekli isimler salladı. Taremi’nin adı yakın çekim ekrana gelmese farkında dahi olmayacak. Bir Dünya Kupası maçında takım ve oyuncu tanıyamayacak kadar hazırlıksız çıkmak kabul edilebilir değil.
İnsan ister istemez soruyor: Bu maçı gerçekten izleyerek mi anlattı, yoksa ekrana arada bir göz atıp doğaçlama mı yaptı?